Dekorasyon Dergileri Tanıtım

Bu başlıgımızda Maison Française dergisindeki 2007 mart ayı konularından kısaca kesitler veriyoruz. Dergiyi almanızı kesinlikle öneririz cok güzel konulara deginilmiş.Maison’da bu ay, en yeni trendler, en yeni markalar, en yeni mekanlar, en güzel parti önerileri, en güzel koleksiyonlar, çok farklı kültürlerden yansıyan evler, sergi- fuar haberleri ve tam üç adet ek sizleri bekliyor.

Size ilham verecek tasarımlar ve temaları, Paris Maison&Objet Fuarı, Köln Mobilya Fuarı, Milano MACEF Fuarı, Frankfurt Heimtextil Fuarı, Frankfurt Ambiente Fuarı, Hannover Domotex Fuarı, Frankfurt Christmasworld Fuarı, Paris Mobilya Fuarı ve Stockholm Mobilya Fuar’larında yer alan en son trendleri, Trends 2007 ekimizde bulabilirsiniz.
Salondan yemek odasına, mutfaktan banyoya, bahçeden balkona, genç odasından çocuk odasına kadar evinizde sizlere fikir veren ipuçları İdeal Ev ekinde sizleri bekliyor.
Bu ay derginin içinde yer alan Amerikan eki ise, sizleri ülkenin tasarımcıları ve markalarıyla buluşturuyor.

..:: ::

Farkında olmanın farkı
Galatasaray’da yeni bir mağaza keşfettik. Adı: Chic. Güncel moda dışında giysi ve aksesuarlar bulabileceğiniz bu adresin projesi iç mimar Melis ve Sinem Kurultay kardeşlere ait. Melis ve Sinem’in en büyük farkı, ne istediklerinin ve ne yaptıklarının farkında olmaları. Kısaca onlar farklılar ve farkındalar…

..:: ::

Paul Smith, Paris’te yeni evinde
Yıllardan beri zarif bir neşeyle, ölçülü bir mizahla karıştırmayı başaran İngiliz tasarımcı Paul Smith’in yeni mağazasına hoşgeldiniz!

..:: ::

Yüzey oyunları
Mobilyaları değiştirmeden, sadece yüzeylerle oynayarak dekorasyonda farklılık yaratmak moda. Kanepe kumaşını değiştirmek en kolayı. Ama masanızı ayna kaplamaya, sandalyeleri patine edip, elmas mekanlar yaratmaya ne dersiniz?

..:: ::

Şehrin ortasında aydınlık çatı katı
Nişantaşı’nda konumlanan 70 metrekare büyüklüğünde tek kişilik yaşam alanı, yeşil terası ve asma katı ile sürpriz bir dekorasyona sahip. Küçük alanda büyük bir etki yaratan bu mekanın altındaki imza ise yüksek mimar Brigitte Weber’e ait.

..:: ::

Çingene ruhum benim
Aynı tarzlar içine sıkışmış mekanları unutup sıradışı bir çizgiyi takip etmekten korkmayanlar. Biraz oradan biraz buradan çaldığı detayları yorumlayarak kendi ruhunun bol çiçekli, kıvrımlı, işlevi, gürültülü, göçebe ve karmaşık yönünü dışavuranlar. Sözümüz size…

..:: ::

Beyaz ve şeffaf ev
Objeleri farklı amaçlarla kullanan Fabrice Diomard’ın evinde kendimizi mekanın ferahlığında kaybediyorsak, bunun nedeni dekorasyona yön veren ev sahibinin özellikle yaptığı küçük hileleridir. Işığı bir prrofesyonel gibi kullanıp mekana röfleler vermesi, sade renkler ve cam objeler kullanması onun uyguladığı başlıca hünerler olmuş.

..:: ::

Dengeli sentez
Modern çizgiler, antika eşyaların nostaljik ruhuyla buluşarak hareketleniyor. İki farklı zamanın dekorasyon anlayışının bir arada nefes aldığı, düz hatların tarihi kıvrımlarla tamamlandığı mekanlar yepyeni sentezlere ayna tutuyor.

..:: ::

Doğal karmaşa
Tasarım gurusu ve peyzaj mimarı Binny Hudson, seyahat ve koleksiyon tutkusunu fotoğraf sanatına hayranlık duyan eşi Graham ile paylaşıyor. Çiftin Londra’da konumlanan Provence tarzı evleri, yılların eşsiz hatıralarını ve değerli antikaları sevgiyle barındıran göz kamaştırıcı bir kent mekanı.

..:: ::

Bahara pastel giriş
2007 İlkbahar-yaz sezonu için sunulan renk skalaları arasında lime rengi, elektrik mavisi ve beyaz yeni bir üçlü yaratıyor. Bu renkleri İskandinav tarzı, yuvarlak hatlı mobilyalar ve düz formlu, yalın detaylarla birleştirerek bahara taptaze, güneşli ve sıcacık bir geçiş yapabilirsiniz.

..:: ::

Yaşama sanatı
Naz ve Kaya Pensoy çiftinin Beykoz Konakları’ndaki evlerini modern yaşamı eskiye ait farklı kültürlere özgü objeler süslüyor. Üç kişilik yaşamın yaratıcı çözümleri, sürpriz malzemeler ve alışılmadık kullanım şekilleri ile ortaya çıkan ev de çağdaş ve modern bir tarz sergileniyor.

..:: ::

Cesur yürekler için Gotik&Barok
Gizemli Gotik ve teatral Barok, bildik dekorasyon kurallarını altüst eden iki güçlü stil. İhtişam, lüks ve gizem Orta Çağın bu iki yorumunda birleşiyor. Anahtar kelimeleri koyu renkler, altın, ürkütücü iç mekanlar ve keskin hatlar. Mart sayımızda Gotik ve Barok, cesur yüreklere göz kırpıyor…

..:: ::

Aklın ve ruhun yansıttıkları
Tarabya’da dört kişilik bir yaşama geçişin mutlu ve heyecanlı hikayesi. Aroyo çiftinin evleri, KG Mimarlık ortaklarından yüksek mimar Gürhan Bakırküre’nin işlevsel çözümleri ve sanatsal bakışı ile yaşama hazır.

..:: ::

Evime bahar geldi!
Geçtiğimiz iki ay boyunca Avrupa’nın en iyi dekorasyon ve tasarım fuarlarının trend bombardımanı altındaydık. Görünen o ki, yeni mevsime girerken evlerin kimliği de iyice zenginleşiyor. Gökkuşağı etkisinin hükmettiği, fluoresan renklerin göz kamaştırdığı, enerji yüklü bahar evlerinin ortak lisanı metalik efektler, iri desenler ve floral cümbüş… Karnavala dahil olun!

..:: ::

Her odada parti var!
2007 evi sevdiklerimizle buluşma sahnemiz olurken, eğlenceye, partiye, kutlamaya doyuyoruz. Öyle ki evin her odası bu neşeli havaya farklı şekillerde katılıyor. Trend uzmanları 70′lerin sonlarındaki pop akımından 80′lerin ortasına uzanan disko imgelerini bugünün iç mekan senaryolarına dahil ederken, biz de bu iyimser, ışıltılı, yoğun, elektriği ve enerjisi yüksek görüntülerin keyfini çıkarıyoruz. Sebep yok, parti var!

..:: ::

Gökyüzü üzerimizi örterken
Yüzünü Beyoğlu’nun gizli mimari güzelliğine dönmüş tarihi yapının birinci katındayız. Didem Çapa’nın yeni ofisinin gökyüzüne açılan bu muhteşem terasında hazırladığımız davet köşelerine, geçmişin pek çok izi eşlik ediyor. Ve bir de kumrular

..:: ::

Doğunun altın çağı
Çin stili, sakin ama bir o kadar da sıcak mekanları tercih edenler için güçlü bir alternatif oluşturuyor. Kırmızı-siyah kombinasyonu, lake yüzeyler, dini figürler ve koyu renk ahşap bu stilin anahtar kelimeleri. Doğunun mistisizmini yaşamak için, bu dekorasyon kodlarını çözmeye hazır mısınız?

..:: ::

Koleksiyon yapıyorum!
Koleksiyon yaparken en önemli kural araştırmalı, okumalı, görmeli, dokunmalı ve seçici olmalısınız. Bu da koleksiyon yapmanın apayrı bir keyfi. Bu keyfi yaşayanlardan öğrendik ki birikenler aslında objeler değil, kültürler, tarihten kesitler, anılar ve duygular…

Home Life Mobilya Dekorasyon Aksesuar Firması

Garden Life, 1992 yılından beri bahçe mobilya ve aksesuarları denince akla gelen ilk isim olarak yıllardır kalite, estetik ve müşteri memnuniyetinden ödün vermeden sektördeki liderliğini korurken, kardeş kuruluşu olan Home Life ise 1999 yılından beri klasik iç mekan mobilya ve aksesuarları konusunda kendi grubunda farklılığını ve vazgeçilmezliğini sürdürüyor.

Amerika ve Avrupa’nın dünyaca ünlü firmalarının tasarımları arasından büyük bir titizlikle seçim yaparak oluşturduğumuz Home Life’ın seçkin koleksiyonunu, her yıl kalite ve şıklığından taviz vermeden yenileyerek sizlerin beğenisine sunuyoruz.

Kişiye ve mekana özel hizmet anlayışı ile “yaşayan mekanlar” oluşturan Home Life’da, klasik ve neo klasik tarzdaki şıklık ve aynı zamanda rahatlıklarıyla öne çıkan mobilyaların yanı sıra dekorasyonunuzu tamamlayıcı ürünler olan kumaş ve vinil duvar kağıtları, ipek döşemelik ve perdelik kumaşlar, porselen, cam ve kristal objeler, varaklı aynalar, tablolar, aydınlatma elemanları ve daha yüzlerce çeşit aksesuar bütün uyumu ile iç içe sergilenmektedir.

Home Life’da kendi bünyemizdeki uzman iç mimar kadromuzla anahtar teslimi dekorasyon projelerine de imza atarak, perde dikiminden restorasyona kadar proje ve uygulama desteği veriyoruz.

Hala ilk açıldığımız günkü heyecanımızı duyarak siz değerli dostlarımıza daha iyi hizmet verebilmek amacıyla, sayısı her geçen gün artan showroomlarımızda koşulsuz ve sınırsız müşteri memnuniyeti anlayışıyla “hep daha ileriye” gitmek üzere çalışıyoruz.

Home Life Suadiye ve Ulus mağazalarının yanı sıra yurt dışında da Kazakistan (Almaata) ve Ukrayna’daki (Kiev) showroomları ile kısa sürede aynı başarıyı yakalamanın haklı gururunun verdiği şevk ve sizlerin memnuniyetinden aldığımız güç ile yeni hedeflere doğru ilerleyeceğiz.

Bu yolda bize eşlik etmeniz dileğiyle…

HİSTAŞ A.Ş.
Yönetim Kurulu Başkanı Yönetim Kurulu Başkan Yrd.
Kamil ÇAMBOL Ferhan ÇAMBOL

Referansları:

A&B HOME HOTEL (FETHİYE/MUĞLA)
ABANT PALACE (ABANAT/BOLU)
ACAPULCO TATİL KÖYÜ (KIBRIS)
ADANA HİLTONSA OTELİ
AKÖZ TURİZM İNŞ. SAN. TİC. A.Ş.
ALARA TURİZM CENTER
ALKENT 2000 KONUTLARI (İSTANBUL)
ATTELIA TATİL KÖYÜ (BELEK/ANTALYA)
BECEREN OTEL (ULUDAĞ/BURSA)
BOTANİK OTEL (ALANYA/ANTALYA)
CLUB ALİ BEY TATİL KÖYÜ (MANAVGAT/ANTALYA)
CLUB ALDIANA SARIGERME (ORTACA/MUĞLA)
CLUB ANASTASIA (MARMARİS/MUĞLA)
CLUB KARDIA (ÇEŞME/İZMİR)
CLUB HOTEL SURF (ALANYA/ANTALYA)
CLUB ROBINSON PAMFİLYA (BELEK/ANTALYA)
ÇAMYUVA TURİZM YATIRIMLARI (KEMER/ANTALYA)
ÇENGELKÖY EVLERİ (İSTANBUL)
DAUM BEACH OTEL (FETHİYE)
DİVAN BRASSERİE (KALAMIŞ/İSTANBUL)
DİVAN PALMİRA OTEL (GÖLTÜRKBÜKÜ/BODRUM)
DİVAN OTELİ (TAKSİM/İSTANBUL)
ECESARAY MARİNA OTEL (FETHİYE/MUĞLA)
FAME RESİDENCE OTEL (KEMER/ANTALYA)
FENERBAHÇE D/G KOMUTANLIĞI (FENERBAHÇE/İSTANBUL)
GAMA ENDÜSTRİ A.Ş. (ANKARA)
GRAND AZUR TESİSLERİ (MARMARİS)
GARANTİ YATIRIM TURİZM A.Ş.(İSTANBUL)
HILLSIDE MA BICHE OTEL (KEMER/ANTALYA)
HOTEL SUN ZEYNEP (BELEK/ANTALYA)
HOTEL GOLDEN DOLPHIN (MARMARİS)
HOTEL CARTOON (TAKSİM/İSTANBUL)
HOTEL GOLDEN LOTUS (KEMER/ANTALYA)
KALKAN REGENCY OTEL (KALKAN)
KAYA TURİZM KOMPLEKSİ (BELEK/ANTALYA)
LARES OTEL (BELEK/ANTALYA)
LETOONIA GOLF RESORT (ANTALYA)
LETOONIA GOLF RESORT (FETHİYE)
LİKYA EVLERİ (KALKAN/KAŞ)
MAGIC LIFE BELPARK (BELEK/ANTALYA)
MAGIC LIFE DER CLUB (BODRUM)
MARMARİS MARTI OTEL
MARMARİS PARK OTEL (MARMARİS/MUĞLA)
MERCEDES BENZ DİNLENME TESİSLERİ (AKSARAY)
MİMOZA APART OTEL (BODRUM)
MODA DENİZ KULÜBÜ (İSTANBUL)
TONER MİMARLIK
NOBILIS GOLF RESORT HOTEL (BELEK/ANTALYA)
OFO İNŞ TUR. A.Ş.
OTEL BELCEKIZ (FETHİYE)
ORION YATÇILIK (GÖCEK/FETHİYE)
ÖZKAYMAK OTEL ( KEMER/ANTALYA)
PARKSA HILTON (İSTANBUL)
PARK ORMAN TUR. YAT. TİC. A.Ş. (İSTANBUL)
PEGASOS OTEL (BELEK/ANTALYA)
PHASELIS ROSE HOTEL (TEKİROVA/ANTALYA)
PIRATE’S BEACH CLUB (TEKİROVA/ANTALYA)
PRINCESS ARTEMISSIA (BODRUM)
RAKKAS RESTAURANT (CADDEBOSTAN/İSTANBUL)
RENAISSANCE RESORT HOTEL (KEMER/ANTALYA)
RIXOS HOTEL (ANTALYA)
ROBINSON CLUB ÇAMYUVA (KEMER/ANTALYA)
ROBINSON NOBILIS GOLF CLUB (BELEK/ANTALYA)
ROBINSON CLUB SELECT MARES (MARMARİS/MUĞLA)
ROBINSON CLUB PAMFİLYA (MANAVGAT/ANTALYA)
SABANCI CENTER KULELERİ (4.LEVENT/İSTANBUL)
SETUR MARİNA (KALAMIŞ/İSTANBUL)
SEA GARDEN HOTEL&VILLAGE (BODRUM/MUĞLA)
SHERATON VOYAGER (ANTALYA)
SİDE TATİL KÖYÜ (SİDE /ANTALYA)
SÜRAL HOTEL (ANTALYA)
STARBUCKS CAFE (SUADİYE/İSTANBUL)
SWISSOTEL (İSTANBUL)
TATKÖY YATIRIM TURİZM TİC. A.Ş. (KEMER/ANTALYA)
TMT OTEL (BODRUM)
TÜRKMENBAŞI OTEL (TÜRKMENİSTAN)
WOW BODRUM BEACH CLUB HOTEL (BODRUM/MUĞLA)
WOW ANTALYA HOTEL (ANTALYA)
YÜZEVLER RESTAURANT (ETİLER/İSTANBUL)

Adres Bilgileri:

YUKARI DUDULLU ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ 1. CADDE NO:6 34776 ÜMRANİYE-İST.

Tel: (0216) 540 43 00 (PBX)

Fax: (0216)540 43 10 (PBX)

Kapı ya gelmeden eşikten geçmek

Siz siz olun, düzayak evden şaşmayın.. Ben ben olamadığım için düzayak evden şaştım.. O günden beri de “Il Postino” gibi dolanıp duruyorum..

Yazarın Notu: “Il Postino” bizdeki “postacılık” mesleğinin İtalyanca muadili.. Şu günlerde üzerime kendimi entel gösterme gayreti bastığından (sebebini sonra anlatırım) yazının içine böyle laflar serpiştirmek iyi oluyor..

Cep telefonu icat oldu olalı “postacılık” mesleğinin havası kaçtı ama ben gelenekleri sürdürüyorum sanki..

***

Önce aydan aya yayınlanıp, ev kadınlarının fikrini şaşırtan “Ev dekorasyonu” dergileri aklımı çeldi.. Bunlar durup durup “İstanbul’da yaşanacak mekanlar..” diye yazı dizileri yapar..

Zengin takımının evlerini, bahçelerini fotoğraflayıp, ahaliye “Böyle bir evde oturmuyorsanız bir hiçsiniz..” duygusunu telkin ederler..

Nasıl becerirler bilmem ama ederler..

Var mı bizimki gibisi..

Zengin ev sahibeleri bunların gelip, fotoğraf çektireceğinden haberli olduklarından önceden hazırlanırlar.. Gidip pahalı ve marka satan mağazalardan “fotoğraf çekimlik” fistanlar alırlar..

Sonra kuaföre koşturup kafalarına şekil yaptırırlar.. Saçları düz olan kıvırcıklaştırıp, kendini Dağlıca koyununa benzetirler.. Saçları kendiliğinden tiftik keçisi kıvamında olanlar da fön çektirip, düzeltirler..

Tırnak bakımı neyim de tamamlandıktan sonra “Ev dekorasyon” dergisinin muhabirleri eve kabul edilir..

Ev sahibesi evin nasıl yapıldığını, nasıl döşendiğini filan anlatır.. Foto muhabirinin isteği üzerine evin en pahalı mobilyasının üzerine kıçını yan koyarak oturup poz verir..

Sonra bahçeye çıkarır.. Bahçe mobilyaları üzerinde aynı pozları verir..

Sanki kışlık biber kurutacakmış gibi mutfağa girer, bir rulo film de oradan harcatır..

Eğer duvarlarda pahalı bir tablo varsa onun da altında mutlaka poz verilir.. Zengin takımı arasında Osmanlı döneminden kalma hattı, fermandı, adi yazışmaydı; eski yazıyla olduktan sonra ne olursa olsun, moda olduğundan evde böyle birşey de mutlaka vardır..

Bir poz da orada vermek icap eder ki işin en ince tarafı budur..

***

Evlere asılan Osmanlı’dan kalma hat ya da fermanlarda ne yazıldığını kimse bilmez.. Önemli olan o eski yazı nesnenin eve gelenlere “Haaaa! bunların kökü demek taaa Osmanlı’ya dayanıyor..” duygusu vermesidir..

1950′lerin sosyetesi bu işi eski paşa resimleri ile hallederdi.. Uyanık İstanbul esnafı bu işin de tezeğini çıkardığından şimdi rağbet hatlara veya fermanlara..

Ben İstanbul’da zengin takımının bu egosuna çare olacak kişilerin türediğini biliyorum.. Bir kere daha yazmıştım..

Ustalıkla eskitilmiş, geçen yüzyıldan kalma süsü verilmiş parşömenlerin üzerine Celi Divani tarzı ile bir metin yazıp üzerine de tuğra işlediler mi tamam..

Deden, Sultan Hamid rahmetlinin son yıllarında Çengelköy bostanlarından birinde bahçevan da olsa göğsünü gere gere evine asabilirsin..

İçinde ne yazıldığı ise hiç önemli değil.. Hani cahil köylüye nefes verip, üfürükçülükle parasını sızdıran niyeti bozuk cer hocalarının haptığı gibi..

Eski yazı bilen biri merak edip bu muskalardan birini açmış.. İçindekini okumuş:

- “Bre mel’un sıtma.. Ahmet Efendi’yi tutma.. Tutarsan da bırakma..”

Al sana bir ferman!

Bizimkilere kakalanan sahte fermanlardan bazılarının düzeni de bu bapta gider.. Adamın parasını almakla yetinmeyen düzenbaz hattat bazen müşteri ile kafa bulup, aradaki maddi farkın acısını çıkarır..

Misafir olarak gittiğim şık evlerden birinin duvarında mahçup mahçup duran bir ferman görmüştüm.. O sayede düzmece fermana avuç dolusu para verenlerle nasıl kafa bulunduğuna tanık olmuştum.. Sözde fermanın bir yerinde şöyle yazıyordu:

- “Avarız cem’ine gidenlere muhkem tembih eyleyesin ki defter mucebince alup reayadan ziyade akça almasunlar..”

Yani ferman “rüşvet aldığından kuşku duyulan” kullardan birine gitmiş.. Zaten başka bir yerinde de “Rüşvet almaktan gayet hazer eylen..” denilerek açıkça ifade edilmiş..

Özetle sahte ferman “rüşvetin belgesi olur mu a pezevenk!” özdeyişine nazire yaparcasına hazırlanmış..

Ev sahibi; duvarına astığı bu fermanın dillerine aklı ermediğinden, dergi muhabirine önünde poz verdiğinde; sanki Ulubatlı Hasan’ın torunuymuş gibi kasılabilir..

Havaya girmenin kendisine bir zararı olmaz.. Daha çok, benim gibi o dergilere takılıp, durduk yerde rahatını kaşıyanlara zararı dokunur..

***

Bugüne kadar zengi evini ziyaret edip de yazısına “Pazarda, panayırda ne bulduysa evine atmış.. Ölü şeyine pamuk tıkar gibi tıkıştırmış.. Ev mi gezdik Cukurcuma’da müşteri bekleyen bir antikacı dükkanı mı belli değil..” diye başlayan bir muhabire rastlamadım..

Onlar da haklı.. Böyle bir şey yapsalar, o saatten sonra hiçbir zengin evinin kapısı yüzlerine açılmaz..

O sebepten “evin tasarımında gelenekler öne çıkarılırken, oturulan tarihi semtin dokusuna da uyum sağlanmak istenmiş..” gibi ne manaya geldiği belli olmayan laflar edilir..

Böyle laflar da benim gibi gel git akıllıların kuyruğunu düğümler..

Kendi başına kalkıp, düzayak bir apartman dairesinden kurtulma operasyonu düzenler.. Kurtulmak yetmez, bu kez de dergilerin aklına uyup ev döşemeye kalkar.. Bilinen bütü dekorasyon tekniklerinin üzerine tüy dikip, seyrine bakar..

“Akıl olmayınca başta, ne kuruda biter ne yaşta..” lafı benim gibiler için söylenmiştir ki yerim bitmeseydi sebebini anlatırdım..

Selahattin Duman

Datça’da Dekorasyoncu

Şirin ilçemiz Datça ‘da bar ve restoran açmayı planlayanlara, ev ve bahçesini dekore etmek isteyenlere rehber olmak için Datça’da yeni bir ‘dükkan’ açıldı
Muğla’nın yeni gelişmekte olan tatil yöresi Datça, ev ve bahçenizi baştan aşağı dekore edebilecek yeni bir ‘Dükkan’a kavuştu. Datçalıların, bugüne dek ilçe dışından giderdikleri dekorasyon ihtiyacına cevap veren mağaza, yörenin yeni tatilcilerine de değişik dekoratif seçenekler sunuyor. Bahçe mobilyalarından otantik yazlık ev mobilyalarına, ev aksesuvarlarından mutfak ve banyo sistemlerine kadar her türlü ürünü bulabileceğiniz Dükkan, dekoratif inşaat malzemelerini de temin edebileceğiniz bir yer. Kapı kulpları, ray sistemleri sipariş üzerine buradan sağlanabilir.

Dekoratif eşyaların kökeni ise Fransa, Hindistan, Bali, Özbekistan ve Türkmenistan’a kadar uzanıyor. Yerel kumaş ve dokumalardan yapılan özel ürünler, İznik ve Kütahya seramikleri, İçel kilimleri, Gaziantep bakırları da ev ve bahçelerinizin özel dizaynına göre dekorasyonu tamamlayabileceğiniz ürünler.

ŞARAP TANITIMI
Sayfiye yerinde açmayı planladığınız bar ve restoranlar için de dekorasyon desteği alabileceğiniz adres yine bu Dükkan. Buranın bir özelliği de Melen şaraplarının tanıtım standını bulundurması, satışı da yapılıyor.

Adres: Halil Aşkın Cad. No: 2 Datça, Tel: 0 252 712 00 64.

Ev Dekorasyonunda Fuarlar

Yeni bir eve taşınıyorsunuz ya da evinizin dekorasyonunda bir takım değişiklikler yapmak istiyorsunuz… Karşınızda öyle çok alternatif var ki. Artık, eskisi gibi yabancı ev ve dekorasyon dergilerine, Avrupalı firmaların kataloglarına bakarak iç geçirmiyoruz. Çünkü ülkemizde, ithal ve yerli birçok markanın ürünleri, zengin bir çeşitlilik içinde sunuluyor.

3-6 Haziran arasında, TÜYAP’ta düzenlenen “Ev Dekor Fuarı”nda bu durum bir kez daha gözler önüne serildi. Farklı ülkelerden yaklaşık 200 firma ve mümessilliğin katıldığı fuarda mobilyadan aydınlatmaya, perdelik ve döşemelik kumaşlardan yatak takımlarına, aksesuardan bahçe malzemelerine kadar her türlü dekoratif ürünü görmek mümkündü.

Geçtiğimiz günlerde Nişantaşı’nda açılan “Ka International” mağazasında da, döşemelik kumaş, kanepe, koltuk, sandalye ve puf çeşitlerinin yanı sıra perde, yastık, yatak örtüsü ve geri kalan tüm ev tekstil ürünlerinin yer aldığı geniş bir ürün yelpazesi sunuluyor. Ka International’de yer alan ürünlerin üretimleri, Barcelona ve Valencia’daki fabrikalarda gerçekleştiriliyor.

Farklılığın sırrı
Evini dekore eden herkesin ortak kaygısı “farklılık”tır. Yaşadığınız mekanın “size ait” görünmesini sağlarsanız, farklılığı yaratmış olursunuz.

* İlk olarak edinebildiğiniz tüm dekorasyon dergilerini (Home Art, Vizyon Dekorasyon gibi) karıştırın. Ardından mağazaları dolaşın. Edindiğiniz fikirler sonucu, en uygun alışverişi yapabilir, hatta zevkinize uygun tasarımları özel olarak yaptırabilirsiniz.

* Eğer mekanınız çok büyük ya da küçük olması, işinizi zorlaştırabilir. Bu durumda “işin ehli” birilerinden fikir almanızda yarar var. Küçük bir mekanda yaşıyorsanız, her köşeyi en iyi şekilde değerlendirebilmek için düşünüp taşınmalısınız.

* Oturma grubunuzun hepsini tek bir mağazadan, takım halinde almak zorunda değilsiniz. Farklı mağazalarda beğendiğiniz koltuk ve kanapeleri; bit pazarında gördüğünüz şık berjerlerle ya da sallanan bir koltukla birlikte kullanabilirsiniz. Aynı şekilde ahşap ve ferforje, ya da metal ağırlıklı mobilyaları da kombinlemeniz mümkün.

ESRA ÖZ - Sabah

Alaçatı Dekorasyonu

Moda kavramı sadece giydiğimiz kıyafet, kullandığımız eşya ya da dinlediğimiz müzikle sınırlı değil. Artık her şeyin bir modası var. Tatil mekanları da buna dahil. Bu yılın moda tatil beldesi ise Alaçatı. Üstelik bu yıl açılan otel ve restoranlar son 5 yılda açılanların neredeyse iki katı. Eskiden sessiz sakin bir yer olan Alaçatı’da artık haftasonlarında yürümek bile zor… İzmir’e 70 kilometre uzaklıkta bulunan Alaçatı, yanı başındaki Çeşme’yi bu yıl geride bırakmış gibi görünüyor. Daha birkaç yıl önce Alaçatı’nın adı bile bilinmezken insanların akınına uğrayan Çeşme ise bu yıl sakin bir dönem geçiriyor. Peki Alaçatı’nın özelliği ne? Eskiden neredeyse sadece sörf tutkunlarının bildiği bu saklı cennette ne değişti? Görünen o ki taştan yapılmış gösterişten uzak butik otelleri, kafe ve restoranları burayı popüler hale getirdi. Ancak bu yıl yaşanan turist akınının artmasını istemeyen ve Alaçatı’nın otantik yapısının bozulmasından korkanların sayısı da hayli fazla.

TÜTÜNCÜLÜKTEN TURİZME
Yaklaşık 20 yıl öncesine kadar tütüncülükle geçinen Alaçatı halkı artık turizmden para kazanmaya çalışıyor. Denizden yaklaşık 2-3 kilometre içerde bulunan Alaçatı, uzun yıllardır sörfçülerin cenneti. Çünkü dünyanın rüzgar sörfü açısından en önemli yerlerinden biri olarak kabul ediliyor. Sörf meraklılarının yaklaşık 10-15 yıl önce keşfettiği Alaçatı sahilleri bugün sadece deniz, kum, güneşten yararlanmak, yöreye özgü yemekleri tatmak ve bunları gürültüden uzakta yapmak isteyen tatilcilerin de gözdesi. Birkaç yıl önce çok az sayıda butik otelin ve kafenin dışında mekanın bulunmadığı Alaçatı’da şimdi 50′ye yakın işletme var. Bunların yaklaşık 30′u bu yıl hizmete girmiş. Alaçatı’da açılan mekanların yarıdan fazlası kadınlar tarafından işletiliyor. İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerden gelip buraya yerleşen mekan sahipleri de azımsanmayacak oranda. Bunların yanı sıra Alaçatı’nın popülaritesinin artmasıyla birlikte, özellikle bu yıl sadece sezonluk hizmet veren profesyonel işletmeler de açılmış. Ancak Alaçatılılar’ın çoğu sezonluk işletmeleri istemiyor ve sadece para kazanmak için açılan bu mekanların Alaçatı’nın bozulmasına yol açabileceği endişesini taşıyor. Alaçatı Koruma Derneği üyeleri de herkese mekan açma izni verilmesinden yana değil. Dernek Başkanı İbrahim Topal, yerli halk ile sonradan gelip yerleşenlerin Alaçatı için birlikte çalışmasından yana: “Kaz Dağları’ndaki köylerde artık yerliler kalmadı, dışardan gelip yerleşenlerin açtığı işletmeler var. Biz böyle bir şey istemiyoruz. Her şey butik olsun istiyoruz. Butik otel, butik kafe ya da butik tarım… Doğal olan korunsun istiyoruz.” Koruma Derneği üyelerini gözlemlediği bir başka şey de eskiden hiç görmedikleri dilencilerin bu yıl bu bölgeye dadanmış olması. İnsanlar hala kapılarını kilitlemeden güven içinde yatabiliyorlar. Ancak bir yıl sonra aynı güven ve huzur ortamının kalıp kalmayacağından emin değiller. Kontrollü bir gelişme yaşansa da bu tip şeyleri cazibe merkezi olmaya başlayan bir yerde engellemek kolay değil. Taş ve cumbalı evleri, arnavut kaldırımlı dar sokaklarıyla ünlü beldede hemen hemen tüm mekanlar dekorasyon dergilerinden fırlamış gibi. Maviye boyanmış balıkçı köylerine özgü tahta masa ve sandalyeler, kenarları yöreye özgü işleme ve dantellerle bezeli beyaz masa örtüleri, renkli kapı ve pencere çerçeveleri, salkım saçak sarmaşıklarla donatılmış mekanlar neredeyse bir karpostal güzelliğinde. Alaçatı’ya özgü bu konsept aile işletmelerinde daha da göze batıyor. Sörfün dışında termal açıdan da büyük bir potansiyele sahip Alaçatı’da kışın yaklaşık 10 bin civarında insan yaşarken nüfus yazın 60-70 bine çıkabiliyor. Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç, Alaçatı’nın dünya turizmi içindeki yerini alabilmesi için çalışmalarına hız kazandırdıklarını söylüyor. Bunlar arasında yörenin doğal güzellikleri bozulmadan yapılacak oteller ve konutlar bulunuyor. Özellikle sörfçülerin kullandığı sahil kesimine yakın bir yerde yapılan ve halk arasında “Venedik Evleri” olarak bilinen Port Alaçatı, bu bölgenin popülaritesini daha da artıracak gibi görünüyor. Kanallar oluşturularak gerçekleştirilen bu evlerin hemen yanı başında bir de liman inşa edilmiş. Ancak sörf tutkunları bu projeye sörfü baltaladığı gerekçesiyle pek de sıcak bakmıyorlar. Hatta bu proje bittiği zaman artık sörfçülerin de buraya gelmeyeceği görüşünü taşıyanlar da var. Ancak her şeye rağmen Alaçatı, geçtiğimiz günlerde başarıyla tamamlanan Avrupa Sörf Şampiyonası’ndan sonra gelecek yıl da Dünya Sörf Şampiyonası’na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

KENTSEL SİT ALANI İLAN EDİLDİ
Temmuz ve ağustos aylarında insanların akınına uğrayan Alaçatı’nın alt yapısının da daha fazla kalabalığı kaldırmayacağı konuşuluyor. Geçtiğimiz haftalarda üst üste meydana gelen elektrik ve su kesintileri bunu gündeme getirdi. Ancak Belediye Başkanı bu kesintilerin tüm Ege bölgesinde yaşandığını söylüyor: “Alaçatı’nın alt yapısı yaklaşık 150-200 bin kişiye göre yapıldı. Elektrik yetmiyor ama iyileştirmeler devam ediyor. Bu tüm kıyı şeridine özgü bir problem. 90′lı yıllardan beri sadece alt yapıya önem veriyoruz. Bir dahaki yaz sezonunda dört dörtlük bir Alaçatı görecek herkes…” Kentsel SİT alanı ilan edilen Alaçatı’nın otantik yapısı da bu sayede korunuyor. Yerel halk da bu konuda oldukça bilinçli ve SİT alanı ilan edilen diğer yerlerin aksine bundan çok memnunlar. Restore edilip kafe, restoran ya da otel haline getirilen mekanların çoğu bu yöreye özgü taştan yapılmış. Restorasyon çalışmalarında bu dokunun bozulmamasına özen gösterilmiş. Mahallelerin hemen kenarına yapılan yeni sitelerin de bu taştan yapılmasına dikkat ediliyor. Alaçatı genelde yerli turistler tarafından bilinse de hemen yakınlarındaki Yunan adalarından, özellikle de Sakız Adası’ndan günübirlik turistlerin akınına uğruyor. Günün her saatinde ve her yerde Yunanlı turistlere rastlamak mümkün. Özellikle haftasonlarında kurulan Antika Pazarı’na rağbet ediyorlar. Cami avlusuna kurulan bu Antika Pazarı yaklaşık 6-7 yıldır aralıksız açılıyor. Daha önceleri yöreye özgü otların, sebze ve meyvelerin satıldığı pazara ev sahipliği yapan avluda şimdi, mobilyadan takıya kıyafetten ev eşyalarına her türlü antikaya ve el yapımı ürüne rastlamak mümkün. Pazardaki tezgah sahiplerinin hemen hepsi İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerden gelip buraya yerleşenlerden oluşuyor. Özellikle çeyiz sandıklarından çıkan işlemeli ev ürünleri ve antik takılar büyük ilgi görüyor. Bu avluda bulunan 34 yıllık Can Pastanesi’nin günlük meyve ve sütten yapılan limon ve dut dondurması çok ünlü. Sahibi ise doğma büyüme buralı olan Turhan Can, Can Alaçatı’nın bu gelişiminden memnun olmayanlardan: “Bu hareketlilikten buranın yerli halkı yararlanamıyor. Asıl parayı dışardan gelenler kazanıyor ve sonra da büyük şehirlerdeki evlerine gidiyorlar. Yerliler zaten gidip o kafelerde oturamıyor bile. Yabancılar gelip kafe açıyor ve yine yabancılara hizmet ediyor. Yerli halk merkezdeki evlerini kafe ve bar sahiplerine satıp yeni yapılmış sitelere taşınıyor.”

ŞEHİRDEN KAÇANLARIN YERİ
Alaçatı’ya ilk açılan otel Taş Otel. 2001 yılında Zeynep Öziş tarafından açılmış. O da büyük şehir hayatından sıkılıp buraya gelenlerden. Bu tarihten sonra açılmaya başlayan otel ve restoran sahiplerinin çoğunun hikayesi Zeynep Öziş’inkiyle benzerlik taşıyor. Dışardan gelip buraya yerleşen ve restoran açan çiftlerden biri de Nuray Özdinç ve Süreyya Dinçel. Süreyya Dinçel, Avustralya’da süper ligde top koşturmuş yıllarca. Daha sonra İstanbul’a dönerek çocukluk aşkı Nuray Özdinç’le evlenmiş. Yurtdışı eğitim danışmanlığı yaparlarken birkaç ay önce Alaçatı’ya tatile gelmişler. O kadar sevmişler ki bir daha İstanbul’a dönmeden bir balık restoranı açmışlar. Nuray Özdinç; “Burada bozulmamış bir köy ortamı var. Herkes birbirini selamlıyor. Yerli halk da oldukça eğitimli ve bilinçli. Taş evleri, Arnavut kaldırımları ve gösterişten uzak mekanları bizi etkiledi. Derdimiz para kazanmak değil. Onu zaten kazanıyorduk. Burda farklı bir şeyin peşindeyiz. Yaptığımız şeyden zevk alıyoruz” diyor. Eskiden tütün tarlaları olarak kullanılan alanlarda artık bağcılık da yapılıyor. Hatta şarapçılık yapanlar da bulunuyor. Bunlardan biri de yine buralı olan bir Gemici ailesi. Alaçatı Şarapçılık adıyla kurdukları kafede hem kendi bağlarında üretilen üzümlerden yapılan şarapları satın alabiliyor hem de tadına bakabiliyorsunuz. Gıda mühendisi Şenay ve Olcay Gemici çifti tarafından bir yıl önce kurulan mekanın alt katındaki mahzende yapılıyor her şey. Onlar Alaçatı’nın bu gelişiminden çok memnun ve gelecek yıllarda şaraplarını büyük şehirlerde satışa sunmayı düşünüyorlar.
Sabah

Saraylı Yıldız Porselen

Kategorisi: Seramik | 1 Comment

700 yıllık bir geleneğin devamı niteliğindeki Yıldız Porselen Fabrikası, önümüzdeki günlerde atölye bahçesindeki denize nazır “showroom”u ve halka açık kafeteryasıyla tarihinde ilk kez düzenli bir tanıtım sürecine giriyor.

Beşiktaş”ta Yıldız Korusu içinde bulunan nefis Boğaz manzaralı Yıldız Porselen Fabrikası geleneksel porselen üretimi ve desenleriyle bir müze niteliğinde. O yüzden buraya ister fabrika ister atölye deyin , başına mutlaka “müze” ibaresini eklemeniz işlevine daha uygun düşecek.

Yıldız Porselen işletmesi geçmişten günümüze uzanan köklü bir porselen ve motif kültürünü barındırıyor. En önemli özelliği saray dekorunu tüm antik form ve orijinalliğiyle günümüze taşıyor olması. Dünyada ve Türkiye”de üretilen porselenler arasında orijinal Türk motifleriyle ayrıcalıklı bir üne sahip.

Dünyanın birçok ülkesindeki müze ve koleksiyonlarda Yıldız porselenlerine rastlamak mümkün. Hatta bu porselenlerin yapımında bulunan ustalar televizyon seyrederken bile herhangi bir film karesinde kendi işledikleri porselenlere rastlayabiliyor.

Kahve ve çay fincanları, aşure ve boza takımları, şekerlikler, güllü süslemeler, çini duvar panoları ve çini şömineye kadar mekan dekoruna saraylı havası katan geniş bir ürün yelpazesi var. Kültürümüzün önemli taşıyıcısı konumundaki bu atölye-müzedeki üretimin büyük bölümü sipariş üzerine yapılmasına rağmen işletme birçok talihsizlik yaşayarak bugüne gelmiş.

II. Abdülhamid”in kaderi peşlerini bırakmıyor

Sarayların porselen dekor ve sofralık eşya üretimini karşılamak üzere kurulan Yıldız Porselen Atölyesi geçen yüzyıl içinde çeşitli badireler atlatmış. Dünyanın göz bebeği porselenleriyle yoğun siparişler almasına rağmen zarar eden bir kurum olmuş zaman zaman. Hatta öyle zamanlar yaşamış ki, neredeyse 20 yıla yakın bir dönem içinde fabrikanın duvarlarının boya badana görmediği olmuş. İçerideki üretimi görmek için can atan turistlere eşlik eden atölye çalışanları, etrafın düzensiz ve bakımsız olmasından eziklik duyuyor.

Amerika, Almanya, Katar, Kuveyt ve Arabistan gibi ülkeler başta olmak üzere, yurtiçinde Paşabahçe mağazalarına ve saraylardaki satış reyonlarına üretim yapan Yıldız Porselen, ülke ve dünya çapındaki ününe rağmen hak ettiği itibara yeni yeni kavuşuyor. Beşiktaş”taki Yıldız Korusu içinde tarihi bir mekanda nevi şahsına münhasır bir üretim yapan atölyenin normal büyüklükte bir oturma odası kadar teşhir salonu var. Yeni çevre düzenlemesi ve tadilat işlemlerinden sonra fabrikanın denize nazır kesiminde geniş çaplı bir showroom yapılıyor. Dekorasyonu devam eden binanın üst katı ise halka açık kafeterya olarak düzenleniyor.

Fabrikanın şimdiki teşhir salonunda birbirinden nefis görünümlü vazolar, semaverler, çini tabaklar ve paha biçilmez güzellikte çiniler bulunuyor. Sultan II. Abdülhamid tuğralı çay takımları oldukça zarif. Krem rengi çay fincanları üzerine koyu kahve renginde tuğra deseni işlenmiş. Orijinaline uygun olarak yapılan çay takımının fiyatı 600 milyon.

Çeyiz için onca gereksiz eşyanın alındığını ve hiç kullanılmadığını düşünürsek, geleneksel el sanatlarına ilgi duyanların ellerinin altında bulunması gereken birçok orijinal porselen eşya için burası nostaljik bir adres.

Sarayın porselen ihtiyacını karşılamak üzere 1890 yılında II. Abdülhamid tarafından yaptırılan Yıldız Çini Fabrikası o dönemin saray ve çevresinin porselen ihtiyacını karşılıyordu. Fransa”dan ithal edilen teknolojiyle yaptırılan Yıldız Porselen Fabrikası”nın çok da iç açıcı bir tarihi yok. Öyle ki, ürünleri dünyanın hemen her ülkesinde müzelerde yer almış ve dünyanın elit kesiminin gözdesi olmuşken neredeyse yarım yüzyıl kapalı bırakılmış bu fabrika. Diğer yarım yüzyıllık süre içinde ise küçük bir müze-atölye şeklinde ayakta kalma mücadelesi veriyor. Türk çini tarihinin devamını sağlayan önemli bir kurum olan Yıldız porselenin kaderi, kurucusu II. Abdülhamid”in saltanat dönemiyle özdeş kabul ediliyor. Sultan tahttan indirilince çini fabrikasının kapısına mühür vuruluyor. On yıldan fazla kapalı kalan fabrika savaş döneminde sadece telgraf tellerini birbirine bağlayan fincanları üretiyor. Savaş bitince kapatılan fabrika 1957 yılında yeniden çalıştırılmak üzere Sümerbank”a devrediliyor. 1995″ten beri de TBMM”ye bağlı olarak Milli Saraylar Daire Başkanlığı bünyesinde hizmet veriyor.

Sadece bir ressam var

Yıldız Porselen”e nostaljik desenler kazandıran tek bir ressam var. 0n sekiz yıldır burada eşsiz tasarımlara şekil veren ressam Cem Acar”la sadece işaretle konuşabiliyoruz. Acar, aynı zamanda işitme engelli. Kuş deseni çizdiği kahve fincanlarının takımı olan porselen tepsiye de aynı desenleri çizdiğini gösteriyor. Çay takımı ise gerçekten görmeye değer. Fabrikadaki bütün üretim el ile yapılıyor. Çalışanların çoğu yirmi yıldır burada. Müdür Kaya Okçuoğlu çalışanların çoğunun emekliliğinin geldiğini söylüyor ama emeklilikten ziyade onore edilmelerini arzu ediyor.

Buradaki çalışanlar herhangi bir tarihi eserin çini ve porselenlerini aslına uygun şekilde tamir edecek ya da yeniden yapabilecek birikime sahip. Ancak çiniler el yapımı olursa tamiratın süresi uzuyor. Bu yüzden günümüzde el yapımı porselenlere geniş çaplı tadilat yapmak pek de mümkün değil. Çünkü böyle bir çalışma için atölyelerin uzman kapasiteleri yeterli değil. Bu alanda çalışan daha çok kişiye ihtiyaç olduğunu belirten Okçuoğlu, birçok tarihi caminin ya da başka eserlerin el yapımı çini ile süslenmiş olmasını ise geçmiş dönemlerde halk içinde bu sanatın oldukça yaygın olmasıyla ilintiliyor.

Yıldız Porselen atölye ve müzesinde uzman kadroyu her yıl artırmayı hedefleyen Okçuoğlu, üretimi artırmaya ve ülke çapında daha çok tanınmaya yönelik projeler geliştirmiş. Fabrikaya her yıl üç eleman alıp yetiştirmeyi uygun görüyor. İşe yeni başlayan kişilerin güzel sanatlar resim bölümü mezunu olması tercih sebebi. Her ne kadar okulda bu işi öğrenseler dahi burada işe başlayanlardan tam kapasite verim alınması için en az iki yıl geçmesi gerekiyor. Porselene hayat veren ellerin ustalığı ve tasarım kabiliyeti için ise en az on yıllık bir deneyim aranıyor.

Yıldız Porselenin dekor bölümünde kırk kişi çalışıyor. Masaların üzerinde sadece desen kağıtları, boyalar ve porselen parçaları bulunmuyor. Çoğu menekşe olan canlı çiçekler de buradaki sanatçıların porselenle aynı dili yakalamasına aracılık ediyor. Eğer kötü bir gün geçirmişse usta, renkler koyuya doğru gidiyor. “Duygularımızı, ruhumuzdaki güzellikleri porselene aktarıyoruz” diyor tasarımcı Tülin Yavuz. Yirmi bir yıldır burada günlerin nasıl geçtiğini hiç anlamadığını belirtiyor.

Makinalar kırk beş yıllık

113 çalışanı olan fabrikanın makinaları ise kırk beş yıllık. Çalışanların eski olanı makbul ise makinaların da mı eskisi makbul diye soruyoruz biraz gülümseyerek. Makinaların eski teknoloji olması önceki yönetimlerin buraya verdiği değerin göstergesi. Çünkü bilhassa sofralık porselen üretiminde, mesela fincanlarda, hayli zayiat verilmesine yol açıyor eski makinalar. Porselen hata kabul etmiyor. Tornadan çıkan fincanların ağız uçlarında milimetrik farklılık olması fırınlanma sonrasında o fincanın hasarlı çıkacağı anlamına geliyor. Geçmiş dönemlerde yok yere oldukça fazla zarar edildiğini belirten Müdür Kaya Okçuoğlu, işletmenin kendisini yenilemesini hızlandırmak adına İSO 9001 belgesi için çalışma yapıyor.

Dolayısıyla yakın bir zamanda milyarlarca zarar eden kurum için yeni hükûmet ile yeni bir dönem başlamış. İki yıl öncesine kadar insanlar burayı biletli olarak ziyaret edebiliyordu. Şimdilerde ise çalışanları, tarihi atmosferi ve işleviyle yerli ve yabancı herkesi büyüleyen bu atölyeyi daha çok kişi parasız olarak gezip görsün ve burada çayını kahvesini içebilsin isteniyor. Showroom binasının üst katı bu amaçla kafe olarak düzenleniyor.

Yıldız Porselen”in giriş kapısının hemen yanında satış bölümü bulunuyor. Ayrıca bütün saraylarda satış reyonları var. Paşabahçe”nin bütün mağazalarına ürün veren Yıldız Porselen”in aynı zamanda önemli taliplerinden biri Paşabahçe.

Yıldız Porselen”in müşteri kitlesi yarı yarıya yabancılardan oluşuyor. Başta Amerika olmak üzere Almanya ve Arap ülkeleri bu koleksiyona özel bir hayranlık besliyor. Özellikle Katar, Kuveyt ve Arabistan”da bu porselenin meraklısı aileler evlerini müzeye çevirmiş. Amerika”da yaşayan Türkler için de burasının uğrak mekanlar arasında olduğunu belirtiyor Okçuoğlu. Çinili duvarlar, şömineler ve tablolar daha çok yurtdışından sipariş ediliyor. Perakende alıcılar vazo şekerlik, çay ve kahve takımlarını daha çok tercih ediyor. Arap ülkeleri ise saray vazoları ve duvar çinileri gibi daha çok büyük ebatlı ve gösterişli ürünleri tercih ediyor.

Yeni belediye başkanları bilecek

Yüzyıllık tasarımların yapıldığı fabrikanın tanıtım işleri şimdiye kadar çalışanların gayretiyle gerçekleşmiş. Ürünleri paketleyip naylon poşete koymak yerine üzerinde ürünün resmi olan kağıt poşetler imal ediliyor. Broşürler ve daha köklü tanıtımlar için start veriliyor. Çiçeği burnunda belediye başkanlarının da Yıldız Porselen”den haberdar olmaları için ayrıntılı broşürler hazırlanıp adreslerine yollanacak. Siparişler şimdilik kapasiteyi aşmış olsa da ülkedeki tüm kurumların buradan haberdar olması için bu tarz tanıtımların gerekli olduğuna inanılıyor. Yurtdışı gezilerde ülkeyi temsil eden önemli hediyelik eşya konumundaki Yıldız Porselen, çeyiz sandıklarının da vazgeçilmezleri arasında yerini alıyor.

Bunca özel ve değerli üretimi olmasına rağmen bu tarihi mekan yüzyıl içinde bir nevi doğal akışına terk edilmiş. Dünya çapındaki ünüyle eşdeğer bir önemle tanıtım çalışması içine girilmemiş. Anlayacağınız Yıldız Porselen şimdiye kadar kendi saraylı imajı ve tarihinden gelen sanatsal değeriyle dünyadaki prestijini muhafaza etmiş. Yıldızı yeni parlamaya başlamış gibi.
Kaynak: Aksiyon

Linens Perde Söyleşi

Hayatımızın içinde tuzluk, biberlik, bardak, döşemelik kumaş, peçete, havlu, halı ve tabii ki perde gibi küçük ayrıntılar, hiçbir zaman acil ihtiyaç listesinde yer almasalar da, bir evin olmazsa olmazlarıdır. Ev hayatına artık her zamankinden daha fazla önem veren günümüz insanı için, bu özel alanı renklendirecek detayların önemi artıyor. Ev dekorasyonuna yönelik çalışan mağazaların da…

Son yıllarda ‘ev güzellik merkezi’ kavramı ile sektörde öne çıkan Linens Mağazaları’nın en önemli iddiası insanlara ürün değil, yaşam tarzı satmak. Genel Müdür Şule Zorlu, bu sebeple ‘trend firmaları’ ile çalıştıklarını söylüyor. Yani ticarî gelişmeleri izlemek kadar, modayı iyi bilmenin de önemi büyük artık. Yurtiçinde 102, yurtdışında ise 21 mağazaya ulaşan Linens’ler Ukrayna, Arnavutluk, Kazakistan’daki mağazaların sayısını arttırmayı; Gürcistan, Mısır ve Libya pazarlarına da girmeyi hedefliyor. Bir ev güzellik mağazasının yabancı ülkelere yatırım yapması aslında son derece riskli bir iş. Çünkü her ülkenin kendine has bir ev döşeme kültürü ve temel alışkanlıkları var. Onları iyi bilmeden yapılacak yatırımların başarı şansı çok az.

Buna en iyi örnek perde kültürü. Perde Türk kültüründe, evdeki mahremiyetin tamamlayıcısı gibi bir işleve sahip. Dışarıdan içerinin görünmesini engelleme gibi bir misyonu var perdelerin. Batı kültüründe ise perde sadece evi daha güzel göstermek için kullanılan bir aksesuardan ibaret. Başta Rusya olmak üzere, eski Doğu Blok’u ülkelerinde ise yakın zamana kadar perdenin hiç kullanılmadığını ve pencerelerin gerektiğinde gazete ile örtüldüğünü öğreniyoruz Şule Zorlu’dan. Bu sebeple dış yatırımlarda pazar araştırması kadar, kültür ve gelenek araştırmalarına da bütçe ayırdıklarını aktarıyor.

BAKİR PAZARLARDA DAHA BAŞARILIYIZ

Dış pazarlardaki bu sosyolojik araştırmaların şaşırtıcı sonuçları da oluyor elbette. Müşterilerin perdeyi hazır değil de, terzi dikimi olarak talep ettiği kültürlerde Linens’in daha başarılı olduğunu vurguluyor. Rusya ve hinterlandındaki ülkelerde, Soğuk Savaş sonrası ev güzellik kavramının önem kazanması ilginç bir ayrıntı. Dışa açılma ve liberalleşmenin, pencereyi gazete ile kapatma anlayışını değiştirdiğini söylüyor Zorlu. Değişen sadece bu değil elbette. Serbestleşen ortamda bireysellikle birlikte ‘ev’ kavramı da öne çıkıyor. Özellikle komünizm sonrası ortaya çıkmaya başlayan orta sınıfın ev güzellik kavramına önem vermeye başlamasından sonra bu ülkelerde perde satışlarının da hatırı sayılır düzeyde arttığını belirtiyor. Dış pazar olarak önceliği bu ülkelere verdiklerini belirtiyor; çünkü ev güzellik kültürü olmayan ancak buna talep olan ülkelere, sadece ürün değil kültür de taşıdıklarını düşünüyor: “Biz bakir alanlarda olmayı tercih ediyoruz. Çünkü evlerini güzelleştirmek istiyorlar; ancak ne yapacakları konusunda bir fikri yok bu insanların. Onlara bu kültürü götürüyoruz. Yerleşmiş markaların ve yaygın alışkanlıkların olduğu pazarlarda kalıcı olmak daha zor.”

PERDE HER ORTAMIN HAVASINI DEĞİŞTİREBİLİR

Batı ülkelerinde, alışkanlıkların yaygınlığı kadar, ölçülerdeki farklılıkların da pazarın yeni aktörlerini zorladığını belirten Şule Zorlu, çarşaf ve yastık ölçülerinin bile Türkiye’den farklı olduğunu belirtiyor. Çarşaf desenlerindeki farklılıklar aslında kültürel kodlara atıf yapıyor. Mesela Almanlar kare yastık kullanır, biz dikdörtgen yastık kullanırız. Aynı şekilde yatak ölçüleri de bizden oldukça farklı. Bu durum Türkiye pazarına girmeyi düşünen Batılı firmaları da zorluyor doğal olarak. Zorlu, dışa açılmayı düşünen yerli yatırımcılar kadar, Avrupa ülkelerinden gelecek yatırımcıların da kültürel farklılıklara göre üretim yapmadığı sürece Türkiye pazarında zorlanacakları görüşünde.

Bizim kültürümüzde ev güzellik kavramındaki en kritik ürün kuşkusuz perde. Şule Zorlu, “Kadını nasıl saçsız düşünemiyorsak, bir evi de perdesiz düşünemeyiz.” diyor. Bir ev için en önemli ayrıntı perde. Her mekânın havasını hemen değiştirebilecek kadar etkili bir aksesuar. Şule Hanım’a göre perdeden sonra halı geliyor. Döşemesi, perdesi, yatak örtüsü ve halısı olmadan bir evin olamayacağını belirterek, bunlarda iddialı olduklarını belirtiyor. Onları ise masa üstü grupları izliyor.

BİZİM YAPTIĞIMIZ EV KUAFÖRLÜĞÜ

Aslında Türkiye’de insanlar bu ihtiyaçlarını yıllardır çeyiz ve düğüncü mağazalarından karşılıyor. Özellikle düğün organizasyonu yaklaşan aileler için çeyiz mağazaları bütün ihtiyaçların bir arada bulunabileceği mekânlar. Ev güzellik merkezleri ise yeni dönemin yükselen değeri.

Şule Zorlu, bu noktadaki değişimi, mesleki gözlemleriyle yorumluyor: “Günümüzde insanlar, sadece evlenirken evlerini güzelleştirme düşüncesinden vazgeçiyor. Dünyada ve Türkiye’de aileler artık evlerine daha fazla düşkün. Dışarıdaki hayatın sıkıntılarından dolayı eve sığınan insanlar, evlerinde daha fazla vakit geçiriyor. Daha evcimen toplumlara doğru gidiyoruz. Hal böyle olunca da evi daha keyifli ve yaşanılabilir bir mekân haline getirme çabası ortaya çıkıyor. Küçük ayrıntılarla güzelleşen bir ev istiyorlar. Burada artık o güzelliği müşterinin ayağına götürmek lazım. Ev güzellik merkezi kavramını bir kuaför gibi düşünün. İnsan güzelleşmek, bakımlı olmak ve en önemlisi kendini daha iyi hissetmek için kuaföre gidiyor; biz de evlerin kuaförüyüz aslında. Bir masa örtüsü, bir yastık, bir çarşaf, bir perde değişikliği evi önemli ölçüde farklılaştırır. Eskiden Türkiye’de insanlar 10 yılda bir perde değiştirirdi, şimdi 6 yılda bir değiştiriyor. Sürenin kısalmasında katkımız olduğuna inanıyorum.”

Perdeyle bu kadar ilgili bir insan olarak Şule Zorlu’nun tercihi ise dümdüz ve yerleri süpüren uzun perdeler. Günümüz modası olan pencere hizasındaki perde ölçüsünü şık bulmuyor. “Perde perde gibi olmalı, zengin göstermeli; ancak abartısı fazla olmamalı.” diyor.

Ev güzellik merkezlerinin en büyük müşteri kitlesini kadınlar oluşturuyor. Bu durum Linens için de geçerli. Çalışan kadınların önceliği giyim kuşama verdikten sonra evine bütçe ayırmaya başladığını belirtiyor Şule Zorlu. Çalışmayan kadınlar içinse ev güzelliği en önemli egemenlik alanı. Elektronik ve beyaz eşyada sesini çıkarmasa da ev dekorasyonunun, çalışmayan kadının bağımsız karar verdiği tek alan olduğunu vurguluyor. Müşteri kitlesini ise doğal olarak kadınlar oluşturuyor. Yaptıkları işin aslında sosyoloji ile ne kadar ilişkili olduğunu söylediklerinden çıkarmak mümkün: “Bizde insanlar birbirinin evini çok izler, çok merak eder. Özellikle kadınlar komşu ve arkadaşlarının evlerindeki gelişmeleri iyi gözlemler. Bize gelen müşterilerin önemli kısmı, komşusunda, arkadaşında gördüğünün aynısını isteyenler. Bir müşteri arkadan yüz müşteri getirebiliyor. Kadınlar bu gibi şeyleri çok iyi izliyor ve çok konuşuyor. Yansıması da bize oluyor.” Şule Hanım’ın gruptaki ev tekstil yatırımlarına getirdiği yeniliklerden biri de mağazalarda satılan her ürünün, müşteri kaynaklı hasarlara karşı sigortalanması. Buna göre Linens’ten aldığınız bir ürün, kullanıcı hatasıyla dahi hasar görse bir yıl içinde aynısıyla değiştirilebiliyor. Mesela çarşafı yırtsanız, perdede çıkmayan bir leke olsa, nevresim ütülerken yansa bile bunlar sigorta kapsamında. Bunun karşılığında müşteriden herhangi bir ek ücret talep edilmiyor. Daha çok elektronik ürünlerde görülen sigorta işleminin ev tekstiline kayması aslında bir tür pazarlama stratejisi. Müşteri çekmek için kullanılan bir yöntem. Zorlu, bu kadar iddialı bir uygulamayı bir tür reklâm gibi düşündüklerini, tanıtıma ayıracakları bütçenin bir kısmını bunun için kullandıklarını ve bir sigorta şirketiyle anlaştıklarını belirtiyor. Linens’te bu şekilde 10 ayda 1400 ürün aynısıyla değiştirilmiş. Sigortalanan ürün sayısı ise bir milyon. Değiştirmenin bu kadar az olmasını, müşterinin bu sistemi istismar etmediğinin de bir göstergesi olarak değerlendiriyor.

MARKAYA YATIRIM YAPANLAR KAZANDI

Tekstil sektörünün ciddi sıkıntı yaşadığı bir dönemde mağaza sayısını artırma, ürünleri sigortalama gibi iddialı yatırımlara devam etmelerini ise markaya yaptıkları yatırımla açıklıyor Zorlu. Bütün sektörde olduğu gibi ev tekstilinde de kayıt dışı sorunu çok fazla. Bu durum haksız rekabeti beraberinde getiriyor. Bir dönem herkesin girdiği yüksek kârlara sahip bir sektör olan tekstil, yaşanan kriz sonrası iş dünyasının önemli bir bölümünde artık bir an önce terk edilmesi gereken bir yatırım alanı olarak algılanıyor. Böyle bir dönemde ürünü ve hizmeti iyi olanın ayakta kalacağının altını çizen Zorlu’ya göre doğru olan, sürekli olarak markaya yatırım yapmak. Markaya yatırım yapmanın en önemli yollarından biri, ürünü müşteriye doğru anlatabilmek.

Reklâmlar kadar bu noktada pazarlamacılara da büyük iş düşüyor. Bu sebepten olsa gerek, “Benim Linens markam her yerde iş yapar, yeter ki doğru insanlarla yönetilebilsin.” diyor. Linens Akademi’nin kuruluş amacı da, doğru pazarlamacıları bulmak ve onlara işin inceliklerini anlatabilmek. Her ay, bir haftalık sürede ev tekstil grubuna yeni katılan isimlere burada işin incelikleri anlatılıyor. Eğitim süreçleri ürün bilgisinden mağaza dekorasyonuna kadar değişen geniş bir alanı kapsıyor. Şule Hanım, organizasyonun kurulması, mağazaların doğru yerde açılması, iç dekorasyonlarının yapılması ve ekibin tamamlanması gibi bütün ayrıntıların işin ancak yüzde 49’u olduğunu vurguluyor. Geriye kalan yüzde 51 ise sadece satış ve pazarlama. Bir ürün satılmadığı sürece, kaliteli ve garantili olması önemli değil. Bu sebeple o, “Ürünü satamıyorsam Linens mağazası bir müzeden öteye gitmez, insanlar gelir gezer ve giderler.” diyor. Kendisi ise pazarlama ve satış sürecini yerinde gözlemleyebilmek için yurtiçi ve yurtdışındaki bütün mağazaları tek tek gezmeyi ihmal etmiyor. Bir şirket yöneticisinin zamanının minimum yüzde 30’unu sahada geçirmesi gerektiğine inanıyor.

GARSONLUK YAPMAMA BABAM İZİN VERMEDİ!

Şule Zorlu, Zorlu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu’nun üç çocuğundan biri. Bir kız ve bir erkek kardeşi daha var. Birçok büyük şirkette olduğu gibi bir hissedar veya hissedar adayı olarak onun hikâyesi de şirketin alt kademelerinde başlıyor. Ortaokul öğrencisiyken, şimdiki Zorlu Plaza’nın olduğu yerde bulunan Emprime Fabrikası’na yaz aylarında gelmeye başlar. Şirket macerasının başlangıcı da grubun ilk göz ağrılarından olan bu fabrikadır: “Ben fabrikada büyüdüm diyebilirim. O zamanlar yazları giderdim sürekli. Hatta bazen yemekhaneden bardak çalar, onunla bahçedeki havuzdan kurbağa yakalardım. Fabrikadaki görevim ise iplik sökmekti.”

1993-99 arası eğitim için Amerika’da bulunan Şule Hanım, grubun hızlı büyüdüğü ve bir Anadolu sermayesinin İstanbul’un sanayi devlerinin arasına girdiği bu geçiş sürecini yaşayamadığını söylüyor. Yani küçük bıraktığı şirket, dönüşte karşısına bir dev olarak çıkmış. Bu açıdan ilk yetişmeye ve işi öğrenmeye başladığı dönemdeki Emprime Fabrikası’nın onun hayatında büyük önemi var. En ilginç hatıralarından biri de, Amerika’daki öğrencilik yıllarına ait. Bu ülkede birçok öğrenci gibi boş zamanlarında bir lokantada garsonluk yapmak ister; ancak babasının vetosuyla karşılaşır. Buna rağmen orada çalışan arkadaşlarına yardım etmekten geri duramaz. Bunun gerekçesini de hiper aktif olmasına bağlıyor: “Asla boş oturamıyorum. Çoğu zaman yemek yemek yerine iş yapmayı tercih ederim. Hatta ekibime ofisimde öğle yemeği ısmarlar, yemekle geçecek o vakte de bir toplantı sokuşturmayı başarırım.”

DENİZBANK’TA KIYAFET UYARISI ALDIM

Gruptaki ilk ciddi iş deneyimine şimdilerde yüzde 75’i Dexia Grubu’na satılan Denizbank’ta başlar Şule Zorlu. Kozyatağı şubesinde memurluktur ilk görevi. Patron kızı olmasına rağmen bankaya geldiği ilk gün yöneticisinden kıyafet uyarısı alır. Bir daha açık ayakkabı ile işe gelmemesi söylenir. Bu deneyimden olsa gerek finans ve bankacılık sektörünü, aynen askeriye gibi çok disiplinli bir çalışma alanı olarak nitelendiriyor. “Denizbank yıllarında size torpil yapıldı mı?” sorumuza, ailenin bir bireyi olduğu gerçeğini değiştirememekle beraber kendisine ayrıcalık tanınmasına kesinlikle karşı çıktığını vurguluyor. Tabii gerekçesini de ekleyerek: “Birdenbire büyük basamakları çıkamazsınız. Ben sorumluluk almayı, organizasyon yapmayı ve o süreçte bizzat çalışmayı çok severim. Bu sebeple grupta alt seviyelerde çalışarak kariyerime başlamayı ben istedim. Çünkü bir şirketin sermayedarı olarak yetişiyorsanız, çalışanlarınızın neler yaşadıklarını, neler hissettiklerini, davranış özelliklerini yaşayarak görmek zorundasınız. Yoksa işin başına geçtiğinizde onlarla empati kuramazsınız.”
Kaynak: Aksiyon

Kombin Tül Perde

1923 yılından bu yana Türkiye ’de tül ve perde modasına damgasını vuran Broderi Narin, yaratıcı tasarımlarını, bu yıl daha da geliştirdiği Tematik Koleksiyonu’nda, uyumlu ve şık kombinasyonlara dönüştürdü.
Tema sayısını 21’e çıkaran Broderi Narin, her başlık altında, birbiriyle kombin edilebilir, tül ve perde alternatiflerini bir arada sunarak, müşterilerine hayal edebilme özgürlüğü ve en doğru seçimi yapma kolaylığı sağlıyor. Broderi Narin Tematik Koleksiyonu’nda, farklı renk, doku ve desen armonisine sahip 500’den fazla ürün yer alıyor.
Broderi Narin’in 21 ürün grubundan oluşan Tematik Koleksiyonu’nda, her tema başlığının farklı bir öyküsü bulunuyor. Renk ve doku bazında gruplanan tül ve perde seçenekleri, Natura, Zen, Safran, Viola gibi tema başlıkları altında sunuluyor. Seçim yapmakta zorlananlar bile, temaya karar verdikten sonra, o tema altında hayal ettikleri ürünleri kolayca seçebiliyorlar. Müşteriler, birbiriyle uyum içindeki tül ve perde gruplarını aynı kartelâ üzerinde görüp değerlendirebilme olanağına sahip bulunuyorlar. Böylece doğru kombinasyonlar arasından, kişisel beğeni ve beklentilere en uygun tercihi kolayca yapabilme avantajı elde ediyorlar.

500′den Fazla Seçenek

Broderi Narin’in Tematik Koleksiyonu’nda, farklı renk, doku ve desen armonisine sahip 500’den fazla ürün yer alıyor. Broderi Narin, Tematik Koleksiyonu’nu İstanbul’da Mahmutbey Taşocağı Caddesi üzerindeki Broderi Narin Fabrika Satış Mağazası ile tüm Türkiye’ye yayılmış, 60’a yakın Broderi Narin satış noktasında müşterilerine sunuyor. Broderi Narin’in, diğer koleksiyonları ise, Türkiye çapında 250’den fazla bayi ve satış noktasında tüketici ile buluşuyor.
Broderi Narin, tüm satış noktalarında 80 yılı aşan birikimiyle, dikişten, montaja ve evdeki son ütüye kadar her aşamada, koşulsuz müşteri memnuniyetini esas alan bir anlayış içinde hizmet veriyor.

Türk Mobilya Sektörü

Mobilya Sanayicileri Derneği (Mosder) Başkanı ve Boydak Holding Yönetim Kurulu Üyesi Memduh Boydak, Türk mobilya sanayisinin henüz yolun başında olmasına rağmen, Köln ve Milano’da düzenlenen fuarlara en büyük rakip olarak İstanbul’u göstererek, “İmob Mobilya Fuarı, Köln ve Milano’dan sonra dünyanın en önemli fuarı oldu. Fuar maliyetlerinin yüksek oluşundan ve pazar değişikliklerinden dolayı Köln Mobilya Fuarı’na ilgi azaldı. Milano Mobilya Fuarı bile Moda’da olmasa da potansiyelde Türkiye’yi en büyük rakibi olarak görüyor. Fuar takvimini İstanbul’u bekleyerek açıklıyor” diye konuştu.

“Alanımızı yarıya indirdik”
Memduh Boydak Almanya’nın Köln şehrinde düzenlenen dünyanın en büyük mobilya fuarları arasında gösterilen “imm Cologne 07”de gazetemize mobilya sektörünü değerlendirdi. “imm Cologne 2007”nin dünyanın en büyük fuarlar arasında bulunduğunu kaydeden Mosder Başkanı Memduh Boydak, bu sene Köln’deki fuarda Türkiye’yi temsil eden Türk firmasının geçen yıla göre bir miktar arttığını ancak önceki yıllarda 50’nin üzerinde olan katılımın bu yıl 20’nin altında kaldığını söyledi. Mobilya fuarlarının Köln’den Valencia, Milano ve İstanbul’a kaydığını keydeden Boydak, “Biz bile İstikbal olarak geçen yıl bin metrekare olan alanımızı bu yıl 575 metrekare’ye düşürdük. 2010 yılına kadar İstanbul mobilya fuarının dünyanın en önemli fuarları arasına girecek. Buradan yola çıkarsak, uluslararası mobilya sektörünün önümüzdeki dönemde Köln, İstanbul ve Milano üçgeni içinde hareket edeceğini düşünüyoruz” dedi.

“Mosder’i geç kurmuşuz”
2006 Eylül ayında Mosder Başkanı seçilen Memduh Boydak, mobilya sektörünün geldiği son noktayı da değerlendirerek şunları söyledi: “İşin içine girdikten sonra anladık ki Mosder’i biz geç kurmuşuz. 10 yıl önce kurmuş olsaydık daha faydalı olurdu. Mosder kurulmadan önce biz meslektaşlarımızla sadece selamlaşıyorduk. Şimdi sorunları beraber konuşuyoruz. Ancak mobilya sektörü Türkiye’de henüz gelişmesini tamamlamadı. Finansman, tasarım ve pazarlama gibi temel sorunları aşarsak, sektörü belli bir noktaya getirebiliriz. Bugün 12 milyon nüfuslu Avusturya’nın 2 milyar euronun üzerinde mobilya ihracatı söz konusu. Türkiye’nin ise 2005 verilerine göre 855 milyon dolarlık mobilya ihracatı var.”

“Günübirlik İstanbul’a geliriz eşlerimiz bilmez”
Boydak grubunun hem yönetim kurulu üyeliğini hem de Genel Müdürlüğü’nü yürüten Memduh Boydak, Yönetim Kurulu üyelerinin Boydak Holding’in merkezinin Kayseri’de kalması yönünde kararlı olduğunu söyledi. Boydak, “Holdingimizin merkezi Kayseri’de ancak biz İstanbul’dan da ayrılmıyoruz. Buralarda ana ofislerimiz var. ABD’de 500 büyük şirkete baktığımızda üçte ikisinin bölgelerinde doğup büyümüş ve oradan yönetiliyorlar. Ama New York’ta ofisleri bulunuyor. Kayseri’ye günde 5 tane uçak geliyor. Bazı günler aniden İstanbul’a günü birlik gelip dönüyoruz. Eşlerimizin bile haberi olmuyor. Akşam işimizden geliyor gibi İstanbul’dan geliyoruz” dedi.

Endişe duymuyoruz
Türkiye Finans Katılım Bankası’nı kurarak Ülker ile başlayan ortaklığın ileride gıda sektörüne de kayıp kaymayacağını sorduğumuz Memduh Boydak, “Patronlarımız bize ‘ilk üçün içinde olmayacağınız ve yönlendiremeyeceğiniz sektörlere girmeyin’ diyorlar. Koç Grubu’nun da böyle olduğunu zannediyorum. Onlar da birinci olmayacakları işe girmezler. Biz kendi işimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Ancak buradan hiçbirşey yapmayız diye bir yorum çıkarılmamalı” diye cevap verdi. Arçelik gibi beyaz eşya devinin mobilya sektörüne girmesini ve İkea gibi dünya mobilya markasının Türkiye’de büyüme kararı almasını değerlendiren İstikbal Yönetim Kurulu Başkanı Memduh Boydak, her hangi bir kaygılarının olmadığını söyledi.

İpek 10 bin m2’lik 20 mağaza açacak
İpek Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Aslan, Türkiye’nin mobilya sektöründe son 10 yılda büyük bir gelişme kaydettiğini, merdiven altında, standardı olmayan kopyacı ve devamlılığı olmayan bir üretim anlayışından markalı üretime gelindiğini söyledi. Saffet Aslan, “Bunu duayenler ve ağırlıklı olarak Mosder üyeleri yaptı. Türk tüketicisinin alım gücüne bakarsak henüz mobilya pazarı Türkiye’de istenen seviyeye gelmedi. Mesela Almanya’da 50 milyar dolarlık mobilya pazarı varken, Türkiye’de daha yeni 4-5 milyar dolara çıktı” dedi. Aslan, İpek grubu olarak mobilyadan sonra maden işine de girdiklerini şimdi çinko çıkarıp işlediklerini söyledi. Kayseri’de açtıkları iki alışveriş merkezine ilave olarak “İpek Saray” adıyla Türkiye çapında zincir mağazalar açacaklarını belirten Aslan, “İstanbul’da arsa bakıyoruz. Acele etmeden uygun bir arsa bulabilirsek alışveriş merkezleri açacağız” dedi. Aslan mobilyada da mağaza konsepti 10 bin metrekare ve üzeri mağaza zincirini başlattıklarını belirterek. “Bunlardan biri Ankara’da açıldı. Mersin ve Adana’da da bayileri içine alarak iki mağaza açtık. Türkiye genelinde 10 bin metrekarelik 20 mağaza açmayı hedefliyoruz” diye konuştu.

Doğtaş 15 milyon euro ile mutfak da üretecek
Doğtaş Genel Müdür İsmail Doğan faaliyetleri hakkında şu bilgileri verdi: “Türkiye genelinde 400 satış noktası, 42 ülkeye de ihracat yapıyoruz. Ağırlıklı olarak Avrupa ve doğu bloku ülkelerine satış yapıyoruz. İran büyük bir potansiyel bizim için. Kendimize özgü ürünlerimizle İtalyan firmalara da ürünümüzü rahatlıkla satabiliyoruz. Avrupa’da mobilyada gerek teknoloji gerek işçilik maliyetlerinden dolayı üretim doğuya kayıyor. Türkiye de kendisini ispatladı. Yaklaşık 10-12 markalı firmamız oluştu. Daha önce Türk imajı denince ucuz mobilyası akla geliyordu. Bunları aşıyoruz. Biz Çanakkale Biga’da 200 bin metrekare açık, 80 bin metrekare kapalı alanda üretim yapıyoruz. Yatak, yemek ve genç odaları üretiyoruz. Burada üniversitelerle işbirliği yaparak yarışlar düzenliyoruz. Bu gençlerin kafasından çok iyi fikirler çıkıyor. Birinci olanlara burs verip yurtdışı eğitim aldırıyoruz. İçinde bulunmuş olduğumuz devir inovasyon yani yenilikçi modasının hakim olduğu bir devirdir. Çanakkale bize komşularımıza daha kolay ulaşmamızı sağlıyor. Yunanistan bizden ciddi miktarda ürün alıyor. Özellikle biz fuarda genç konsepte önem verdik. Kız grubunda Brest ve Örümcek Adam karakterlerinin isim ve logosunu kullanan dünyadaki tek üretici biziz. 15 milyon eoruluk bir yatırımla mutfak mobilyası üretimine başlayacağız.

20 bin dolara Çilek mağazası
Köln’deki mağazasında basın kokteyli düzenleyen Çilek Mobilya’nın Dış Ticaret Koordinatörü Muharrem Çilek, Türkiye’de sadece çocuklara ve gençlere yönelik mobilya konseptini ilk defa ortaya atan Çilek Mobilya’nın dünya çapında franchise’ni verdiklerini, önümüzdeki dönemde sadece Avrupa’da 30 magaza açılacağını söyledi. Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Çilek’in kardeşi olan Muharrem Çilek, Türkiye’deki büyümesinin yanısıra aynı mağaza konseptini yurtdışında yerleştirmeye başladıklarını belirterek şöyle konuştu: “Yurtdışında halen 41 mağazamız var. Güney Afrika Cumhuriyeti’nden Japonya’ya Mısır’dan Panama’ya kadar her yerde mağazamız var. Franchise olarak (yani isim hakkını vererek) yurtdışında gelişme göstermek istiyoruz. Franchise bedeli almıyoruz. İstediğimiz standartta ve dekorasyonda kurulacak bir mağazası olan ve bu işi severek yapmak isteyen herkese kapımız açık. Böyle bir mağazanın maliyeti de 300 metrekaresi ortalama maliyeti 20 ile 50 bin dolar arasında değişiyor. Bu tamamen ülkenin şartlarına göre değişiyor. Köln’de 18 ay önce açtığımız bu mağaza diğer mağazalara öncülük etti. Köln’de açtığımız depodan bütün Avrupa ülkelerine mal sevkiyatını yapabiliyoruz. Almanya Belçika Hollanda üçgeninde 30 tane daha mağaza açmayı planlıyoruz. Bu mağazalar 200 ile 500 metrekare arasında değişiyor.”

Sayfalar: 1 2 3 4

Dekorasyon ve Mobilya Sitemiz Wordpress altyapisini kullanmaktadir.

eXTReMe Tracker