Cilalı Mobilyalar

Büyük sektörlerden olan inşaat son birkaç yılda patlamasıyla beraber yeni ev alanlar evlerini dekore etme telaşına düştüler. Bu sayede de dekorasyon eşyaları satan dükkanlar altın çağını yaşamaya başladı. Yüzlerce seçenek arasından kendilerine uygun eşyaları seçmeye çalışan ev sahiplerinin en çok zorlandığı konu başlığı ise küçük ayrıntıların büyük farklar yarattığı dekorasyon. Bu hafta ev modasının her mevsim değiştiği günümüz dünyasında demode bir evde yaşamamak için dikkat edilmesi gerekenleri sıralıyoruz. Ev dekorasyonu uzmanları, dekorasyondaki son modayı doğal maddelerin kullanıldığı kaplamalar olarak gösteriyor. Dekoratörler, ahşap,çamur ve kilden oluşan yer ve yüzey kaplamalarının 2007′de dekorasyon malzemelerinde bolca göreceğimiz görüşünde. Duvar renklerinde ise açık ve parlak renklerin moda olacağını belirten dekoratörler, mobilyalarda cilalı ve parlak modellerin ön plana çıkacağının altını çiziyor. Ağır mobilya ürünleri yeniden moda olurken, parlak taşlarla süslü şöminelerin de son akımlar arasında olduğunu vurgulanıyor. Kanepelerin üzerine geniş ve süslü örtülerin örtüleceği 2007 yılında görkemli cam avizeleri de yeniden moda olacak. Yapay ürünler dönüyor Doğal maddelerin yerine yapay ürünler geri dönecek. Örneğin zeminler çamurdan yapılmış killerle kaplanacak. 2007 yılına, geri dönüşümden kazanılmış ahşaplarla kaplanan mobilyalar damgasını vuracak. Dekoratörler, değişen gündelik hayata uygun odaların da bulunduğu bir ev organize etmenin önemine işaret ederken, bunların arasında fazla seyahat eden ev sahiplerinin ihtiyaçları doğrultusunda evlerine gardırop odası yapmanın önemine dikkat çekiyor. Çoğunlukla çatı altına atılıp da bir daha bulunamayan seyahat çantaları için özel bir gardırop yapılmasının kullanışlı olacağını belirten uzmanlar, bu odanın yanı sıra her evde mutlaka çamaşır odasının da bulunmasının yararlı olacağı düşüncesinde. 2007 dekorasyonunda son modalar bunlar.

Fatih ATALAY - Sabah

Mobilya ve Dekorasyonda Parlak Siyah

Ahşaptan griye
Çetin bir rekabetle karşı karşıya olan ve yeni tasarımlar geliştirme konusunda yatırım yapmak zorunda kalan üreticiler mümkün olan her alanda, buna renk de dahil, üretimi standartlaştırıyor. Herhangi bir alana uzun süre tek bir rengin ağırlığını koymasının nedeni bu.
20′nci yüzyılın başlarında radyo ve pikap gibi ilk elektronik cihazların kasası ahşaptan yapılıyordu. İnsanlar evlerinde elektrikli cihaz bulundurmaya alışık değildi ve bazıları bunları kullanmaktan çekiniyordu. Korkutucu cihazları ahşap kutulara gizleyen üreticiler onlara tanıdık bir görüntü vermeye çalışıyordu.
Braun ilk “çağdaş” ürünü 1956 SK4 pikapının üzerine ahşap şeritler yerleştirmişti. Kapağı şeffaf plastik ve yanları ahşaptı. Beyaza kaçan gri 1960 ve 70′lerde elektronik ürünlerin rengi haline geldi. Braun sonra ahşaptan vazgeçti ve bu rengi benimsedi.
Bir süre sonra beyaza kaçan grinin yerini mat siyah almaya başladı. 1980′ler boyunca mat siyah modanın zirvesine oturdu. Braun’un ET44 hesap makinesinden Sony Walkman ve Comme des Garçons ile Yoşi Yamamoto’nun koleksiyonlarına kadar her şey bu renkteydi.
1990′ların “kablolu” döneminde e-posta ve internet gibi yeni teknolojilerden tüm faydayı sağlamamız için çok sayıda yeni dijital ürün ortaya çıktı. Apple 1998′de renkli iMac’i üreterek eski renkte bilgisayarların sonunun geldiğinin sinyallerini verdi.
Apple daha sonra gümüş ve beyaz gibi fütüristik renklere yöneldi. Kısa süre sonra tüm TV setleri ve cep telefonları gümüş renge boyanmış plastikten yapıldı.
Apple hâlâ gümüş ve beyaz renkleri seviyor ama skalasına parlak siyahı da ekledi. Siyah iPod’la bu trendi uygulamaya başlayıp geçtiğimiz sonbaharda siyah MacBook’la serüvenine devam etti.

iPod’dan LCD televizyona

Yeni Apple cep telefonu da aynen Sony PSP gibi parlak siyah olacak.
Yeni siyahın yükselişi biraz da teknolojik değişimin ürünü. Apple ekibi cilanın o tatlı pırıltısını elde etmek için donuk alt tabakanın üzerine bir reçine tabakası monte etmenin bir yolunu bulduktan sonra Apple’ın parlak siyah iPod’u üretildi.
İtalyan modaevi Prada ile Kore’nin elektronik eşya ve cep telefonu markası LG Electronics işbirliği sonucunda üretilen LG Prada KE850 cep telefonu da siyah ve sade tasarımıyla dikkat çekiyor. Panasonic’in piyasaya yeni sürdüğü Viera model plazma LCD televizyonları da parlak siyah renkte.

Parlak siyah aynı zamanda iç mimar ve tasarımcıların, markaların koleksiyonlarında da yer buluyor. Alev Ebüzziya’nın Koleksiyon için tasarladığı Tigris serisindeki çanaklar fonksiyonelliğinin yanı sıra parlak siyah renkleriyle de çağdaş sanat eseri gibi görünüyor.
Derin Mobilya’nın sahibi Aziz Sarıyer “Renklerde orta çizgiyi siyah ve beyaz tayin eder. Konu renkler olursa bence tavırsızlığın rengi siyahtır” diyor. Parlak siyahın yükselişini önceden hisseden Derin’in 2007 Milano sergisindeki standının rengi de parlak siyahtı.
1980′lerde mat siyah ve 1990′larda gümüş nasıl dönemlerini yansıtıyorsa, parlak siyah da bugünü yansıtıyor. Savaş, terörizm ve çevre krizlerinin yaşandığı bir dönem için yerinde bir seçim olan yeni siyah karanlık olduğu kadar baştan çıkarıcı da.

Sade ve Teknolojik

Hayatı kolaylaştıran ancak teknolojiye boğulmamış bir ürün. Sadeliğin teknolojiye zaferi. Modern olduğu kadar şiirsel bir ruh da taşıyor.” Bu cümleler Defne Koz imzalı komodin / lamba için söylendi.

Dünyanın önde gelen tasarım dergilerinden biri olan I.D Magazine’in düzenlediği yarışmanın prestijli jüri üyeleri, Koz’un tasarımını böyle değerlendirdiler ve “en iyi tasarım” ödülünü onun çalışmasına verdiler.

Tasarımı sanatsal, kültürel ve endüstriyel yönleri ile ele alan I.D. Magazine söz konusu yarışmayı 1954 yılından bu yana her yıl yapıyor.

Derginin organizasyonuna bu sene çeşitli ülkelerden 2 bin 213 tasarımcı katıldı. Yarışma; tüketim ürünleri, mobilya, teçhizat, çevre, ambalaj, grafik, konsept tasarımı ve öğrenci projeleri olmak üzere yedi ayrı kategoride gerçekleşti.

Yarışmadan mutlu ayrılan Defne Koz’un Fontane Arte firması için gerçekleştirdiği tasarımının adı “The Relax Bedside Lamp”.

Koz ödül sonrası I.D. Magazine’de yayımlanan röportajında komodin / lambasını sakin bir buluş olarak nitelendiriyor. “Sade bir form taşıyan lambayı komodinle bütünleştirerek sıradanlıktan uzaklaştırdığını ve teknolojik materyalin yenilikçi kullanımıyla sadeliği birleştirdiğini” belirtiyor.

Dünyaca tanınan tasarımcılarımızdan olan Defne Koz banyo aksesuvarlarından elemanlarına, elektronikten mutfak eşyasına pek çok alanda çalışmalar yaptı. Alessi, Pirelli, Fontane Art, Foscarini gibi ünlü firmalara ürün geliştiren Koz Türkiye’de Eczacıbaşı-Vitra ile çalışıyor.

Eczacıbaşı Karo Seramik için 2000 ve 2002 yıllarında iki ayrı koleksiyon halinde sunulan “Temas” ve “Bakış” karo seramiklerini, Ekim 2002’de İtalya’da piyasaya sunulan ve ilgiyle karşılanan “Sense” ve “Calm” adlı iki yeni vitrifiye ailesi izledi.

Hürriyet

9 katlı Çatı Su Yalıtımı

Su ve yalıtım sektörünün önde gelen ismi BTM’nin Alman teknolojisiyle ürettiği ekonomik ve hafif “BTM Corrubit”in kullanım alanı yaygınlaşıyor.

Çelik, betonarme, ahşap konstrüksiyonlu eğimli çatılarda ya da tercihe göre cephelerde kullanılan oluklu bitümlü çatı kaplama levhası corrubit, eğimli çatılarda ya da yenileme amacıyla eski çatı kaplamasının üzerinde kolayca uygulanabilen organik elyaflardan üretiliyor.

Çevreye zarar veren maddeler içermiyor.

BTM Corrubit, 9 kattan oluşan çok katmanlı yapısıyla dikkat çekiyor.

Evde ve ofiste kullanılabilecek taşlar

AMATİS: Evdeki negatif enerjiyi üstüne alıyor. Fakat mutlaka 3-4 günde bir yıkanmalı ve kendi kendine kurumalı.Ya da cam kavanozun içine su ve kaya tuzunu koyun o da aynı etkiyi yapar, fakat onu da 3-4 günde bir değiştirmeniz gerekiyor.

BEYAZ: Kuvars kristalleri, negatifi nötrleştirmek ve evdeki enerjiyi dengelemek için küre şeklinde olmalı. Merdiven altına konulursa aşağıya inen enerjiyi dengeler.

AKİK TAŞI: Sağ kolunuzun üst kısmında bilezik gibi taşırsanız başarı için işe yarar.

PEMBE KUVARS VE AMATİS: Taşları küvete koyup, içine adaçayı yaprakları ilave edip küvetin etrafına mum ve tütsü yakarak 20 dk küvette kalırsanız arınma banyosu yapmış olursunuz.

KIRMIZI TAŞ: Durağan enerjiyi hareketlendirir.

KUVARS (SİVRİ UÇLULAR): Bilgisayar kullanıyorsanız ucu bilgisayara bakacak şekilde koymalısınız. Manyetik enerjiyi engeller.

DUMANLI KUVARS: Barış taşıdır. Meditasyon yaptığınız köşeye ya da evde oluşturabileceğiniz kutsal köşenize koyabilirsiniz.

ZENGİNLİK KESESİ: Yeşil bir kesenin içine Ay taşı, Akik, Kan taşı koyup, evin dört tarafına yerleştirip, bir tanesini de yanınızda taşırsanız evinizin bereketi artar.

KUTSAL KÖŞE TAŞLARI: Yeşil Kuvars, Kristal, Kyanit, Amatis, Gri taştan oluşacak bu köşeyi evinizde en rahat ettiğiniz yerde oluşturabilirsiniz. Dilek dileme köşesi ve dinlenme köşesi olarak değerlendirirken, aynı zamanda taşların pozitif enerjisinden yararlanmış olursunuz.

Taşları kullanmanın etkisini görmek için öncelikle şunları yapmanız gerekiyor: Aldığınız taşı toprağa gömüyorsunuz ve negatif enerjisi gitsin diye yıkıyorsunuz. O gün kısa bir süre güneşte bırakıyorsunuz ve kendi kendine kuruyor. Bir gece siyah kesenin içinde ay ışığında bırakıyorsunuz (dolunayda olması tercih edilir). Bunun sebebi, dört elementi barındırmasıdır. Ertesi sabah sol elinizde enerjinizi yüklüyorsunuz, sonra sağ elinize alıp ne için kullanmak istiyorsanız ona niyet ediyorsunuz.

Taşları bulabileceğiniz adres: Merkez Bilgi Alanı Vakfı:; Tel: (212) 292 45 41.

Burcunuzun taşını biliyor musunuz?

Koç: Ametist, Agat, Sitrin

Boğa: Mavi Kalsedon, Krizopras

İkizler: Agat, Pembe Kuvars

Yengeç: Agat, Kristal Kuvars, Krizopras

Aslan: Amatist, Krizopras, Agat, Pembe Kuvars, Sitrin

Başak: Mavi Kalsedon, Agat, Obsidyen

Terazi: Agat, Opal

Akrep: Ametisit, Kristal Kuvars, Obsidyen, Sitrin

Yay: Mavi Kalsedon, Ametist, Opal, Obsidyen

Oğlak: Agat, Opal, Kristal Kuvars

Kova: Mavi Kalsedon, Ametiet, Agat, Kristal Kuvars

Balık: Ametist, Opal, Pembe Kuvars

Kıvrımlararası aşk

Geçmişin kıvrımlı çizgileri minimalizmin düz hatlarına karşı bir zafer daha elde ederken, önüne neo eki gelen pek çok stil (neo-barok, neo-etnik, neo-klasik…) mekanlarda özgürce geziyor. Konfor ve kalitenin diğer adı Poltrona Frau’nun koltuk ve kanepelerine bakmadan, salonunuza koyacağınız kıvrıma karar vermeyin.

Aydınlatmada tasarım

1992’den beri uluslararası mobilya koleksiyonlarını tasarım meraklılarına sunan Mozaik, yepyeni bir showroom’la karşınızda. Tamamen aydınlatma ürünlerine ayrılan Mozaik 220V, yine dev isimlere yer veriyor: Flos, Antares, Tobias Grau, Luce Plan, Santa & Cole, Ingo Maurer, Verpan, Classicon ve Moooi gibi ünlü tasarım markaları, gecelerinizi aydınlatmak için yarışta. Tel: (0212) 347 23 87.

Banyolarda teknoloji ile tasarım el ele harikalar yaratıyor. Son günlerin en dikkat çekici ürünlerinden biri, dijital özelliklere sahip Grohe Ondus batarya sistemi. Banyolarda adeta bir mücevher etkisi yaratan bu ürün ile, tek bir dokunuşta istediğiniz su sıcaklığına rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. En yeni dijital teknolojilerden faydalanarak tasarlanan bu ürün, olağanüstü tasarımıyla sektörde heyecan yarattı. Hürriyet.

Barbie bebek ve çocuk mobilyası

İnegöl! Bursa’nın en tanınmış ilçesi. Dediklerine göre bu ilçede doğanlar ya köfteci ya da mobilyacı olurlarmış. Tıpkı Çilek kardeşler gibi. Aslında onların hikayesi biraz farklı. Ne de olsa kardeşlerden Mustafa Çilek aslında ODTÜ’den mezun bir inşaat mühendisi. Kurban Bayramı’nın son gününe rastlayan Misafir Odası’nın bu haftaki konuğu Muharrem Çilek ise Ankara Kara Harp Okulu’ndan mezun ama şimdi malulen emekli bir üsteğmen!

Baba mesleği esnaflığı, ilkokuldan mezun olur olmaz iş edinen tek kardeş ise Muzaffer Çilek. Çilek Mobilya’dan önce üç kardeşin bir araya gelerek kurduğu 3M Mobilya şirketi de ayrı ayrı mekanlarda mobilya üreten kardeşlerin ilk ortak projesi. ‘İşte Çilek genç odası bu demek! Burada bizim sözümüz geçeçek!” diyerek reklamını yapan Çilek Genç Odası’nın mucidi kardeşlerden Muharrem Çilek’le bu yıl 31′incisi düzenlenen Paris Mobilya Fuarı’nda (Salon Du Meuble De Paris) bir araya geldik.

60 ÜlKEYE İHRACAT
45 ülkeden 1100 firmanın katıldığı ve 40 bin kişinin ziyaret ettiği tahmin edilen fuarda Çilek Mobilya farklı bir ürün grubuyla dünyanın karşısına çıktı. Matel’den Barbie’nin dünyadaki tek mobilya lisansörü ünvanını alan ve tasarımını İnegöl’de yaptıkları ilk Barbie koleksiyonunu görücüye Paris’te çıkaran Çilek Mobilya’da heyecan büyük. 1995 yılında kurdukları Çilek Mobilya, belki o tarihten beri sadece Türkiye’deki değil, 60 ülkedeki gençlere de genç odası satmayı başarmıştı ama Barbie heyecanı bir başkaydı. Çünkü 29 ülkede Barbie mobilyalarının üretim ve satış hakkı bir Türk şirketinde, yani Çilek’te. Muzaffer Çilek’le fuar alanında şöyle küçük bir tur atıyoruz ve yan standlarda Avrupalı rakipleriyle karşılaşıyoruz. Hepsi de Çilek’i ismiyle gayet iyi tanıyor. Rakiplerin, Barbie’yi kıskanç bakışlarla süzüşüne ve Çilek Genç Odası’ndan sonra şimdi de Barbie mobilyalarıyla pazar paylarının biraz daha eriyeceğinin endişesini taşıyan bakışlarına işte bu fuarda tanık oldum…

* Yılda ne kadar mobilya üretiyorsunuz? Biz genç odası takımı olarak söylersek, yılda 100 bin takıma yaklaşıyoruz. Ürettiğimizin yüzde 25′ini de ihraç ediyoruz.

* Barbie’nin dünyadaki tek mobilya lisansörü siz oldunuz. Kaç ülkeden söz ediyoruz burada? Barbie’nin sahibi ABD’li Matel’le bir lisans anlaşması yaptık ve Türkiye ile birlikte 29 ülkedeki Barbie odasının haklarını aldık. Matel’e cirodan pay vereceğiz.

* 29 ülke arasında duydum ki Fransa, Almanya, Avusturya, Rusya, İspanya ya da İsviçre var ama İtalya yok. Nedenini açıklar mısınız? İtalya’da çok fazla mobilya üreticisi olduğunun farkındayız. Tabii ki oraya Barbie mobilyaları satabiliriz. Ama onların da başka ülkeler için bir arayışta olmasını açıkçası istemedik. Eğer çok meraklısı çıkarsa, haklarını kendi ülkesi için alsın ve orada üretip, satsın dedik. Yani bizim Avrupa’daki gelişmemizi engellemelerini istemediğimizden İtalya’yı İtalyanlar’a bırakmak gibi bir strateji izledik.

İNGİLTERE ZOR PAZAR!
* İngiltere’yi niye almadınız? Çünkü Matel, Avrupa’yı bir kefeye koymuş, İngiltere için ekstra isteklerde bulunuyordu. Daha yüksek taahhütler istiyorlar. Bir diğer sebebi de İngilizler, hala modern görünümlü olmayan mobilya kullanıyorlar. Zaten moderne ikna etmek zorken, bir de Barbie’ye ikna etmenin iki katı zor olacağını düşündük ve o pazarı şimdilik düşünmedik. Kendimizi de bir çeşit sınamak istiyoruz aslında. aslında. Diğer aldığımız ülkelerde göstereceğimiz başarının ardından İngiltere pazarına girebiliriz.

* Çilek içinde bir tasarım grubu oturdu ve Barbie için mobilya tasarladı. Yani bu tasarımlar tamamen size ait ve sonra bunları Matel’in onayına mı sundunuz?
Evet, tasarım bize ait. Biz modelleri tasarladık, Matel de olur verdi. Üretime öyle geçtik. İlk yaptığımız modele biraz karıştılar. Biz daha sade bir model yapmıştık. Matel, ilk mobilya modelinin daha gösterişli, pembeleri daha çok olmasını istedi, biraz değişiklik yaptık ve üretime geçtik. Aslında çok pembe oldu bu model. Benim küçük kızım çok sever süslü püslü şeyleri ama ona bile bu çok pembe geldi ama sanıyorum ki Barbie tutkunu kızlar bayılacak. Başka serilerimiz de var. Daha ekonomik, daha az süslü Barbie modelleri de oluşturduk.

* En çok başarılı olduğunuz ülke neresi? Bana göre İsviçre. Bu ülkede mağazacılar da tüketiciler de çok seçici. Avrupa’nın standartlarının üzerinde ürünler alıyorlar ve bunlar da bizim mobilyalarımız olmaya başladı. İsviçre’nin en büyük mobilya zinciri Mobel Pister’in 56 mağazasında Çilek ürünleri satılıyor.

Türkiye Mobilyacılar Kralı

Medet Bozkurt, annesi Hacer Hanım ve kardeşleriyle birlikte, 1977 yılının fırtınalı 15 Aralık gecesi Almanya’ya adımını attı. İstanbul’dan gelen uçak Stutgart Havaalanı’na indiğinde, hasretlik sona ermişti. Tam 14 yıldan beri gurbette, ailesinden uzakta olan Hamdi Bozkurt, eşi ve çocuklarına, onlar da babalarına kavuşmuştu. Baba Hamdi Bozkurt’un, Allah’tan dileği yerine gelmişti. Allah’tan dileyip de, niyazı yerine gelen bir başkası da Hamdi Bey’in büyük oğlu Medet’ti. Onun da Almanya rüyası gerçeğe dönüşmüştü. Ama, rüyalarla gerçekler çok farklıydı.

Babasının anlattığı ve rüyalarını süsleyen Almanya ile şimdi yüz yüze kaldığı Almanya birbirine hiç benzemiyordu. Babası, Stutgart’ta bodrum katında yaşıyordu. Medet Bozkurt, Almanya’ya ilk adımını attığında 14 yaşındaydı. Bodrum katında güneş görmeyen dairenin bir odasını 5 kardeşiyle birlikte paylaşmak zorundaydı. Rüyalarının ülkesi Almanya’yı fırtınalı bir gecede tanımıştı. Kaderi onu, yıllar sonra iş dünyasının içine sürüklediğinde ise, bu kez bir başka fırtına esecek ve yıkılan duvarların doğusundaki Berlin, Türk genci Medet Bozkurt’un yükselişine sahne olacaktı. Bodrum’dan zirveye çıkacak ve “Mobilya Kralı Türk” diye anılmaya başlayacaktı. Medet Bozkurt ve onun gibi Türk işadamlarının, Avrupa’da elde ettikleri başarılar, ünlü TIME’a konu olacak ve TIME onlar için şöyle bir başlık atacaktı. “Up from the Cellar”

Bu başlık, Türkler’in Alman toplumu içinde yükselerek, sosyal tabakanın en üstlerinde yer alışını anlatıyordu. Sinoplu Medet Bozkurt, bugün Avrupa’da “En Üsttekiler” arasında bulunuyor.

Zengin ülkenin fakir insanları

14 yaşında bir çocuk, Anadolu’nun sıcaklığından kopup gelmiş, Almanya’nın soğuk ikliminde buluvermişti kendini. Medet ve kardeşleri, bodrum dairesinden, yeryüzüne çıktıklarında ürkek bir ceylan gibiydiler. Medet, Nevzat ve Hasan, üçünün de elleri birbirine kenetlenmişti.

Babaları Hamdi Bozkurt, 14 yıldır gurbette işçiydi. Yememiş, içmemiş, dişinden tırnağından arttırdığı paralarla, memleketi Sinop’un Türkeli ilçesinde ancak bir ev sahibi olabilmişti. Almanya’da eline ayda Bin 500 mark para geçiyordu. Bu paranın 400 markı ev kirasına gidiyor, kira, elektrik, su parası derken geriye 600-700 mark anca kalıyordu. Beş çocuk, eşi ve kendisiyle birlikte, yedi nüfuslu bir aile, hepsi de Hamdi Bozkurt’un eline bakıyorlardı.

Medet ve kardeşleri bir televizyonları olmasını çok istiyorlardı. Stutgart’ta televizyonların satıldığı mağazaların adeta abonesi olmuşlardı.

Medet ve kardeşleri, belki bir televizyon buluruz umuduyla, kullanılmış eşyaların atıldığı yere gittiler. Bir Alman kadının, çöplüğe bıraktığı siyah-beyaz televizyonu alıp evlerine getirdiler. Tek kanalı çalışıyordu. Bozkurt kardeşler, o gün adeta bayram etmişlerdi. Babalarının yine sokağa atılmış eski bir bisikleti eve getirdiğinde ise başka bir sevinç yaşamışlardı.

Oto tamircisi

Medet Bozkurt, 1980 yılında, Almanlar’a ait bir oto tamirhanesinde kaporta bölümünde stajer öğrenci olarak işe başlamıştı. Stutgart’a 5 kilometre uzaklıkta, Zuffenhausen denilen küçük bir kasabada oto tamirhanesinde işbaşı yaptığında, 17 yaşındaydı. Ayda eline 50 mark para geçiyordu. Hem bu oto tamirhanesinde çalışıyor, hem de meslek hazırlık okuluna devam ediyordu. İkinci yıl maaşı 350, üçüncü yıl ise 400 marka yükselmişti 19 yaşına girdiğinde, akrabası olan Seher Hanım’la evlendi. Hayatı daha yeni yeni tanımaya başladığı bir çağda, büyük bir sorumluk üstlenmişti.

Oto tamirhanesinde dördüncü yılını tamamlayan Medet Bozkurt, çalışkanlığı ve dürüstlüğü sayesinde, çıraklıktan ustalığa terfi etmiş, maaşı da bin 400 marka çıkarılmıştı. Mesleğinde o denli başarılı olmuştu ki, patronu onu, tamirhanede staj gören öğrencilerin eğitimiyle görevlendirmişti.

Medet Bozkurt iyi bir oto kaportacısı, kardeşlerinden Nevzat oto boyacısı, Hasan da motor uzmanı olarak yetişmişlerdi. Üç kardeşin amacı, bir oto tamirhanesi açıp, ticarete atılmaktı. Bir gün çalıştığı oto tamirhanesine, trafik kazası geçirmiş bir Volkswagen Golf gelmişti. Sahibi bu otomobili 3 bin marka satılığa çıkarmıştı. Medet ve kardeşleri, Golf’e talip olmuşlardı. Uzun bir uğraştan sonra babalarını ikna etmişler ve Golf’ü satın almışlardı. Üç kardeş kolları sıvamış, bir kaç gün içinde Golf’ü gıcı gıcır yapmışlar, bir yıl süreyle bu otomobile bindikten sonra da, 6 bin marka satmışlardı. Yüzde yüz kâr etmişlerdi. Bu ilk ticaret, Medet Bozkurt’un kafasında şimşeklerin çakmasına yol açtı.

Kullanılmış eşya ticareti

Medet ve kardeşleri bu arada başka bir kazanç kapısı daha bulmuşlardı. Sokaklara atılan eski bisikletleri, mobilyaları, buzdolabı kısaca o gün ellerine ne geçtiyse, bu eşyaları tamir ettikten sonra, bitpazarında kullanılmış eşya satan kişelere götürüyorlardı. Bu kişiler satılan her eşyadan yüzde 25 komisyon alıyorlar, yüzde 75′lik dilim ise Medet ve kardeşlerine kalıyordu.

Medet, kardeşleri Nevzat, Hasan ve babaları Hamdi Bey, dört koldan çalışıyorlardı. Medet, işi daha da ileriye götürmeyi aklına koymuştu. Almanya’da eşyalarını yenilemek isteyenler, sokağa atacakları eskilerini taşıtmak için gazetelere ilan veriyorlardı. Bu ilanlar Medet’in ilgisini çekmişti. Kullanılmış eşyalar alınırken hiç bir ücret ödenmeyecek, üstüne üstelik bunları taşımak için para alınacaktı. Taşıma ücreti 800-1000 mark arasında değişiyordu. Ayrıca gittikleri evlerden, özellikle az kullanılmış mobilyaları satın alıyorlar, tamir edip cilaladıktan sonra, bitpazarında satıyorlardı. Kullanılmış eşyaların değerlendirilmesi ve bitpazarındaki ticaret, bugünün mobilya kralı Medet Bozkurt için bir başlangıçtı.

Hamdi Bozkurt ve oğulları, artık Almanlar’ın kapısında işçi olarak çalışmak istemiyorlardı. Medet Bozkurt’un en büyük hayali, kardeşleriyle birlikte bir oto tamirhanesi açabilmekti. Bu konuda araştıramalara da başlamıştı. Handelskammer’e (Alman Ticaret Odası) başvurdu. 60 bin marka devren satın alacakları bir oto tamirhanesi bulmuşlardı. Ancak Handelskammer, yakın çevrede çok sayıda oto tamirhanesi bulunduğunu ileri sürerek, Medet’in isteğini geri çevirdi.

Möbel Bazar

Medet Bozkurt, çok arzu ettiği halde, işletme izni alamadığı için oto tamirhanesi açamayacaktı. Ancak, ölmek var, ticaretten geriye dönmek yoktu. “Mutlaka bir şeyler yapmalıyız. Kendi işletmemizi açmalıyız” diye düşünüyordu. Handeslkammer’deki bayanın peşini bırakmamıştı. Oto tamirhanesinin dışında ne iş yapabileceklerini soruyordu. Kadın bazı tavsiyelerde bulunuyor, yeni iş alanları gösteriyordu. Ancak Medet, anlamadığı bu işlere girmek istemiyordu. Sonunda çıkış noktasını, yine kendisi buldu. Kullanılmış mobilya mağazası açacaktı. Zaten kıyısından köşesinden de olsa bu işi yapıyorlardı.

1985 yılının Şubat ayıydı… Medet Bozkurt, oto yedek parçaları satın almak için gittiği Stutgart Zuffenhausen’de, bir mobilya mağazasının vitrininde, “Son satışlar, kapanıyoruz” yazısını gördü. “Bu mağazayı kiralayabiliriz” diye geçirdi içinden. Mağazanın sahibi yaşlı bir Almandı. Medet, düşüncelerini Alman işadamına anlattı. Adam, 22 yaşındaki bu genç Türk’ün iş konusunda heyecanından etkilenmişti. Sonunda Medet Bozkurt, bu mağazayı aylığı 3 bin marka kiraladı. 800 metrekarelik bir mağazaydı. “Möbel Bazar” adını verdikleri mağaza 1 Eylül 1985 tarihinde sade bir törenle açıldı.

Yeni mobilya ticareti

Stutgart’taki 800 metrekarelik mağaza Bozkurtlar için bir başlangıçtı. Möbel Bazar’a müşteri akın ediyordu. Kullanılmış mobilyaları ucuz fiyatla ve çok düşük kâr marjıyla satıyorlardı. İlk ay 38 bin 250 marklık bir satış gerçekleştirmişlerdi. Medet Bozkurt, 12 yıl önce yaptıkları bu ciroyu kuruşu kuruşuna hatırlıyordu. Çünkü, her akşam, kardeşleriyle birlikte en azından üç beş defa saymışlardı bu parayı. Möbel Bazar, kısa zamanda Stutgart ve çevresinde ün yaptı.

Alman pazarlamacı Zimniak’ın teklifi, Medet Bozkurt’un mobilya ticaretindeki yönünü değiştirmişti. Kullanılmış mobilyaların yanında, yeni mobilyalar da satmaya başladı. Bay Zimniak’ın getirdiği yeni koltuk takımı bin 200 marka, bir hafta içinde satılmış ve 500 mark kâr bırakmıştı. Yeni mobilyalar, eskilerinin pabucunu dama atmış. Medet ve kardeşleri bir yıllık tecrübeden sonra, yeni mobilya işinde daha çok para kazanıldığını anlayınca, bu işe yönelmişlerdi. 1988 yılına gelindiğinde, Bozkurt kardeşler Stutgart yakınlarındaki Obertürkheim’da Möbel Bazar’ın ikinci şubesini açtılar. Medet, ilk mağazanın başında, Hasan ikinci mağazanın. Arı gibi çalışıyorlardı.

Berlin Duvarı yıkılınca

1989 yılına girilmişti. Medet ve kardeşleri dört yıl gibi kısa bir zamanda, mobilya sektöründe büyük başarılar elde etmişlerdi. Daha düne kadar, Almanlar’ın emrinde işçi olan Bozkurt kardeşler, şimdi kendi işyerlerinde milyonlarca mark ciro yapar duruma gelmişlerdi. Medet 26 yaşında mark milyoneri olmayı başarmıştı. Bu müthiş Türk gencinin yükselişi devam edecek, büyük değişimlere gebe olan Almanya onun önüne yeni ufuklar açacaktı. Berlin Duvarı’nın ve komünizmin çöküşü, genç Türk işadamı Medet Bozkurt’un yükselişi oldu. Medet Bozkurt, iki Almanya’nın birleşmesinin hemen ardından, eski Doğu Almanya pazarına açıldı. Birleşmeden sonra eli para gören Doğu Almanlar, Batı’dan gelen mallara hücum etmeye başlamıştı. Komünist yönetim döneminde, evine bir koltuk takımı almak için üç beş yıl beklemek zorunda kalanlar, “Belki bir daha bulamam” korkusuyla ikişer üçer koltuk takımı birden almaya başlatılar Medet Bozkurt ve kardeşleri, Doğu Almanya pazarına girdiklerinde, ilk satışlarını, birer aylığına kiraladıkları spor salonlarında gerçekleştirmişlerdi. Her ay bir başka şehirde sergi açıyorlardı. Bozkurt kardeşlerin gezici mağazalarının önünde binlerce Doğu Alman kuyruğa giriyordu. Bu gezici mağazalar tam iki yıl sürdü. Medet Bozkurt ve kardeşleri, belki de 10 yılda ulaşamayacakları hedefi 2 yılda yakalamışlardı.

Zirveye çıkış

Bozkurtlar, Doğu Almanya’daki ilk sabit mağazalarını ise, 1991 yılında açtılar. Doğu Berlin’in Friedrichshain bölgesinde yer alan mağaza 10 bin metrekarelik bir alana sahipti. Daha önce, Doğu Almanya’nın en büyük kağıt deposu olarak kullanılan bu binayı aylığı 100 bin manka kiralamışlar ve kısa sürede restore ederek, dev bir mobilya mağazası haline getirmişlerdi. Kardeşlerden Hasan Bozkurt’un teklifi üzerine, bu mağazaya “Mobilya Vahası” anlamına gelen “Möbel Oase” adı verildi.

Medet Bozkurt ve kardeşleri, mobilya sektöründe bir fırtına gibi esmeye başladılar. 9 ay sonra Doğu Almanya’nın Linthe kasabasında, Möbel Oase’nin ikinci şubesini açtılar. 20 bin metrekaresi kapalı alan olmak üzere toplam 50 bin metrekarelik bir alana sahip olan bu ikinci mağazanın mülkünü 6 milyon marka satın aldılar. Bu arada yine Doğu Almanya’da, Sossenheim ile Polonya sınırındaki Frankfurt am Oder kentlerinde iki mağaza daha açtılar. Binaları birer yıllığına kiralanan bu mağazalar, sonradan başka bölgelere ağırlık verileceği için kapatılacaktı.

Medet Bozkurt ve kardeşlerinin temposuna yetişmek mümkün değildi. Almanya’nın doğusundaki mağaza sayısını arttırırken, bu arada batıyı da unutmamışlar, Stutgart’taki iki mağazanın yanı sıra, Mannheim yakınlarındaki Sinsheim’da bir üçüncüsünü faaliyete geçirmişlerdi. 1992 yılının sonlarına gelindiğinde Bozkurt kardeşler, eski Doğu Almanya’da 2, Federal Almanya’da ise 3 olmak üzere 5 mobilya mağazasına sahip olmuşlardı.

Artık o günler geride kalmıştı. Medet ve kardeşleri yılda 120 milyon mark ciro yapan mobilya mağazalar zincirinin sahipleri olmuşlardı. Kaderi insanları, hangi noktadan, hangi noktaya getiriyordu. Akıl alacak gibi değildi…

Büyümenin sonu yoktu. Medet ve kardeşleri, Doğu Almanya pazarını avuçlarının içine almışlar, sıra diğer Doğu Bloku ülkelerine gelmişti. 1993 yılının Şubat ayında Prag’da “Asko” adını verdikleri mobilya mağazalarını açtılar. 5 bin metrekarelik bir alana sahipti. Bu mağaza için 500 bin mark masraf yapılmıştı. 1994′de yönünü tekrar Batı Almanya’ya çeviren Medet Bozkurt, Gannstad kentinde 10 bin metrekare büyüklüğünde bir başka mobilya mağazasının daha açılışını yaptı. Prag’daki mağazanın iyi bir performans göstermesi üzerine, 1996′da bu kentte ikinci mağazayı da faaliyete geçirdiler. Ardından bir mağaza daha Çek Cumhuriyeti’nde mağaza sayısı 3′e çıkmıştı. Medet ve kardeşleri hiç boş oturmuyordu, yatırım üstüne yatırım yapıyorlardı. Münih’te 10 bin metrekarelik dev bir mağaza daha açılmıştı. Bir yıl içinde üç dev mağazayı müşterinin hizmetine sunmayı başarmışlardı.

Bozkurt kardeşlerin bugün, Almanya, Çek Cumhuriyeti ve Türkiye’de olmak üzere, 12 mobilya mağazası bulunuyor. 34 yaşında Almanya’da mobilya kralı olan Medet Bozkurt ve kardeşlerinin sahibi olduğu mağazalarda 500 civarında kişi istihdam ediliyor. Bozkurtlar, bu yıl 150 milyon mark ciroyu hedefliyorlar.

Sayfalar: 1 ... 2 3 4

Dekorasyon ve Mobilya Sitemiz Wordpress altyapisini kullanmaktadir.

eXTReMe Tracker