Ev tekstilinde Kalite

Küçükçalık Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Küçükçalık, ülke olarak ağlamayı sızlanmayı bırakıp markalaşmaya doğru adım atılması gerektiğini söylüyor.

Dünyanın belli ülkelerinde ev tekstili sektörü öncelikli hâle geldi artık. Zira, hazır giyimde üreticiler, dolayısıyla da tüketiciler doyum noktasına ulaştı. Yakın gelecekte Türkiye, hem kendi markalarını dünyaya açacak hem de IKEA gibi çok önemli mağazalara ev sahipliği yapacak. 20 milyar dolarlık dünya pastasının henüz 1,5 milyar dolarını alan Türkiye bu sektörde dördüncü sırayı kapmış durumda. En büyük payı ise 3,7 milyarla Çin alıyor. Ev tekstilinin bu denli önemli hâle gelmesinin önümüzdeki günlerde iç piyasada da hareketliliğe sebep olması bekleniyor. Örneğin, Küçükçalık grubu “Premier” markasıyla ev tekstilinde atağa geçti bile. Küçükçalık Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Küçükçalık, tekstil sektöründe bugün en üst düzeye geldiklerini, bu sebeple markalaşmak istediklerini vurguluyor. Ancak bu sürecin daha sağlıklı işleyebilmesi için Türkiye’nin markalaşma süreciyle doğru orantılı yürümesi gerektiğini vurguluyor. Daha çok markanın çıkabilmesi için de öncelikle Türkiye’nin marka oluşturabilecek platforma gelmesi gerekiyor.

-Küçükçalık, daha çok ihracatla ön plana çıkan bir grup. Güzel güzel yurtdışına ihracat yapmak varken neden markalaşmaya karar verdiniz?

2005 yılından itibaren dünya pazarlarında maliyet ve marka mücadelesinin daha ön plana çıkması bekleniyor. Bu noktada üretim kalitesini oluşturan hammaddeden tasarıma kadar her konuya daha fazla önem vermek, sektördeki küresel yaklaşım ve değişimleri daha yakından takip etmek ve markalaşmayla pazarlamaya daha fazla yatırım yapmak gerekiyor. Türkiye, ev tekstili sektöründe genel profilin aksine önemli üretici gruplarının dahil olduğu, ileri teknolojiyi etkili bir şekilde kullanan ve özellikle de son yıllarda teknolojiyi modayla buluşturan önemli bir ülke. Her ne kadar konjonktürel olarak rekabet sorunları yaşasa da bornoz, havlu, yatak çarşafı gibi ürünlerde dünya pazarlarında ciddi kapasiteler oluşturmuş durumda. Ancak bu konuda çok fazla öne çıkmış marka bulunmuyor. Bu sağlıklı ortamı yakaladık ve iç piyasada markamızı canlandırmaya karar verdik.

-Üretim yapmakla iş bitmiyor, bundan sonra rekabetin şekli değişiyor anlaşılan.

Dünyada süratle genişleyen talebe bağlı olarak kat edilecek daha çok mesafe var. Sektörün kalite üretme konusunda bir sıkıntısı kalmasa da katma değeri artırma konusunda yapılacaklar henüz tükenmiş sayılmaz. Çağımız üretim faktörlerinin katma değer üretmeye yetmediği bir çağ. Malınız ne kadar kaliteli olursa olsun kalite tek başına tercih edilmenizi sağlamıyor. Farklı coğrafyalardaki tüketici gruplarının ihtiyaç ve beğenilerini karşılayacak düzeyde tasarlanmış olmalı.

-Daha düne kadar hep yurtdışına yönelmişken şimdi birden iç piyasaya dönüp markalaşmadan söz ediyorsunuz. Ne oldu da böyle bir karara vardınız. Markalaşmada geç kalmadınız mı?

Doğru, biz bugüne kadar hep malımızı sattık, markamızı satamadık. Küçükçalık, şimdiye kadar daha çok ülke dışına ağırlık verdi. Ağırlıklı olarak çalışmalarımız ihracat bazında oldu. Geçmiş yıllarda hemen hemen her üç yılda bir kriz yaşayan bir ülkeydik. Adeta memleketin sahibi yoktu. 2001 yılını hatırlamak bile istemiyorum. Kese kağıdı oyunu vardı Türkiye’de. Paranın güvenirliği yoksa kese kağıdından farkı yoktur. Para güvenilir olduğu zaman değerlidir. Bugüne kadar memleketi kese kağıdıyla soydular. Biz bütün yatırımlarımızı döviz bazında yapıyoruz. Döviz cinsinden borçlandığımız için gelirimizin de döviz cinsinden olması gerekiyordu. Bu nedenle hep ihracata dönük çalıştık. Bugün hesabını kitabını bilen yöneticiler var artık. Türkiye’de başlayan istikrar havası bizim de iç piyasada bir şeyler yapabileceğimizi gösterdi.

-Dünyada tekstil sektörü hangi noktaya doğru gidiyor?

Dünyada tekstil üretimi batıdan doğuya doğru bir hareket halinde. 1930’larda Amerikan bezi vardı. 1950’lerde de İngiliz kumaşı. Daha sonraki yıllarda Fransa’nın ağırlığı hissedildi. Erkek giyiminin tepeye vurduğu 1970’lerde İtalyan modası hakimdi. Bugün modanın merkezi Milano oldu. Şimdi şöyle bir baktığımızda 6-7 yıldır Türkiye, İtalya’ya mal satmaya başlamış. Ancak 25 yıl sessiz sedasız durmuş. Şimdi ise sektör, yavaş yavaş yine doğuya doğru yol almaya başladı. Bulgaristan ve Romanya’ya taşınıyoruz. Ülke olarak ağlamayı sızlamayı bırakıp markalaşmaya doğru adım atmalıyız. Bana gelişmekte olan bir ülkenin markasını gösterebilir misiniz?

-Evet; Galatasaray.

O gelişmişlik dönemimize denk geliyor. Gelişmekte olan ülkelerin markası yok; gelişmiş ülkelerin markası var. Bugün bakın Güney Kore’ye. 1997’nin Kore’siyle 2000’in Kore’si arasında çok fark var. 1997 yılında doğru düzgün araba yok iken 2000’li yıllara baktığınızda caddelerdeki otomobillerin hepsi kendi markalarından oluşmuş Amerikan tipi lüks arabalar. Kore’de bir tane yabancı araba göremezsiniz.

-Ev tekstilinde oluşturduğunuz Premier markası tüketiciyle nasıl buluşacak. Bu buluşma noktasında bir sloganınız olacak mı?

Şimdilik Olivium Alışveriş Merkezi’nde bir örnek mağazamız bulunuyor. Premier markasını Türkiye’nin bin ayrı noktasında tüketiciyle tanıştıracağız. Genelde gelişmiş ülkenin halkında kendine bir güven görürsününüz. Türkiye’de artık en çok ihtiyaç duyulan şey kimlik. İllâ ki markanızın bir kimliği olmalı. Kolunuzdaki saatlerin markasını silin kiloluk demir yığını görürsünüz. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Avrupa Birliği’ne girmek amaç değil, araç” diyor. Bizim bir kimliğimiz var demek istiyor. Biz de Premier’de kendi kimliğimizi, kendi zevklerimizi, kendi kültürümüzü yansıtmak istiyoruz. Artık bütün dünyada zevklerde bir globalleşme yaşanıyor. Ortak zevkler var. Onun için biz, “önce Akdenizliyiz” dedik

-Türk markası mı, yoksa dünya markası mı olacak?

Önce kendi memleketinde sonra da yurtdışında marka olacak. Amacımız insanlara sadece ürün satmak değil, aynı zamanda zevk satacağız.

-Müşteri profiliniz hangi kesimden olacak?

Ürünümüzü A gelir grubu kabullenecek, C grubu erişebilecek. Ama hedefimiz B gelir grubu olacak. Kalitemizden ödün vermeden her kesime hitap edeceğiz.

-Hazır perdeye Türkiye henüz alışık değil. Tüketici bu değişime uyum sağlayabilecek mi?

Doğru. Hâlâ ölçülerimizin bir standardı yok. Öte yandan perdenin dışında yatak ya da masa örtüsünde belli bir standart oluşmuş durumda. Önceden perde pahalı bir emtiaydı. Bugün pahalı değil artık. Son zamanlarda Türkiye’de de ürün çeşidinin artması ve fiyatların düşmesiyle birlikte pazarda derinlik oluşmaya başladı. Eskiden 8 yılda bir perde değiştirilirdi. Bu oran Avrupa’da 2,5, Amerika’da ise yılda birdi. Çünkü bu ülkelerde vatandaş hazır perde alıyor.

-Sizin evde kaç yılda bir değiştiriliyor?

Yeni taşındığım için bir buçuk yılda bir değiştirmiş olduk.

-Ev tekstilinde birçok marka yol aldı gidiyor. Markalaşma konusunda geç kaldığınızı düşünmüyor musunuz?

Ev tekstili sektöründe şu anda çok önemli bir marka yok. Dünyaya baktığınızda da ev tekstilinde çok önemli markaların olmadığını görürsünüz. Otomotivde bir sürü marka bulunur. Giyimde markadan geçemezsiniz; kravat markalarını sıralaya sıralaya bitiremezsiniz. Ev tekstilinde ise neden olmadığını henüz ben de çözebilmiş değilim.

-Mobilya markaları ev tekstiline doğru kayıyor. Çünkü birbirini tamamlayan ürünler. Sizin de mobilya sektörüne geçme durumunuz var mı?

Dünyaya baktığımızda örneğin “IKEA” marangozluktan gelmedir. Hâlâ bazı mobilya üretimlerini kendileri yapıyor. Evle ilgili her türlü ürünü konsept satıyorlar. Bu Türkiye’de henüz yok. Türkiye bu duruma artık hazır olmalı. Genel olarak dünyaya baktığınızda marka mağazaları bulunur. Gucci’yi her yerde bulabilirsiniz. Gucci olmuş ev tekstili markası diyemezsiniz. Onun için biz öncelikle markaya yatırım yapmak istiyoruz. Türkiye’de şu an bizden önce çıkmış markaya yatırım yapmış şirket yok denecek durumda. İç pazardaki tüketiciye bugüne kadarkinden daha farklı bir hizmet sunmak bizim öncelikli amacımız.

Aksiyon

Evinizin Bilinmeyenleri

*Fırın temizliğinde sirke kullanılırsa, güzel sonuç alınır.

*Pas lekelerini çıkarmak için, üzerine domates suyu ile tampon yapılır, sonra sabunlu su ile yıkanır.

*Kadife kumaşı parlatmak için, sofra tuzu ile ovulur.

*Renkli kumaşlardaki lekeleri çıkarmak için lekenin üzerine kuru sabun sürülür, çamaşır suyuna batırılan parmakla, lekenin üzerine tampon yapılır.

*Ütünün altındaki pas lekesini çıkarmak için, sıcakken bir beze sarılan mum, ütünün altına sürülür.

*Porselenlere, çamaşır suyu ile ıslatılmış bir havlu örtülüp bir müddet bekletilirse lekeleri kaybolur.

*Çalar saatler, metal zemin üzerine bırakıldıkları zaman daha çok ses çıkarırlar.

*Altın takılarınızı parlatmak için, bir kaba deterjanlı su koyun, takılarınızı içine bırakın. Kabın ağzını kapatın. Bir müddet beklettikten sonra takılarınızı çıkartın ve eski bir diş fırçası ile fırçalayarak temizleyin.

*Fayansları silerken kullandığınız deterjana biraz sirke ilave ederseniz, fayanslarınız daha parlak olur.

*Kırılan bir cam eşyanın kırıntılarını toplamak için ıslak bir pamuk kullanın. Kırık cam parçaları ıslak pamuğa yapışacaktır.

Kaynak:Kadinveaile.com

Evlerde Yaza Hazırlık

Odanızın havasını değiştirmek istiyorsanız eğer işe aydınlatma elemanlarınızı değiştirerek başlayabilirsiniz. Yeni ampuller takarak ya da lamba iplerini süsleyerek bunu başarabilirsiniz. Lamba iplerini süslemek için boncuklar kullanabilir ve bu boncukları da Tahtakale’den çok ucuza alabilirsiniz.Birbirinden pratik ve bir o kadar da hesaplı önerilerle evinizi yaza hazırlayacak aynı zamanda da evinizde yaşadığınız zamanı bir o kadar da keyiflendirecek önerilerle sizi yansıtacak bir ev oluşturabilirsiniz.

Aydınlatma elemanları demişken abajurlarınız için de yapabileceğiniz yenilikler var. Abajur şapkalarınızı çeşitli işlemeler, resimler veya renkli kumaşlarla kaplayıp eskisinden çok daha renkli ve keyifli bir aksesuar yaratabilirsiniz.

Evinizde eğer şömineniz varsa havalar ısındığına göre artık bir işe yaramayacaktır. Ama yaratıcı fikirlerinizle ona dekoratif bir görünüm verip, işlev kazandırabilirsiniz. Nasıl mı? İçini çakıl taşları ile doldurabilir, önüne yerleştireceğiniz boy boy mumlarlarda mevsime uygun bir görünüm elde edebilirsiniz.

Evinizde baharın geldiğini hissetmek istiyorsanız, bunun için yapmanız gereken en önemli şey saksı çiçeklerini çoğaltmak olduğunu biliyorsunuz. Çiçeklerinizin saksılarını evinize uygun seçerseniz evinizde hem baharı, hem yeniliği yaşayabilirsiniz. Evinizde modern bir görünüm oluşturmak istiyorsanız, parlak ve metal olan saksıları kullanmanızı önerebiliriz.

Salonunuzun veya odanızın bir duvarını canlı bir renge boyayarak keyifli bir ortam hazırlayabilirsiniz. Ayrıca zeminde kullandığınız halınızı da yenileyerek odanıza taze ve yeni bir görünüm verebilirsiniz. Küçük çocuğunuz ya da beslediğiniz bir hayvan var ise yıkanabilir bir model tercih etmeniz size kolaylık sağlayacaktır.

Kanepeleriniz artık gözünüze eskisi kadar hoş görünmüyor ama yenileyebilecek durumda da değilsiniz. Öyleyse elinizdeki materyali değerlendirin. Üzerine yeni yastıklar ve örtüler hazırlayın. Özellikle peluş ve işlemeli yastıklar bu yıl çok fazla kullanılıyor. Ayrıca elinizde bulunan yastıkları da boncuklar ve pullarla süsleyerek yepyeni bir havaya sokabilirsiniz.

Mutfakta nasıl bir yenilik yapabilirim diyorsanız, işe dolaplarınızın kulplarını değiştirmekle başlayabilirsiniz. Tarzınıza göre klasik, modern, tahta, metal, plastik kulp seçeneklerinden mutfağınıza en uygun olanı kullanabilirsiniz. Ayrıca mutfağınızda kendinize küçük bir bahçe hazırlayabilirsiniz. Küçük saksılar içinde nane ve fesleğen ekip, gerektiğinde kullanabilirsiniz. Bu size büyük bir keyif verecektir.

Küçük puflar ve rengarenk kocaman yastıklarla evinizin havasını yenileyebilirsiniz. Kanapede otururken ayağınızı pufa uzatabilir, yerde kitap okumayı seviyorsanız da yastıkları kullanabilirsiniz.

Keyifli ve eğlenceli kutular yaparak ortalıkta duran ufak tefek eşyalardan da kurtulabilirsiniz. Yapışkanlı kaplama kağıtları ile kutulara dekoratif bir görünüm de kazandırmış olacaksınız.

Banyonuz için de küçük ama sevimli değişiklikler yapabilirsiniz. Banyo perdenizi yenileyebilirsiniz. Desenli veya düz bir perde yardımıyla banyonuzun havasının bir anda değiştiğini göreceksiniz. Ayrıca banyonuza uygun renkli havlular kullanarak bu havayı daha da güzelleştirebilirsiniz.

En çok beğendiğiniz fotoğraflarınızı bir araya getirerek kendinize bir galeri hazırlayabilirsiniz. Resimleriniz için kullanacağınız farklı formlu ve uygun materyallerden yapılmış çerçeveleri kullanabilirsiniz.

Alaçatı Dekorasyonu

Moda kavramı sadece giydiğimiz kıyafet, kullandığımız eşya ya da dinlediğimiz müzikle sınırlı değil. Artık her şeyin bir modası var. Tatil mekanları da buna dahil. Bu yılın moda tatil beldesi ise Alaçatı. Üstelik bu yıl açılan otel ve restoranlar son 5 yılda açılanların neredeyse iki katı. Eskiden sessiz sakin bir yer olan Alaçatı’da artık haftasonlarında yürümek bile zor… İzmir’e 70 kilometre uzaklıkta bulunan Alaçatı, yanı başındaki Çeşme’yi bu yıl geride bırakmış gibi görünüyor. Daha birkaç yıl önce Alaçatı’nın adı bile bilinmezken insanların akınına uğrayan Çeşme ise bu yıl sakin bir dönem geçiriyor. Peki Alaçatı’nın özelliği ne? Eskiden neredeyse sadece sörf tutkunlarının bildiği bu saklı cennette ne değişti? Görünen o ki taştan yapılmış gösterişten uzak butik otelleri, kafe ve restoranları burayı popüler hale getirdi. Ancak bu yıl yaşanan turist akınının artmasını istemeyen ve Alaçatı’nın otantik yapısının bozulmasından korkanların sayısı da hayli fazla.

TÜTÜNCÜLÜKTEN TURİZME
Yaklaşık 20 yıl öncesine kadar tütüncülükle geçinen Alaçatı halkı artık turizmden para kazanmaya çalışıyor. Denizden yaklaşık 2-3 kilometre içerde bulunan Alaçatı, uzun yıllardır sörfçülerin cenneti. Çünkü dünyanın rüzgar sörfü açısından en önemli yerlerinden biri olarak kabul ediliyor. Sörf meraklılarının yaklaşık 10-15 yıl önce keşfettiği Alaçatı sahilleri bugün sadece deniz, kum, güneşten yararlanmak, yöreye özgü yemekleri tatmak ve bunları gürültüden uzakta yapmak isteyen tatilcilerin de gözdesi. Birkaç yıl önce çok az sayıda butik otelin ve kafenin dışında mekanın bulunmadığı Alaçatı’da şimdi 50′ye yakın işletme var. Bunların yaklaşık 30′u bu yıl hizmete girmiş. Alaçatı’da açılan mekanların yarıdan fazlası kadınlar tarafından işletiliyor. İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerden gelip buraya yerleşen mekan sahipleri de azımsanmayacak oranda. Bunların yanı sıra Alaçatı’nın popülaritesinin artmasıyla birlikte, özellikle bu yıl sadece sezonluk hizmet veren profesyonel işletmeler de açılmış. Ancak Alaçatılılar’ın çoğu sezonluk işletmeleri istemiyor ve sadece para kazanmak için açılan bu mekanların Alaçatı’nın bozulmasına yol açabileceği endişesini taşıyor. Alaçatı Koruma Derneği üyeleri de herkese mekan açma izni verilmesinden yana değil. Dernek Başkanı İbrahim Topal, yerli halk ile sonradan gelip yerleşenlerin Alaçatı için birlikte çalışmasından yana: “Kaz Dağları’ndaki köylerde artık yerliler kalmadı, dışardan gelip yerleşenlerin açtığı işletmeler var. Biz böyle bir şey istemiyoruz. Her şey butik olsun istiyoruz. Butik otel, butik kafe ya da butik tarım… Doğal olan korunsun istiyoruz.” Koruma Derneği üyelerini gözlemlediği bir başka şey de eskiden hiç görmedikleri dilencilerin bu yıl bu bölgeye dadanmış olması. İnsanlar hala kapılarını kilitlemeden güven içinde yatabiliyorlar. Ancak bir yıl sonra aynı güven ve huzur ortamının kalıp kalmayacağından emin değiller. Kontrollü bir gelişme yaşansa da bu tip şeyleri cazibe merkezi olmaya başlayan bir yerde engellemek kolay değil. Taş ve cumbalı evleri, arnavut kaldırımlı dar sokaklarıyla ünlü beldede hemen hemen tüm mekanlar dekorasyon dergilerinden fırlamış gibi. Maviye boyanmış balıkçı köylerine özgü tahta masa ve sandalyeler, kenarları yöreye özgü işleme ve dantellerle bezeli beyaz masa örtüleri, renkli kapı ve pencere çerçeveleri, salkım saçak sarmaşıklarla donatılmış mekanlar neredeyse bir karpostal güzelliğinde. Alaçatı’ya özgü bu konsept aile işletmelerinde daha da göze batıyor. Sörfün dışında termal açıdan da büyük bir potansiyele sahip Alaçatı’da kışın yaklaşık 10 bin civarında insan yaşarken nüfus yazın 60-70 bine çıkabiliyor. Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç, Alaçatı’nın dünya turizmi içindeki yerini alabilmesi için çalışmalarına hız kazandırdıklarını söylüyor. Bunlar arasında yörenin doğal güzellikleri bozulmadan yapılacak oteller ve konutlar bulunuyor. Özellikle sörfçülerin kullandığı sahil kesimine yakın bir yerde yapılan ve halk arasında “Venedik Evleri” olarak bilinen Port Alaçatı, bu bölgenin popülaritesini daha da artıracak gibi görünüyor. Kanallar oluşturularak gerçekleştirilen bu evlerin hemen yanı başında bir de liman inşa edilmiş. Ancak sörf tutkunları bu projeye sörfü baltaladığı gerekçesiyle pek de sıcak bakmıyorlar. Hatta bu proje bittiği zaman artık sörfçülerin de buraya gelmeyeceği görüşünü taşıyanlar da var. Ancak her şeye rağmen Alaçatı, geçtiğimiz günlerde başarıyla tamamlanan Avrupa Sörf Şampiyonası’ndan sonra gelecek yıl da Dünya Sörf Şampiyonası’na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

KENTSEL SİT ALANI İLAN EDİLDİ
Temmuz ve ağustos aylarında insanların akınına uğrayan Alaçatı’nın alt yapısının da daha fazla kalabalığı kaldırmayacağı konuşuluyor. Geçtiğimiz haftalarda üst üste meydana gelen elektrik ve su kesintileri bunu gündeme getirdi. Ancak Belediye Başkanı bu kesintilerin tüm Ege bölgesinde yaşandığını söylüyor: “Alaçatı’nın alt yapısı yaklaşık 150-200 bin kişiye göre yapıldı. Elektrik yetmiyor ama iyileştirmeler devam ediyor. Bu tüm kıyı şeridine özgü bir problem. 90′lı yıllardan beri sadece alt yapıya önem veriyoruz. Bir dahaki yaz sezonunda dört dörtlük bir Alaçatı görecek herkes…” Kentsel SİT alanı ilan edilen Alaçatı’nın otantik yapısı da bu sayede korunuyor. Yerel halk da bu konuda oldukça bilinçli ve SİT alanı ilan edilen diğer yerlerin aksine bundan çok memnunlar. Restore edilip kafe, restoran ya da otel haline getirilen mekanların çoğu bu yöreye özgü taştan yapılmış. Restorasyon çalışmalarında bu dokunun bozulmamasına özen gösterilmiş. Mahallelerin hemen kenarına yapılan yeni sitelerin de bu taştan yapılmasına dikkat ediliyor. Alaçatı genelde yerli turistler tarafından bilinse de hemen yakınlarındaki Yunan adalarından, özellikle de Sakız Adası’ndan günübirlik turistlerin akınına uğruyor. Günün her saatinde ve her yerde Yunanlı turistlere rastlamak mümkün. Özellikle haftasonlarında kurulan Antika Pazarı’na rağbet ediyorlar. Cami avlusuna kurulan bu Antika Pazarı yaklaşık 6-7 yıldır aralıksız açılıyor. Daha önceleri yöreye özgü otların, sebze ve meyvelerin satıldığı pazara ev sahipliği yapan avluda şimdi, mobilyadan takıya kıyafetten ev eşyalarına her türlü antikaya ve el yapımı ürüne rastlamak mümkün. Pazardaki tezgah sahiplerinin hemen hepsi İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerden gelip buraya yerleşenlerden oluşuyor. Özellikle çeyiz sandıklarından çıkan işlemeli ev ürünleri ve antik takılar büyük ilgi görüyor. Bu avluda bulunan 34 yıllık Can Pastanesi’nin günlük meyve ve sütten yapılan limon ve dut dondurması çok ünlü. Sahibi ise doğma büyüme buralı olan Turhan Can, Can Alaçatı’nın bu gelişiminden memnun olmayanlardan: “Bu hareketlilikten buranın yerli halkı yararlanamıyor. Asıl parayı dışardan gelenler kazanıyor ve sonra da büyük şehirlerdeki evlerine gidiyorlar. Yerliler zaten gidip o kafelerde oturamıyor bile. Yabancılar gelip kafe açıyor ve yine yabancılara hizmet ediyor. Yerli halk merkezdeki evlerini kafe ve bar sahiplerine satıp yeni yapılmış sitelere taşınıyor.”

ŞEHİRDEN KAÇANLARIN YERİ
Alaçatı’ya ilk açılan otel Taş Otel. 2001 yılında Zeynep Öziş tarafından açılmış. O da büyük şehir hayatından sıkılıp buraya gelenlerden. Bu tarihten sonra açılmaya başlayan otel ve restoran sahiplerinin çoğunun hikayesi Zeynep Öziş’inkiyle benzerlik taşıyor. Dışardan gelip buraya yerleşen ve restoran açan çiftlerden biri de Nuray Özdinç ve Süreyya Dinçel. Süreyya Dinçel, Avustralya’da süper ligde top koşturmuş yıllarca. Daha sonra İstanbul’a dönerek çocukluk aşkı Nuray Özdinç’le evlenmiş. Yurtdışı eğitim danışmanlığı yaparlarken birkaç ay önce Alaçatı’ya tatile gelmişler. O kadar sevmişler ki bir daha İstanbul’a dönmeden bir balık restoranı açmışlar. Nuray Özdinç; “Burada bozulmamış bir köy ortamı var. Herkes birbirini selamlıyor. Yerli halk da oldukça eğitimli ve bilinçli. Taş evleri, Arnavut kaldırımları ve gösterişten uzak mekanları bizi etkiledi. Derdimiz para kazanmak değil. Onu zaten kazanıyorduk. Burda farklı bir şeyin peşindeyiz. Yaptığımız şeyden zevk alıyoruz” diyor. Eskiden tütün tarlaları olarak kullanılan alanlarda artık bağcılık da yapılıyor. Hatta şarapçılık yapanlar da bulunuyor. Bunlardan biri de yine buralı olan bir Gemici ailesi. Alaçatı Şarapçılık adıyla kurdukları kafede hem kendi bağlarında üretilen üzümlerden yapılan şarapları satın alabiliyor hem de tadına bakabiliyorsunuz. Gıda mühendisi Şenay ve Olcay Gemici çifti tarafından bir yıl önce kurulan mekanın alt katındaki mahzende yapılıyor her şey. Onlar Alaçatı’nın bu gelişiminden çok memnun ve gelecek yıllarda şaraplarını büyük şehirlerde satışa sunmayı düşünüyorlar.
Sabah

Mobilya ve Dekorasyonda Parlak Siyah

Ahşaptan griye
Çetin bir rekabetle karşı karşıya olan ve yeni tasarımlar geliştirme konusunda yatırım yapmak zorunda kalan üreticiler mümkün olan her alanda, buna renk de dahil, üretimi standartlaştırıyor. Herhangi bir alana uzun süre tek bir rengin ağırlığını koymasının nedeni bu.
20′nci yüzyılın başlarında radyo ve pikap gibi ilk elektronik cihazların kasası ahşaptan yapılıyordu. İnsanlar evlerinde elektrikli cihaz bulundurmaya alışık değildi ve bazıları bunları kullanmaktan çekiniyordu. Korkutucu cihazları ahşap kutulara gizleyen üreticiler onlara tanıdık bir görüntü vermeye çalışıyordu.
Braun ilk “çağdaş” ürünü 1956 SK4 pikapının üzerine ahşap şeritler yerleştirmişti. Kapağı şeffaf plastik ve yanları ahşaptı. Beyaza kaçan gri 1960 ve 70′lerde elektronik ürünlerin rengi haline geldi. Braun sonra ahşaptan vazgeçti ve bu rengi benimsedi.
Bir süre sonra beyaza kaçan grinin yerini mat siyah almaya başladı. 1980′ler boyunca mat siyah modanın zirvesine oturdu. Braun’un ET44 hesap makinesinden Sony Walkman ve Comme des Garçons ile Yoşi Yamamoto’nun koleksiyonlarına kadar her şey bu renkteydi.
1990′ların “kablolu” döneminde e-posta ve internet gibi yeni teknolojilerden tüm faydayı sağlamamız için çok sayıda yeni dijital ürün ortaya çıktı. Apple 1998′de renkli iMac’i üreterek eski renkte bilgisayarların sonunun geldiğinin sinyallerini verdi.
Apple daha sonra gümüş ve beyaz gibi fütüristik renklere yöneldi. Kısa süre sonra tüm TV setleri ve cep telefonları gümüş renge boyanmış plastikten yapıldı.
Apple hâlâ gümüş ve beyaz renkleri seviyor ama skalasına parlak siyahı da ekledi. Siyah iPod’la bu trendi uygulamaya başlayıp geçtiğimiz sonbaharda siyah MacBook’la serüvenine devam etti.

iPod’dan LCD televizyona

Yeni Apple cep telefonu da aynen Sony PSP gibi parlak siyah olacak.
Yeni siyahın yükselişi biraz da teknolojik değişimin ürünü. Apple ekibi cilanın o tatlı pırıltısını elde etmek için donuk alt tabakanın üzerine bir reçine tabakası monte etmenin bir yolunu bulduktan sonra Apple’ın parlak siyah iPod’u üretildi.
İtalyan modaevi Prada ile Kore’nin elektronik eşya ve cep telefonu markası LG Electronics işbirliği sonucunda üretilen LG Prada KE850 cep telefonu da siyah ve sade tasarımıyla dikkat çekiyor. Panasonic’in piyasaya yeni sürdüğü Viera model plazma LCD televizyonları da parlak siyah renkte.

Parlak siyah aynı zamanda iç mimar ve tasarımcıların, markaların koleksiyonlarında da yer buluyor. Alev Ebüzziya’nın Koleksiyon için tasarladığı Tigris serisindeki çanaklar fonksiyonelliğinin yanı sıra parlak siyah renkleriyle de çağdaş sanat eseri gibi görünüyor.
Derin Mobilya’nın sahibi Aziz Sarıyer “Renklerde orta çizgiyi siyah ve beyaz tayin eder. Konu renkler olursa bence tavırsızlığın rengi siyahtır” diyor. Parlak siyahın yükselişini önceden hisseden Derin’in 2007 Milano sergisindeki standının rengi de parlak siyahtı.
1980′lerde mat siyah ve 1990′larda gümüş nasıl dönemlerini yansıtıyorsa, parlak siyah da bugünü yansıtıyor. Savaş, terörizm ve çevre krizlerinin yaşandığı bir dönem için yerinde bir seçim olan yeni siyah karanlık olduğu kadar baştan çıkarıcı da.

Kar Süpürgesi

Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yusuf Durak, kış aylarında hastalık yapıcı bazı bakterilerin soğuklara karşı dirençsiz olduğunu kaydetti.

Bu nedenle kış aylarında tifo, dizanteri ve kolera gibi hastalıklara yol açan bakterilerin dış çevrede bulunmadığını belirten Durak, çok düşük ısılarda sadece virüslerin etkili olabildiğini ve hastalıklara neden olabileceklerini anlattı.

Evlerde ise durumun biraz farklı olduğunu, sıcaklığın dışarıya göre yüksek olması nedeniyle bakterilerin çoğalabileceğini ifade eden Durak, şunları söyledi:

‘’Ev ortamı, bakterilerin üremesi için ideal sıcaklığı korur. Özellikle soğuk geçen kış aylarında dışarıda yaşayamayan E.coli gibi bazı mikroplar evde rahatlıkla üreyebilir. Bu nedenle evin hijyeni vücut direncinin düştüğü kış aylarında büyük önem taşıyor. Yıkama özelliği bulunan temizlik maddesi katkılı elektrikli süpürgeleri mikrop konusunda etkili. Ancak bazı süpürgelerin mikroplara karşı bu etkisi yok.'’

Durak, bu nedenle tifo, dizanteri ve kolera gibi hastalıklara karşı korunmak için özellikle temizlenmesi güç halıların, karla süpürülmesinin faydalı olacağını belirterek, ‘’İçerisinde fazla oranda mikrop barındıran halının üzerinde bir süre bekletilecek kar, bakterilerin faaliyetlerini önemli ölçüde durduracaktır. Kış aylarında arada bir evi karla süpürmek sağlık için yararlı olabilir'’ dedi.

Özellikle mikroplara karşı dirençleri düşük olan bebek ve çocukların kirli halılar nedeniyle risk grubu oluşturduklarını ifade eden Durak, halı ve kilimlerinin temizliklerinin yapılmasının bu açıdan da önem taşıdığını kaydetti.

Durak, kırsal kesimlerde ise evlerdeki halı ve kilimlerin kar üzerine yatırılarak temizlenmesinin de mümkün olduğunu sözlerine ekledi.

Star

Otel’lerin Mobilyaları ve Dekorasyonları

Bu bölümde Türkiyede küçük ve otantik otellerin bilgilerini aktaracağız.

ANATOLIAN HOUSES, GÖREME

Son zamanlarda açılan en çarpıcı otel. Altı yıllık bir uğraşın sonunda peri bacası, ahır ve taş evlerden oluşan yapılar inanılmaz bir butik otele dönüşmüş. Ünlü Conde Nast Traveler seyahat dergisinin özel olarak yazarlarından birini yolladığı tesiste bir kısmı açık bir kısmı kapalı yüzme havuzu da bulunuyor. Odaların bazıları dört bölümden oluşuyor ve büyüklükleri 70 metrekareye ulaşıyor. Dekorasyonda müzeye kayıtlı tarihi eserler de kullanılmış. Her birinde kocaman jakuziler bulunan, hepsi farklı bir konseptle döşenmiş odalardaki banyolar sanki hedonistler için planlanmış. (0384 271 2463 www.anatolianhouses.com)

KELEBEK OTEL & PANSİYON, GÖREME

Göreme’nin tarihi bölümünde, peribacalarının içinde yer alan bir pansiyondan bugün gül bahçesine bakan bir otel ortaya çıkmış. Her bütçeye uygun değişik standartlarda odaları var. Süitler kocaman ve konforlu. Kahvaltı salonundan görülen manzara, doğanın milyonlarca yıllık çabasının bir ürünü. (0384 271 2531 www.kelebekhotel.com)

ESBELLİ EVİ, ÜRGÜP

Kapadokya’da çok sayıda güzel otel var, Esbelli Evi bunlardan biri ve insana kendi evindeymiş havasını veriyor. Sahibi Süha Ersöz gelenleri müşteri değil, ev ziyaretine gelen konuklar gibi ağırlıyor. Odaların bir kısmı mağara şeklinde, bu sene devreye sokulan süitler ise nefes kesiyor. (0384 341 3395 www.esbelli.com.tr)

SUMAHAN-ON-THE-WATER İSTANBUL

Çengelköy’deki eski bir alkol fabrikasından konsept otele, Sumahan Boğaz’ın yeni gözdesi. Şık döşenmiş odalar, insanı evinde hissettiren samimi bir ortam. Günün belli saatlerinde hareket eden özel tekneyle Kabataş’a gidip, İstanbul trafiğini devredışı bırakabilirsiniz. (0216 422 80 00 www.sumahan.com)

VILLAGE PARK COUNTRY RESORT CUMHURİYETKÖY, İSTANBUL

Polonezköy’den sekiz kilometre ileride, İstanbul’un gürültüsünden uzakta, doğanın göbeğinde bir mekan. Odalar şık döşenmiş ve rahat. Otelin bahçesindeki restoran romantik bir yemek için ideal adres. Köpeğinizle de gidebilirsiniz, hatta özel köpek eğitim programları var. (0216 434 59 99 www.villagepark.com.tr)

RENGİGÜL KONUKEVİ, BOZCAADA

Bir sanatçı kişiliğini mekanına nasıl yansıtır merak ediyorsanız, Rengigül’e gidin. Sahibi Özcan Germiyanoğlu uzun yıllar Almanya’da yaşadıktan sonra, Bozcaada’daki 19. yüzyıldan kalma Rum evlerini restore ettirip, konuklarını ağırlamaya başlamış. Odaların hepsi farklı döşenmiş, kendinizi bir dostun evinde konuk gibi hissediyorsunuz. Bahçede görsel bir şölen, kahvaltı masasında ise ziyafet var. (0286 697 81 71 www.geocities.com/rengigulkonukevi/pansiyon.html)

BİBER EVİ, ASSOS

Masalsı bir güzelliğe sahip Assos limanının üzerinde Behramkale köyünde bulunuyor. 150 yıllık bir taş yapı olan otelin sahibi Lütfi Oğuzcan dünya ve Türk mutfağını çok iyi bilen bir aşçı, yemek sonrası yediklerinizi eritmek için Athena Tapınağı’na tırmanıp, Midilli adası manzarasının tadını çıkarın. (0286 721 74 10 www.biberevi.com)

FOÇAANTIQUE, ESKİ FOÇA

Foça’da sahildeki yürüyüş yolunun sonunda, kendinizi özel hissedeceğiniz 10 odalı bir mekan. İçinde kendi hamamı da olan, Rum Osmanlı karışımı 1890’lardan kalma eski bir taş ev. Banyolar çok yaratıcı, odaların hepsi birbirinden farklı ve renkli. Kahvaltıda bir kuş sütü eksik. Eski profesyonel rehberler İnci ve Alemdar Alemdaroğlu işe yüreklerini koymuşlar. (0232 812 43 13)

MANASTIR OTEL, ALAÇATI

Bir ortaçağ manastırını andıran, ortasında muz ağaçları ve havuz bulunan bir otel düşünün. Pastel renklerin hakim olduğu odalar gayet geniş. Alaçatı son zamanların en rağbet gören yerlerinden biri, havuz başındaki bardan ayrılabilirseniz gidin. Haftasonu sevgilinizi alıp, Manastır’a kapanın, aşkınız tazelenecek. (0232 716 6696 www.manastiralacati.com.tr)

DOĞANBEY EVLERİ, ESKİ DOĞANBEY

Daha önceki adı Domaçya olan Doğanbey, Kuşadası yakınlarındaki Dilek Milli Parkı’nın güney yamacına kurulmuş eski bir Rum köyü. Önce mübadeleyle 1924’te Rumlar gitmiş, 1980’lerde de neredeyse köyde kimse kalmamış. Akşam yemeğinde balık yemek için köyün yakınındaki Karine’ye gidin, geceyi de restore edilmiş Doğanbey Evleri’nde geçirin. (0532 590 43 45 www.doganbeyhouses.com)

BAKKHOS, KİRAZLI KÖYÜ

Kuşadası’nın tepesinde doğanın içine gömülmüş 12 odalı bir tesis. Harika bir havuz bu güzelliği tamamlıyor. Odalarda işletme sahipleri Manuela ve Orhan Özbaş’ın rafine zevklerinin yansımaları var. Efes’e yakın ama şezlonglara bir kez yayılırsanız kalkmanız çok zor. (0256 622 03 37)

SU HOTEL, BODRUM

Dünyanın yedi harikasından biri olan Mozole’nin yakınlarında, Bodrum’un arka sokaklarında hoş bir sürpriz olarak karşınıza çıkıyor. Begonvillerle bezenmiş bir bahçe, bir havuz ve Bodrum beyazına boyanmış duvarlar düşünün, dekor olarak buna kırmızılar, sarılar ve maviler ekleyin. Eski bir İstanköy adası evi model alınarak inşa edilmiş olan Su Hotel, rahat ve keyifli ortamıyla Bodrum’un gürültüsünden çok uzaklarda. (0252 316 69 06 www.suhotel.net)

THE BUTTERFLY, BODRUM

Bodrum marinasının arka sokaklarına gizlenmiş güzel bir kaçış noktası. Terastaki yüzme havuzu çok hoş bir deniz manzarasının sahibi. Geniş bir ortak kullanım alanı var, odalar zevkli döşenmiş. Sahipleri canayakın insanlar. İstediğiniz zaman Bodrum’un çılgın hayatına karışın, istediğinizde kalenize çekilin. (0252 313 83 58 www.thebutterflybodrum.com)

VİLLA JULIA, SÖĞÜT

Bozburun yarımadasının sonunda muhteşem bir izolasyon, bir başınalık, önde ise olağanüstü bir deniz. Odalardaki dekorasyon lüks olmayabilir ama bir ferahlık var. Teras manzaranın tadını çıkarmak için ideal. Huzur tatilinizin anahtar kelimesiyse, sevgilinizi kapıp, koşar adımlarla gideceğiniz bir mekan. Hemen yakındaki Denizkızı Restaurant’a özel tekneyle transfer de cabası. (0252 496 50 01)

SEDİR RESORT, DALYAN

Dalyan’ın kalabalığından uzakta, ormanın içinde küçük bir aile işletmesi. Arka bahçeden toplanan sebzeler Filiz Hanım’ın maharetli elleriyle temas ettikten sonra, lezzetli yemekler olarak sofraya geliyor. Baki Bey ise o sırada balık ızgarayla uğraşıyor, evin delikanlıları ise serviste. Size düşen misafiri oynamak. (0252 284 33 64 www.sedir.co.uk)

VİLLA PORTAKAL, FİNİKE

İnsanların çoğu Finike’den sadece geçer, arka sokaklarında ne var merak bile etmez. Fransız çift Mireille ve Gerard Olivier portakal bahçelerinin ortasında bir mucize yaratmışlar. Renkli döşenmiş, geniş odalarda konaklayıp, işletme sahiplerinin nefis yemeklerini tadabilirsiniz. Finike’ye kadar gitmişken antik Yunan döneminin en güzel tiyatrolarından birine sahip olan Arycanda’yı ziyaret etmeyi unutmayın. (0242 855 41 37)

MİNYON TOWNHOUSE ANTALYA

Antalya’nın tarihi Kaleiçi’nde sadece zevk sahibi insanların bildiği bir mekan. Küçük ama şık odalar, içinde havuz da olan ufacık ama cennet gibi bir bahçe ve çakıl taşından yapılmış zeminler ambiansı tamamlıyor. Personel güleryüzlü, kendinizi aileden biri gibi hissediyorsunuz. Limon ağacının altında kitap okuyun ya da yandaki parkta yürüyüşe çıkın. (0242 247 11 47 www.minyonhotel.com)

HAVUZLU KONAĞI SAFRANBOLU

Osmanlı nostaljisine düşkün olanlara bir mekan daha. Safranbolu’nun Arnavut kaldırımı sokaklarından birinde bulunuyor. Sabah kahvaltıda çayınıza, giriş katındaki büyük, taş havuz eşlik ediyor. Restore edilmiş geniş odalarda pirinç karyolalar ve sedirler var. Kasaba zaten büyünün bir parçası.(0370 725 28 83)

İLK PANSİYON, AMASYA

Osmanlı döneminden kalma eski bir Ermeni evi detaylara sadık kalınarak restore edilmiş. Banyolar sıradan gelebilir, kalorifer olmayışı hayal kırıklığı yaratabilir ama geniş pencereler, süslü tavanlar ve yer yatakları insanı etkiliyor, Osmanlı oyununda başrole soyunuyorsunuz. (0358 218 16 89)

ANGORA HOUSE, ANKARA

Ankara’nın donuk bürokratik havasından uzakta, Kale’de yer alıyor. Şehrin otantik restoranlarının, dünyaca ünlü Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin, Pirinç ve Çengel Han’ın yakınında. Bina eski ve hoş, sıcak bir konukseverlikle dekorasyondaki zarafeti de buna katınca, Ankara’daki evinizin tanımı ortaya çıkıyor. (0312 309 83 80)

KAR’S HOTEL, KARS

Kars uzak kalabilir ama Kar’s Otel bu mesafeye kesinlikle değen bir yer. 19. yüzyılda yaşanan Rus işgali esnasında yapılan birbirinden güzel taş binalardan birinde yer alan otelin geniş ve pastel renklere sahip odaları var. Zemin katta ise İstanbul’dakileri aratmayacak kadar iyi bir restoran bulunuyor. (0474 212 16 16 www.karsotel.com)

ANADOLU EVLERİ, GAZİANTEP

Gaziantep’e sırf Zeugma’dan çıkarılan mozaikleri görmek için bile gidilir, hazır gitmişken, üç eski Antep evinin restorasyonu sonucu ortaya çıkan, Anadolu Evleri’nde kalın. Dönemin mobilyalarıyla süslenen işletmenin siyah ve beyaz çizgili taş zemini olan avlusunda kahvaltı ederken, geçmişe yolculuk yapıyorsunuz. (0342 220 95 25 www.anadoluevleri.com)

KAIKIAS HOTEL, BOZCAADA

İnsanı geçmişin görkemine taşıyan Bozcaada kalesinden ve balık restoranlarından birkaç dakika uzakta. Poyraz Rüzgarı Tanrısı anlamına gelen otelin odaları geniş, dekorasyon yürek ısıtan cinsten. Yataklar hiç kalkmak istemeyeceğiniz kadar rahat, banyolar ise keyif için ideal. Krallara layık kahvaltı deniz manzaralı bir salonda servis ediliyor. Otelde 1750’lerden kalma kitaplar, tarihi ikonlar ve Venedik Yıldızı isimli bir gemiye ait objeler var. Haluk Şahin’le beraber İlyada okumaları yapıyorlar. Şair ruhlulara duyurulur. (0286 697 02 50 www.kaikias.com)

ÇEŞMELİ KONAĞI, ALTINOLUK

Küçükkuyu’dan Altınoluk’a giden yol yazlık sitelerin istilasına uğramış ama Köyiçi’nde, köyün tepesinde bulutların üzerinde, restore edilmiş harika bir Osmanlı konağı var. Odalar kocaman, oturma alanları geniş. Aşağıdaki beton yığınlarına gözünüz takılmazsa harika bir manzara seyrediyorsunuz. En üst kattaki odaların çok güzel ahşap tavanları var. (0266 396 68 48 www.cesmelikonak.com)

Diğerleri ise aşağıda listelenmiştir:

4Reasons Hotel, Bodrum (0252 385 32 12) www.4reasonshotel.com
Golden Key Bördübet, Marmaris (0252 436 92 30 www.goldenkeyhotels.com)
Montenegro, Göcek (0252 644 01 81)
Ottoman Residence Otel, Akyaka (0252 243 59 01 www.ottomanresidence.com)
Ankh Pansiyon, Kaleköy (0242 874 21 71)
Sacred House, Ürgüp (0384 341 71 02 www.sacred-house.com)
Göreme House, Göreme (0384 271 20 60 www.goremehouse.com)
Gül Evi, Safranbolu (0370 725 46 45 www.canbulat.com.tr
Acqua Verde, Ağva (0216 721 71 43 www.acquaverde.com.tr)
Erdoba Evleri, Mardin (0482 213 76 77 www.erdoba.com.tr)
Savon Hotel, Antakya (0326 214 63 55)
Old Bridge House, Assos (0286 721 74 26)
Kaldera Otel, Assos (0286 723 44 20 www.kaldera.org)
Zeytin Bağı Otel, Edremit (0266 387 37 61-62 www.zeytinbagi.com)
Nişanyan Evleri, Şirince 0232 898 32 08 www.nisanyan.com)
Taş Otel, Alaçatı (0232 716 77 72 www.tasotel.com)
Lale Lodge, Alaçatı (0232 716 79 99 www.lalelodge.com)
Değirmen Otel, Alaçatı (0232 716 67 14 www.alacatidegirmen.com)
Nilya, Selçuk (0232 892 90 81)

Hürriyet

Ev eşyası indirimleri

Ev eşyalarını oluşturan sektörlerde son yıllarda ciddi bir rekabet yaşanıyor.Ev eşyasında yabancı markaların Türkiye’ye ilgisi piyasayı kızıştırdı Piyasayı başı boş bırakmak istemeyen yerlilerin sayısı artıyor. Türkiye’deki potansiyeli görüp koşar adım gelen yabancıların sayısı artarken, pazarı kaptırmak niyetinde olmayan yerli yatırımcılar yeni stratejiler geliştiriyor. Tabi bu arada pazara giren yeni yerlileri de unutmamak lazım. İşte bu kıyasıya savaştan en kârlı çıkan kesim tüketiciler. Daha çok çeşit ile karşıya kalan tüketicilerin yüzü rekabetin getirdiği fiyat avantajı ile de son dönemde gülüyor. Bu arada eskiden züccaciye dükkanlarından, mahalle arasındaki tuhafiyelerden yapılan ev eşyaları alışverişleri çoktan dev mağazalara taşındı bile. Üstelik burada da ciddi bir kapışma yaşanıyor. İşte pazardaki son durum:

NAUTİLUS KAPIŞMASI: İstanbul Anadolu Yakası’nın en büyük alışveriş merkezi Tepe Nautilus için Akkök ve Fiba Grubu yarışıyor. Akkökler, Akmerkez’deki yabancı ortağı Hollandalı Corio ile güçlü bir talip olarak duruyor. Nautilus için yarışan bir başka isim de Belçikalı bir şirket.

ÖZYEĞİN M1 TEPE’Yİ ALDI: Fiba Grubu’nun patronu Hüsnü Özyeğin, Tepe Grubu’nun Gaziantep, Adana, İstanbul, Kartal ve Konya’da bulunan M1 Tepe Alışveriş Merkezleri’ni satın alarak bu piyasaya girdi. Özyeğin’in bu alanda iddialı bir çıkış yapacağı konuşuluyor.

IKEA GELDİ: Geldi, gelecek denilen ve kitaplara konu olan tarihi bir vaka olan IKEA 2005 baharında Türkiye’ye adım attı. Aslında IKEA’dan önce kataloğu geldi ve günlerce konuşuldu. Ardından Ümraniye’de açılan binanın önünde günlerce kuyruklar oluştu. ‘Pazardaki gelişmeyi gördük, gelişimizi hızlandırdık’ diyen IKEA yöneticileri 4 yılda mağaza açacaklarını duyurdu.

KOÇ’UN ARSTİL’İ VAR: Ev mobilyasında sektörün yeni oyuncularından biri olan, ancak hızla büyüyeni ise Koç Grubu’nun içinden çıktı. Arçelik, Arstil ile ‘ben de bu alanda varım’ dedi. Arstil markası ile panel mobilya, oturma grupları, ev tekstili ürünleri ve aksesuarlardan oluşan geniş bir yelpaze ile sektör renklendi. Şirket yıl sonuna kadar mağaza sayısını 100′e çıkarma peşinde.

BOYDAK MUTFAK VE HALIDA: İstikbal ile yıllardır mobilya sektöründe olan Boydaklar halı ile mutfak ve banyo pazarına da girdi. Kayseri’de İstikbal Regina Mutfak ve Banyo tesislerini kuran şirket ilk adımı attığında günlük 150 mutfak üretim kapasitesi vardı. 15 milyon dolarlık yatırımla sektöre giren Boydaklar’ın ilk mağazası da Bağdat Caddesi’nde açıldı. Peşinden de yenileri geldi. Şirket 2006 yılına kadar 5 yeni fabrika kurmayı hedefliyor.

SİSLEY VE BENETTON: Zorlu Grubu, Sisley ve Benetton markasının dünya çapında ev tekstili lisansını aldı. Grup Sisley Casa ve Benetton Home markaları için ilk etapta 15 milyon dolarlık yatırım yapıyor. Benetton Home, Sisley Casa’ya göre daha fazla mağaza ile tüketicinin karşısına çıkacak.

MUDO CONSEPT: 2005 baharında Türkiye’ye gelen IKEA’ya karşı Türkiye’nin ünlü markalarından Mudo Consept’te ciddi bir atılım gözleniyor. Fiyat politikası ile IKEA’ya giden yolu kesmeye çalışan Mudo bu arada Anadolu’da da hızla yayılıyor.

İSTANBUL’UN ADRESİ OLDU: İstanbul Okmeydanı’ndaki Cevahir Otel ile Akın Plaza yanında sıra dışı bir alışveriş merkezi açıldı. 12 bin 300 metrelik Addresİstanbul’da sadece ev ile ilgili markalar bulunuyor. İspanyol mobilya markası Becara By Cumba Selection ve İtalyan markası Casamania ilk kez Türkiye’de burada mağaza açtı. Step, Bang & Olufsen, Bretz, Okuyanus Kitabevi, Casamania gibi markalar Addresİstanbul için özel mağazalar tasarladı.

1000a DEKORASYON MERKEZİ: Amerika ve Avrupa’da büyük metropollerde başarılı örnekleri bulunan dekorasyon merkezlerinin bir üyesi olan 1000a Dekorasyon Merkezi geçtiğimiz yıllarda Şişli’de açıldı. 16 bin metrekare kapalı alana sahip olan 1000a mimarlar, iç mimarlar ve son kullanıcıların dekorasyona yönelik ihtiyaçlarının toplandığı bir merkez. Bir Üçgen Grup iştiraki olan 1000a Dekorasyon Merkezi’nde sektöründe lider 45 firma ve 500′ün üzerinde marka bulunuyor.

Sabah

Renk Uzmanı

Hiç aklınıza gelmeyecek ve “yan yana gelmeleri mümkün değil” diyeceğiniz renkleri bile bir arada yaşatma becerisine sahip bu kadın, kendi evinde ve sofrasında da rengarenk bir stil yaratmış.İngiliz renk uzmanı ve tasarımcı Tricia Guild’in ismini söylemek bile insanın gözünün önünde yeşilleri, pembeleri, morları dans ettiriyor.

Tricia Guild’in evi bir renk cenneti. 1970 yılında Londra’da kurduğu Designers Guild markası kumaş ve duvar kaplamalarının yanı sıra mobilya, ev tekstili, halı-kilim ve ev parfümleri üretiyor. Kendi evinin dekorasyonunda da, Designer’s Guild stilini yansıtan pek çok öğe karşımıza çıkıyor. Renklerin değişen ışıkla kendilerini değiştirdiklerini ve böylece bizi de değiştirdiğini düşünen tasarımcı bu tezini yaşadığı alandaki örneklerle açıklıyor.
Boya
Örneğin, kitaplığın duvarları XVIII. yy. pastel renkleriyle boyanmış; işte burada Guild’in koleksiyonlarına ilham kaynağı olan seyahat, renk ve doğayla ilgili eserler yer alıyor. Döşemelik kumaşlar, duvar kağıtları, yatak odası ve banyo tekstil ürünleri, mobilyalar, aksesuarlar… hepsine ilham veren kitaplar bu raflarda yerini alıyor.

YENİDEN OLUŞTURMAK

Tasarımcının hazırladığı sofra ise tazelik ve sürprizlerle dolu. Amerikan servisi ve peçete takımı yerine kendi koleksiyonunda yer alan kumaşların püsküllü olarak kesilip bırakılmış halleri var. Ton sur ton bir mutfak, pembe, yeşil ve turuncu renklerde bir mönü… “Değiştirmeye ve yeniden oluşturmaya bayılıyorum. Hem kendim için, hem de başkaları için” diyen tasarımcıyla beraberken, hiçbir şey bildik haliyle ilerlemeyebilir. Çünkü o hep şaşırtan bir mizaca sahip.

MUM IŞIĞI

Her akşam yemeğini bir bayram havası haline dönüştürebiliyor. Çiçekler ve yapraklarla dekorlar oluşturup, mekánı ve sofrayı mum ışığı ile aydınlatıyor. Tercih ettiği materyaller ise; porselen, seramik, sedef, kristal ve mine. Sofrada yer alan bardaklar dekorun en ilginç halleri. Farklı boyda, renkli ve değişik formlarda. Mougins veya Salzbourg’daki antikacılardan aldığı sofra takımları eski takımlarıyla beraber uyum içinde.

Güzel havalarda ise peyzaj mimarı Arne Maynard tarafından hazırlanan bahçe, yeşil bir salon haline bürünüyor. Mum ışığıyla aydınlatılmış, süslenmiş ve renkli kumaşlarla bezenmiş bir sofra ve sandalyeler yaz akşamlarının baş rolünü oynuyor. Onun için yemek pişirmek de yaratmak ve tasarlamak anlamına geliyor. “Yeni tarifler bulmayı, farklı karışımlar peşine düşmeyi, yeni parfümler, beklenmedik baharatlar kullanmayı çok seviyorum”, diyor. Yemeklerin hafif olması onun için çok önemli. Gün batımı davetlerinde veya ağaçların altında taze lezzetler partisinde sunduğu sebzelerin kalitesi, zeytinlerin tadı, şampanya ve tabakların üzerine bıraktığı baharatların tazeliği ise vazgeçilmez.

Tricia Guild, romantik, duygusal ve duyusal görüntüleri kendi evinde gerçek ve etkileyici kılmaya çalışıyor. Kıvır kıvır saçları ve her daim gülümseyen gözleriyle ilham perisi kaçanlara sesleniyor!

Tasarımcılarının hazırladığı desenleri Uzak Doğu’da dokutan Kymo, koleksiyonunda ağırlıklı olarak hand tufted yün halılara yer veren bir marka. Rahim Walizada’nın eşsiz tasarımlarının Afganistan’daki özel tezgahlarda, Ghazni yünüyle dokuduğu Terra Nueva koleksiyonu da, markanın en değerli ürün gruplarından biri. Cinisli Kemerburgaz mağazasında görebilirsiniz. Tel: (0212) 322 40 34.

Denizi özleyenlere

Teşvikiye Reasürans Çarşısı’nın içinde yer alan Anna Fresko, kendi tarzını yıllardır başarıyla koruyan bir mağaza. Genellikle bordo ve altın renklerinin hakim olduğu aydınlatma ve aksesuar tasarımları arasında yer alan bu tepsi, kış ortasında deniz mavisini özleyenler için.Tel: (0212) 247 90 55.

Gel keyfim gel

Otellerin dekorasyonu beni çok etkiler. Toprak tonları ve su renklerinin sade mobilyalar ve doğal malzemelerle buluştuğu Sumahan Otel, detaylara gösterilen özenle çok beğeniliyor. Türk tarihi, coğrafyası, mimarisi ve mutfağı üzerine zengin bir kitap koleksiyonunun yer aldığı kütüphanenin önünde oturmak çok keyifli. Tel: (0216) 422 80 00.

Kutu bu, boş durur mu?

Eski fotoğraflar, atmaya kıyamadığınız notlar, doğumgünü kartları, teki kaybolmuş küpeler ya da ilaçlar… Her türlü ıvır-zıvır-kıvır için yaratılmış harika icat kutular, en zor anlarınızda imdadınıza koşacaktır. Inside mağazasındaki metal üzeri resimli alternatifler çok eğlenceli. Tel: (0212) 231 82 86.

Hürriyet

Başbakan Erdoğan’ın Evi

Erdoğan Ailesi’nin “ev hali” basına pek yansıyan görüntülerden değildir. Nüfus memurlarının ziyareti sırasında basın mensuplarının aldığı görüntü, Erdoğanlar’ın yaşam tarzlarından ipuçları da verdi.

Milliyet’i Erdoğan Ailesi’nin evinin fotoğraflarını mimarlara gösterdi. Uzmanlar, Başbakan’ın Ankara’daki evinde daha çok klasik çizgilerin hakim olduğunu ifade ettiler.

Belirli bir akımın hakim olmadığı dekorasyonda, mütavazı çizgilerin yanında Osmanlı çizgileri de ağır basıyor. Pencere önündeki iki antika berjer koltuk bunun en belirgin göstergesi. Aksesuarlarda da klasik çizgiler kendini hissettiriyor. Katlamalı perdelerde de modern bir tarz yaratılmaya çalışılmış.

Deri koltuklar yerine şönil kumaş tercih edilseydi, klasik tarzda bütünlük sağlanabilirdi. İpek halı ve avizeler, bu haliyle deri koltuklara pek uymamış. Ancak pahalı parçaların tercih edilmesi de gözden kaçırılmamalı.

NE BATI NE DOĞU TARZI HAKİM
LCD televizyonun yeri de salonda biraz eğreti duruş sergilemiş. Ne batı, ne de doğu tarz hakim. Ağırlıklı olarak klasik ve kısmen modern tarzın birleşimi bir dekorasyon söz konusu. Bir yanda laminat parke gibi modern bir malzemenin kullanılması öte yandan antika berjer koltuk ve deri koltukların kullanılması, ‘yüz yıllık yelpazede dizayn’ şeklinde değerlendirilebilir. Kısacası Erdoğan ailesi evlerini bir akımın etkisinde kalmadan, tamamiyle kendi zevklerine göre döşemişler.

Kaynak:internethaber.com

Sayfalar: 1 2 3

Dekorasyon ve Mobilya Sitemiz Wordpress altyapisini kullanmaktadir.

eXTReMe Tracker