Dünya Güzeline Dünya Güzeli Ev

1998 yılında düzenlenen Elite Model Look yarışmasında birinci olduğunda Türkçe’yi zar zor konuşuyordu. Hollanda’da doğup büyümüş, hálá orada yaşıyordu. 2002 yılında önce Türkiye sonra Dünya Güzeli seçildi. Yaklaşık üç yıldır Türkiye’ye gidip geliyor. Önemli defileler için podyuma çıkıyor, firmaların kataloglarını süslüyor, dizi ve filmlerde oyunculuk antrenmanları yapıyor.

Azra Akın geçtiğimiz temmuz ayına kadar Türkiye’deki günlerini Maçka’daki Housez Apartments’da bir otel odasında geçiriyordu. Temmuz ayında kendine bir ev aldı. Kemer Country Yalıkonaklar’daki evi ilk ziyaret eden gazeteci bizdik.

Durdunuz durdunuz neden bu yıl bir ev aldınız diye sorarak konuya girdim. Azra Akın bunun iki nedeni olduğunu söyledi: ‘Birincisi birikmiş param vardı. Açıkçası yatırım yapmak istedim. İkinci nedenim daha duygusal. Ailemi, Hollanda’daki evimizi çok özlüyordum. Belki burada bir ev kurarsam acım diner diye düşündüm.’

Azra Akın Koleksiyon Mobilya’nın adını Gaye Sökmen’den duymuş. ‘Ben Türk markalarına biraz uzağım. Evi döşeyeceğim vakit Gaye Abla elimden tutup beni Koleksiyon’a götürdü. Çok etkilendim. Bir anda mağazadaki her şeyi almak istedim.’

Azra Akın evini döşerken Koleksiyon Mobilya’nın Marka ve Tasarım Direktörü Koray Malhan’dan yardım almış. Neyi neden seçtiklerini, koltukların, kitaplığın hikayesini, masayı ve sehpayı birlikte anlattılar.

‘Benim için mobilya rahat, kaliteli ve kullanışlı olmalı, aynı zamanda göze de hitap etmelidir. Bir aldığım koltuğu 10 yıl kullanmak isterim’ diyor Azra Akın. Koray Malhan’a ne istediğini anlatırken de aynen bunları söylemiş. Salonu döşemeye kanepe seçerek başlamışlar. ‘Mağazadaki bütün kanapeleri test ettim. Oturdum, uzandım, yattım, kalktım. Kocaman, oturunca içine gömülen bir kanepe beğendim. Koray Bey o kanapenin benim evime büyük geleceğini, mekanı daraltacağını söyledi, başka bir kanape önerdi. Sonunda işin uzmanının dediği oldu.’

Azra’nın evindeki kanapenin adı Episod. Eski Türk evlerindeki kanepelere benziyor. Koray Malhan Episod’u şöyle anlatıyor: ‘Bu kanape oturanın izini taşıyor. Vintage dediğimiz türden. Kullanıldığını belli ediyor.’

Azra kanapesinin modern aksesuvarlarla da, etnik ve antika objelerle de uyumlu olduğunu söylüyor. En önemlisi açıldığı zaman rahat bir yatak olabiliyormuş. ‘Bir ay önce annem, babam ve kardeşim bana misafirliğe geldi. Hepsi ayrı ayrı test ettiler. Sabah uyandıklarında hiçbir yerleri ağrımadı.’

DOĞAN HIZLAN’IN İLHAM VERDİĞİ KİTAPLIK

Salonda kanape dışında üç kişinin aynı anda oturabileceği deri bir puf ve bir Josephine (jozefin-gündüz yatağı) bulunuyor. Dünya güzeli, Josephine’i hakkıyla kullandığını, gündüzleri bu koltuğa uzanıp manzara izlediğini ya da bir şeyler okuduğunu söylüyor.

Kanapenin hemen yanındaki kitaplığın ismi Teras. Koleksiyon’un kurucusu ve baş tasarımcısı Faruk Malhan bu kitaplığı Doğan Hızlan’ın kitap istifinden esinlenerek tasarlamış. Azra kitaplığı çok sevdiğini kitapları üst üste, üstünkörü dizebildiği için rahat kullandığını belirtiyor.

Yemek masasının ismi Muska. Görünüşte dört kişilik. Ama açıldığında sekiz hatta on kişi rahatlıkla yemek yiyebiliyor. Faruk Malhan bu masayı gerçekten de muskalardan ilham alarak tasarlamış. Bir kişinin çevirerek kolayca açabildiği masanın etrafında Stüdyo Carlos tarafından tasarlanan Homer isimli sandalyeler yerleştirilmiş. Azra Akın arka bacağı dışa doğru olan sandalyelerini çocuksu buluyor.

AZRA AKIN’IN AKSESUVARLARI

Salondaki orta sehpanın üzerinde Alev Ebuzziya’nın Tigris cam serisinden bir sürahi ve bardağı duruyor. Bardakta ve sürahinin tutma yerinde elin kavraması için boşluklar var.

Yemek takımı Philippe Starck imzalı.

Şöminenin yanında Karim Rashid’in kendi yüz profilini çalıştığı Ego isimli vazosu duruyor. Rengi turuncu.

Köşelere minderler atılmış. Ünlü İtalyan ressam, heykeltıraş, grafiker ve tasarımcı Piero Fornasetti (1913-1988) baskılı yastıkların adı Fornasetti.

Salonun sağ duvarında İtalya’nın ünlü tasarım atölyelerinden Studio Carlos’un tasarladığı bir raf sistemi var. Tamamı camdan olan raflar, üzerindeki objelerin rahat seçilebileceği tarzda tasarlanmış. Azra Akın cam rafların odayı ferahlattığını düşünüyor.

KORAY MALHAN

Artık Koleksiyon’u gençler de tercih ediyor Örnek, Azra Akın

Koleksiyon’un kemikleşmiş bir müşteri portföyü vardır. Sosyal hayatında aktif, metropol insanları bizi tercih eder. Azra Akın sayesinde gençlerin de Koleksiyon’dan alışveriş yaptığını gösterme imkanımız oldu. Azra, her konuda toplum tarafından örnek alınan biri. Koleksiyon’un ürün yelpazesini genişlettiği bir dönemde ev aldı. Hal böyle olunca çay kaşığından kanapeye kadar her ürünü verebildik. Dünya dekorasyon modasında öne çıkan trendleri Azra’nın evinde kullandık.

AZRA AKIN’IN İSTANBUL’DAKİ YENİ EVİNİ KOLEKSİYON DÖŞEDİ

Azra’nın salonundaki dolapların tamamı amortisörlü. ‘Kendi kendine sessizce kapanıyor. Ses çıkarmıyor. Bu da benim çok hoşuma gidiyor. Koleksiyon’da küçük detaylar kullanıcının yaşam kalitesini artırıyor.’

Hürriyet

Mekanlar ve Dekorasyonları

Ülkemizin en ünlü ve başarılı işadamları bu mekanlara karınlarını doyurmak için değil, önemli anlaşmaları sonuca bağlamak, büyük yatırımlara karar vermek, hatta kariyer planlarını şekillendirmek için giderler. Bilirler ki böyle ciddi bir yemek sırasında hiçbir detay şansa bırakılamaz. Karşınızdakinin ne dediğini bile duymadığınız bir mekanda, ağzınızın kenarından makarnanın sosu akarken kariyerinizin de parmaklarınızın arasından kaymasını istemiyorsanız kartlarınızı doğru oynamalısınız.

“Ağır yemeklerden kaçınmalı”

Çırağan Palace Kempinski / Ender Özgündoğdu (Yiyecek ve içecek direktörü)
# Neden tercih ediliyor? Çünkü Çırağan Sarayı, İstanbul’un en prestijli mekanlarından biri. Böyle tarihi değeri olan bir ortama kaliteli hizmet anlayışı ve özgün yiyecek alternatifleri eklediğimiz için tercih ediliyoruz
# Kimler geliyor? Genellikle bankacılık, finans, ilaç, sinema ve TV sektöründen misafirlerimiz geliyor.
# Öneriler: İş yemeklerinde zaman çok önemli, bu yüzden vakit kaybını engellemek için hızlı servis yapılan ve kolay yenen yemekler tercih edilmeli. Çok ağır, mideyi rahatsız edebilecek yemeklerden ve fazla alkolden kaçınılmalı. Ağır yemekler daima uyku getirir.
# Müdavimleri: Cefi Kamhi, Çağlayan Arkan, Sinan Kosif, Murat Özyeğin, Cem Garih, Aylin Tahincioğlu.

“Mönü görüşmenin önüne geçmesin”

Feriye / Vedat Başaran (Mekan sahibi)
# Neden tercih ediliyor? Hizmet kalitesi, uluslararası standartlara uyumu, ulaşılabilir bir lokasyonda bulunması, kişiye özel hizmetleri ve müşteriyi evinde hissettiren atmosferi Feriye’yi iş yemekleri için popüler kılıyor.
# Kimler geliyor? Çoğunlukla ilaç ve finans sektöründen işadamları ve sanayiciler gelir.
# Öneriler: İş yemekleri öğlen ve akşam için farklı düşünülmeli. Yemekleri hafif olmalı. Baharatlı ve ağır soslu yemekler tercih edilmemeli. Mönü iş görüşmesini engelleyecek şekilde ön plana çıkarılmamalı. Ben zeytinyağlı yemeklerini ve ızgara deniz mahsullerini öneririm.
# Müdavimleri: İsmail Ünal, Bülent Eczacıbaşı, Ersin Özince, Turan Başartan, Burhan Karaçam, Günay Bulca.

İş yemekleri için set mönüler var

Reina / Tevfik Alparslan (Şef)
# Neden tercih ediliyor? Reina’da oturmuş bir sistem ve çok iyi bir ekip çalışması var. Tabii geniş kapsamlı bir mutfak donanımızın ve prezentasyonumuz farklı olması da başka bir neden.
# Kimler geliyor? Yerli ve yabancı iş dünyasının önemli yöneticileri bizi tercih eder.
# Öneriler: İş yemekleri için özel set mönüler hazırlıyoruz. Böylece hem görsel hem de lezzet açısından kusursuz kombinasyonları hazır halde sunulmuş oluyor ve zaman kaybını önlüyor.
# Müdavimleri: Ferit Şahenk, Ali Kibar, Erhan Kanioğlu, Burak Bölükbaşı, Turgay Aksoy, Hayrettin Taşdelen.

“Servis hızlı olmalı”

Vogue / Levent Büyükuğur (Mekanın ortaklarından)
# Neden tercih ediliyor? Çünkü Vogue’da yemekler işadamlarının tercih ettiği gibi hızlı hazırlanan nitelikte, kalite ve çeşitlilikte, göze ve damağa hitap ediyor. Ayrıca iş merkezlerine yakınlığı, Boğaz manzarası ve yabancı misafir ağırlayanlar için yabancı dil bilen garsonlarının olması da önemli nedenler.
# Kimler geliyor? Reklamcılar, bankacılar ve borsacılar.
# Öneriler: İş yemeğinde kişiler kısa sürede hazırlanacak ve zaman kaybettirmeyecek yemeklerin seçmeli. Ben bu açıdan başlangıç olarak somon saşimi, ana yemek için ızgara levrek tavsiye ederim.
# Müdavimleri: Bülent Eczacıbaşı, Yıldırım Demirören, Ömer Temelli, Mehmet Dereli.

“Suşi tercih ediliyor”

Ulus 29 / Metin Fadıllıoğlu (Mekan sahibi)
# Neden tercih ediliyor? Çünkü biz iş yemekleri için aranan; kaliteli hizmet, iyi servis, lezzetli yemekler, atmosfer, dekorasyon ve tabii lokasyon gibi detayları Ulus 29′da en iyi şekilde karşılıyoruz. Eşsiz Boğaz manzarası da başka bir etken. Ayrıca özellikle yabancı misafirler, taş fırında pişen mini pide, lahmacun ve pizza çeşitlerini de çok seviyor.
# Kimler geliyor? Ulus 29 her sektörden üst düzey yöneticilerin tercihi.
# Öneriler: Mönüdeki tüm yemekler rahatça yenilebilir nitelikte. Ama kolay yenilebilmesi ve hafif olması sebebiyle suşi yoğunlukla tercih ediliyor.
# Müdavimleri: Cem Boyner, Tuncay Özilhan, Çetin Şaşmaz, Önder Fırat, Cem Hakko.

Yemeğin süresine uyumlu seçenekler

Sunset / Kimya Çulha (Halkla ilişkiler müdürü)
# Neden tercih ediliyor? Uzun iş yemeklerinde kişilerin sakin ve kaliteli hizmet almaları ve özel hissetmeleri bizi tercih etmelerine neden oluyor. Manzara, servis, ambiyans, lezzet, mönülerimizdeki çeşitlilik. Kavımızdan “dünyanın en nadir ve değerli şarapları”nın da bulunması önemli.
# Kimler geliyor? Finans ve medya uzmanlarıyla sanayiciler.
# Öneriler: İş yemeklerinin saatleri uzayabildiği için süreyle uyumlu, tüm yemek boyunca size eşlik edebilecek bir mönü seçmelisiniz. Ben ızgara levreği tavsiye ederim.
# Müdavimleri: Bülent Eczacıbaşı, Cem Boyner, Oğuz Satıcı, Tuncay Özilhan, Abdullah Kiğılı, Ali Yıldırım.

“Servisin kalitesi ve hızı önem taşır”

TUUS / Ayşegül Doğan (İşletme müdürü)
# Neden tercih ediliyor? TUUS’un tercih edilmesinin nedenleri arasında hizmet kalitesi, doğal ve kaliteli ürün seçimleri ve bilinen tatların farklı lezzetlerle yapılan uyumlu kombinasyona sahip olması var. Şehrin merkezinde olması da bir diğer önemli neden.
# Kimler geliyor? Her meslek grubundan geniş bir müşteri grubumuz var.
# Öneriler: İş yemeklerinde servisin kalitesi ve hızı büyük önem taşıyor. Bu tarz yemeklerde daha çok salata, pizza ve hafif yemekler tercih ediliyor. Ben de safranlı deniz mahsullü risotto, et olarak ızgara kuzu sırtı öneririm.
# Müdavimleri: Mustafa Toner, Okan Tapan, Ajlan Acar, Sezai Taşkent, Nurettin Hasman, Erol Tabanca.

Zor duruma düŞmemek İçİn

# Türk Mutfağını Araştırma, Geliştirme ve Uygulama Derneği İkinci Başkanı Sevim Gökyıldız aynı zamanda da bir işkadını. Gökyıldız 40 yıllık tecrübelerinden yola çıkarak şunları öneriyor:
# Sürprizlerle karşılaşmamak için ne olduğunu bilmediğiniz şeyleri sipariş etmeyin.
# Bu yemeklerde karın doyurmak ikinci planda kalır. Çok açsanız yemeğe gitmeden biraz atıştırın.
# Yerken üzerinize sıçrayacak soslu salatalardan uzak durun.
# Ses çıkarmamak ve üzerinize dökmemek için çorbayı da es geçin.
# Antrikot, köfte veya zeytinyağlı sebze yemekleri gibi yemesi kolay şeyler seçin.
# Alkol alınacaksa rakı yerine bir kadeh şarap tercih edin.
# Zaman önemli olduğu için hızlı servisi yapılan yemekler sipariş edin.

Milliyet

Kısa Kısa

Tasarımda farklı bakışı ve yenililikçi çizgisiyle dikkat çeken Z-mix eskiyle yeniyi, en olmadık renkleri bilinmedik malzemeleri cesurca bir araya getiriyor
Z-mix yarattığı ürünlerde “karışım felsefesi”ni uygulayarak, farklı tarzlar yakalıyor ve bu karışımı, renklerde de kullanarak tasarımlara imza atıyor. Mimar Zuhal Çınar Elmasulu ve Mimar Zeynep Tanrıyakul’un kurdukları Z-mix, dekorasyon projeleri ve uygulamalarının yapıldığı mimarlık çalışmalarına ek olarak, mekanlar için tamamlayıcı ürünler hazırlıyor. Alüminyum sehpalar, aynalar, mobilyalar bunlardan bazıları. Mermer tablalı, rustik ayaklı masa, parlak lake raflar, mor kaşe chestrefield koltuk ise dikkati çeken diğer ürünler. “Camekan” markası ile satışa sunulan cam ürünleri ise İç Mimar Gamze Eskinazi ve Yasemin Sayınsoy tarafından cam ocağında üretiliyor. Eskinazi ve Sayınsoy aynı zamanda Türkiye’nin ilk kadın sıcak cam üflemecileri.
Adres: Z-Mix:Valikonağı caddesi, Akkavak sokak No:2/1

Deri koltukta kırmızı, oranj ve beyaz moda

Bu sene mobilya modasında hangi renkler, hangi modeller var?
* Ahşap ürünlerde venge kaplama değişmez olarak var.
* Gri ve beyazlatılmış meşe, zeytin, abanoz kaplama modası devam ediyor ve bu kaplamalarda tek başına değil. Değişik renk seçenekleri ile beraber kullanıldığında çok güzel oluyor. Örneğin bu sene bol bol göreceğimiz nescafe rengi lake boya ile venge kaplama, evlerde hoş bir atmosfer yaratmanızı sağlayacak.
* Aynı zamanda beyaz lake ve beyaz kumaşa da dikkat bu sene çok görülecek.
* Cam ve metal gene yoluna devam edecek ama eski hızında değil.
* Deri koltuk kanepeler tüm hızıyla devam edecek ve bu sene deride kırmızı, oranj, şarap rengi, beyaz çok ağırlıklı olacak.
* Kumaşta ise düz kumaşların hakimiyeti ile gene canlı cıvıl cıvıl ve özellikle parlak kumaşlar kanepe koltuklarımızı kaplayacak.

Dekorasyonda yeni rota Uzakdoğu

Doğu motiflerini içeren kolonyel tarzın öncü mobilya markası La Maison Coloniale, Paris, Roma ve Atina gibi dünya metropollerin den sonra İstanbul’da
Doğu motiflerini sıkça dekorasyonda da görmeye başladık. Bu tarzdaki tek parça aksesuarlar ve mobilyalar modern evlere çok hoş bir hava katıyor. Doğu motiflerine duyulan hayranlıktan doğan kolonyel tarzı yansıtan La Maison Coloniale, Maçka’da açıldı. Kolonyel tarz, mağazanın 12 ülkedeki 90 şubesiyle meraklıların beğenisine sunuluyor. Fransız Roche-Bobois’nın yan kuruluşu olan La Maison Coloniale, Japonya, Hindistan, Çin ve Endonezya olmak üzere dört Uzakdoğu ülkesinde özel olarak tasarlanan ve üretilen mobilya ve aksesuarları getiriyor. Konsepti ve iç dekorasyonu dünyadaki diğer mağazalarıyla aynı olan La Maison Colonianel’deki objeler firma için özel tasarlanmış. Aksesuarlar uygun fiyatlarıyla dikkat çekiyor.

ESKİLER YENİLENİYOR
480 metrekarelik mekanın ilk katı mağazanın konsepti hakkında fikir sahibi olmanızı sağlıyor. Mağazanın alt katında ise farklı ülkelere ayrılmış köşeler, kendilerine has mobilya ve aksesuarlarıyla ziyaretçileri karşılıyor. Endonezya’ya ayrılan bölümde tik ağacından gomalak cilalı mobilyalar yer alıyor. Japonya ve Çin bölümlerinde düzleştirilmiş bambudan ya da karaağaçtan imal edilen mobilyalar göze çarpıyor. Oymalı el işçiliği ile yapılan Hint mobilyalarında ise Hint pelesenk ağaçlarından şişam kullanılmış. La Maison Colonianel’de eski mobilyalara da rastlamak mümkün. Öküz kanıyla boyanan büyük Çin dolabı ve rengarenk Tibet dolapları gibi 50 yıllık mobilyalar orijinalliklerinden hiçbir şey kaybetmeden yenilenerek satışa sunuluyor. Tel: (0212) 296 28 45

Zarif masalarda özel anlar

14 Şubat Sevgililer Günü’nde hazırlayacağınız şık ve özel bir masada, şarabınızı Jumbo’nun kristal bardak serisi “Saturnia” ile yudumlamak ister misiniz? Bu özel günün romantik havasına uygun olan Jumbo’nun kristal koleksiyonu dünya trendlerini de içeren modern tasarımıyla beğeni topluyor. Masalarınızda zarifliği ve ışıltıyı Jumbo mağazalarına uğrayarak sağlayabilirsiniz.

Sabah - Esra Çoruh

İsmi Küçük Kendi Büyük Mutfak KITCHENETTE

Bu haftadan başlayarak, size Kanyon’un restoranlarını teker teker tanıtmaya çalışacağım. Bir gurme ya da bir degüstatör olarak değil – ne haddime! – yalnızca güzel yemek yemekten hoşlanan bir “müşteri” olarak… İlk durağımız, adı küçük mutfak anlamına gelen ve Kanyon’un en alt katında yer alan Kitchenette.
Cumartesi öğlen olduğu için mi böylesine bir izdiham vardı, yoksa burası her gün her saatte mi böyle dolu, bilmiyorum, ancak içeri girdiğimizde iğne atsanız yere düşmezdi. Girer girmez, isminizi alıyorlar, uzunca bir listenin “en altına” ekliyorlar ve yaklaşık olarak ne kadar bekleyeceğinizi söylüyorlar. İçerideki yemek kokuları insanın iştahını iyice kabartacak cinsten. Neyse ki bekleyişimiz çok uzun sürmedi, benimse beklerken etrafıma bakacak zamanım oldu.
Kitchenette’in dekorasyonu bir evin mutfağını andırıyor; masaları tahtadan, üzerlerinde örtü yok, çatal bıçağınız, kenarları yeşil çizgili, dörde katlanmış mutfak bezlerinin üzerinde getiriliyor. Bir köşede çeşit çeşit ekmeklerle dolu kocaman bir dolap duruyor. Duvarlarda ise, üzerinde beyaz tebeşirle notlar yazılmış – Kahvaltı servisimiz sabah 08:00’de başlıyor ya da Kitchenette ev şarabımızın kadehi 11.00 YTL gibi – küçük kara tahtalar asılı. Bazı duvarlarda ise dev aynalar var. İlk bakışta tam bir Fransız bistrosu sıcaklığında… Garsonların giydikleri – daha doğrusu peştamal usulü bellerine bağladıkları – uzun beyaz önlükler çok hoş.
Masamıza geçer geçmez mönülerimiz geldi. Kitchenette üç öğün servis veren bir mekân. Zengin kahvaltı tabakları, çorbaları, salata, pizza ve sandviç tarzında öğlen atıştırmalıkları ve büyük porsiyonlu “ana yemekleri” var. Bir de mönünün en alt köşesindeki, gündelik olarak değişen “günün spesiyaliteleri”. Hafif bir öğle yemeği için gözüm doğruca “Salatalar” a gitti. Fiyatları 11.00 ile 19.00 YTL arasında değişen çeşit çeşit salataları var: Niçoise’ından, hellim peynirlisine, levreklisinden, panzanella’ya. Panzanella, türlü yeşillikler, şeri domates, kızarmış pide, tulum peyniri ve fesleğen ile yapılan ve nar ekşisiyle tatlandırılan nefis bir salata. Şiddetle tavsiye ederim! Yanında da bir kadeh kırmızı şarap tabii…
Pizzaların fiyatları 12.00 ile 20.00 YTL arasında. Ana yemekler – balık ağırlıklı – biraz daha pahalı 15.00 YTL’den başlıyor. Yemeklerin yanında almak istediğiniz garnitürü kendiniz seçiyorsunuz, yemek listesinin altında bir de “garnitür listesi” var. Ve tabii, esas mönüden ayrı olarak getirilen, tam bir sayfalık tatlı listesi… Yemek yediğimiz süre boyunca, yanımızdan geçen cheese cake’lerden, brownie’lerden ve crème brulée’lerden gözlerimizi ayıramadık. Salatanın ardından – az kalori aldık nasılsa – birer tatlı iyi giderdi. Oyumuzu meyveli bir tarttan ve birer macchiato’dan yana kullandık. Ne de iyi bir kararmış! Gerçi aklınızda olsun, tatlı almak istemezseniz, küçük bir metal tepsi içinde sunulan, kahveniz ve suyunuzun yanında, ağızda eriyen çikolatalı kurabiyeler ikram ediyorlar.
Ve korkulu an geldi çattı: hesap vakti. Hizmet kalitesine, güler yüzlü servise, yemeklerin lezzetine ve kaliteli ortama kıyasla hesap gayet makuldü. Hesapla birlikte gelen “müşteri memnuniyeti” formunu zevkle doldurdum. Karnımız tok, içimiz ısınmış bir halde kendimizi buz gibi bir havaya teslim ettik. Tekrar görüşmek üzere Kitchenette
Yazar:Aylin YENGİN

Evinizde Yaratıcılığınızı Konuşturun

Yaratıcılığınızı başkalarıyla paylaşmadan önce karşılaşacağınız olumsuz tepkiler ve eleştirilere hazırlıklı olmalısınız. Öncelikle evinizin büyük veya küçük olmasını hiç düşünmeden kendinize yaratıcılığınızı göstereceğiniz bir oda veya köşe seçmekle başlayın. Yapacağınız ufak tefek değişikliklerle sanki evinizin dekorasyonunu yenilemişçesine bir etki yaratacaksınız.
Salonda yapacağınız değişikliğe bütünden değil, detaydan başlayabilirsiniz. Bunun için önereceğim eşyaların başında abajurlar geliyor. Abajur ayaklarının modası çok çabuk geçmediği için değişikliği başlıklarda yapmak akıllıca olacaktır. Retro bir görünüm istiyorsanız davul şeklinde, yumuşacık ışık istiyorsanız daha klasik abajur başlıkları seçebilirsiniz. Başlıklardan çoğu belli bir standarda uysa da alışverişe çıkarken abajurunuzun ayağını yanınıza almayı unutmayın. Salonunuz büyük ise birkaç oturma grubuna ayırmak daha akıllıca olur. Ayrıca mobilyalarınızı şömine ya da pencere gibi mimari bir odak noktası etrafında da şekillendirebilirsiniz. Otuma grubunu odaklamak için karar veremiyorsanız, salonunuzun zeminini hareketli kendi etrafında dönebilecek şekilde yaptırın. Böylece kumandanızın bir tuşuyla istediğiniz zaman pencereden manzaranızı, şöminenizi veya televizyonunuzu seyredebilirsiniz.
Yaşam alanının çeşitli yerlerini bitkilerle süslemek mekanda her zaman sıcak bir etki uyandırır. Pencere kenarları ya da mekanın güneş alan aydınlık bir köşesi bitkiler için ideal noktalardır. Eğer bitki yetiştirmek için elverişli bir köşe yoksa taze çiçekler de aynı etkiyi yaratır.
Mekan yenilemenin en ekonomik ve en kolay yöntemlerinden biri de duvar rengini değiştirmektir. Mobilyalarınızla uyum sağlayacak ya da tezat yaratacak yeni bir renk seçebilirsiniz. Sözgelimi desenli döşemelik kumaşlarınızın içindeki bir rengi duvara uygulamak iyi bir fikir olabilir. Ancak karar vermeden önce, küçük alanlarda birkaç renk denemesi yapmanızda fayda var.
Aksesuarlar iç mekan tasarımında çok etkilidir. Yemek odasında günün modasına uygun bir görünüm elde edebilmek için heykel etkisi yaratacak aksesuarlar seçebilirsiniz. Küçük çaplı ahşap boyama çalışmaları da yaratıcılığınızı harekete geçirmenize yardımcı olacaktır. Zaman içerisinde hasara uğramış, üzerinde çizikler oluşmuş bir masayı özel olarak üretilmiş kalıcı kalemlerle boyayarak yenileyebilirsiniz.
Mutfakta en hızlı aşınan yüzeyler her zaman tezgahlardır. Tezgah üzeri özellikle de eviyenin etrafı eskime sinyalleri veriyorsa, bu kısmı özellikle tezgahtan ayırmak için yapmışsınız gibi bu bölümü tamamen farklı bir malzeme ile kaplayabilirsiniz. Beyaz armatürlerdeki aşınmaları emaye boyasıyla yenileyebilirsiniz. Duvar fayanslarının derzleri kirlendiğinde eskimiş görüntüsü verirler. Bu görüntüyü engellemenin en pratik yolu ise özel kir sökücüler kullanarak derzleri temizlemek olacaktır. Renkli tabaklar, kavanozlar ve çeşitli mutfak aksesuarları ile donattığınız bir açık raf hem dekoratif gözükecek, hem de işlevsel alanlar yaratacaktır.
Yatak odasında daha çok ışık ve boş alan istiyorsanız ışığı yansıtacak ve mekanı olduğundan daha büyük gösterecek bir ayna kullanabilirsiniz. Aynanın dekoratif etkisini artırmak için doğal ahşap, modern ya da Fransız tarzı bir çerçeve seçebilirsiniz. Ancak yatak odasında ayna ve benzeri yansıtıcı objelerin uzakdoğu dekorasyon felsefesine uymadığını hatırlatırım.
Yaratıcı fikirlerinizi kendinize saklamayın, özgürce yaşayın ve hissedin….
Evinizin daha işlevsel olması için içinizdeki yaratıcılığı beraber çıkarmaya ne dersiniz… Unutmayın yaratıcılık cesaret ister.
Yazar: Selim Yuhay - Mimar

Evinizi Dağınıklıktan Kurtarma Önerileri

Dağınıklığa karşı açtığınız savaşın ilk bölümünü kazanmak için girişte kullanacağınız raf sistemleri, birkaç askı, kutu, sepet ve bir bank yeterli. Küçük bir dairede veya bir villada da yaşasanız iyi organize olmuş bir giriş evin en önemli aynasıdır.

Küçük bir girişe sahipseniz tek mobilya ile birden fazla işlevi buluşturmak ilk hedefiniz olmalıdır. Evin girişindeki yüksek bir oturma elemanı ayakkabı giymeyi kolaylaştırdığı gibi altına yerleştireceğiniz tekerlekli kutular ve sepetlerle basit bir ayakkabılık işlevi üstlenecektir. Duvara bağlanan bir raf ve altına monte edilmiş askılarla kullanışlı bir vestiyer elde edebilirsiniz.

Hizmet odası olarak adlandırılan özel bölümler veya kullanılmayan ikinci bir tuvaletin iptali ile oluşan ardiyeler, iyi organize edilirse evin tüm yükünü taşır. Uzun duvar boyunca monte edilen raflara pekçok malzeme yerleştirilebilir.

Eğer ardiye olarak kullanabileceğiniz ikinci bir tuvaletiniz varsa ve bir koridora açılıyorsa bu odanın dışarıdan dolapmış gibi algılanmasını sağlayabilirsiniz. Sürgü ahşap kapılar sayesinde gömme dolap görüntüsü vereceğiniz oda, raf sistemleri ve askılarla giyinme odası bile olabilir.

Cam kapaklı dolaplar, oturma, çalışma odaları, mutfak ve banyolar için idealdir. İçlerine kitaplarınızı, tabaklarınızı ve aksesuarlarınızı rahatlıkla yerleştirebilirsiniz.

Istanbul Gezi Rehberi

Dünyanın en güzel kentlerinin ortak özellikleri vardır. Tepeler üzerine kuruludurlar, ya bir nehir içlerinden geçer ya da bir denizin veya gölün kıyısındadırlar. Eskiyi ve yeniyi bir arada yaşarlar. Kozmopolittirler. Canlıdırlar, 24 saat uyumazlar. Heyecan verirler. Bunlardan sadece biri ya da birkaçı, o kenti ünlü yapmaya yeterken, İstanbul’da hepsi var.

Üstelik burası her an kaynayan bir tezatlar ülkesi. Gelin, önümüzdeki iki hafta boyunca, İstanbul’u gezebildiğimiz kadar gezelim. Turist olalım, rehber kitaplarındaki yerleri görelim, arka sokaklarda konaklayıp, çarşı içlerindeki esnaf lokantalarında yiyelim. Mahallelerden meydanlara, köprülerden yeraltına, az gidelim uz gidelim. Ne var ki, bu kent yine de bir şekilde bizi alt edecektir. İstanbul’u gezerken, en çok yararlandığım ve keyif aldığım kitaplar, Murat Belge’nin ‘‘İstanbul Gezi Rehberi’’ ve Hillary Sumner- Boyd ile John Freely’nin ‘‘Strolling Through İstanbul’’u oldu. Bu kitaplar, İstanbul’a hiç gelmeyeni mıknatıs gibi buraya çekiyor, gelenleriyse, aslında kentte daha keşfedilecek ne çok şey olduğunu göstererek şaşırtıyor.

AYASOFYA

Hálá onu geçebilen yok

Çağımızın, yeniden yapılan ‘‘düyanın yedi harikası’’ sıralamasında Ayasofya var. Çünkü Ayasofya, yaklaşık 1500 yıl sonra, hálá dimdik, dünyayı şaşırtmayı sürdürüyor. Nedenleri belli; büyüklüğü, getirdiği mimari yenilikler, uğrunda harcanan emek, servet ve Justinianus’un hırsı…

Yıl 532. Hipodrom’da, imparator dahil halk toplanmış, heyecan içinde atlı araba yarışlarını seyretmektedir. Oyunun sonunda, takımlar arasında bir kavga çıkar. Bunu fırsat bilen halk da, bunu politik bir ayaklanmaya dönüştürür. Nika adıyla bilinen bu ayaklanma, Justinianus’u neredeyse tahtından edecektir. Ancak karısı Theodora onu cesaretlendirerek, isyanı bastırmasına destek olur. İmparator, bunu kutlamak ve gücünü gösterebilmek için büyük bir kilise inşa etmeye karar verir. Öğrendiğine göre, dünyanın en iyi mimarları Trallesli (Aydınlı) matematikçi Antemius ile Miletuslu geometri bilgini İsidoros’tur.

İmparatorun iki isteği vardır. Biri, kilisenin dikdörtgen planlı olması, ikincisiyse kubbeyle örtülmesi. Dikdörtgen dini, kubbe ise otoriteyi temsil eder. Oysa o güne kadar ancak yuvarlak planlı binalarda kubbe kullanılmıştır. Buradaki yenilikte, mimarın dehası kendini gösterir; Ayasofya’da dört büyük kemeri taşıyan kurşunla kuvvetlendirilmiş dört devasa ayak ve yarı kubbeler, ortadaki 40 pencereli büyük kubbeyi taşıyor. Pencereler, hem kubbenin yükünü azaltıyor, hem de kiliseye gizemli bir hava veren ışık ve gölge etkisi yapıyor. Ayasofya’nın kubbesinin yerden yüksekliği 55.60, çapı 31- 32 metre. 1500 yıl sonra, Ayasofya hálá dünyanın dört büyük kilisesinden biri.

Adını ‘‘Kutsal Bilgelik’’ten alan Ayasofya için, beş yıl boyunca, 10 bin işçi, gece gündüz çalıştı. Bittiğinde öyle görkemliydi ki Justinianus ana kapıdan girerken, coşkuyla şu sözleri sarf etti; ‘‘Seni geçtim Süleyman.’’

Dışarıdan bakıldığında, sadeliğiyle hayal kırıklığı yaratabilir. Unutmamak gerekir ki, bütün Bizans kiliseleri dış göşterişe önem vermez. İçeride, yavaş yavaş şaşkınlığınız artacaktır. Mihrap, minber, müezzin mahfili, hünkar mahfili gibi Müslüman devre ait ilaveler, kiliseye hiçbir zarar vermeden yapılmış. Kilisenin çıkışındaki avluda da yapının cami olduğu döneme ait ilaveler var. Atatürk, ‘‘burası bütün dünyaya mal olmalı’’ deyince 1935′te ibadete kapatılarak müzeye çevrildi. Bugün hálá, Japonlar’ın deprem çalışmaları yaptığı ve mimari eğitim gören öğrencilerin ders programında yer alan efsanevi bir yapı. (Pazartesi hariç her gün açık, 0212 522 17 50- 528 45 00

SÜLEYMANİYE CAMİİ

Bir kere daha Sinan’ın dehası

Süleymaniye Camii, Sinan’ın ustalığını bilen ve İstanbul’u daha hissederek gezenlerin atlamayacağı bir yer. Osmanlı Hanedanı’nın en ünlü padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman ve karısı Hürrem Sultan’ın türbelerinin de bulunduğu büyük bir kompleks. Sinan’ın Ayasofya’dan etkilenerek yaptığı ancak boyutlarını aşamadığı, buna rağmen estetik açıdan dünyanın en güzel eserleri arasına giren bir yapıt. 1550- 1557 yılları arasında yapılan caminin en öne çıkan özelliği, ses ve sessizliğin, ışık ve gölgenin oluşturduğu tezat. Sinan’ın sadeliğe, ayrıntılara verdiği önem ve mimari dehasıyla estetiği beraber kullanarak eriştiği mükemmellik…

Çok az çini kullanılan camide vitraylar, ünlü cam ustası Sarhoş İbrahim tarafından yapılmış, mermer sütunlar ülkenin farklı yerlerinden getirilmiş. Caminin en göze çarpan unsurlarından biri de, Ahmet Karahisari ile öğrencisi Hasan Çelebi’ye ait hat sanatının en güzel örnekleri. Cami içindeki kandillerden çıkan isin, hava akımı hesaplanarak, belli bir yere kanalize edilebilmesi de Sinan’ın bir başka başarısı. Kandillerin aralarında, sarkan devekuşu yumurtaları, söylentiye göre, Müslümanlık’ta zarar vermenin günah olduğuna inanıldığı örümcek ağlarının oluşmaması için. Süleymaniye Camii kadar, külliyesi de önemli. Bunların içinde, önceleri medrese öğrencilerine ve çalışanlara yemek pişirilmesi amacıyla yapılmış sonraları Türk İslam Eserleri Müzesi olan Dar-üz Ziyafe, bugün Osmanlı mutfağını devam ettiren, özellikle yabancıları atmosferiyle etkileyen bir restoran.

KARİYE

Küçük ama değerli bir mücevher

Kariye, küçük ama çok değerli bir mücevhere benzer. Burayı dünyaca ünlü yapan özelliği, olağanüstü mozaikleri. Tarihi yarımadanın surlarının dışında, başlangıçta bir manastır kilisesi olarak yapılmış. Kilise, surların dışına yapıldığından, antik Yunanca’da ‘‘kırsal alan, şehir dışı’’ anlamına gelen ‘‘Khora’’ (Kariye) adını almış. Kariye, her ne kadar Sultanahmet’te yer almıyorsa da taksi ya da otobüsle, Edirnekapı’ya 15- 20 dakikada gitmek zor değil. İçerideki mozaikler, Bizans mozaik sanatının Rönesans’ı olarak adlandırılabilecek 14. yüzyıla ait. Bunlarda, İsa’nın ve Meryem’in hayatı, İsa’nın mucizeleri kronolojik bir şekilde anlatılıyor. Bugün kilisenin görülen son hali, 11. ve 14. yüzyıldan.

Kariye’nin civarı, Çelik Gülersoy’un restorasyonuyla değerlenmiş. Özellikle butik Kariye Oteli, beş yıldızlı otellleri aratmayacak kadar lüks. Otelin restoranı Asitane ise servisi ve yemekleriyle, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en iyi Osmanlı mutfaklarından birine sahip. (Çarşamba hariç her gün açık, 0212 523 30 09)

SULTANAHMET

100 bin kişi alan meydan

Romalılar’ın önem verdikleri iki şey vardı; din ve oyunlar. Bugün Sultanahmet Meydanı olarak bilinen alan, Ayasofya’dan başlayarak Marmara Üniversitesi Rektörlük Binası’na kadar uzanan ve 100 bin kişi aldığı söylenen Hipodrom’du. Sultanahmet Camii’nin olduğu yerde İmparator locası vardı. İmparator, özellikle atlı araba yarışlarını buradan seyrederdi. Hipodrom’un ortasında, bugün hálá üzerindeki anıtların görülebildiği ve etrafında yarışan at arabalarının döndüğü bir duvar olan Spina uzanıyordu. Bu anıtların en önemlisi, MÖ 16. yüzyıla ait Firavun III. Tutmosis’in Mezopotamya zaferini, hiyeroglif yazılarıyla anlatan ve 390 yılında İmparator Theodosius tarafıdan Konstantinopolis’e getirilen dikilitaş. Luxor Karnak Tapınağı’ndan getirilen taş, zamanında üç misli daha uzunmuş.

Dikilitaşın her iki tarafındaki diğer anıtlar şunlar; üç yılanın birbirine dolandığı Burmalı Sütun, üzerindeki bronz plaketlerin 1204′te Latinler tarafından çalındığı ve Osmanlı döneminde Türklerin tırmanarak akrobatik hareketler yaptığı, 32 metrelik taştan örülme sütun ve Ayasofya yönünde de Alman İmparatoru Kayser Wilhelm’in Osmanlı sultanına hediyesi olan, kubbe içi altın mozayikli Alman çeşmesi…

SULTANAHMET CAMİİ

Altı minaresiyle tek

Dünyadaki tek altı minareli camii, Sultanahmet, Sultan I. Ahmet tarafından 1609 ile 1616 yılları arasında yaptırılmış. Padişah, caminin Ayasofya’nın karşısında ve en az onun kadar heybetli olmasını istemiş. Ancak Sinan’ın öğrencisi Mimar Mehmet Ağa, çok çalışmakla beraber, kubbesini 43 metre yüksekliğinde ve 23.5 metre çapında yapabilmiş. Kubbe ağırlığını taşımak için yapılan ve fil ayağı denilen sütunlar, camiye bir güzellik vermemiş, üstelik görüşü kesmiş. Buna rağmen, çiçek ve ağaç motifli, mavi ve turkuazın hakim olduğu çiniler, 260 pencereden içeriye dolan ışıkla, yabancı turistlerin buraya verdiği Mavi Camii adını haklı çıkarıyor.

YEREBATAN SARNICI

Müzik ve ışıkla daha fantastik

Bir sarnıcın göze bu kadar hitap edebileceğine inanmak, görmeden imkansız. Gerçekten de turistler merdivenlerinden inerken, biraz da içeride çalınan klasik müziğin ve ışık oyunlarının etkisiyle, ilk birkaç dakikayı şaşkınlık içinde geçiriyorlar. Roma ve Bizans imparatorları, kentleri kuşatıldığı zaman su sorunu yaşamamak için, şehirlerini kurarken, yeraltı sarnıçları yaptırmışlar. Justinianus tarafından 6. yüzyılda yaptırılan bu sarnıç için su, 19 kilometre kuzeydeki Belgrad Ormanları’ndan, su kemerleriyle getirilmiş. Farklı başlıkları olan 336 sütun, çatıyı ayakta tutar. 80′li yıllara kadar, ancak kayıkla gezilebilen sarnıç, 85 yılında belediye tarafından restore edildi, beton yollar yapıldı ve iki yıl sonra ziyarete açıldı. At Meydanı Sokağı, her gün açık, 0212 522 12 59

DİVAN YOLU

Burayı gezmeden tarihi tur yarım kalır

Osmanlı döneminde, haftada üç kez halkın Divan’a ve mahkemelere başvurmak için kullandıkları Divan Yolu’nda ilerlerken, Sultanahmet Meydanı geride kalır. Bu yol üzerinde irili ufaklı turizm acenteleri, esnaf lokantaları, internet kafeler ve pub’lar sıralanır. İleride Divan Yolu, Yeniçeriler Caddesi adını alır. Bu caddede, II. Mahmut’un süslü türbesi ve karşısında Köprülü Külliyesi’ne ait 17. yüzyıldan kalma kütüphane var. Bu kütüphanede bugün, el sanatları mağazası, bir kafe ve Basın Müzesi yer alıyor. Kavşakta, bugün restorasyonda olan ve Constantin’in sütunu olarak bilinen Çemberlitaş, MS 330′da Büyük Constantin tarafından dikilmiş. Hemen sütunun yanındaki, 400 yıllık Çemberlitaş Hamamı, sabah 6′dan geceyarısına kadar hem kadınlara hem de erkeklere hizmet veriyor.

Bu bölgede Nuruosmaniye Camii ve turistlerin favorisi Kapalıçarşı var. Artık İstanbul Üniversitesi’nin anıtsal kapısıyla özdeşleşen Beyazıt Meydanı’na gelmeden, lahmacuncudan ayakkabıcıya, ekmek parasını çıkarmaya çalışan esnafı ve buraya yakın Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde nargile içen ya da üniversitenin yolunu tutan öğrencileri görebilirsiniz. Ayrıca Beyazıt Meydanı’ndaki (artık plastik sandalyeli) Çınaraltı Kahvesi, ağacın yanında kurulan bit pazarı, hiçbir zaman canlılığından bir şeyler yitirmeyen Sahaflar Çarşısı görülmeden, tarihi İstanbul turu yarım kalmış olur. Beyazıt Meydanı’nın batısında Kaligrafi Müzesi, doğusunda ise 1506 tarihli, kentin ayakta kalan en eski camilerinden biri Beyazıt Camii var.

TOPKAPI SARAYI

Hep değişti

Dünyaca ünlü Topkapı Sarayı’nı ziyaret edenler, genellikle aynı beklenti içindedirler. Avrupa sarayları gibi, anıtsal bir girişi olan tek, büyük bir bina ve kocaman bir bahçe bulacaklarını sanırlar. Oysa Topkapı, bu anlamda hiçbir kategoriye girmez. Topkapı, bir komplekstir. Saray, dört asır boyunca, gerek yangınlar gerekse yeni padişahların eklemeleriyle, hep değişim içinde olmuştur.

Sarayın, Bab-ı Hümayun denilen ana kapısının önünde, tüm zarafetiyle III. Ahmet Çeşmesi duruyor. Osmanlı döneminde, bu kapıdan, halk dahil herkes girebilirdi. Varılan avluda, sarayın hizmet binaları bulunuyordu; darphane, yeniçeri koğuşları, hastane, ekmek fırınları ve silahhane… Hemen solda Bizans’ın en eski kiliselerinden Aya İrini, bugün mükemmel akustiğiyle, çoğunlukla konser salonu olarak kullanılıyor. Aya İrini’nin hemen yanından Gülhane Parkı’na ve Arkeoloji Müzesi ile bir süredir restorasyonda olan Çinili Köşk’e inilir.

Bu avlunun sonundaki kapıyı koruyan ve saraya adını veren iki top vardı. Bu kapıya Orta Kapı ya da Babûsselam deniyordu. İdam edilenlerin kesilen kafaları, kapının sağındaki ibret taşlarında, halka gösterilirdi. Bu kapıdan girmeden önce sağda, bilet gişeleri var. Kuyruğa girerken, doğru gişede olduğunuza dikkat etmeniz gerekiyor. Gişelerden biri rehberler için. Topkapı’da gezilecek üç ayrı yer var; bir bilet Topkapı Müzesi için; ki bu hemen hemen bütün sarayın avlularını ve sergileri kapsar. Diğer ikisi Hazine ve Harem içindir. Hazine’yi görmek istiyorsanız, bileti ya bu gişelerden ya da Harem’in gişesinden alabilirsiniz. Ancak Harem, belirli saatlerde ve rehber eşliğinde gezildiğinden, biletini kendi gişesinden almak gerekir. Burada aynı zamanda, Türkiye’de bir ilk uygulama olan kaydedilmiş, bilgi veren ‘‘Audio Guide’’lar kiralanabilir.

ZEYREK

Dar sokakların sonunda sürpriz var

İstanbul’u iyi bildiğini söyleyen birçokları, Zeyrek’i tanımıyor. Zeyrek, bugün bir SİT alanı. Burası yalnız Ayasofya’dan sonra kentin en büyük Bizans kilisesinin bulunduğu yer değil, aynı zamanda Bizanslıların seçkin kesiminin oturduğu ve bugün hálá yıkık ahşap Osmanlı konaklarının görülebildiği bir mahalle. Bizans kentine su getiren ve bugün yoğun bir trafiğin altından aktığı Valens Su Kemerleri’ne varmadan hemen önce İstanbul Manifaturacılar Çarşı’nın (İMÇ) karşısında, sağa kıvrılan Zeyrekhane tabelasını göreceksiniz. İki yanında bakımsız evlerin sıralandığı dar yollar bir sürprizle sona erer; oldukça tahrip olmuş ancak dimdik duran, haşmetli bir Bizans Kilisesi ve hemen yanıbaşında İstanbul manzaralı, lüks restoran Zeyrekhane…

Pantokrator Kilisesi, 12. yüzyılın başlarında, bir manastır olarak yaptırılmış. Bu kadar büyük olmasının nedeni, sonradan yeni bir bölüm ve şapel ilave edilmesinden. Şapel, imparatorun ve ailesinin gömüleceği yer olarak tasarlanmış. Bugün manastır bölümü, Zeyrek Camii olarak kullanılıyor. Hálá görülebilen yer ve duvarları kaplayan mermer işçiliği, mermer kapı çerçeveleri, kilisenin zamanındaki ihtişamı hakkında ipuçları veriyor. Camideki minber, kilisenin orijinal süslemelerinden yapılmış. Cami, normalde, namaz vakitlerinde açık, ancak imam Veysel Bey’i ikna ederseniz, camiyi daha önce açacaktır. Veysel Bey ortalıkta yoksa da, sokaktaki çocuklar küçük bir bahşiş karşılığında onu bulup getirirler. Ve hatta, içeri girdiğinizde, taban süslemelerini görmek için, Veysel Bey’e halıları ucundan kaldırıp, tahtanın altındaki muhteşem mozaik parçasını göstermesini rica edebilirsiniz.

Böyle görkemli bir kiliseye ev sahipliği yapmasına ve imamın tanıtım için sarf ettiği çabaya rağmen, mahalle henüz tam anlamıyla turizme hazırlıklı değil. Süleymaniye Camii’nin en güzel görüntüsüne bakan Zeyrekhane’de, bu tipik İstanbul mahallesindeki keşfinizi keyifle noktalayabilirsiniz. Zeyrek’ten çıkarken de, kemerlerin yakınındaki, renkli çarşıyı kaçırmayın. Et satışının ağırlıkta olduğu açık pazar, bu sakin mahalleye canlılık katıyor. Ayrıca komşu semt Vefa’da yapılan boza, İstanbul’un en ünlüsü. Kiliseyi, namaz vakitleri dışında görmek için, İmam Veysel Bey, 0537 385 44 19.

HALİÇ BOYU

Sana Piyer Loti’den baktım

Yabancıların ‘‘Altın Boynuz’’ dediği Haliç’in, bir zamanlar kıyıları yalı ve saraylarla doluydu. İstanbul’un fethinde, nüfusun yüzde 40′ını meydana getiren Ortodoksların bugün hálá Fener’de bulanan yerlerine taşınmaları 1601′de gerçekleşti. Günümüzde dünyanın Rum Ortodoks Kilisesi’nin merkezi İstanbul’da ve Patrik de Fener’deki ziyarete açık olan Fener Rum Patrikhanesi’nde yaşıyor ve görev yapıyor.

Haliç boyunca ilerlerken, İstanbul’da bir benzerine rastlanmayan ve Bulgarlara ait olan Sveti Stefan Kilisesi var. İçi ve dışı, dökme demir olan bu kilise, 1871′de Viyana’dan parça parça Tuna Nehri üzerinden İstanbul’a getirilmiş ve burada birleştirilmiş. Yine bu bölgede, İspanya’dan kovulan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kucak açtığı Yahudilerin yerleştiği Balat’ta, 500 yıllık Ahrida Sinagogu var. Ziyaret etmek için, üç gün önceden Hahamlık’tan izin almak gerekiyor.

Defterdar’dan Eyüp’e kadar önemli önemsiz, her biri özellikli camiler sıralanıyor. Eyüp, İslam dünyasında önemli bir yere sahip. Bu nedenle, birçok Osmanlı paşası ve ileri gelenleri burada gömülmeyi istemiş. Bunlardan en önemlileri, Sokullu Mehmet Paşa’nın ilk külliyeli türbesi ve karşısında ondan sonra gelen vezir Siyavuş Paşa’nınki. İkisi de Sinan’ın eseri ve içleri güzel İznik çinileriyle kaplı. Burada gömülen tek padişah Sultan Reşat’ın türbesiyse büyük ama zevksiz. Buranın İslamiyet’te önemli olmasının nedeni, Eyüp Camii’nin avlusunda, Peygamber Muhammed’in sancaktarı, Eyüp Ensari’nin türbesinin olması. Osmanlı padişahları, tahta geçecekleri zaman burada Osman’ın kılıcını kuşanırlardı. İslam dünyasının her yerinden Müslümanlar buraya geliyorlar. Bugün, çocukların sünnet edilmeden önce buraya getirilmesi adetten. Şifa arayanlar ve dileği olanlar da burada her gün dua ederler. Caminin arkasındaki en etkileyici yer, parke taşı döşenmiş yolların iki yanında uzanan, bakımlı mezarlıklar. Burası gerçekten İstanbul’un hiçbir yerinde olmayan bir atmosfere sahip.

Camiden yukarı doğru ilerleyerek mezarlıklar arasından Haliç’i kuşbakışı gören bir tepeye varılır. 1876- 77′de Aziyade isimli bir cariyeye aşık olan ve Eyüp’te yaşayan Fransız deniz subayı Pierre Loti, İstanbul’dan döndükten sonra tuttuğu günlüğünü bir kitap yapar. Loti, 10 yıl sonra tekrar Türkiye’ye gelince, Aziyade’nin ölüm haberini alır, bundan sonra her gelişinde de, mezarını ziyaret eder. Türkiye’de bulunduğu süre boyunca, Türk kıyafetleri giyerek, başında fes, elinde tespih halkın arasına karışır, kahvelerde oturup kahve içer, nargile tüttürür ve en sevdiği yer Eyüp olduğu için de, bugün onun adıyla anılan bu kahveye sık sık uğrar ve Haliç manzarasını seyrederdi. Bugün kahvenin hemen arkasında, kafe, restoran ve butik otelden oluşan, şık Piyer Loti Turistik Tesisleri var. Buradaki hoş bahçeden, Haliç’in yıllar içinde geçirdiği değişimi izleyebilir ve hatta Haliç kıyısındaki, dünyanın en büyük minyatür parkı olan Miniatürk’ü yukarıdan görebilirsiniz.

MÜZELER

İstanbul Arkeoloji Müzesi Türkiye’nin en büyük müzesi. Osman Hamdi Bey tarafından yaptırıldı. Şu anda restorasyonda. Gülhane, 0212 520 77 40

Türk İslam Eserleri Müzesi İbrahim Paşa Sarayı’nda. Dünyanın en önemli İslam eserlerinin yanısıra, Selçuk ve Osmanlı devrine ait önemli eserler de sergileniyor. Sulltanahmet, 0212 518 18 05

Halı Müzesi Sultanahmet Camii Hünkar Kasrı’nda, İstanbul ve Anadolu camilerinden toplanmış halılar sergileniyor. 0212 518 13 30

Karikatür ve Mizah Müzesi Zeyrek Gazanfer Medresesi’nde. 1870′ten beri, Türk karikatürüyle ilgili belgeler sergileniyor. Sergiler burada açılıyor. Pazar-pazartesi kapalı. Saraçhanebaşı, 0212 521 12 64

Rahmi Koç Sanayi Müzesi Osmanlı devrinde lengerhane olarak kullanılan Bizans yapısında, teknolojinin gelişimini anlatan, türüne az rastlanır bir özenle düzenlenmiş özel bir sanayi müzesi. Müzeye ait şık kafe ve manzaralı restoranında mola verebilirsiniz. Hasköy Cad No: 27 0212 256 71 53

Basın Müzesi Türk matbaacılığının kurucusu İbrahim Müteferrika’dan günümüze, Türk basını hakkında belge ve eşyalar. Çemberlitaş, 0212 513 84 57

Mozaik Müzesi Sultanahmet Camii’nin arkasında bulunan Arasta Çarşısı’nın içinden geçilerek gidiliyor. Mozaiklerin çoğu, buradaki 5. ve 6. yüzyıla ait Bizans saraylarının tabanlarında bulundukları yerde sergileniyor. Sultanahmet, İstanbul, 0212 511 97 00

Yedikule Müzesi (Zindanları) Belki de bazı unutulmak istenen hatıraları canlandırdığından, biraz da bakımsız kaldığından, kentin fazla ziyaret edilmeyen müzelerinden biri. Mimarisi, buranın bir kale olarak tasarlandığını hatırlatıyorsa da iki kulesi hapishane, diğerleri de hazine binaları olarak kullanılmış. Girişin hemen solunda zindanları görebilirsiniz. Hapsedilenlerin duvarlara kazdıkları yazıların çoğu, kötü karşılanan ve buraya kapatılan elçilere ait. İkinci kulede, infaz odasında kesilen kafaların atıldığı kuyu hálá görülebilir. Avluda işkence aletleri sergileniyor. 0212 293 37 74

Yahudi Müzesi Karaköy’de eski bir sinagogun restore edilmesiyle açılan müzede, özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde Yahudilerin yaşantıları sergileniyor. Karaköy, Perçemli Sok. 0212 292 63 33- 34

YAKALAYIN

Aya Sofya ile Sultanahmet Camii arasındaki parkta keyifle yürümek

Armada Oteli’nin sokağında, Ahırkapı’da, Dede Efendi Evi’nde, 18. yüzyıl bestecilerinin eserlerinden oluşan klasik Türk Müziği’ni dinlemek

Aya İrini Kilisesi’nde bir konser izlemek

Arkeoloji Müzesi’nde, kurucusu Osman Hamdi Bey’in hayatını ve başarılarını anlatan resimli ve açıklamalı sergiyi incelemek

İstanbul’a bir kez de bienaller ve festivaller için gelmek

KAÇIN

Tarihi yapı ve müzelerin, hangi günlerde kapalı olduğunun farkında olmamak

Bazı camilere, sadece namaz sonrası girilebileceğini bilmemek

Osmanlı sarayı ve haremiyle ilgili yazılması moda olan ve çoğunlukla yabancı yazarlar tarafından bilinçsizce kaleme alınmış kitapları ciddiye almak

Kapalıçarşı’da yol bulmada, kendine fazla güvenmek

Sultanahmet’te turistik mevsimde park yeri bulmanın sorun olduğunu bilmemek

Kenti gezerken, kalınacak gün sayısına göre program yapmamak

Her taksi şoförünün kenti karış karış bildiğini sanmak

Eviniz Modacıya Emanet

Pierre Cardin, Versace gibi ünlü modacılar mekanları kendi stillerinde dayayıp döşerler de

Cemil İpekçi geri kalır mı? Ünlü modacı Bodrum’da iki katlı bir evi ‘‘örnek ev’’ olsun diye site müteahhitinin isteği üzerine dekore ederek bu alana da girmiş oldu…

Yıllardır ilginç tasarımlarıyla ‘‘sosyetenin modacısı’’ olan Cemil İpekçi belki de bundan sonra ‘‘ailenizin dekoratörü’’ olacak. Bu aslında hem enteresan hem de uzun zamandır Avrupalı modacıların yaptığı bir şey. Pierre Cardin geçtiğimiz yıllarda özel bir jetin içini döşediğinde epey sükse yapmıştı. Keza Jean-Paul Gaultier sanat yönetmenliğini yaptığı filmlerde sadece kostüm değil, mekan düzenlemesi ile de yakinen ilgilenmişti. Cemil İpekçi’nin derdi ise başka ‘‘70 yaşıma geldiğimde hala elimde iğne iplik tayyör dikmek istemiyorum. Değişiklik olsun diye dekorasyon yapayım dedim. Belki bundan sonra bu alana kayarım’’ diyor.

ÖRNEK EV

Söz konusu ev Bodrum’un bir koyunda. Yüksel Çağlar isimli bir müteahhidin yaptığı bir sitede. Zeytin ağaçlarının arasında olduğu için sitenin ismi ‘‘Zeytin Dalı Sitesi’’. Kesilen ağaçların anısına konulduğunu düşündüğümüz bu isim hepimize çok romantik ve vefakar geldi. Diğer evler henüz kaba inşaat aşamasında. Satışta etkili olsun diye bir evi tamamen bitirip örnek ev haline getirmişler.

Örnek evin cümle aleme gösterilmesi, epey şatafatlı bir davetle oldu. Bayram münasebetiyle bütün İstanbul sosyetesi orada olduğu için oldukça kalabalık bir davet düzenlendi. İbrahim Tatlıses, Ali Şen gibi şahsiyetlerin ve bilimum televole ekiplerinin eşliğinde ‘‘örnek evi’’ görmek de başka bir ayrıcalıklı durumdu.

Sürekli yağmur yağdığı için ortalığı çamur götürüyordu. Evin içi pislenmesin diye görevlilerin komutu ile ayağımıza hastane galoşlarını geçirip öyle girdik. Bu kadar tantanadan sonra bizi uzun bir tur bekliyor diye düşündük. Ancak içeri girdiğimizde farkettik ki, söz konusu olan bu iki katlı ev, sitenin adına yaraşır bir şekilde irice bir zeytin ağacı büyüklüğündeydi. Meğer bir evde iki ayrı daire bulunuyormuş. ‘‘Bakla oda, nohut sofa’’ felsefesinden hiç şaşmadan yapılmış şirin mi şirin, ferah mı ferah bir yazlık ev.

PAZARDAN KUMAŞ

Cemil İpekçi, kanımızca bütün bu sıkışıklığın içinde elinden geleni yapmış. Belki üç kişi olunca kıpırdayacak yer kalmıyordu ama zaten nerede o kalabalık aileler? Yerel dokuları kullanmaya özen gösterdiği için Bodrum pazarına inip perdelik kumaş almış, Milas evlerinden eskiler toplamış, çanak çömlekçilerden enteresan objeler almış, yerleştirmiş. Araya da bir kaç Özbek, Osmanlı detayı… Ve tabii bol bol mum.

Nedense kendisinden beklendiği gibi avangard bir stilde değil de, klasik bir aile stilinde dekore etmiş evi. Yani mutfakta yemek yemeyi seven, akşam olunca televizyon seyreden, iki çocuklu, hobileri olmayan, seksi sevmeyen (çünkü yatak odası ile koridoru ayıran bir duvar değil, gardrop. Tavan da tonoz tarzda olduğu için üst tarafı bir metre açık!) bir aile için. Yine de uç tarzları sevmeyen, şık ve sıcak ortamları tercih edenler için uygun denilebilir. Üç hafta içinde kaba inşaattan bu hale getirdiği düşünülürse oldukça başarılı sayılır. Bu ilkti ve ileriki deneyimlerinde açılır diye dileyelim.

Yeni mekanlar yeni hayatlar

Hafif hafif ‘‘milenyum krizi’’ ortaligi sarmaya basladi. Yenilenme sureci bir turlu tamamlana mazken, ileriye donuk organizasyonlar yapiliyor, teknolojinin sundugu en yeni urunlerin esliginde karsimiza cikmaya devam ediyor.

Yedi ayri bulus

Oriflame’in piyasaya cikardigi ‘‘Royal Velvet Optimum Cilt Koruma Programi’’nda ozel bir bakim ve koruma serisi yer aliyor. Temizleme losyonundan, canlandirici tonik, goz cevresi kremi, yenileyici kompleks maske, canlandirici gunduz kreminin de yer aldigi yedi ayri urunden olusan seri hakkinda eger detayli bilgi edinmek istiyorsaniz, 0 800 219 60 31 numarali telefonu arayabilirsiniz.

Bir tarz

Ve Louis Vuitton yeni sezonu baslatti… Once cantalar hayatimiza girdi; bavullari klasik oldu; ozellikle Sark Ekspresi fotografindaki yolcuyla butunlesti. Sonrasinda kiyafet tasarimlari derken, simdi ayakkabilariyla da bir Louis Vuitton donemi yasanmaya devam ediyor. Vuitton’un bu sezonki kreasyonlarinda ‘‘boru seklinde inen’’ ve bedeni saran ‘‘Cigarette pantolonlar’’, yagmurluklar ve armasinin yer aldigi botlar tam anlamiyla bir tarz yaratacak gorunuyor.

Farki koftesinde

Lezzet olayimizda bu hafta McDonald’s’dan bir haber var: Ozellikle Akdeniz ulkelerinde ilgi toplayan ‘‘McRoyal’’da artik hayatimiza girdi. Icerigi soyle: Buyuk hamburger koftesi, sogan, domates, salata, mayonez, ketcap ve hardal… Denemesi bedava olmasa da makul fiyatlarda….

Ispanyol esintili

Dekorasyon olayini yakindan takip edenler mutlaka bilirler: Son zamanlarda nedense bir ‘‘ispanyol egilimi’’ gozleniyor. Bu egilimin bir ornegi de Ka International isimli Ispanya patentli dekorasyon magazasi. Dosemelik kumas, kanape, puf cesitleri ve detay olarak gozuken ama luzumluluk tasiyan tum ev tekstil

urunlerini burada bulabilmek mumkun. Magazanin yeri Istanbul, Nisantasi’nda…

Ispanyol esintili

Hazir corbalarina alistigimiz Calve, artik ‘‘tatli’’ lezzetlerle de satisa sunuluyor. Calve Puding dort ayri cesitiyle piyasaya cikarken, Calve Krem Santi de damak tadina uyum icin marketlerde satisa cikiyor.

Emlakta franchise Re/Max ile başlıyor

ABD’nin emlak pazarlama devi Re/Max zincirine Türkiye’yi de ekledi. Halen 25 ülkede faaliyette bulunan RE/MAX’ın, Türkiye’nin temsilciliğini uzun görüşme ve pazarlıklar sonucunda Tek Şirketler Grubu aldı. Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı Benjamin Goldstein’ın yaptığı Tek Şirketler Grubu’nun RE/MAX temsilciliğini almasıyla emlakta ‘‘franchise’’ dönemi de başlamış oldu.

Benjamin Goldstein, Re/Max’ın isim hakkı için ne kadar ödediklerini söylemiyor. Fakat kısa süre önce Avrupa’dan bu zincire katılan İtalya’nın Re/Max’a bir milyon dolar ödediğini belirtiyor.

Re/Max’ın geçen hafta Las Vegas’ta 25. yıl kutlamalarına yeni üye olan Türkiye’deki yöneticileri baba ve oğul Benjamin ve Murat Goldstein da katıldılar. Kendilerinin de önce İstanbul’dan başlamak üzere, Re/Max’ı tüm ülkeye yayacaklarını belirtten Murat Goldstein franchise koşulları hakkında şunları söyledi: ‘‘Türkiye’de emlak pazarlamanın da çehresi değişecek. Kurulacak bilgisayar satış sistemi ile bütün Re/Max ofislerinden, Türkiye’de veya yurtdışında herhangi bir ülke veya kentten emlak alım satım veya kiralama işlemi yapılabilecek. Her bölgeye franchise yoluyla acentalar vereceğiz. Acenta olabilmek için 20 bin dolarlık ödeme, en az 80 metrekarelik bir ofis, bilgisayarlı iç ve dış dekorasyon şartlarının yerine getirilmesini istiyoruz.’’

Re/Max’ın patronu Dave Liniger ise, ‘‘Kısa süre önce bize katılan İrlanda, Singapur ve Türkiye ile Re/Max organizasyonu uluslararası alanda tam bir patlama aşamasında’’ dedi.

Sayfalar: 1 2 3

Dekorasyon ve Mobilya Sitemiz Wordpress altyapisini kullanmaktadir.

eXTReMe Tracker