Barbie bebek ve çocuk mobilyası

İnegöl! Bursa’nın en tanınmış ilçesi. Dediklerine göre bu ilçede doğanlar ya köfteci ya da mobilyacı olurlarmış. Tıpkı Çilek kardeşler gibi. Aslında onların hikayesi biraz farklı. Ne de olsa kardeşlerden Mustafa Çilek aslında ODTÜ’den mezun bir inşaat mühendisi. Kurban Bayramı’nın son gününe rastlayan Misafir Odası’nın bu haftaki konuğu Muharrem Çilek ise Ankara Kara Harp Okulu’ndan mezun ama şimdi malulen emekli bir üsteğmen!

Baba mesleği esnaflığı, ilkokuldan mezun olur olmaz iş edinen tek kardeş ise Muzaffer Çilek. Çilek Mobilya’dan önce üç kardeşin bir araya gelerek kurduğu 3M Mobilya şirketi de ayrı ayrı mekanlarda mobilya üreten kardeşlerin ilk ortak projesi. ‘İşte Çilek genç odası bu demek! Burada bizim sözümüz geçeçek!” diyerek reklamını yapan Çilek Genç Odası’nın mucidi kardeşlerden Muharrem Çilek’le bu yıl 31′incisi düzenlenen Paris Mobilya Fuarı’nda (Salon Du Meuble De Paris) bir araya geldik.

60 ÜlKEYE İHRACAT
45 ülkeden 1100 firmanın katıldığı ve 40 bin kişinin ziyaret ettiği tahmin edilen fuarda Çilek Mobilya farklı bir ürün grubuyla dünyanın karşısına çıktı. Matel’den Barbie’nin dünyadaki tek mobilya lisansörü ünvanını alan ve tasarımını İnegöl’de yaptıkları ilk Barbie koleksiyonunu görücüye Paris’te çıkaran Çilek Mobilya’da heyecan büyük. 1995 yılında kurdukları Çilek Mobilya, belki o tarihten beri sadece Türkiye’deki değil, 60 ülkedeki gençlere de genç odası satmayı başarmıştı ama Barbie heyecanı bir başkaydı. Çünkü 29 ülkede Barbie mobilyalarının üretim ve satış hakkı bir Türk şirketinde, yani Çilek’te. Muzaffer Çilek’le fuar alanında şöyle küçük bir tur atıyoruz ve yan standlarda Avrupalı rakipleriyle karşılaşıyoruz. Hepsi de Çilek’i ismiyle gayet iyi tanıyor. Rakiplerin, Barbie’yi kıskanç bakışlarla süzüşüne ve Çilek Genç Odası’ndan sonra şimdi de Barbie mobilyalarıyla pazar paylarının biraz daha eriyeceğinin endişesini taşıyan bakışlarına işte bu fuarda tanık oldum…

* Yılda ne kadar mobilya üretiyorsunuz? Biz genç odası takımı olarak söylersek, yılda 100 bin takıma yaklaşıyoruz. Ürettiğimizin yüzde 25′ini de ihraç ediyoruz.

* Barbie’nin dünyadaki tek mobilya lisansörü siz oldunuz. Kaç ülkeden söz ediyoruz burada? Barbie’nin sahibi ABD’li Matel’le bir lisans anlaşması yaptık ve Türkiye ile birlikte 29 ülkedeki Barbie odasının haklarını aldık. Matel’e cirodan pay vereceğiz.

* 29 ülke arasında duydum ki Fransa, Almanya, Avusturya, Rusya, İspanya ya da İsviçre var ama İtalya yok. Nedenini açıklar mısınız? İtalya’da çok fazla mobilya üreticisi olduğunun farkındayız. Tabii ki oraya Barbie mobilyaları satabiliriz. Ama onların da başka ülkeler için bir arayışta olmasını açıkçası istemedik. Eğer çok meraklısı çıkarsa, haklarını kendi ülkesi için alsın ve orada üretip, satsın dedik. Yani bizim Avrupa’daki gelişmemizi engellemelerini istemediğimizden İtalya’yı İtalyanlar’a bırakmak gibi bir strateji izledik.

İNGİLTERE ZOR PAZAR!
* İngiltere’yi niye almadınız? Çünkü Matel, Avrupa’yı bir kefeye koymuş, İngiltere için ekstra isteklerde bulunuyordu. Daha yüksek taahhütler istiyorlar. Bir diğer sebebi de İngilizler, hala modern görünümlü olmayan mobilya kullanıyorlar. Zaten moderne ikna etmek zorken, bir de Barbie’ye ikna etmenin iki katı zor olacağını düşündük ve o pazarı şimdilik düşünmedik. Kendimizi de bir çeşit sınamak istiyoruz aslında. aslında. Diğer aldığımız ülkelerde göstereceğimiz başarının ardından İngiltere pazarına girebiliriz.

* Çilek içinde bir tasarım grubu oturdu ve Barbie için mobilya tasarladı. Yani bu tasarımlar tamamen size ait ve sonra bunları Matel’in onayına mı sundunuz?
Evet, tasarım bize ait. Biz modelleri tasarladık, Matel de olur verdi. Üretime öyle geçtik. İlk yaptığımız modele biraz karıştılar. Biz daha sade bir model yapmıştık. Matel, ilk mobilya modelinin daha gösterişli, pembeleri daha çok olmasını istedi, biraz değişiklik yaptık ve üretime geçtik. Aslında çok pembe oldu bu model. Benim küçük kızım çok sever süslü püslü şeyleri ama ona bile bu çok pembe geldi ama sanıyorum ki Barbie tutkunu kızlar bayılacak. Başka serilerimiz de var. Daha ekonomik, daha az süslü Barbie modelleri de oluşturduk.

* En çok başarılı olduğunuz ülke neresi? Bana göre İsviçre. Bu ülkede mağazacılar da tüketiciler de çok seçici. Avrupa’nın standartlarının üzerinde ürünler alıyorlar ve bunlar da bizim mobilyalarımız olmaya başladı. İsviçre’nin en büyük mobilya zinciri Mobel Pister’in 56 mağazasında Çilek ürünleri satılıyor.

Türkiye Mobilyacılar Kralı

Medet Bozkurt, annesi Hacer Hanım ve kardeşleriyle birlikte, 1977 yılının fırtınalı 15 Aralık gecesi Almanya’ya adımını attı. İstanbul’dan gelen uçak Stutgart Havaalanı’na indiğinde, hasretlik sona ermişti. Tam 14 yıldan beri gurbette, ailesinden uzakta olan Hamdi Bozkurt, eşi ve çocuklarına, onlar da babalarına kavuşmuştu. Baba Hamdi Bozkurt’un, Allah’tan dileği yerine gelmişti. Allah’tan dileyip de, niyazı yerine gelen bir başkası da Hamdi Bey’in büyük oğlu Medet’ti. Onun da Almanya rüyası gerçeğe dönüşmüştü. Ama, rüyalarla gerçekler çok farklıydı.

Babasının anlattığı ve rüyalarını süsleyen Almanya ile şimdi yüz yüze kaldığı Almanya birbirine hiç benzemiyordu. Babası, Stutgart’ta bodrum katında yaşıyordu. Medet Bozkurt, Almanya’ya ilk adımını attığında 14 yaşındaydı. Bodrum katında güneş görmeyen dairenin bir odasını 5 kardeşiyle birlikte paylaşmak zorundaydı. Rüyalarının ülkesi Almanya’yı fırtınalı bir gecede tanımıştı. Kaderi onu, yıllar sonra iş dünyasının içine sürüklediğinde ise, bu kez bir başka fırtına esecek ve yıkılan duvarların doğusundaki Berlin, Türk genci Medet Bozkurt’un yükselişine sahne olacaktı. Bodrum’dan zirveye çıkacak ve “Mobilya Kralı Türk” diye anılmaya başlayacaktı. Medet Bozkurt ve onun gibi Türk işadamlarının, Avrupa’da elde ettikleri başarılar, ünlü TIME’a konu olacak ve TIME onlar için şöyle bir başlık atacaktı. “Up from the Cellar”

Bu başlık, Türkler’in Alman toplumu içinde yükselerek, sosyal tabakanın en üstlerinde yer alışını anlatıyordu. Sinoplu Medet Bozkurt, bugün Avrupa’da “En Üsttekiler” arasında bulunuyor.

Zengin ülkenin fakir insanları

14 yaşında bir çocuk, Anadolu’nun sıcaklığından kopup gelmiş, Almanya’nın soğuk ikliminde buluvermişti kendini. Medet ve kardeşleri, bodrum dairesinden, yeryüzüne çıktıklarında ürkek bir ceylan gibiydiler. Medet, Nevzat ve Hasan, üçünün de elleri birbirine kenetlenmişti.

Babaları Hamdi Bozkurt, 14 yıldır gurbette işçiydi. Yememiş, içmemiş, dişinden tırnağından arttırdığı paralarla, memleketi Sinop’un Türkeli ilçesinde ancak bir ev sahibi olabilmişti. Almanya’da eline ayda Bin 500 mark para geçiyordu. Bu paranın 400 markı ev kirasına gidiyor, kira, elektrik, su parası derken geriye 600-700 mark anca kalıyordu. Beş çocuk, eşi ve kendisiyle birlikte, yedi nüfuslu bir aile, hepsi de Hamdi Bozkurt’un eline bakıyorlardı.

Medet ve kardeşleri bir televizyonları olmasını çok istiyorlardı. Stutgart’ta televizyonların satıldığı mağazaların adeta abonesi olmuşlardı.

Medet ve kardeşleri, belki bir televizyon buluruz umuduyla, kullanılmış eşyaların atıldığı yere gittiler. Bir Alman kadının, çöplüğe bıraktığı siyah-beyaz televizyonu alıp evlerine getirdiler. Tek kanalı çalışıyordu. Bozkurt kardeşler, o gün adeta bayram etmişlerdi. Babalarının yine sokağa atılmış eski bir bisikleti eve getirdiğinde ise başka bir sevinç yaşamışlardı.

Oto tamircisi

Medet Bozkurt, 1980 yılında, Almanlar’a ait bir oto tamirhanesinde kaporta bölümünde stajer öğrenci olarak işe başlamıştı. Stutgart’a 5 kilometre uzaklıkta, Zuffenhausen denilen küçük bir kasabada oto tamirhanesinde işbaşı yaptığında, 17 yaşındaydı. Ayda eline 50 mark para geçiyordu. Hem bu oto tamirhanesinde çalışıyor, hem de meslek hazırlık okuluna devam ediyordu. İkinci yıl maaşı 350, üçüncü yıl ise 400 marka yükselmişti 19 yaşına girdiğinde, akrabası olan Seher Hanım’la evlendi. Hayatı daha yeni yeni tanımaya başladığı bir çağda, büyük bir sorumluk üstlenmişti.

Oto tamirhanesinde dördüncü yılını tamamlayan Medet Bozkurt, çalışkanlığı ve dürüstlüğü sayesinde, çıraklıktan ustalığa terfi etmiş, maaşı da bin 400 marka çıkarılmıştı. Mesleğinde o denli başarılı olmuştu ki, patronu onu, tamirhanede staj gören öğrencilerin eğitimiyle görevlendirmişti.

Medet Bozkurt iyi bir oto kaportacısı, kardeşlerinden Nevzat oto boyacısı, Hasan da motor uzmanı olarak yetişmişlerdi. Üç kardeşin amacı, bir oto tamirhanesi açıp, ticarete atılmaktı. Bir gün çalıştığı oto tamirhanesine, trafik kazası geçirmiş bir Volkswagen Golf gelmişti. Sahibi bu otomobili 3 bin marka satılığa çıkarmıştı. Medet ve kardeşleri, Golf’e talip olmuşlardı. Uzun bir uğraştan sonra babalarını ikna etmişler ve Golf’ü satın almışlardı. Üç kardeş kolları sıvamış, bir kaç gün içinde Golf’ü gıcı gıcır yapmışlar, bir yıl süreyle bu otomobile bindikten sonra da, 6 bin marka satmışlardı. Yüzde yüz kâr etmişlerdi. Bu ilk ticaret, Medet Bozkurt’un kafasında şimşeklerin çakmasına yol açtı.

Kullanılmış eşya ticareti

Medet ve kardeşleri bu arada başka bir kazanç kapısı daha bulmuşlardı. Sokaklara atılan eski bisikletleri, mobilyaları, buzdolabı kısaca o gün ellerine ne geçtiyse, bu eşyaları tamir ettikten sonra, bitpazarında kullanılmış eşya satan kişelere götürüyorlardı. Bu kişiler satılan her eşyadan yüzde 25 komisyon alıyorlar, yüzde 75′lik dilim ise Medet ve kardeşlerine kalıyordu.

Medet, kardeşleri Nevzat, Hasan ve babaları Hamdi Bey, dört koldan çalışıyorlardı. Medet, işi daha da ileriye götürmeyi aklına koymuştu. Almanya’da eşyalarını yenilemek isteyenler, sokağa atacakları eskilerini taşıtmak için gazetelere ilan veriyorlardı. Bu ilanlar Medet’in ilgisini çekmişti. Kullanılmış eşyalar alınırken hiç bir ücret ödenmeyecek, üstüne üstelik bunları taşımak için para alınacaktı. Taşıma ücreti 800-1000 mark arasında değişiyordu. Ayrıca gittikleri evlerden, özellikle az kullanılmış mobilyaları satın alıyorlar, tamir edip cilaladıktan sonra, bitpazarında satıyorlardı. Kullanılmış eşyaların değerlendirilmesi ve bitpazarındaki ticaret, bugünün mobilya kralı Medet Bozkurt için bir başlangıçtı.

Hamdi Bozkurt ve oğulları, artık Almanlar’ın kapısında işçi olarak çalışmak istemiyorlardı. Medet Bozkurt’un en büyük hayali, kardeşleriyle birlikte bir oto tamirhanesi açabilmekti. Bu konuda araştıramalara da başlamıştı. Handelskammer’e (Alman Ticaret Odası) başvurdu. 60 bin marka devren satın alacakları bir oto tamirhanesi bulmuşlardı. Ancak Handelskammer, yakın çevrede çok sayıda oto tamirhanesi bulunduğunu ileri sürerek, Medet’in isteğini geri çevirdi.

Möbel Bazar

Medet Bozkurt, çok arzu ettiği halde, işletme izni alamadığı için oto tamirhanesi açamayacaktı. Ancak, ölmek var, ticaretten geriye dönmek yoktu. “Mutlaka bir şeyler yapmalıyız. Kendi işletmemizi açmalıyız” diye düşünüyordu. Handeslkammer’deki bayanın peşini bırakmamıştı. Oto tamirhanesinin dışında ne iş yapabileceklerini soruyordu. Kadın bazı tavsiyelerde bulunuyor, yeni iş alanları gösteriyordu. Ancak Medet, anlamadığı bu işlere girmek istemiyordu. Sonunda çıkış noktasını, yine kendisi buldu. Kullanılmış mobilya mağazası açacaktı. Zaten kıyısından köşesinden de olsa bu işi yapıyorlardı.

1985 yılının Şubat ayıydı… Medet Bozkurt, oto yedek parçaları satın almak için gittiği Stutgart Zuffenhausen’de, bir mobilya mağazasının vitrininde, “Son satışlar, kapanıyoruz” yazısını gördü. “Bu mağazayı kiralayabiliriz” diye geçirdi içinden. Mağazanın sahibi yaşlı bir Almandı. Medet, düşüncelerini Alman işadamına anlattı. Adam, 22 yaşındaki bu genç Türk’ün iş konusunda heyecanından etkilenmişti. Sonunda Medet Bozkurt, bu mağazayı aylığı 3 bin marka kiraladı. 800 metrekarelik bir mağazaydı. “Möbel Bazar” adını verdikleri mağaza 1 Eylül 1985 tarihinde sade bir törenle açıldı.

Yeni mobilya ticareti

Stutgart’taki 800 metrekarelik mağaza Bozkurtlar için bir başlangıçtı. Möbel Bazar’a müşteri akın ediyordu. Kullanılmış mobilyaları ucuz fiyatla ve çok düşük kâr marjıyla satıyorlardı. İlk ay 38 bin 250 marklık bir satış gerçekleştirmişlerdi. Medet Bozkurt, 12 yıl önce yaptıkları bu ciroyu kuruşu kuruşuna hatırlıyordu. Çünkü, her akşam, kardeşleriyle birlikte en azından üç beş defa saymışlardı bu parayı. Möbel Bazar, kısa zamanda Stutgart ve çevresinde ün yaptı.

Alman pazarlamacı Zimniak’ın teklifi, Medet Bozkurt’un mobilya ticaretindeki yönünü değiştirmişti. Kullanılmış mobilyaların yanında, yeni mobilyalar da satmaya başladı. Bay Zimniak’ın getirdiği yeni koltuk takımı bin 200 marka, bir hafta içinde satılmış ve 500 mark kâr bırakmıştı. Yeni mobilyalar, eskilerinin pabucunu dama atmış. Medet ve kardeşleri bir yıllık tecrübeden sonra, yeni mobilya işinde daha çok para kazanıldığını anlayınca, bu işe yönelmişlerdi. 1988 yılına gelindiğinde, Bozkurt kardeşler Stutgart yakınlarındaki Obertürkheim’da Möbel Bazar’ın ikinci şubesini açtılar. Medet, ilk mağazanın başında, Hasan ikinci mağazanın. Arı gibi çalışıyorlardı.

Berlin Duvarı yıkılınca

1989 yılına girilmişti. Medet ve kardeşleri dört yıl gibi kısa bir zamanda, mobilya sektöründe büyük başarılar elde etmişlerdi. Daha düne kadar, Almanlar’ın emrinde işçi olan Bozkurt kardeşler, şimdi kendi işyerlerinde milyonlarca mark ciro yapar duruma gelmişlerdi. Medet 26 yaşında mark milyoneri olmayı başarmıştı. Bu müthiş Türk gencinin yükselişi devam edecek, büyük değişimlere gebe olan Almanya onun önüne yeni ufuklar açacaktı. Berlin Duvarı’nın ve komünizmin çöküşü, genç Türk işadamı Medet Bozkurt’un yükselişi oldu. Medet Bozkurt, iki Almanya’nın birleşmesinin hemen ardından, eski Doğu Almanya pazarına açıldı. Birleşmeden sonra eli para gören Doğu Almanlar, Batı’dan gelen mallara hücum etmeye başlamıştı. Komünist yönetim döneminde, evine bir koltuk takımı almak için üç beş yıl beklemek zorunda kalanlar, “Belki bir daha bulamam” korkusuyla ikişer üçer koltuk takımı birden almaya başlatılar Medet Bozkurt ve kardeşleri, Doğu Almanya pazarına girdiklerinde, ilk satışlarını, birer aylığına kiraladıkları spor salonlarında gerçekleştirmişlerdi. Her ay bir başka şehirde sergi açıyorlardı. Bozkurt kardeşlerin gezici mağazalarının önünde binlerce Doğu Alman kuyruğa giriyordu. Bu gezici mağazalar tam iki yıl sürdü. Medet Bozkurt ve kardeşleri, belki de 10 yılda ulaşamayacakları hedefi 2 yılda yakalamışlardı.

Zirveye çıkış

Bozkurtlar, Doğu Almanya’daki ilk sabit mağazalarını ise, 1991 yılında açtılar. Doğu Berlin’in Friedrichshain bölgesinde yer alan mağaza 10 bin metrekarelik bir alana sahipti. Daha önce, Doğu Almanya’nın en büyük kağıt deposu olarak kullanılan bu binayı aylığı 100 bin manka kiralamışlar ve kısa sürede restore ederek, dev bir mobilya mağazası haline getirmişlerdi. Kardeşlerden Hasan Bozkurt’un teklifi üzerine, bu mağazaya “Mobilya Vahası” anlamına gelen “Möbel Oase” adı verildi.

Medet Bozkurt ve kardeşleri, mobilya sektöründe bir fırtına gibi esmeye başladılar. 9 ay sonra Doğu Almanya’nın Linthe kasabasında, Möbel Oase’nin ikinci şubesini açtılar. 20 bin metrekaresi kapalı alan olmak üzere toplam 50 bin metrekarelik bir alana sahip olan bu ikinci mağazanın mülkünü 6 milyon marka satın aldılar. Bu arada yine Doğu Almanya’da, Sossenheim ile Polonya sınırındaki Frankfurt am Oder kentlerinde iki mağaza daha açtılar. Binaları birer yıllığına kiralanan bu mağazalar, sonradan başka bölgelere ağırlık verileceği için kapatılacaktı.

Medet Bozkurt ve kardeşlerinin temposuna yetişmek mümkün değildi. Almanya’nın doğusundaki mağaza sayısını arttırırken, bu arada batıyı da unutmamışlar, Stutgart’taki iki mağazanın yanı sıra, Mannheim yakınlarındaki Sinsheim’da bir üçüncüsünü faaliyete geçirmişlerdi. 1992 yılının sonlarına gelindiğinde Bozkurt kardeşler, eski Doğu Almanya’da 2, Federal Almanya’da ise 3 olmak üzere 5 mobilya mağazasına sahip olmuşlardı.

Artık o günler geride kalmıştı. Medet ve kardeşleri yılda 120 milyon mark ciro yapan mobilya mağazalar zincirinin sahipleri olmuşlardı. Kaderi insanları, hangi noktadan, hangi noktaya getiriyordu. Akıl alacak gibi değildi…

Büyümenin sonu yoktu. Medet ve kardeşleri, Doğu Almanya pazarını avuçlarının içine almışlar, sıra diğer Doğu Bloku ülkelerine gelmişti. 1993 yılının Şubat ayında Prag’da “Asko” adını verdikleri mobilya mağazalarını açtılar. 5 bin metrekarelik bir alana sahipti. Bu mağaza için 500 bin mark masraf yapılmıştı. 1994′de yönünü tekrar Batı Almanya’ya çeviren Medet Bozkurt, Gannstad kentinde 10 bin metrekare büyüklüğünde bir başka mobilya mağazasının daha açılışını yaptı. Prag’daki mağazanın iyi bir performans göstermesi üzerine, 1996′da bu kentte ikinci mağazayı da faaliyete geçirdiler. Ardından bir mağaza daha Çek Cumhuriyeti’nde mağaza sayısı 3′e çıkmıştı. Medet ve kardeşleri hiç boş oturmuyordu, yatırım üstüne yatırım yapıyorlardı. Münih’te 10 bin metrekarelik dev bir mağaza daha açılmıştı. Bir yıl içinde üç dev mağazayı müşterinin hizmetine sunmayı başarmışlardı.

Bozkurt kardeşlerin bugün, Almanya, Çek Cumhuriyeti ve Türkiye’de olmak üzere, 12 mobilya mağazası bulunuyor. 34 yaşında Almanya’da mobilya kralı olan Medet Bozkurt ve kardeşlerinin sahibi olduğu mağazalarda 500 civarında kişi istihdam ediliyor. Bozkurtlar, bu yıl 150 milyon mark ciroyu hedefliyorlar.

Evist Mobilya Firması

İstanbul Kadıköy’ de Koşuyolu semtinde yer alan tekstil dekorasyon mağazası ‘Evist’, Murat Adalı ve Enis Ergin ortaklığında kuruldu.

700 metrekarelik bir villanın üç katının teşhir alanına ayrıldığı ‘Evist’te, Adalı, Sihir, Art Life, Bürosit mobilya grupları, butik aksesurlar, perdelik kumaş, zincir perde ve döşemelik kumaş çeşitleri yer alıyor.

Zengin duvar kağıdı ve ünlü markaların kumaş seçeneklerinin sunulduğu mağazada, Hint ipekleri, Nepal halıları, Norveçli Alloc ve Alman Gründorf parke ürünleri de bulunuyor.

Farklı tasarımlar ve genç bir bakış açısının hakim olduğu mağazada, kristal aydınlatma çeşitleri, yatak takımı, vazo, yastık gibi aksesuarlarda zengin bir alternatif seçeneği de mevcut.

Bütün dekorasyon uygulamalarının yapıldığı, heykel ve tabloların da satıldığı ‘Evist’te kış bahçesi projesi de yapılıyor.

Adres: Muhittin Üstündağ Cad. No:81 Koşuyolu
Telefon: 0 216 545 53 05

Mobilya Uzmanı

Aykut Erol, Mimar Sinan Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden 1993’te mezun oldu. İTÜ’de yüksek lisans yaptı. Ardından İtalya Domus Academy ve NABA’ya devam etti. Alessandra Mendini, Stefano Giovannoni, Konstantin Grcic, Michael Young, Dante Donegani gibi dünyaca ünlü tasarımcılardan ders aldı.

Mobilya

İstanbul Design Week 2006’da, yılın tasarımı seçilen “Line” isimli sistemin kurucusu Aykut Erol (35), uzun yıllar mağaza ve stand tasarımı yaptı. 2003’ten beri ürün tasarımlarına yoğunlaştı. Yarattığı ürünlerle mekanlara hacim ve işlev kazandırmayı hedefliyor. Tasarımlarında sadelik ve geometrik çizgiler dikkat çekiyor.

1997’de kendi şirketini kurdu. Şirketin ilk işi Vestel için stand tasarımı yapmaktı. Çalışmasının beğenilmesiyle altı sene daha aynı marka için stand ve mağaza tasarımları yapmaya devam etti. Diğer markalarla da çalışmaya başlamasıyla, 300’e yakın mağazanın düzenlemesini yaptı. 700’ün üzerinde stand tasarladı. Son olarak EMİTT Fuarı’nda, Samsun Belediyesi için tasarladığı standla “En İyi Stand Tasarımı” ödülü aldı.

ADesign Fair Tasarım Fuarı’na ilk kez 2003’te katıldı. Cep telefonu ve “trip-table” masanın gördüğü ilgi nedeniyle yeni şeyler tasarlamaya karar verdi. 1. İstanbul Maden ve Metaller İhracaatçı Birlikleri (İMMİB) Yarışması’na katıldığı tencereyle birincilik ödülünü kazandı. İstanbul Design Week 2006’da sergilediği Line Serisi, “Yılın En İddialı Tasarımı” seçildi.

İLGİ ÇEKECEK BÜTÜN FORMÜLLERİ BİLİYORUM

Aykut Erol, bir yandan da marka yönetimi yapıyor. Fakat kendini daha mutlu hissettiği ürün tasarımına yoğunlaşmak istiyor. Stand tasarımlarındaki deneyimi, ürün tasarlama konusunda kendisine kolaylık sağlıyor. Tasarımlarında http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=3042682insanların ihtiyaçlarına cevap vermek ön planda. Felsefesi, bir sürü obje üretmek yerine, içeriği olan ürünler yaratmak. “Herkesi şoke edecek ve etkileyecek tasarımlar çizebilirim. İnsanların ilgisini çekebilecek bütün formülleri biliyorum. Bunları bir tasarımın içine yerleştirip para da kazanabilirim. Ama istemiyorum. Tasarım işi böyle olmamalı. Objelere biraz sanat ekleyip insanların hiç ihtiyaçları olmayan bir şeyi satın almasını sağlamak hata olur” diyor.

BÜYÜK MOBİLYALAR DÜNYAYI İŞGAL EDİYOR

Tasarımları arasında masa, cezve, koltuk gibi objeler var. Hepsinde yalınlık ve incelik ön planda. Erol’un çok sevdiği origami ve geometrik çizgiler de işlerine yansımış. Kısa vadeli ve dönemin ihtiyaçlarını karşılayan objeler tasarlamayı tercih ediyor. Ürünlerinin mümkün olduğunca az yer kaplaması gerektiğini söylüyor: “Ürünü yok kadar var etmek lazım. Her yerde karşınıza çıkmayacak kadar mütevazı ve samimi olmalılar. Piyasadaki birçok mobilyanın hacimleri büyük ve tahrik edici. Onları evinize alıp dokunmak istiyorsunuz. Bir sürü para harcıyor, sonra da evden atmaya kıyamıyorsunuz. Burada tasarımcının egosu ön plana çıkıyor. Yıllarca 3-4 metrekarelik alanlar dolduruluyor. Bunun hacimsel olarak dünyayı işgal ettiğini düşünüyorum. Tank gibi büfeler ve vitrinlerle hareket alanları kısıtlanıyor.”

YER KAZANMAK İÇİN DUVARLARI KULLANIN

2006 Design Week’te “Yılın En İddialı Tasarımı” ödülünü aldığı Line da az yer kaplayan ve çok işlevi olan bir ürün. Sistem hiç kopmayan bir çizgiye sahip. Bir santim çapında alüminyum çubuktan üretilmiş. Tek bir çizgi halindeki obje; çalışma masası, askılık, kitaplık, şaraplık, CD kutusu, televizyon sehpası ve aydınlatma ünitesi olarak kullanılabiliyor. Ayrıca hafif ve istediğiniz zaman kaldırabileceğiniz bir yapıya sahip. Sistemdeki birleştirici aparatlar sayesinde, bazı bölümleri duvara doğru katlanabiliyor. Böylece mobilyanın toplam kalınlığı 10 milimetreye kadar iniyor. Parça parça kullanılabildiği gibi ihtiyaca göre genişletilebiliyor da. Erol, mekanlardaki alanları daraltmamak için mümkün olduğunca duvarları kullanmak gerektiğini söylüyor. Katlanabilir, az yer kaplayıp çok iş gören ürünler tasarlamayı istiyor. Line, yakın zamanda satışa çıkacak.

Aykut Erol, tasarımcıların geleceği kurguladığını düşünüyor. Bu yüzden de deri hariç çevreye zarar vermeyen bütün malzemeleri kullanmaya açık. Aniden gelen ilhama inanmıyor. Yapması gerekenleri planlayarak ve üzerinde düşünerek üretiyor. En çok, yeni çıkan malzemeler ile teknolojiden etkileniyor. “İçinde bulunduğumuz gerçek bir hayat var. Benim derdim form, renk veya stil değil. Müşteri kim daha gerçekçi, beni kandırmaya çalışmıyor ve düşünüyor dediğinde akla ben geleyim” diyor.

KARİYERİNİZİ MOBİLYA BELİRLİYOR

Yeni evlenen gençler parlak renkli, büyük hacimli mobilyalar ve plazma alıyor. Bir sürü para harcıyor. Yurtdışından bir iş teklifi geldiğinde de kendini motive eden mobilyalarını bırakıp gidemiyor. Kısaca mobilyalar kariyerinizi belirlemiş oluyor.

İLK ÜRÜNÜMÜN SERGİLENİŞİ FREUD TESTİ GİBİYDİ

İlk fuara çıkan ürünüm “trip-table” isimli masaydı. Orada yaşadığım duygu bana Freud testi gibi geldi. İnsanların ona dokunması ve okşamasından etkilendim. Fakat zamanla insanların sevgilisi yerine benim masama sarılmasından rahatsızlık duymaya başladım.

Evinizi internetten döşeyin

Bilgisayarınızın başından kalkmadan yeni bir avize seçmeniz, ya da koltuk takımınızı yenilemeniz mümkün. Hatta bütün evinizi baştan aşağı dekore edip bunu yaparken bir iç mimardan online dekorasyon danışmanlık hizmeti de alabilirsiniz. Size bu imkanları ocak ayından beri hizmet veren evimizinherşeyi.com web sitesi sağlıyor. Sitenin amacı, Türkiye’nin her yerine online siparişle 24 saat içinde istenilen eşyaları ulaştırmak. Lambadan beyaz eşyaya, yatak örtüsünden plazma televizyona kadar 2 binden fazla ürün var. Panasonic, Toshiba, Loewe, LG, Pioneer, Hyundai, Motorola, Nokia, Samsung, Miele, Elektrolux, Kenwood, Budun ve General Electric ulaşabileceğiniz markaların birkaçı. Bazı ürünleri de ilk kez burada görmeniz mümkün. Örneğin; Miele’nin yağsız çalışan fritözü gibi.

Sitede online mimari çözüm desteği sağlayan bir link de var. Mar Mimarlık’ın uzmanları, sizden gelen soruları yanıtlıyor. Evinizi baştan aşağı dekore etmek isterseniz, Mar Mimarlık ile bir araya gelerek profesyonel hizmet de alabilirsiniz. Bu fırsatlardan ücretsiz yararlanmak için siteden bir kez alışveriş yapmanız yeterli. Ödemeleri havale veya kredi kartıyla yapabilirsiniz. 2 yıl garantili ürünler, ücretsiz kargoyla Türkiye’nin her yerine 24 saat içinde teslim ediliyor.

Hürriyet

Atlas Mobilya Abd İhracatı

Atlas, ABD ve Avusturalya’ya mobilya ve oturma grubu ihraç etmeye başladı.

Atlas Mobilya’nın yeni ürettikleri mobilyalar çift taraflı kullanılabiliyor. Böylece oturma grubu ve çekyatların ömrü iki katına çıkıyor. Atlas Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Cumhur Kurt, “Amerika ile 200 bin dolarlık bir anlaşma yaptık. Oturma gruplarımızı iki taraflı kullanmak mümkün.

Oturma gruplarında en çok yıpranan taraf uçlar oluyor. Bizim uyguladığımız yeni sistemle, oturma grubunun ya da çekyatın bir tarafının örtüleri ve kaplamaları yıpranmışsa, otomatik olarak diğer tarafa çevirip kullanılabiliyor. Biz Amerika pazarına bu kalite ve pratikliği sunduk. Ürünlerimiz kısa zamanda tuttu. Kendi markamızla girdiğimiz her yerde başarılı olduk. Bizim mobilyalarımız, Amerika’nın bir çok villasını şu anda süslemeye başladı. Uçakla 21 saat süren Avusturalya’ya da oturma grubu veriyoruz.

Çok yakında dünya piyasasında modellerimiz ve farklılığımızla söz sahibi olacağız.” dedi. Mobilya üretiminden elde ettikleri ihracat girdileri ile yeni yatırımlar yapcaklarının altını çizen Kurt, “Biz dünyadan parayı toplayarak memleketimize yatırım ve sıcak para girişi yapıyoruz. Üretici arkadaşlarımız bir an önce ihracat yollarını araştırmalı, ülke ekonomisine katkı sağlamalıdır. Ekonomide büyümenin yegane yolu ihracattan geçiyor.” şeklinde konuştu.

Mobilya Kumaşı Değiştirmek

Konya Mobilyacılar Odası Başkanı Sabit Özturhan, kumaş değiştirilmesi nedeniyle Konyalı mobilyacıların satışlarının olumsuz etkilendiğini söylüyor.

Yeni mobilya almak yerine eski mobilyasının kumaşını değiştirerek daha ucuza evini yenilemeyi tercih edenler giderek artıyor.

Satış yapamadıkları için üretim kapasitelerini de yüzde 30′lara kadar düşürdüklerini ifade eden Özturhan, stoklarda bulunan mobilyaların bile henüz satılmadığını anlattı.

Satış yapamayan Konyalı mobilyacıların artık üretimden çok, mobilya kumaşı değiştirme ve tamir işleriyle uğraştığını ifade eden Özturhan, “Artık Konyalı üretici ağırlıklı olarak mobilya yenileme işi yapıyor.

Konya’da geçen yıl odamıza 850 üye kayıtlıydı. Ancak bu yıl sadece 450 kayıtlı üyemiz kaldı. Çoğu üretici atölyesini kapatmak durumunda kaldı. Kalanların yüzde 80′lik bölümü de üretimlerinin yanında kumaş değiştirme ve yenileme işi yapıyor.

Tüketiciler de 2 milyar lira vererek yenisini almayı değil, 500-600 milyon lira vererek oturma grubunu tamir ettirmeyi tercih ediyor.'’ diye konuştu.

Yağmur Kanepe

Tasarımı ile müşterilerin beğenisiyle satış patlaması yapan Gökkuşağı kanepesinin Avrupa’da çok tuttuğunu söyleyen Yağmur Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Yağmur Akküllah, “Türk insanının neler başarabildiğini göstermek istiyorum” dedi.

Almanya, Hollanda, ABD, Fransa ve Çek Cumhuriyeti gibi önde gelen ülkelere Gökkuşağı kanepelerini ihraç eden Yağmur Mobilya, Orta Asya cumhuriyetlerine de ürünlerini sunma imkanı bulmuş durumda.

1978 yılında işe küçük bir atelyede koltuk takımı yapımıyla başlayan Yağmur Mobilya, 1983 yılında atılım yaparak kanepe üretimine de başlar. Aradan geçen 12 yılda dev atılımlarla dünyaya açılan Yağmur Mobilya, özellikle Gökkuşağı kanepe modeliyle aranır hale gelir. Türkiye’de ilk TSEK belgesi alma özelliğine de sahip bulunan Yağmur Mobilya, tasarımlarıyla ürettiği ürünlerinin taklit edilmesiyle de karşı karşıya.

Bu konuyla ilgili görüşlerini açıklayan Üretim Müdürü Kadir Dinç Türkiye’de bir çok firmanın Yağmur’un ürünlerini taklit etmeye çalıştığını söyleyerek, “Yağmur Mobilya taklit eden değil, taklit edilen marka. Yani bizi taklit etmeye çalışanlar var” şeklinde konuştu. Yağmur Mobilya’nın ürettiklerini tanıtan Kadir Dinç, “Gökkuşağını bir buçuk yıldır üretiyoruz.

Şu anda Türkiye’de aranan kanepe durumunda. ABD, Hollanda, Almanya, Fransa, Çek Cumhuriyeti ve Orta Asya Türk cumhuriyetlerine Gökkuşağı ihraç ediyoruz. Uluslararası fuarlara katılmayı hedefliyoruz. Tüm bunlar Türkiye için gerekli olan şeyler” dedi.

Koltuk Yaşlanması Test Cihazı

Mobilya sektöründe araştırma ve geliştirmenin çok önemli olduğunu, model ve çeşitlerin her yıl değiştiğini belirten Sefa Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Ünsal, ürünlerini özel test cihazında kontrol ederek kaç yıl dayanacağını belirledikten sonra müşterilere sunduklarını kaydetti.

Koltuk, kanepe ve oturma grubu üreticisi Sefa Mobilya, ürünlerin dayanıklılığını “koltuk yaşlanması test cihazı” ile belirliyor.
15 yıldır koltuk ve kanepe ürettiklerini belirten Ünsal, “Kendi araştırmamız sonucu icat ettiğimiz koltuk ve kanepe yaşlanmasını test eden makine sayesinde, ürünlerimizi gönül rahatlığı içinde garanti vererek satabiliyoruz.

Bugüne kadar testten geçen hiçbir ürünümüzden şikayet gelmedi.” dedi. Ürettikleri 50 mobilya çeşidini Türkiye’deki 200 satış noktasının yanı sıra, Almanya ve Fransa’daki mobilya mağazalarında satışa sunduklarını bildiren Ünsal, “Avrupa ülkelerine ihraç ettiğimiz koltuk, kanepe ve oturma grubunu çok yakında Witty markasıyla başta ABD olmak üzere değişik ülkelerle tanıştırmayı planlıyoruz.” dedi.

Kestel Sanayi Bölgesi’nde 10 bin metrekare kapalı alan üzerinde yaptıkları yeni fabrikanın hizmete girmesi ile ürün, marka, üretim ve çeşit oranını 4 kat artıracaklarını dile getiren Ünsal, “ISO 9001 belgesini alarak mevcut kalitemizi tescilleyeceğiz.” diye konuştu. Ünsal’ın açıklamasına göre, Sefa Mobilya, yeni fabrikasına taşındıktan sonra üç dakikada bir kanepe 20 dakikada bir oturma grubu üretecek. Ayrıca ülke genelindeki 200 olan bayi sayısını da 400′e çıkaracak.

Masko Mobilyacılar Merkezi

Dünyanın en büyük mobilya merkezi sloganıyla yola çıkan MASKO’nun gelecekteki en önemli hedeflerinden birisi de bir marka çatısı altında toplanabilmek.

İstanbul Mobilya ve Ahşap Eşya İmalatçıları Sitesi (MASKO) İstanbul’un mobilya üssü olmanın yanı sıra yurtdışına açılmaya başlıyor.
Rusya ve İran’da kurulan fuarlara katılan MASKO’nun, Rusya’dan fuar organizasyonu düzenleme teklifi aldığı belirtiliyor.

İstanbul İkitelli’de kurulan ve 778 adet mağazadan meydana gelen MASKO, senenin 365 günü açık mobilya fuarı olma özelliğini taşıyor. 442 bin metrekare kapalı alana sahip olan merkezin bünyesinde fuar ticaret alanı, banka, restoran, spor alanları ve tekstil mağazaları bulunuyor.

Türkiye ve dünyanın en büyük mobilya merkezi olduklarını dile getiren MASKO muhasip üyesi Ali Gürses, “Sitemize gelen vatandaş görmek istediği bütün mobilya eşyalarını bir arada görme imkanına sahiptir. Sitemizde her türlü ihtiyaca cevap veren ve sürekli gelişen geniş bir ürün yelpazesi yer almaktadır.” diyor.

Yurtdışına açılma aşamasında olduklarını dile getiren Gürses, mobilya ihracatının Türkiye’nin lokomotifi olabileceğine dikkat çekiyor. “MASKO olarak bizim hedefimiz birleşerek bir marka oluşturabilmek.” diyen Gürses, İstanbul’un değişik semtlerindeki mobilya mağazalarının MASKO’daki yerlerine taşındığını söyledi. İstanbul CNR Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen İstanbul Mobilya Fuarı’na katılan MASKO, ürünlerinin tanıtımını yapıyor.

Barok Tarzı Mobilya

Mobilyada yeni stil ve tarzlar için mobilyacılırımız yurtdışına açılıyor.

Mobilya endüstrisinde çalışan 20 kişilik grup, bilgisayar destekli tasarım becerilerini geliştirmek için İtalya’nın Napoli kentine gidiyor.

Ankara Sanayi Odası (ASO), başkentteki mobilya sektörünü hareketlendirecek yeni bir projeye imza attı.
ASO’nun AB Leonardo Da Vinci eğitim programları kapsamında göndereceği grup iki ay sürecek eğitim boyunca, İtalya’ya özgü barok ve rokoko tarzında mobilya tasarımını öğrenecek.

Proje için 47 bin Euro ayrılırken, grubun içinde mimar, mühendisler de yer alıyor. ASO Başkanı Zafer Çağlayan, Türkiye’nin nitelikli elemana ihtiyacı olduğunu belirterek, “Sanayiciler, iş yeri satın alabilirler, makine alabilirler; ancak ödünç alınamayan tek şey nitelikli elemandır” dedi.

Çağlayan, Siteler’deki mobilya sektörünün bu eğitim programı ile canlanacağını ifade ederek, mobilya sektörü için ellerinden gelen her şeyi yapmaya hazır olduklarını kaydetti. Kursiyerler, 27 Ocak-31 Mart arasında Napoli’de bulunacak.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 ... 6

Dekorasyon ve Mobilya Sitemiz Wordpress altyapisini kullanmaktadir.

eXTReMe Tracker