Mobilya Sektöründe İstihdam Arttı

Geçen 2 yıllık süreçte inşaatını tamamlayan 101 fabrika daha üretime başladı. Böylece 2 yıl içinde kayseri Organize Sanayi bölgesi genişleme alanında üretime başlayan fabrika sayısı 142 oldu. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül tarafından açılışı yapılan 101 fabrika arasında mobilya üretimi yapan fabrika sayısı fazla. 30 fabrika orman sanayi yani mobilya ve ahşap üretimi yaparken ikinci sırada 28 fabrika ile madeni eşya üreten fabrikalar yer alıyor.

Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından Temmuz 2004 yılından temeli atılan 139 fabrikaya ilaven iki yıl içinde 104 fabrikanın daha temeli atıldı. 2 yıldır inşaatı devam eden 202 fabrikadan 41′i geçen yıl Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından hizmete açılarak üretim yapmaya başladı.

Dokuma Giyim de 10, elektrikli makine sanayisinde 7, gıda sanayisinde 4, plastik sanayisinde 4, elektriksiz makineler sanayisinde 4, basım sanayisinde 3, kimya sanayisinde 2 ve kağıt, demir dışı metaller, elektronik sanayisinde birer fabrika üretim yapıyor. Çeşitli sektörlerde de 6 firma üretim yapıyor. 2004 yılında Organize Sanayi Bölgesinde 30 bin kişi istihdam edilirken bu sayı 50 bin kişiye ulaştı. Yeni açılan fabrikalarla birlikte 11 bin 500 kişiye daha iş imkanı sağlandı. Başbakanlık Kayıt dışı İstihdamla Mücadele Genelgesinde bir kişiye istihdam sağlanması için ortalama 115 YTL’lik sabit sermaye yatırımı yapılması gerektiğinden yola çıkarak, bölgede üretime başlayan 101 fabrikanın yaptığı yatırım 1 milyar 322 milyon 500 bin YTL oldu.

Kaledekor banyo mobilyası

Kaledekor, banyolarınız için yeni bir banyo mobilyası tasarladı. Yatayda uzayan yalın çizgiler ve doğal ahşabın mükemmel uyumu Vogue Banyo Mobilyası’nda buluşuyor.

Banyonuzu, evinizin en şık mekanlarından biri haline getirmek üzere yaratılan Vogue Banyo Mobilyası’nda minimum hacimle yaratılan maksimum fonksiyonellik göze çarpıyor. Alpi meşe kaplama modüller, 60 cm’lik şık dairesel lavabo ve özel tasarımlı aksesuarlar banyonuza ayrıcalık katmak için yeterli bir kombinasyon. Sürgülü etajer ve onunla kullanılan hareketli metal havluluk ve sabunluk, diş fırçalığı için aksesuar kutuları seriyeorjinallik katıyor.

RocaKale Fontana lavabo ile kullanılan 2 farklı ölçüde lavabo dolabı, banyonuzun boyutlarına göre alternatif sunuyor. Satine ayna tezgah kullanılarak tasarlanan 80 cm ve 120 cm lavabo dolapları, gövde ve kapak malzemesinde kullanılan natürel ve konyak cilalı doğal ahşap alternatifleri ile görsel bir bütünlük sunuyor. Vogue boy dolap ise banyonuza ekstra fonksiyonellik katıyor.

Tasarım Banyo Mobilyaları Serisi içinde yer alan Vogue Banyo Mobilyası, yalın ve dinamik tasarımıyla banyonuza çağdaş bir görsel etki yaratarak değer katıyor.

İstanbulda Mobilya ve Moda Stili

Arkadaşlıkları üniversite yıllarına dayanan Seyhan Özdemir ve Sefer Çağlar, Autoban 212 adlı tasarım firmalarında mekanlar ve mobilya tasarlıyor.

Türkiye’den çok yurtdışında, özellikle de aldıkları ödüllerle tanınan ikilinin tasarımları arasında House Cafe şubeleri, Wallpaper dergisinin “En İyi Yeni Restoran” kategorisinde birinci seçtiği ve geçen haftalarda ödül verdiği MüzedeChanga ve Moda Teras ve Vakko’nun son dönemdeki mağazaları (Wedding, Couture’e, V2K, Akmerkez mağazası) var. Mekanları, içinde yer alacak objelerle birlikte bir filmin yönetmeni gibi kurguladıklarını söyleyen ikiliyle, Galata’daki ofislerinde konuştuk.

Autoban ne zaman kuruldu? Nasıl bir araya geldiniz?

- Seyhan Özdemir: 1995 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde tanıştık. Ben Mimarlık, Sefer İç Mimarlık bölümünde okuyordu. Okul yıllarında başladık birlikte çalışmaya. 2003’te kurduğumuz Autoban 212 tasarım firmasıyla birlikte iç mimari, mimari ve ürün tasarımı yapmaya başladık.

Autoban’ın tarzını nasıl tanımlarsınız?

- Sefer Çağlar: İster mobilya ister mekan tasarlayalım, yapmak istediğimiz, her alanda daha kişisel bir tarz ve yeni bir tecrübe yaratmak. Objelerin ilk önce ihtiyacı tam olarak karşılaması, samimi ve kişilikli olup bir şeyler anlatması gerekir. Mesela koltuklarımızın sizi anılarınıza götürmesi ve iletişimde olması lazım. Biz, birçok şeyi biriktiriyor, onlardan senaryolar yaratıp mobilyalara yüklüyoruz.

- S.Ö: Autoban, bizim yarattığımız bir dünya. Hepimizin yaşadığı ve tecrübe ettiği olayları kendi süzgecimizden geçirip bir noktaya vardırıyoruz. Çalışmalarda önemli olan duyguları bir araya getirmek ve kimlik vermek. Tasarlanılan ürünlerin arkasında başka bir derinlik olması lazım. Sadece güzel mobilya dediğiniz tasarımlarla bizim işimiz olmamalı. Bütün ürünlerin çocukluktan gelen ve klişeleri kullanıp başka yöne döndürerek oluşan hikayeleri var. Mesela uykucu (sleepy) isimli sallanan bir sandalyemiz var. Yıllardır var olan bir tasarım, fakat kullanan kişiyi geçmişe ve tatlı anılara götürüyor. Uzun seneler bir arada olmak isteyeceğiniz, sıkılmadan sizinle birlikte yaşayan ürünler tasarlamaya çalışıyoruz.

Ağırlıklı olarak hangi malzemeleri kullanıyorsunuz?

- S.Ç: Ürünlerde gerçekten kendi özelliklerini gösterecek malzemeleri seçiyoruz. Belirli kurallarımız yok. Zaten tasarımcıların, “bir şeyi asla yapmam veya kullanmam” demesi yanlış. Böyle düşünenler kendilerini birçok yeniliğe kapatıyor. Son dönemde ahşap, pirinç ve demiri daha sık tercih ediyoruz. Pirinci çoğumuz sevmeyiz veya ahşabı sıkıcı bulabiliriz. Fakat onları farklı şekilde kullanmak ve klişeyle uğraşmak hoşumuza gidiyor.

Nelerden ilham alıyorsunuz?

- S.Ç: Sokaktan, Galata’daki eski üreticilerden, seyahatlerde gördüklerimizden, kültürlerden ve insanlardan ilham alıyor ve bütün yaşananları biriktiriyoruz. Bunlar üç sene sonra bile bize fikir olarak dönebiliyor.

Mimari projelerde tasarım kriterleriniz neler?

- S.Ö: Bize gelen firmaların dünyasını yansıtan tasarımlar yapıyoruz. Bir bütün olarak ele alıyor, yaratmak istedikleri dünyayı birlikte konuşarak oluşturuyoruz. Dışarıdan satın aldığımız objeler bazen mimariye uymuyor. Bu yüzden objeleri de projeye uygun olarak tasarlıyoruz. Bir film yönetmeni gibi bütünü kurguluyoruz. Aslında bizi biz yapan, sadece ürün tasarlamak değil. Mimari ve tasarımı bir arada yapabilmek.

Kısa sürede yurtdışında pek çok ödül aldınız. Bu ödüllerden biraz bahseder misiniz?

- S.Ö: 2004 yılında Wallpaper’ın, “Best Young Designer / En İyi Genç Tasarımcı” kategorisinde seçtiği yedi kişi arasına Türkiye’den ikimiz girdik. 2005’te Londra’da yapılan “Yüzde 100 Design”ın Bursary Winner (bursa layık görülen tasarımcı) ve “Best New Comer / En İyi Yeni Tasarımcı” ödüllerini aldık. 2006 yılında Wallpaper, “Best New Restaurant / En İyi Yeni Restoran” ödülünü bizim tasarladığımız MüzedeChanga’ya verdi. 2006 Eylül ayında da “Yüzde 100 Design”a yeniden katıldık. Mimari çalışmalarımız yurtdışındaki dergilerde çok ilgi görüyor. Mısır Apartmanı’ndaki loft projemiz Almanya, İtalya, Hollanda, İspanya ve İngiltere’deki yayınlarda yer aldı.

Çalışmalarınızın yurtdışında daha çok tanınmasını neye bağlıyorsunuz?

- S.Ö: Birçok kişinin yaptığı gibi birbirine benzeyen tasarımlar ilgi çekmiyor. Bizim tasarımlarımız kendimize ait, daha yeni ve farklı. İstanbullu olmamızın verdiği duygu da yurtdışında anlaşılıyor ve ilgi görüyor.

HOUSE CAFE İLE BÜYÜDÜK, GELİŞTİK

Mimari projelerimiz restoran ağırlıklı. En bilinen çalışmalarımız MüzedeChanga, Kitchenette, Club 29, Bistro 33, Moda Teras, Saloon ve House Cafe’ler. House Cafe, ilk projelerimizden biriydi ve onunla büyüdük. Mekanın oluşumu ve gelişimi, bizim yaşam tarzımızın bir parçası oldu. MüzedeChanga, tasarıma yaklaşımı ve müşterilerinin tasarıma olan hassasiyetiyle bizde ayrı bir yere sahip. Kitchenette, yeni başladığımız ve büyüteceğimiz projelerden.
Yazar:Hakan Gence

Mobilya alırken gözünüzü dört açın

Yeni evlenenlerin veya eşyalarını değiştirmek isteyenlerin, verdikleri paranın karşılığını tam alabilmeleri için mobilya alırken dikkatli olmaları gerekiyor. İzmir Ticaret Odası, Orman Ürünleri ve Mobilya Sektörü’ne ilişkin bir rapor hazırladı.

Bu raporda tüketicilerin, kendilerine sunulan binlerce çeşit üründen, toplam faydayı sağlayacak miktar ve kalitede olanları tercih etmeleri gerektiği kaydedildi.

Raporda, mobilyanın TSE belgesi taşımasının ilk tercih sebebi olması gerektiği vurgulandı. Hazır veya sipariş mobilya alırken, mutlaka teknik şartnamenin istenmesi ve bu şartnamede, ürünün tüm özelliklerinin yeralması gerektiği belirtildi. Tüketiciler, mobilyanın üretiminde kullanılan malzemelerin kalitesine dikkat etmeleri konusunda uyarıldı.

Raporda mobilya satın alırken dikkat edilecek noktalar, şöyle sıralandı:

Mobilyanın fonksiyonlarını yerine getirip getirmediği incelenmeli. Masa ve sandalyelerde denge ve sağlamlık, koltukta ise rahatlık ve sağlamlık kontrolu yapılmalı.

İşçilik kalitesi ve eklem yerlerindeki uyumsuzluklar kontrol edilmeli.

Mobilyaların özellikle göze görünmeyen iç ve arka kısımlarına dikkat edilmeli. Bu kısımlarda kullanılan malzeme kalitesi ile görünen yüzeylerdeki malzeme kalitesi eş değerde olmalı.

Tozlanmayı ve kirlenmeyi daha belirgin yansıtacağından fazla parlak yüzeye sahip mobilyaları almak yerine, mat yüzeye sahip mobilyalar tercih edilmeli.

Mobilyaya monte edilmiş kulp, menteşe, askılık gibi yardımcı elemanların kalitesine ve yerlerine sağlam tesbit edilip edilmediklerine bakılmalı.

Döşemeli mobilyaların seçiminde, yüzey temizliğinin kolaylığı açısından deforme olmayan ve kolay temizlenebilir kumaş türlerinin seçilmiş olmasına dikkat edilmeli.

Hintkamışından şık mobilyalar

Malezya, Endonezya ve Singapur’dan ithal ettikleri benekli hintkamışıyla harikalar yaratan Kemalettin Aktaş ve 12 çalışanının ürünleri, iç ve dış piyasada büyük ilgi gördü. El işçiliğiyle rattan (benekli hintkamışı) bitkisinden sandalye, masa, koltuk, saksı, koltuk, abajur, karyola başı, sehpa, raflar ve çeşitli dekoratif eşyalar üreten Metal Mobilya, bugüne kadar Almanya, İsrail ve Kazakistan’a ihracatı başardı. Kilosu 10 dolara malolan rattan bitkisine estetik kazandıran Türk işçileri yaptıkları ürünlerle gurur duyduklarını belirttiler.

İşyeri sahibi Kemalettin Aktaş ise tesadüfler sonucu girdiği işten çok memnun olduğunu belirterek ‘‘Bir asker arkadaşım bu işe benzer bir işle ilgileniyordu. Asker dönüşü ortak olarak aynı işi geliştirerek sürdürmek istedik. Ancak arkadaşım vefat edince ben devam ettim. Bir Singapur gezisi sırasında üretici firma yetkilileriyle tanıştık. Bizi çok sevdiler. Türkiye’ye gelerek fabrikamızı gördüler. Tek telefonla prestijimizi kullanarak istediğimiz malı alabiliyoruz. Yaptığımız ürünleri Türkiye’de birçok firma vitrininde sergiliyor. Ürünlerimizin metal bölümlerini de kendimiz yapıyoruz. Transmisyon çeliğe ve paslanmaz çeliğe rattan adlı bitkiyi örerek çeşitli ürünler yaratıyoruz. Ayrıca ürettiğimiz eşyaları garantiliyoruz. Arıza halinde derhal tamir ediyoruz’’ dedi.

Bursa’dan Avrupa’ya mobilya hattı

Son yıllarda büyük artış gösteren kanepe ve oturma grupları imalatı, ihracat potansiyeli ile Türkiye için önemli bir döviz girdisi haline geldi. Türkiye’de üretilen mobilyaların özellikle Fransa, Belçika, Almanya gibi Avrupa ülkeleri ile Ortadoğu ülkelerine ihraç edildiği belirtildi.

Bu sektörde faaliyet gösteren Kaplay firması yetkilileri ihraç ettikleri kanepe ve oturma grupları ile yılda 1 milyon 200 bin dolar girdi sağladıklarını söylediler. Bursa’daki fabrikalarından her ay yurtdışına 8 TIR dolusu mobilya gönderildiğini söyleyen Kaplay Yönetim Kurulu Başkanı Şaban Kaplay, ‘‘Yeni başladığımız yatak ve ev tekstili üretimimiz ile ihracat payımız daha artacak. Yatak ve ev tekstili için dış bağlantılarımızı şimdiden kurduk’’ dedi.

Ergonomik mobilya ofis kazalarını azaltıyor.

Ev ve ofis mobilyaları üreticisi Koleksiyon Mobilya’nın kurucusu mimar Faruk Malhan, sektörde şu anda en sert rakiplerinin Amerikalı mobilyacılar olduğunu söyledi. Faruk Malhan, ‘‘Sektörde sanılanın aksine en büyük rakibimiz İtalyanlar değil, ABD’li üreticiler. Dünyadaki beş büyük Amerikan firmasının beşi de Türkiye’de’’ dedi.

Yoğun bir rekabetin yaşandığı Türkiye’de ofis ve ev mobilyalarında kaliteyi yukarı çekmenin zorunlu olduğunu belirten Faruk Malhan, bu amaçla diğer büyük üreticilerle birlikte bir komisyon oluşturduklarını bildirdi. Malhan, bu komisyonun mobilya sektöründe standartlaşmayı sağlamak için çalışacağına işaret etti. Faruk Malhan, ‘‘Standartlara uygun, ergonomik çalışma grupları, özellikle sürekli oturarak çalışmak zorunda olan elemanlarda ortaya çıkan bel fıtığı gibi iş sakatlıklarını da azaltacaktır’’ dedi.

Bu yıl kuruluşunun 25′inci yılını da kutlayan Koleksiyon Mobilya, Ankara’da küçük bir atölye olarak faaliyete başlamıştı. Koleksiyon, ev ve ofis mobilyaları üretiminin yanısıra, iş merkezleri, bankalar, kamu kurum ve kuruluşlarına da dekorasyon hizmeti veriyor. Koleksiyon’un dekore ettiği yerler arasında Merkez Bankası Başkanlık Makamı ile Akbank, Egebank, Etibank ve Osmanlı Bankası’nın yeni binası yer alıyor.

Ödüllü Koltuk

Metin Káşo’nun tasarımına, Chicago- Uluslararası Dekorasyon Fuarı Decorex’te ödül yağdı.

İç mimar Metin ve Pervin Káşo, geçtiğimiz Haziran ayında Amerika’nın en büyük dekorasyon fuarı Decorex’e katıldı. Fransız, İtalyan, İngiliz tasarımcılarıyla aynı standda sergiledikleri koltuk, en iyi üretim, en iyi tasarım ve en iyi kumaş dalında birinci oldu. 25 yıl önce aynı fakültenin, aynı sınıfından mezun olan Káşo çifti, o günden bu yana aynı işi ve yatağı paylaşıyor. Pervin Káşo, ‘‘başarımızı birbirimizi tamamlamamıza borçluyuz,’’diyor. İç mimar ve tasarımcı Kaşo ailesiyle dekorasyonun dedikodusunu yaptık.

Mobilya kültürüne Káşo damgasını vurmak uzun yıllarınızı almış olmalı…

PK- Mimar Sinan Üniversitesi Tatbiki Güzel Sanatlar Fakültesi, İç Mimarlık ve Mobilya Dizaynı Bölümü mezunuyuz. İkinci sınıftan itibaren Metin’le birlikte okuduk. Sınıfta 11 kişiydik. Camekan çiçeği gibi yetiştik. Alman ekolünden gelen hocalarımız bizimle teker teker ilgilendi. O yıllarda bile projemizin en iyi olması için birbirimizden gizleyerek, saklayarak bir yarış içinde çalışırdık. Metin’le benim aramda farklı bir yarış vardı. Ve bu daha sonra evliliğe dönüştü.

Aranızda bir iş bölümü var mıdır?

PK- Metin imalat safhasında daha söz sahibi. Estetik mevzuunda ise ben daha ön plandayım. Proje aşamasında mutlaka bir çekişmemiz olur. Hakiki manada dövüşerek, hatta birbirimize küserek tamamlarız bazı projelerimizi. Aşağı yukarı 16 saati müşterek geçiriyoruz. Bir işe girdiğimiz zaman karı-koca statülerinin yerine farklı kişilikte iş yapan insan oluyoruz. Düşünce çarpışmalarından zaman zaman çok güzel eserler çıkıyor. Bazen birimiz kitlenince, diğerimiz problemi çözüyor. Yemek masamızda iş var, seyahatte iş var, tatilde iş var, hatta yatakta iş var. Yattıktan sonra aklıma yeni bir şey geldiğinde hemen Metin’i uyandırırım ya da kağıda çizer ertesi gün ona gösteririm.

Dekoratörlük günümüzün yükselen mesleklerinden biri artık. Bu meslekte etik açıdan benimsediğiniz kurallar var mı?

MK- Bazı dekoratörler projelerinde şapkalar uçurmak isterler. Hayallerinde uçarlar, yaşanan mekanı bir tiyatro sahnesine dönüştürürler. Bazı evler bunu taşır, bu projeler başarılı olur. Çünkü ev sahibinin kişiliğiyle uyuşmuştur. Oysa ev sahibini tanımadan, bu evin sahiplerinin benimseyemeyeceği, sona erdiğinde yapay duran projeler bir fiyasko ile sonuçlanabiliyor. Bizim ülkemizde maalesef bu anlamda, evin sahibinin kişiliğiyle uyuşmayan göstermelik çok ev var.

YAYLARIN NESLİ TÜKENDİ

Dekorasyonda diğer Avrupa ülkelerinden hiç de geri kalmıyor. Gerek malzeme gerekse estetik ve tasarım açısından dünyada ortaya çıkan her yeni ürünü burada da bulmak mümkün…

MK- İç mimari her insanın hayatının bir parçası bence. Yaşam standardı arttıkça insanların estetik kaygıları da gelişiyor. Türkiye’de herşeyi bulmak mümkün. Bir tek şey hariç. Mobilya yayı! Artık mobilya yayı kullanılmıyor. Birkaç senedir bunu bulmak mümkün değil. Piyasada son kalanları toplamaya çalıştım. Herşey o kadar basitleşti ki…İnsanlar angaryası fazla olan bu yayı kullanmak yerine işlerini kolaylaştıracak süngeri tercih ediyor. Ben belki de artık piyasada nesli tükenen yaylardan edinebilmek için yurt dışından tel getirtmeye başladım. Özel olarak imal etmenin yollarını arıyorum.

Zevklerinizin uyuşmadığı ve hiç tarzınız olmayan ancak çok ses getireceğini bildiğiniz bir projeye imza atar mısınız?

PK- Bugüne kadar böyle öneriler aldık ama ne projeye evet dedik, ne de o mobilyayı tasarladık. Hiç bir zaman ilkelerinden taviz vermeyen iki insan olduk. Mesela bizim mağazamızdan ister akrabam, ister arkadaşım, ister hocam olsun, kimse indirimli mal alamaz. Buna karşılık biz projeyi çizerken para almıyoruz. Fahri olarak, amatör bir ruhla o insanın evine gidiyorum, rölöve alıyorum, projenin üstünde çalışıyorum, onun renklendirmesini yapıyorum ve benim için keyif ne biliyor musunuz? Tasarladığımız mobilyanın, sanki çocuklarım gibi güzel bir mekanda mutlu olması.

ÜZÜM ÜZÜME BAKA BAKA

Káşo’nun tarzı nedir?

MK- Piyasaya girdiğimiz ilk zamanlar 1970′lerin başından 80′lere kadar bir mücadele verdik. Ayakta kalmak ve kendimizi göstermekti mücadelemiz. Okuldan öğrendiklerimizi tatbik etmek, yeni öğrendiklerimizi üzerine ekleyerek ilginç tasarımlar yapmak… O zamanlar günün modasını takip ediyorduk. Zaman içinde modern-klasik bir çizgiyi yakaladık. Anadoluyu geziyoruz, o kültürün mobilyaya nasıl yansıdığını görüyoruz ama bunu kendi tasarımlarımızda kullanmıyoruz.

Zevklerde birbirinizden ayrılır mısınız?

PK- Üzüm üzüme baka baka kararır icabı… Aynı şeylerden zevk alıyor, aynı şeylerden nefret ediyoruz.

Bu sizin yaratıcılığınızı kısırlaştırmıyor mu?

PK- Kimi zaman tıkandığımız yerler oluyor ancak ikimizin de çok iyi bir gözü vardır. Her zaman bu yeteneğimiz sayesinde problemlerin üstesinden gelmeyi başardık.

MK- Göz de yetmez, müşterilerimiz bizim en iyi hocalarımız. Bugüne kadar onlardan çok şey öğrendik.

Şaşaalı, klasik ve ergonomik

Geçtiğimiz Haziran ayında Chicago’da Uluslararası Dekorasyon fuarı Decorex’de tasarladığınız bir koltuk ödül aldı…

MK- Dünyanın tanınmış 121 tasarımcı firmasının katıldığı Dekorex USA’e Worlddesign markasıyla katıldık. Bundan önce Washington’da açılan Design Center’da mobilyalarımızı sergilemeye başlamıştık. Tasarımlarımız Worlddesign adı altında satılıyordu. Çünkü Amerikalılar çok tutucu insanlar. Türkiye’yi daha iyi tanımadıkları için Amerikalı ortaklarımızla oturup düşünüp, İngilizce bir isim koymaya karar verdik. Ancak bu markanın altında Washington’ın yanısıra, New York ve İstanbul’un da isimleri geçiyordu. Chicago’da böyle bir yarışma yapılacağını önceden bilmiyorduk. Tasarladığımız koltuğun en iyi üretim, en iyi kumaş ve en iyi tasarım ödüllerini aldığını duyunca çok sevindik.

Bu koltuğun özelliği nedir?

MK- Bu koltuğun adını ben ‘‘Emile Rullman’’ koydum. 1930′larda dünyada çok önemli eserlere imza atan bir mimar. Bu koltuğun tarzı Rullman gibi art deco. Bu koltukta aynı zamanda empire zamanların yani o şaşaalı dönemin klasik yaklaşımı var. Ama bence en önemlisi ergonomik bir koltuk olması. Üstüne oturan kişinin kendisini çok rahat ve huzurlu hissetmesi.

Son yıllarda giyimden dekorasyona moda olan minimalist akım sizi de etkiledi mi?

MK- Minimalist akımı benimsemek için öncelikle minimalist olmak lazım. Minimalist bir seviyedir. Öncelikle o seviyeye gelmek lazım. Böyle olmayan birçok insanın evini minimal döşemesi, ne kadar güzel olsa da yapay duruyor.

Yataş RöportajI

YATAŞ’ın yurtdışı stratejisi hakkında bize bilgi verebilir misiniz ?
Bildiğiniz gibi Kayseri merkezli bir firma olan YATAŞ, dünya genelinde kendi markası ve satış noktalarıyla 5 ülkede yer alıyor. Bu ülkelerden biri 2003 yılından itibaren faaliyet gösterdiğimiz İran’dır. Bunun dışında Azerbaycan, Macaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de varız. Mısır’la yapılan Gümrük Birliği anlaşmasından sonra, Ocak ayının sonunda orada da bir satış noktası oluşturmayı planlıyoruz. 2003 yılından beri ise Amerika pazarındayız. Bunun dışında fiili olarak 45’e yakın ülkeye de proje bazlı satışlar gerçekleştirdik.
Yabancı ülkelerde bayilik sistemi ile mi çalışıyorsunuz?
Yurt içindeki franchising, bayilik sistemimiz yurtdışında da geçerli. Bayilerimiz vasıtasıyla markamızı yurtdışı pazarlarda yarıştırıyoruz. Amerika’da kendi showroomumuz var. Bunun dışındaki ülkelerde bizimle aynı mantaliteyi paylaşan ortaklarla yürüyoruz. Hangi ürün gruplarını daha çok ihraç ediyorsunuz, bunlar bölgelere göre değişim gösteriyor mu?
Bölgelere göre değişim gösteriyor tabi. Örneğin İran’a baktığınızda buradaki ağır gümrük oranlarından dolayı, oturma grupları üzerinde yoğunlaşmış durumdayız. Yatak ve yemek odaları da yine ön plandadır. Tekstil grubu maalesef istediğimiz oranlarda gelişemiyor, çünkü İran hala kendi üreticilerini desteklemek adına ithal ürünlere ciddi vergiler koyuyor. Önümüzdeki dönemde Mısır’la imzalanan serbest ticaret anlaşması İran’da da gerçekleştirilebilirse Türk üreticileri de bu pazarda çok daha rahat varolabilecek.
İran’da ne gibi kısıtlamalarla karşılaşıyorsunuz ?
İran’ı Türkiye ile karşılaştırdığınızda, nüfus ve potansiyel olarak ikinci bir Türkiye olduğunu söyleyebiliriz. Ciddi bir talep var, ama maalesef bu prosedür ve vergiler bizi sınırlıyor. Ağırlıklı olarak yatak ve tekstil grubunda ciddi bir korumacılık var ve bu konuda bayağı sıkıntılıyız.
Türk mobilyasının dünya pazarındaki şansını bölgelere göre değerlendirir misiniz? Türkiye’de son 10 yılda özellikle yeni yerleşim alanlarının yapılmasıyla çok ciddi atılımlar söz konusu oldu bu sektörde. Devam eden inşaatlar ülke olarak genişleyip büyüdüğümüzü gösteriyor. Bu anlamda mobilyaya olan talep de o oranda artıyor. Ev eşyalarının hangi aralıklarla değiştirildiğini şöyle bir analiz ettiğinizde, sonuç olarak gelişmiş ülkeler çok fazla değişime olanak tanımıyor; ama üçüncü dünya ülkeleri veya gelişmekte olan ülkelere baktığınızda bunun çok daha hızlı olduğunu ve insanların artık eskiyenleri, gelişimle beraber biran önce değiştirme isteği duyduğunu görüyorsunuz.
Bunda genç nüfusun da etkisi var değil mi?
Evet. Türkiye %65’i 35 yaşın altında olan çok genç bir nüfusa sahip. Bu durum gelişmekte olan ve üçüncü dünya ülkeleri dediğimiz grupta da aynı ve buna pararel olarak yeni mobilyaya olan talep de yüksek oluyor.
Türkiye’nin dünya pazarlarındaki rolü nedir ?
Türkiye konumu itibariyle, diğer sektörlerde olduğu gibi, bizim sektör de önemli bir noktaya geldi. Biz ülke olarak her açıdan bir köprü vazifesi görüyoruz, ama çok yakın komşularımızla çok yakın ilişkiler içerisinde değiliz. Ortadoğu çok ciddi bir pazar, Ortadoğu’da Akdeniz ülkelerinde bir noktaya geldiğinizde Afrika’ya inme şansınız var. Potansiyel olarak dünya geneline baktığınızda, bizim için Ortadoğu’nun diğer bölgelerden daha önemli olduğunu görürsünüz.
YATAŞ’ın, bu pazarlardaki ağırlığı ne oranlarda ?
Biz Avrupa normlarında imalat yapıyoruz. 15 yıldır Hollanda’dayız. Gerek kendi markamızla, gerekse de yerleşmiş köklü kuruluşlara yapmış olduğumuz fason çalışmalarla gelişmiş ülkelerde de çok ciddi adetlerde satışlarımız var. şu anda bize en yakın olan Akdeniz ülkeleri ve Türkî Cumhuriyet’lerde de varız, ama Ortadoğu ve Yeni Dünya ülkelerinde bir ağırlığımızın olduğunu söyleyebilirim. Son dönemde mobilyacılarımız marka olma konusuna da ağırlık verdiler. Avrupa’ya ihracat yapmak diğer bölgelere göre biraz daha zor görünüyor, ama son gelişmeler ışığında Avrupa’nın Türk mobilyasını da yavaş yavaş kabul etmeye başladığını söyleyebilir miyiz, bu konuda iyimser misiniz ?
Ben durumu çok iyimser görüyorum. Dönem dönem Avrupa ülkelerinden ziyaretçilerimiz oluyor. Türkiye genelinde sektörün üreticilerine baktığımızda, son 15 yılda çok ciddi bir gelişim gösterdiğimizi görüyoruz. Gerek kullandığımız ekipman gerek hammaddeyi iyi bir işçilikle birleştirdiğinizde çok ciddi talepler alıyorsunuz. Hemen yakın geçmişe baktığımızda İtalyan işadamlarının ve üreticilerinin Türkiye’ye yöneldiğini görüyorsunuz ki, İtalya dünyada mobilyanın devi rolünde. En büyük yüzdeyi onlar alıyor ve modayı belirliyorlar. Dolaysıyla bana göre Çin artık bir noktada cazibesini yitirme pozisyonunda. Çin’in cazibesini yitirmesini neye bağlıyorsunuz ? Bana göre Çin’i herkes denedi. Bütün üreticiler denediler ve Çin’de henüz bitmeyen sıkıntılar var. Çok kısa sürede sipariş alıp çok kısa sürede sevkıyat yapamıyorlar. 45 günde gerçekleşen sevkiyat ürünlerinde sıkıntı yaşanıyor ve tekrar değişmesi gerekiyorsa, Avrupa bu sorunlara tahammül edemiyor. Çin’den sorunsuz ürün gelme olasılığı da düşük olunca.. Evet, eğer siz Çin’de kendi tesisinizi kendi ekibinizle kurmadıysanız oradaki alt yapıyı buna göre oluşturmadıysanız, sıradan bir üreticiden aldığınız ürünlerde kesinlikle sorun yaşıyorsunuz. Türkiye bu konuda avantajlara sahip, bu noktada onlardan ayrılıyoruz.
Türkiye’nin bunu iyi değerlendirmesi gerek, ama bizim mobilya sektörümüzün de kimi sorunları var. Bunlara da kısaca değinebilir miyiz ?
Türk mobilya sektöründe en büyük problem fabrikalaşmanın olmamasıdır. İlk 5 ‘e baktığınızda, seri imalat söz konusu. Yataş ciddi bir imalat yapıyor. Aynı pazarı paylaştığımız rakiplerimize baktığımızda çok ciddi yatırımlarla seri imalat söz konusu; ama sektörün geneline baktığımızda hala üretim küçük atölyelerde yapılıyor. Kalite problemleri var. Seri ürünler olması, fiyat rekabetine açık olması ve iyi hizmeti vermeniz gerekiyor. Biz burada kendimizi Türkiye olarak avantajlı görüyoruz. Hala işçiliğimiz rekabet ediyor. Kalitemiz Avrupa normlarında. Yurtdışında ismini duyuran, tanıtan birçok markamız var.
Bir ihracatçı olarak yasal prosedürlerde kimi sıkıntılar yaşıyor musunuz? Bu konularda Türk hükümetinden neler bekliyorsunuz ?
Bütün ihracatçıların son dönemdeki şikâyeti TL’nin Dolar ve Euro karşısında inanılmaz değerlenmesi. Çünkü artık birçok ülkeyle Gümrük Birliği anlaşmalarımız var. Kürşat Tüzmen bu konuda çok aktif, daha da iyi gelişmeler bekliyoruz. Diğer taraftan Gümrük Birliğinin dışında kalan ülkelerde kolay kolay var olamıyoruz. Bir de vize problemi var çözülmesi gereken. Özellikle bazı ülkelerde ciddi sorunlar yaşayabiliyoruz. Burada bir örnek olarak Mısır’dan bahsedebiliriz. Söz ettiğim o toplantılarda Mısır ile bir serbest ticaret anlaşması imzalandı. Ama diğer taraftan bir aydan fazla bir zaman sonucunda oraya gitmek için vize beklenmesi işleri alabildiğine zorlaştırıyor. İnsanlar oralarda yatırımlarını yapmışlar, ama vize konusunda sıkıntı yaşıyorlar. Düşünün ben ihracat müdürüyüm, dünyayı dolaşıyorum, pasaportumda yüzlerce vize var ama hala Almanya’da bir fuara gitmek istediğimizde davetiyenin gelmesi gerek, prosedür çok fazla. Hollanda’da ortağımız var, ama oraya gitmek istediğimizde elçilik bizzat beni görmek istiyor. Güvenlik çok önemli ama bizim de ticaret odalarımız, derneklerimiz ve her şeyden önce bir hükümetimiz var. Yataş 1975’te kurulmuş, kendini Türkiye piyasasına kabul ettirmiş, dünyada çok ciddi yapmış bir firma ve bizim gibi nice güzide firmalar var. En azından bunlar için bir şeyler yapılmalı diye düşünüyorum. Bu konuda aktif politikacılarımızdan aktif çözümler bekliyoruz. YATAş’ın en güçlü olduğu ülkeler hangileri ? Bizim en büyük kalelerimizden biri, gururla söylüyoruz ki Macaristan. Orada bilinirliliğimiz çok yüksek, % 90 oranında. Çok iyi bir yapılanmamız var. Bayimiz kendi organizasyonunu çok iyi kurmuş durumda. Bütün bunları üst üste koyduğunuzda, Avrupa’da artık tanınıyoruz diyebiliyoruz. Bu noktadan sonra markalaşma yoluna gitmemiz gerekiyor. Önce yaygınlaşmak durumundasınız. Biz Hollanda ve diğer ülkelerde proje bazlı çalışıyoruz, hala markamızla Avrupa pazarında tam istediğimiz yeri almış değiliz. En yüksek ciroları hangi bölgelerden elde ediyorsunuz? 15 yıldır Hollanda pazarında devam eden bir ortaklığımız var. Orada müşterilerine kendi markasıyla hizmet veren özel bir ortağımız var. Proje bazında çalışıyoruz ve en büyük pazarımız şu an orası. Çünkü Hollanda bütün Avrupa’ya dağıtıyor. Yatak konusunda en üst seviyedeki ülkelerden bir tanesidir. Bununla birlikte yine Macaristan Avrupa’ya dağıtıyor, ama kendi pazarında da çok ilerde. Sadece oradaki bayimizin 30’a yakın alt satış noktası mevcut. Yine Amerika çok ciddi bir pazar. 2003’ten beri ilk 30’a giren Amerikan firmalarına biz kendi markamızla satış yapıyoruz. Oturma gruplarında çok ciddi satışlarımız var. Ardından İran geliyor. Burada daha da büyümeyi hedefliyoruz. Sonrasında Azerbaycan ve Kıbrıs geliyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde üçüncü mağazamızı açıyoruz. Bunların dışında enteresan ülkelere de satışlar yapıyoruz. Proje bazında satış gerçekleştirdiğimiz 45 ülke içerisinde, Sudan, Kuveyt de var. Oralarda da toplu satış noktaları var diyebilirim. Bu bahsettiğim ülkelerde birebir YATAŞ markasıyla YATAŞ mağazalarında ürünlerimiz satılıyor. Bunun dışında kalan ülkelerde biz nokta satış dediğimiz toplu satışlar yapıyoruz. YATAş yine markasıyla satılıyor ama satış yerleri ve showroomlar şimdilik YATAş adı altında değil. Tüm bunlara ek olarak, son iki yıl içerisinde YATAŞ kimi önemli ortaklıklar altına imza atttı Örnek verebilir misiniz ? YATAŞ olarak 2005 yılında Fransız KAVAL Firmasıyla bir ortaklık gerçekleştirip yeni bir şirket kurduk. İsmi VALYA olarak lanse edildi. Yapılan yeni anlaşma gereği Fransa’nın sayılı koltuk kanepe imalatçısı olan aynı zamanda SİMİS Yataklarının da genel distribütörü olan firma, oradaki fabrika tesislerini kapattı ve bütün ekipmanını ve tesislerini Kayseri’ye taşıdı. Biz de Kayseri’de yeni bir ekip oluşturduk. Fransız mühendisler ve Türk mühendisleriyle birlikte şu anda yaklaşık 6 aydır, Avrupa pazarına ciddi anlamda koltuk, kanepe ve kılıfları yapmaya başladık. İlk işbirliğimiz kılıf üzerineydi, daha sonra koltuk kanepe de yapmaya başladık. Ürünlerimizi Avrupa geneline tamamen KAVAL’le birleştiğimiz şirket VALYA üzerinden pazarlamayı planlıyoruz. SİMİS’le de yine bir işbirliğimiz var, onlara da fason yatak yapıyoruz. Önümüzdeki yılın ciroları ve hedefleri çok farklı olacak. YATAş kendi koleksiyonlarını, ürünlerini yine Avrupa’ya pazarlarken, aynı zamanda bu firma için yapılan özel koleksiyonlar için de kanal açmış oluyoruz.
Kaynak:Mobilya Dergisi

Şarman Mobilya Tanıtım

ŞARMAN MOBİLYA AKSESUAR SAN. ve TİC. LTD. ŞTİ.

ŞİRKET PROFİLİ

1973 Yılında hırdavat ürünleri satan bir perakende satış noktası olarak iş hayatına başlayan firmamız, kısa sürede pazarın mutfak, ev ve ofis mobilyaları üzerine ihtiyacını fark ederek, uzman bir kadro ile bu alanda alt yapı oluşturmaya başlamıştır. Yurt çapında daha profesyonel anlamda hizmet verebilmek için yeniden yapılanma sürecine giren Şarman, mobilya aksesuarları konusunda, dünyanın önde gelen firmalarının temsilciliklerini alarak 1990 Yılından itibaren ŞARMAN Mobilya Aksesuar adını alarak faaliyetlerine yön vermiştir. Konusunda söz sahibi 30′a yakın firmanın temsilciliğini bünyesinde barındıran Şarman, İndeks adlı yan kuruluşu ile üretim de yaparak geniş bir ürün portföyüne sahip olmuştur. Zengin ürün dağılımı ile alanında her ihtiyaca yanıt verebilecek donanıma sahip olan firmamız ürünleri 4 ana grup altında birleşir. Ana grupların içinde farklı sektörel ihtiyaçlara uygun alt ürün gruplarına ulaşmak mümkündür.

Ürün Gruplarımız:

MOBİLYA AKSESUARLARI

Menteşeler
Mobilya Kilitleri
Bağlantı Elemanları
Bar Makasları
Çekmece Rayları
Dolap İçi Aksesuarlar
Sürgü Sistemleri
Katlanır Kapak Mekanizmaları
Mobilya Tekerlekleri
Masa ve Dolap Ayakları
Alüminyum Kapak Profilleri
Aydınlatma
Diğer Teknik Aksesuarlar
MUTFAK AKSESUARLARI

Kiler Sistemleri
Set Üstü Mutfak Aksesuarları
Set Altı Mutfak Aksesuarları
Çöp Kovaları ve Tabaklıklar
KULPLAR

Klasik Kulplar ve Askılar
Modern Kulplar ve Askılar
Rustik Kulplar ve Askılar
YAPIŞTIRICILAR

Ahşap Profil Yapıştırıcıları
PVC Bantları
Melamin Bantlar

Deneyimli ve Uzman pazarlama kadrosu ile Koşulsuz müşteri mutluluğu anlayışını benimseyen firmamızın pazarlama ve satış faaliyetleri, değişen müşteri ihtiyaçlarına göre yapılandırılmıştır.

Perakende satış mağazamız, perakende müşteriye, mimar ve dekoratörlere 1500 metrekare kapalı alanda, 10.000′den fazla ürün ile hizmet vermektedir.

Toptan bayi satışları için, uzman satış ekibimiz tarafından Merkez ofisimizden yurdun her koşesindeki hırdavat ve aksesuar satıcısının ihtiyacını karşılamak üzere hizmet götürülmektedir.

Fabrika ve büyük atölyelerin gereksinimlerine yönelik sayış faaliyetleri ise teknik bilgi birikimi yüksek ve deneyimli özel bir grup tarafından gerçekleştirilmiştir.

Ulaşım:
Tel: 0212 295 55 55
Kağıthane / İstanbul

Sayfalar: 1 ... 4 5 6

Dekorasyon ve Mobilya Sitemiz Wordpress altyapisini kullanmaktadir.

eXTReMe Tracker