Saraylı Yıldız Porselen

Kategorisi: Seramik | 1 Comment

700 yıllık bir geleneğin devamı niteliğindeki Yıldız Porselen Fabrikası, önümüzdeki günlerde atölye bahçesindeki denize nazır “showroom”u ve halka açık kafeteryasıyla tarihinde ilk kez düzenli bir tanıtım sürecine giriyor.

Beşiktaş”ta Yıldız Korusu içinde bulunan nefis Boğaz manzaralı Yıldız Porselen Fabrikası geleneksel porselen üretimi ve desenleriyle bir müze niteliğinde. O yüzden buraya ister fabrika ister atölye deyin , başına mutlaka “müze” ibaresini eklemeniz işlevine daha uygun düşecek.

Yıldız Porselen işletmesi geçmişten günümüze uzanan köklü bir porselen ve motif kültürünü barındırıyor. En önemli özelliği saray dekorunu tüm antik form ve orijinalliğiyle günümüze taşıyor olması. Dünyada ve Türkiye”de üretilen porselenler arasında orijinal Türk motifleriyle ayrıcalıklı bir üne sahip.

Dünyanın birçok ülkesindeki müze ve koleksiyonlarda Yıldız porselenlerine rastlamak mümkün. Hatta bu porselenlerin yapımında bulunan ustalar televizyon seyrederken bile herhangi bir film karesinde kendi işledikleri porselenlere rastlayabiliyor.

Kahve ve çay fincanları, aşure ve boza takımları, şekerlikler, güllü süslemeler, çini duvar panoları ve çini şömineye kadar mekan dekoruna saraylı havası katan geniş bir ürün yelpazesi var. Kültürümüzün önemli taşıyıcısı konumundaki bu atölye-müzedeki üretimin büyük bölümü sipariş üzerine yapılmasına rağmen işletme birçok talihsizlik yaşayarak bugüne gelmiş.

II. Abdülhamid”in kaderi peşlerini bırakmıyor

Sarayların porselen dekor ve sofralık eşya üretimini karşılamak üzere kurulan Yıldız Porselen Atölyesi geçen yüzyıl içinde çeşitli badireler atlatmış. Dünyanın göz bebeği porselenleriyle yoğun siparişler almasına rağmen zarar eden bir kurum olmuş zaman zaman. Hatta öyle zamanlar yaşamış ki, neredeyse 20 yıla yakın bir dönem içinde fabrikanın duvarlarının boya badana görmediği olmuş. İçerideki üretimi görmek için can atan turistlere eşlik eden atölye çalışanları, etrafın düzensiz ve bakımsız olmasından eziklik duyuyor.

Amerika, Almanya, Katar, Kuveyt ve Arabistan gibi ülkeler başta olmak üzere, yurtiçinde Paşabahçe mağazalarına ve saraylardaki satış reyonlarına üretim yapan Yıldız Porselen, ülke ve dünya çapındaki ününe rağmen hak ettiği itibara yeni yeni kavuşuyor. Beşiktaş”taki Yıldız Korusu içinde tarihi bir mekanda nevi şahsına münhasır bir üretim yapan atölyenin normal büyüklükte bir oturma odası kadar teşhir salonu var. Yeni çevre düzenlemesi ve tadilat işlemlerinden sonra fabrikanın denize nazır kesiminde geniş çaplı bir showroom yapılıyor. Dekorasyonu devam eden binanın üst katı ise halka açık kafeterya olarak düzenleniyor.

Fabrikanın şimdiki teşhir salonunda birbirinden nefis görünümlü vazolar, semaverler, çini tabaklar ve paha biçilmez güzellikte çiniler bulunuyor. Sultan II. Abdülhamid tuğralı çay takımları oldukça zarif. Krem rengi çay fincanları üzerine koyu kahve renginde tuğra deseni işlenmiş. Orijinaline uygun olarak yapılan çay takımının fiyatı 600 milyon.

Çeyiz için onca gereksiz eşyanın alındığını ve hiç kullanılmadığını düşünürsek, geleneksel el sanatlarına ilgi duyanların ellerinin altında bulunması gereken birçok orijinal porselen eşya için burası nostaljik bir adres.

Sarayın porselen ihtiyacını karşılamak üzere 1890 yılında II. Abdülhamid tarafından yaptırılan Yıldız Çini Fabrikası o dönemin saray ve çevresinin porselen ihtiyacını karşılıyordu. Fransa”dan ithal edilen teknolojiyle yaptırılan Yıldız Porselen Fabrikası”nın çok da iç açıcı bir tarihi yok. Öyle ki, ürünleri dünyanın hemen her ülkesinde müzelerde yer almış ve dünyanın elit kesiminin gözdesi olmuşken neredeyse yarım yüzyıl kapalı bırakılmış bu fabrika. Diğer yarım yüzyıllık süre içinde ise küçük bir müze-atölye şeklinde ayakta kalma mücadelesi veriyor. Türk çini tarihinin devamını sağlayan önemli bir kurum olan Yıldız porselenin kaderi, kurucusu II. Abdülhamid”in saltanat dönemiyle özdeş kabul ediliyor. Sultan tahttan indirilince çini fabrikasının kapısına mühür vuruluyor. On yıldan fazla kapalı kalan fabrika savaş döneminde sadece telgraf tellerini birbirine bağlayan fincanları üretiyor. Savaş bitince kapatılan fabrika 1957 yılında yeniden çalıştırılmak üzere Sümerbank”a devrediliyor. 1995″ten beri de TBMM”ye bağlı olarak Milli Saraylar Daire Başkanlığı bünyesinde hizmet veriyor.

Sadece bir ressam var

Yıldız Porselen”e nostaljik desenler kazandıran tek bir ressam var. 0n sekiz yıldır burada eşsiz tasarımlara şekil veren ressam Cem Acar”la sadece işaretle konuşabiliyoruz. Acar, aynı zamanda işitme engelli. Kuş deseni çizdiği kahve fincanlarının takımı olan porselen tepsiye de aynı desenleri çizdiğini gösteriyor. Çay takımı ise gerçekten görmeye değer. Fabrikadaki bütün üretim el ile yapılıyor. Çalışanların çoğu yirmi yıldır burada. Müdür Kaya Okçuoğlu çalışanların çoğunun emekliliğinin geldiğini söylüyor ama emeklilikten ziyade onore edilmelerini arzu ediyor.

Buradaki çalışanlar herhangi bir tarihi eserin çini ve porselenlerini aslına uygun şekilde tamir edecek ya da yeniden yapabilecek birikime sahip. Ancak çiniler el yapımı olursa tamiratın süresi uzuyor. Bu yüzden günümüzde el yapımı porselenlere geniş çaplı tadilat yapmak pek de mümkün değil. Çünkü böyle bir çalışma için atölyelerin uzman kapasiteleri yeterli değil. Bu alanda çalışan daha çok kişiye ihtiyaç olduğunu belirten Okçuoğlu, birçok tarihi caminin ya da başka eserlerin el yapımı çini ile süslenmiş olmasını ise geçmiş dönemlerde halk içinde bu sanatın oldukça yaygın olmasıyla ilintiliyor.

Yıldız Porselen atölye ve müzesinde uzman kadroyu her yıl artırmayı hedefleyen Okçuoğlu, üretimi artırmaya ve ülke çapında daha çok tanınmaya yönelik projeler geliştirmiş. Fabrikaya her yıl üç eleman alıp yetiştirmeyi uygun görüyor. İşe yeni başlayan kişilerin güzel sanatlar resim bölümü mezunu olması tercih sebebi. Her ne kadar okulda bu işi öğrenseler dahi burada işe başlayanlardan tam kapasite verim alınması için en az iki yıl geçmesi gerekiyor. Porselene hayat veren ellerin ustalığı ve tasarım kabiliyeti için ise en az on yıllık bir deneyim aranıyor.

Yıldız Porselenin dekor bölümünde kırk kişi çalışıyor. Masaların üzerinde sadece desen kağıtları, boyalar ve porselen parçaları bulunmuyor. Çoğu menekşe olan canlı çiçekler de buradaki sanatçıların porselenle aynı dili yakalamasına aracılık ediyor. Eğer kötü bir gün geçirmişse usta, renkler koyuya doğru gidiyor. “Duygularımızı, ruhumuzdaki güzellikleri porselene aktarıyoruz” diyor tasarımcı Tülin Yavuz. Yirmi bir yıldır burada günlerin nasıl geçtiğini hiç anlamadığını belirtiyor.

Makinalar kırk beş yıllık

113 çalışanı olan fabrikanın makinaları ise kırk beş yıllık. Çalışanların eski olanı makbul ise makinaların da mı eskisi makbul diye soruyoruz biraz gülümseyerek. Makinaların eski teknoloji olması önceki yönetimlerin buraya verdiği değerin göstergesi. Çünkü bilhassa sofralık porselen üretiminde, mesela fincanlarda, hayli zayiat verilmesine yol açıyor eski makinalar. Porselen hata kabul etmiyor. Tornadan çıkan fincanların ağız uçlarında milimetrik farklılık olması fırınlanma sonrasında o fincanın hasarlı çıkacağı anlamına geliyor. Geçmiş dönemlerde yok yere oldukça fazla zarar edildiğini belirten Müdür Kaya Okçuoğlu, işletmenin kendisini yenilemesini hızlandırmak adına İSO 9001 belgesi için çalışma yapıyor.

Dolayısıyla yakın bir zamanda milyarlarca zarar eden kurum için yeni hükûmet ile yeni bir dönem başlamış. İki yıl öncesine kadar insanlar burayı biletli olarak ziyaret edebiliyordu. Şimdilerde ise çalışanları, tarihi atmosferi ve işleviyle yerli ve yabancı herkesi büyüleyen bu atölyeyi daha çok kişi parasız olarak gezip görsün ve burada çayını kahvesini içebilsin isteniyor. Showroom binasının üst katı bu amaçla kafe olarak düzenleniyor.

Yıldız Porselen”in giriş kapısının hemen yanında satış bölümü bulunuyor. Ayrıca bütün saraylarda satış reyonları var. Paşabahçe”nin bütün mağazalarına ürün veren Yıldız Porselen”in aynı zamanda önemli taliplerinden biri Paşabahçe.

Yıldız Porselen”in müşteri kitlesi yarı yarıya yabancılardan oluşuyor. Başta Amerika olmak üzere Almanya ve Arap ülkeleri bu koleksiyona özel bir hayranlık besliyor. Özellikle Katar, Kuveyt ve Arabistan”da bu porselenin meraklısı aileler evlerini müzeye çevirmiş. Amerika”da yaşayan Türkler için de burasının uğrak mekanlar arasında olduğunu belirtiyor Okçuoğlu. Çinili duvarlar, şömineler ve tablolar daha çok yurtdışından sipariş ediliyor. Perakende alıcılar vazo şekerlik, çay ve kahve takımlarını daha çok tercih ediyor. Arap ülkeleri ise saray vazoları ve duvar çinileri gibi daha çok büyük ebatlı ve gösterişli ürünleri tercih ediyor.

Yeni belediye başkanları bilecek

Yüzyıllık tasarımların yapıldığı fabrikanın tanıtım işleri şimdiye kadar çalışanların gayretiyle gerçekleşmiş. Ürünleri paketleyip naylon poşete koymak yerine üzerinde ürünün resmi olan kağıt poşetler imal ediliyor. Broşürler ve daha köklü tanıtımlar için start veriliyor. Çiçeği burnunda belediye başkanlarının da Yıldız Porselen”den haberdar olmaları için ayrıntılı broşürler hazırlanıp adreslerine yollanacak. Siparişler şimdilik kapasiteyi aşmış olsa da ülkedeki tüm kurumların buradan haberdar olması için bu tarz tanıtımların gerekli olduğuna inanılıyor. Yurtdışı gezilerde ülkeyi temsil eden önemli hediyelik eşya konumundaki Yıldız Porselen, çeyiz sandıklarının da vazgeçilmezleri arasında yerini alıyor.

Bunca özel ve değerli üretimi olmasına rağmen bu tarihi mekan yüzyıl içinde bir nevi doğal akışına terk edilmiş. Dünya çapındaki ünüyle eşdeğer bir önemle tanıtım çalışması içine girilmemiş. Anlayacağınız Yıldız Porselen şimdiye kadar kendi saraylı imajı ve tarihinden gelen sanatsal değeriyle dünyadaki prestijini muhafaza etmiş. Yıldızı yeni parlamaya başlamış gibi.
Kaynak: Aksiyon

Eczacıbaşı Yapı Grubu

ECZACIBAŞI Yapı Grubu, Alman seramik kuruluşlarından Engers Keramik GmbH&Co. KG’yi satın aldı. Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Erdal Karamercan, 94 yıllık seramik üreticisi Engers’in topluluğa yatırım maliyetinin 20 milyon Euro olacağını söyledi. Karamercan, satın almanın Eczacıbaşı’nın yurtdışı yatırımlarında bir kilometre taşı olacağını vurguladı. Karamercan, Almanya’nın en iyi bilinen 5 markasından biri olan Engers’in alınmasının karo seramikteki büyüme stratejisinin sadece bir adımı olduğunu, başta Rusya olmak üzere diğer yeni projelerin de hayata geçirileceğini belirtti.Almanya’nın seramik üretiminin kalbinde bulunan 94 yıllık Engers Keramik’i 20 milyon Euro’ya satın aldı. Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su Erdal Karamercan, ‘Engers’i almamız, büyüme stratejimizin sadece bir adımı. Başta Rusya olmak üzere başka projelerimiz de olacak. Dünyada payımız yüzde 5’e çıkacak’ dedi.

2.3 MİLYON METREKARE KAPASİTE: 1911 yılından bu yana faaliyet gösteren Engers Keramik’in satın alınmasına ilişkin anlaşmanın önceki gün imzalandı. Anlaşma, gerekli yasal onayların ardından yürürlüğe girecek. Almanya seramik sektörünün merkezi konumundaki Rheinland Pfalz bölgesinde kurulu Engers’ın yıllık üretim kapasitesi 2.3 milyon metrekare.

DÜNYADA YÜZDE 5’E ULAŞACAK: Almanya’da seramik sağlık gereçlerinde yüzde 13’lük pazar payına sahip olduklarına dikkat çeken Karamercan, karo seramik sektöründe de son bir kaç yıldır etkinliklerini artırdıklarını ve satın almayla birlikte karo seramikte dünyadaki pazar paylarının yüzde 5’e ulaşacağını kaydetti. Karamercan, Alman üretici konumuna gelmenin önemli avantajlar sağlayacağına işaret ederek, İrlanda’da mevcut karo seramik fabrikası dikkate alındığında Engers’in satın alınmasının lojistik açıdan da Eczacıbaşı’na büyük güç katacağını vurguladı.

ENGERS VE VİTRA AYNI ÇATIDA: Almanya’da yüzde 3 pazar payı bulunan Engers’da 135 kişi çalışıyor. Vitra’nın da Almanya’da halen 40 kişilik bir ekibi bulunuyor. Erdal Karamercan, Engers ve Vitra’nın Almanya’da tek bir şirket altında birleştirilerek yola devam edeceklerini söyledi. Karamercan, böylece lojistik olarak daha da güçleneceklerini belirtti. Karamercan, ‘Engers’ markasının kullanımına devam edeceklerini, mevcut personel ve yönetimin tecrübelerinden yararlanılacağını vurguladı.

SERAMİKTE GÜÇLÜYÜZ: Erdal Karamercan, Türkiye’nin seramik sektöründe hammadde kaynaklarına sahip olduğunu belirterek, ‘Teknolojik üstünlüğümüz de var. Bu da maliyete olumlu yansıyor. Buna tasarım ve pazarlamayı da ekleyince hızlı bir şekilde markalaşıyoruz. Kendi ülkelerinde güçlü yerel markalar bulursak o markaları kullanacağız. Ama bu yerel markalarla Vitra’yı destekleyeceğiz’ dedi. İrlanda’da Vitra markasını kullandıklarını hatırlatan Karamercan, Vitra Karo Seramik’in İrlanda’nın tek karo üreticisi olduğunu belirtti. Rusya’da yaklaşık 40 milyon dolarlık yatırımla kuracakları iki fabrika için gerekli izinlerin alındığını belirten Karamercan, ‘Rusya’da bir karo seramik, bir de seramik sağlık gereçleri yatırımı yapıyoruz. Bundan böyle bir ayağımız Rusya’da olacak. Daha sonra da stratejik pazarlarımız Avrupa Birliği ülkeleri ve Amerika’ya odaklanacağız’ diye konuştu.

ÜÇ YILDA 580 MİLYON DOLAR: Erdal Karamercan, Eczacıbaşı Topluluğu’nun 2005 yılında 160 milyon dolar olan yatırım tutarının, 2008 yılı sonuna kadar 580 milyon dolara ulaşacağını bildirdi. Karamercan, Eczacıbaşı’nın faaliyette bulunduğu sektörlerin hemen hepsine önemli boyutta yatırım yaptığını söyledi. Karamercan, 1991’de yılda 1.5 milyon metrekare kapasite ile kurulan Vitra Karo’nun, dış pazarlarda büyüme stratejisiyle 2006 yılında yılda 25 milyon metrekare üretim kapasitesine ve 200 milyon dolar ciroya ulaşacağını söyledi.

75 ülkede 330 milyon dolar ciro

ÜRETİMİNİN yaklaşık yüzde 80’ini dışsatıma yönlendiren Eczacıbaşı Yapı Grubu, Vitra markası ile 5 kıtada 75’ten fazla ülkeye ihracat yapıyor. 2005 yılı dışsatım tutarı 330 milyon dolara ulaşan Eczacıbaşı Yapı Grubu, seramik sektöründe Vitra’yı bir dünya markası haline getirmeyi hedefliyor. Eczacıbaşı Yapı Grubu, yılda 6.2 milyon adet seramik sağlık gereçleri, 8.7 milyon adet armatür, 22 milyon metrekare karo seramik (Engers hariç), 350 bin küvet ve 120 bin modül mobilya, 2.5 milyon adet banyo aksesuvarı, 90 bin ton yapı kimyasalları, 980 bin ton seramik hammaddesi üretiyor. Yurtdışında toplam 2 bin satış noktasına ulaşan Vitra’nın en önemli dış pazarlarını, gelişmiş ülkelerin yer aldığı ve rekabetin yüksek olduğu Avrupa ve ABD oluşturuyor.

Hürriyet

Fayans ta Delik Açmanın Püf Noktaları

Banyoda veya mutfakta duvara monte edilecek aynalı dolap, havlu askısı, lavabo, aspiratör, mutfak dolabı gibi eşyalar için genellikle fayanslarda delik açmak gerekir. Delik açarken fayansları zedelememek için yandaki tavsiyeleri dikkate alın.

Dikkat!
Delik açmadan önce; duvarın içindeki boru ve elektrik tesisatını belirlemek için metal dedektörüyle tarama yapmak gerekir. Özellikle elektrik düğmeleri ve prizlerin, armatür ve vanaların yakınında delik açacaksanız çok dikkatli olmalısınız.
Delik açacağınız yeri işaretlerken her zaman nokta yerine çarpı koyun ki çarpının ortası delme noktası olarak belirgin kalsın.
Deliği sıradan bir beton matkap ucuyla açabilirsiniz.
Eğer imkan varsa fayans derzlerinden delik açmak daha kolaydır.
Delme noktasını keçeli kalemle doğrudan fayansa işaretliyorsanız, çarpının ortasında fayansı biraz zedeleyin ki matkap ucu kaymasın.
Matkabı normal konuma getirin, asla darbeli konumda delmeyin!
Takribi delme noktasını belirlerken fayansın üzerine bir kağıt bant yapıştırabilir, üzerine kurşun veya tükenmez kalem ile işaret koyabilirsiniz. Kağıt bandın bir avantajı da fayansı delmeye başlarken, matkap ucunun bandın içinden daha kolay fayansa geçmesidir.
Fayansı deldikten sonra, arkasındaki beton ya da masif duvar darbeli konumda delinebilir.

Neler Gerekli
Birden fazla deliği hizalamak için: Su terazisi
Doğrudan fayansa işaret koymak için: Diken
Doğrudan fayansa nokta koymak için: Keçeli kalem
Kağıt banda işaret koymak için: Kurşun veya tükenmez kalem
Delik açmak için: Darbeli matkap, beton matkap ucu

Toprağa hayat ve renk veriyorlar

VF Seramik kırmızı toprağa hayat vererek türlü şekillerde seramik üretiyor. Toprağın seramiğe yolculuğu Menemen ve Alsancak’taki atölyelerde fırınlara girmesiyle başlıyor. Menemen’in kırmızı toprağının Terra Cota (Pişmiş toprak) üretmek için çok elverişli olması seramik sanatçılarının işini kolaylaştırıyor.

VF Seramik’te el yapımı abajur, vazo, saksı, şamdan, mumluk ve özel istekler üretiliyor. Uluslararası standartlarda üretilen el emekleri Beymen Casa Club, Tepe Home, Trimland gibi Türkiye’nin belli başlı iç dekorasyon mağazalarında satılıyor. Ayrıca siparişe bağlı olarak ABD, Japonya ve Avrupa ülkelerine ihracat yapılıyor. VF ortakları Verda Sipahi ve Fazıl Güçeli Almanya’daki Expo 2000 fuarında malların kendi etiketiyle satıldığını belirtti.

Çini Uyandı

Bir dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun en gözde süsleme sanatı çini şimdi yeniden moda. Bundan üç yıl önce, 400 yıllık uykusundan uyanan bu eski süsleme sanatının örneklerine artık İstanbul’da metro istasyonlarından iş merkezleri girişlerine kadar birçok yerde rastlamak mümkün

15. ve 16. yüzyıllarda çinicilik, Osmanlı İmparatorluğu mimarisinde çok önemli bir yer tutuyordu. O dönem yapılan mimari eserlerin en göz önündeki yerleri hep çinilerle bezendi. Fakat 16. yüzyıldan sonra çinicilik, yeni örneklerine rastlanmayan ve uzun yıllar sadece eski camilerin duvarlarında görülebilen bir zanaat olarak kaldı.

1993′te Prof. Dr. Işıl Akbaygil’in öncülüğünde kurulan İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı’nın çalışmaları sonucu ise bu eski tarih yeniden canlandırıldı. Dahası o günkü popülaritesini neredeyse tekrar yakaladı. Pahalı oluşu yüzünden herkesin ulaşamadığı çiniler, bugün en gözde dekorasyon malzemesi arasında.

Vakfın çinilerine bugün bir çok yerde rastlamak mümkün. Özellikle belediyeler yaya yoğunluğu olan yerlerde sık sık çini kullanıyor. Metro istasyonları bu belediyelerin çini tercihine örnek. Hafif metronun Ataköy istasyonu, yeni metro’nun Osmanbey ve Taksim durakları gibi.

Özel şirketler de kullanıyor

Bunların dışında çeşitli kamu kuruluşları ve özel şirketler de binalarında çini süslemeciliğinin örneklerini sunuyorlar. Yapı Kredi Bankası Genel Müdürlük binası, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası binası, İGDAŞ merkez ofisi, Halk Bank Genel Müdürlük binası, dekorasyonunda çini kullanılan yerler.

Vakıf Başkanı Prof. Dr. Işıl Akbaygil, çininin tekrar gözde bir malzeme olmasıyla ilgili olarak şunları söylüyor. ‘‘Çini insanı rahatlatan bir malzeme. İnsanın içini açan renkler, desenler içeriyor. Bu yüzden özellikle klostrofobik ortamlarda çok tercih ediliyor. Yeniden yaygın hale gelmesinin sebebi bu olabilir. Ancak çini pahalı bir malzeme. Elimizden geldiğince fiyatları düşük tutmaya çalışıyoruz. Yine de çiniler yapılara pano gibi asılacak dekorasyon malzemesi değil. Tüm mimariyi etkileyecek bir unsur. Özenli kullanılması ve gelişigüzel bir şekilde her yere yerleştirilmemesi gerekir.’’

Metrekaresi 3000 dolar

İznik’te bugün iki değişik ebatta çini üretiliyor. 23,5×23,5 ve 28,5×28,5. Bu ölçülerin tercih edilmesinin sebebi, Osmanlı’nın da bu ebatları kullanmış olması. (O dönemin uzunluk ölçüleriyle 23,5 cm, bir arşın ediyor) Küçük boy çinilerin tanesi 150 dolardan satılıyor. Büyük olanların bir tanesi ise 250 dolar. Metrekare olarak alındığında metrekaresi için 3000 dolar vermeniz gerekiyor. İç piyasanın dışında dünyada tek çini üreticisi olan İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı, ürettiği çinileri İsviçreli bir şirkete satıyor. İsviçreli şirket ise aynı çiniyi Araplara üç katı fiyata pazarlıyor.

1993′te Prof. Dr. Işıl Akbaygil’in öncülüğünde kurulan İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı’nın çalışmaları sonucu çiniye rağbet arttı. Akbaygil, ‘‘çini insanı rahatlatan bir malzeme. İnsanın içini açan renkler, desenler içeriyor. Bu yüzden özellikle klostrofobik ortamlarda çok tercih ediliyor,’’ diyor.

Artık sofraları giydiriyor

Ünlü modacı Neslihan Yargıcı, artık bir ’sofra dekoratörü’. Bir süredir Kütahya Porselen Mağazaları’nın sofra ve vitrin tasarımlarını yapan Yargıcı, modayı ‘hissetmez’ olunca, kendine daha cazip gelen dekorasyon işine soyunmuş…

Ünlü modacı Neslihan Yargıcı’yı uzun yıllar, siyahların kadını ya da ünlülerin imaj-maker’ı olarak bildik. Ancak, birçok dalda yeteneklerini denemek isteyen Yargıcı, modadan sıkılınca kendisine bir süredir daha yakın gelmeye başlayan dekorasyon için üretmeye başladı. Tesadüf sonucu Kütahya Porselen’le biraraya gelen Neslihan Yargıcı, mağazaların ve vitrinlerin tasarımlarını yapıyor. Konfeksiyon ve porselencilik arasında fark görmeyen Yargıcı’yla çalışmalarını, yakın zamandaki projelerini ve henüz yazım aşamasında olan kitabını konuştuk…

- Biz sizi modacı olarak tanıyorduk. Bu tabak çanak işine nerden merak sardınız?

Benim bir şeyler üretebilmem için mutlaka ‘hissetmem’ lazım. Ama artık moda dünyasında ‘hissetmez’ olmuştum. ‘Birçok konuda kapasitem var, niçin bir tek moda için uğraşayım?’ dedim. Yaklaşık üç sene önce, yurtdışında kaldığım sıralarda hiç farkına varmadan dekorasyon beni çekmeye başladı. Çünkü 90′larda insanlar ‘Ev’e yönelmeye başladılar. İnsanlar evde daha çok vakit geçiriyor ve evlerine daha çok özeniyorlar. İster istemez de giyim, ikinci planda kalıyor. Dikkat ederseniz tüm moda dergileri, ev dekorasyon ekleri çıkarmaya başladılar.

- Kütahya Porselen’le ortak çalışmanız nasıl doğdu?

Benim böyle bir projem yoktu aslında. Tesadüfen dostum Yavuz Koraltan vasıtasıyla Kütahya Porselen’le biraraya geldik. Böylece, pek bilmediğim ama uzaktan bana sıcak gelen bir konunun içine giriverdim. Yaklaşık bir senedir, Kütahya Porselen mağazalarının vitrin ve sunum masalarının dekorasyonunu, ayrıca yurtiçi ve yurtdışı fuarların tasarımını yapıyorum. Dükkanın eski halinde fabrika mantığı hakimdi. Herkesin kreativ bir bakış açısı yoktur, o yüzden ürünü iyi sunmanız önemlidir. Ben dekorlarımla ürünleri netleştirdim, öne çıkardım. Dükkanda bir defterimiz var, ziyaretçilerimiz oraya çok güzel düşüncelerini yazıyorlar.

- Neden sofra?

Moda alanında kendime düşeni yaptığıma inanıyorum ve artık kıyafetlerle hiç alakam yok. Şimdi de sofra düzeni bana çok heyecan veriyor ve bu alanda bir şeyler yapmak istiyorum. Çünkü biz sofra düzenine çok yakın bir toplum değiliz. Biz karın doyurmacıyız. Oysa yemek yemenin bir adabı vardır. ‘Ağzını şapırdatmadan ye’ denir, çatalların, bıçakların yerleri bellidir. Doyduğumuzda da şükrederiz çünkü yemek, en büyük nimettir. O yüzden, yemek sofrasını bir seramoni olarak kabul ediyorum. Evdeki yemek sofrasının, hayatımızda çok önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. Zaten ben, kıyafet alacak insanla, sofra takımı alacak arasında fark görmüyorum. Onları yönlendirmekten büyük zevk alıyorum.

- Sofraların imajını nasıl tasarlıyorsunuz peki?

Çalışırken, porselenlerin renklerin ve modellerine bağlı kalmadan tamamen özgün fikirlerimi ortaya koyuyorum. Tamamen, o anki ruh halimden ve porselenin bana verdiği sinyalden yola çıkıyorum. Dekorları, hislerimle yapıyorum yani. Biblolar, şamdanlar, mumlar, yapma çiçekler koyuyorum sofralara. Mesela bir vitrinimize bahçe kurmuştuk. Tabaklarda, yemekler, meyveler. Tam da yaz mevsimiydi. Tatile gidemeyenler gördüklerinde, ‘Keşke orda olsak da barbekü yapabilsek’ demişlerdir herhalde…

- Siyah sizin favori renginiz. Sofralarınızda da torpilli renk siyah mı?

Gerektiği yerde evet. Ama siyah bir örtüye ya da tabağa karşı saplantım yok. Ancak heran, herşeyi yapabilirim.

- Peki bundan sonraki adım ne olacak ?

Yakında porselende kendi çizgimi, kendi koleksiyonumu yapmak istiyorum. Desen, form, sunuş. Ben kumaş ve porselen arasında bir ayrım görmüyorum. Benim için aynı sistem. Konfeksiyon ve porselen üretiminin farkı yok.

Furya içine girmem

İmajını yaptığım kişilerle iyi ve kötü anılarımı anlatacağım bir kitap yazıyorum. Mesela Seden Gürel, Bendeniz, Mine, Volkan gibi isimler… İmaj-maker’lık ne demek? Bizim toplumda insanlar imaja hazır mı?. Belki bu kış bitirir ve yayınlarım bile.

Ben gazetecilik yaptım, ayrıca bu benim baba mesleğim. Kadınca Dergisi’nde bu işi çok tatlı bir şekilde yapmıştık. Kimse bilmezken, Christian Dior’la, Louis Vouitton’la röportaj yapmıştım. Kendi mesleğim ağır basınca biraz geri kaçtım. O dönem devam etseydim iyi bir gazeteci de olurdum. Bugün de yapabilirim ama furya içine girmekten hiçbir zaman hoşlanmadım.

Dekorasyon ve Mobilya Sitemiz Wordpress altyapisini kullanmaktadir.

eXTReMe Tracker