Çöpleri Çöpe Atmayın

ILGINÇ KAMPANYA

Bu kampanyaların en ilgincini ise süt ve meyve sularının karton ambalajlarını üreten Tetra Pak firması yürütüyor. Tetra Pak “yeniden kazanma postası” adını verdiği kampanyayı sürdürebilmek için özel bir toplama sistemi geliştirmiş. Çevreye karşı duyarlı tüketicilerin gönüllü katılımının hedeflendiği kampanyada satınalma ve taşeronlara toplatma gibi yöntemler izlenmiyor. Caddelerde insanların kolaylıkla ulaşabileceği bazı noktalara konteynerler yerleştirilmiş, bunlarda toplanan kartonlar her gün boşaltılıyor. Şimdilik kampanya Istanbul, Ankara, Izmir, Adana, Bursa, Mersin olmak üzere sadece 6 ilde ve belediyelerle işbirliği içinde yürütülüyor.

Bu illerin dışında da Türkiye’nin neresinden olursa olsun kampanyaya katılmak mümkün. Bunun için de PTT ile anlaşma yapılmış. Kampanyaya katılmak isteyenlere özel hazırlanmış zarf gönderiliyor ve bu zarflar tüketici tarafından doldurulup ücreti alıcı tarafından ödenecek şekilde postalanıyor. Eğer miktarlar çok olursa Anadolu Kargo ile ücretsiz gönderilebiliyor. Başlattıkları kampanyanın çok büyük ilgi gördüğünü söyleyen Tetra Pak Dış Ilişkiler ve Çevre Koruma Müdürü Zeynep Arabacıoğlu: “Doğrusu bu kadar büyük ilgi beklemiyorduk. Kumbaraları her gün boşalttığımız halde akşama kadar yine doluyor. Kampanya hakkında bilgi vermek üzere açtığımız yeniden kazanma telefon hattına rekor denecek düzeyde yoğun telefon alıyoruz” diyerek şaşkınlıkla karışık memnuniyetini dile getiriyor. Kampanyaya gösterilen bu yoğun ilginin altında ise toplanan karton kutulardan üretilecek olan mobilyaların yardıma muhtaç çocuklara hediye edileceğinin taahhüt edilmesi yatıyor. Hatta bu nedenle en fazla ilginin ilkokullardan geldiğini söylüyor Arabacıoğlu. Toplanan kartonlar neden yeniden kağıda değil de mobilyaya dönüştürülüyor diye merak etmiş olabilirsiniz. Tetra Pak karton kutuları sadece kağıttan oluşmuyor. Hammaddesi içerisinde bir miktar plastik ve alüminyum var. Yeniden kağıda dönüştürmek için bu maddelerin ayrıştırılması gerekiyor. Ayrıca karton kutu miktarı fazla olmadığı için kağıt üreticileri pek uğraşmak istememişler. Uygulayacakları mobilyaya dönüştürme sisteminin bir benzerinin Almanya’da olduğunu ifade eden Zeynep Arabacıoğlu, kendilerinin Kartal’da bir fabrika kurduklarını; ancak üretimin eylül ayında başlayacağını söylüyor. “Altı üstü kağıt canım işte ” diyerek bu mobilyaların dayanıksız olacağını düşünebilirsiniz. Belki biraz şaşırtıcı; ama bu mobilyalar suya ve neme karşı diğerlerinden daha dayanıklı. Toplanan karton kutular çeşitli fiziksel ve kimyasal işlemlerden geçirilerek sunta plakalar haline getiriliyor.

Daha sonra bu plakalardan masa, sandalye, dolap gibi mobilyalar üretiliyor.

HER ATIK ÇÖP DEĞIL

Katı atıkların yeniden değerlendirilebilmesi için devletin, belediyelerin, endüstri kuruluşlarının ve tüketicilerin işbirliği yapmasının bir zorunluluk olduğunu söyleyen Çevko Vakfı Genel Sekreter Yardımcısı Erol Metin, “Öncelikle tüketicilerin yeni alışkanlıklar kazanması lazım. Çöp anlayışının değişmesi gerekir. Geri dönüştürülebilir atık maddeler çöp değildir. Bütün çöpler aynı yerde değil de plastik, kağıt, cam, ıslak çöp ayrı kaplarda toplanması gerekir. Bu aşamadan sonra belediyelerin toplarken sistemli bir şekilde toplaması, atık maddeleri karıştırmaması, sokaklara ayrı konteynerler yerleştirmesi gerekir. Endüstri de bu atıkları alıp işleyerek yeniden ekonomiye kazandırmalıdır” diyor.

Sınırısz olan ihtiyaçların sınırlı kaynaklar tarafından optimum düzeyde karşılanması olarak tanımlanır modern iktisat. Sınırsız olan insanın ihtiyaçları değil istekleridir aslında. Kapitalist sistem tüketim üzerine kurulduğu için insanların isteklerini ihtiyaçmış gibi gösteriyor. Böylece dünya kaynakları hızla tüketilirken ekolojik denge de tahrip ediliyor. Geri kazanma projeleri bu tahribatı düzeltme adına olumlu bir adım. Çünkü bu kaynaklardan faydalanma hakkı sadece günümüz insanlarına ait değil. Gelecek nesillerin de haklarını gözeterek onlara da yaşanabilir bir dünya bırakmalıyız.

Aydınlatmalarınız için öneriler

Aydınlatmanın püf noktaları
# Yemek odasında eşit dağılmış bir ışık için avize kullanmalısınız. Avizeler hem yeterli ışığı sağlar hem de yemek odası ya da bölümünüze görkem kazandırır.
# Salonun diğer kısımlarında abajur ve lambader gibi aşağıdan, direkt göze gelmeyen aydınlatma modelleri daha yumuşak atmosfer oluşturur.
# TV izleme, kitap okuma gibi farklı faaliyetlerin gerçekleştirildiği alanlarda, sabit bir aydınlatma sisteminden kaçınmak gerekir, bu mekanlar için raylı spotlar idealdir.
# Yatak ve çocuk odasında, göz kamaştırmayan genel aydınlatmanın yanı sıra, okuma için başucu aydınlatması da yapılmalıdır.
# Yarı şeffaf aplikler ve geniş açılı armatürler, koridorlarda kullanılabilir.
# Mutfakta keskin gölgelerden kaçınmak için açık renkli motifler tercih edilmelidir.
# Banyo ışıklandırmasında neme dayanıklı ve ıslak mekanlar için tasarlanmış armatürler ya da renk geri verimine sahip lambalar kullanılmalıdır.

Dekoratif ışık için öneriler
# Mumlarınızı yemek masanızın üzerindeki şamdanlı bir avizenin içine yerleştirebilir, ayrıca bir konsolun üzerine avizeli lamba ve duvara da abajur başlıklı aplikler asabilirsiniz.
# Mekana teatral bir hava katmak için yemek masasının üzerine çok küçük bir abajur koyabilirsiniz.
# Sadece bardaklara ışık vermek ve ışıldamalarını sağlamak istiyorsanız, avizesi çevrilebilen ampullü bir abajurla bu işi görebilirsiniz.
# Konukların üzerlerini aydınlatmak istiyorsanız yere konulan uzun ayaklı bir abajur size yardımcı olacaktır.
# Tavana asacağınız şık bir avize ile ortama sıcak bir görüntü katabilirsiniz. Konsolun üzerine t-ışıklar yerleştirebilirsiniz.
# Modern bir ortam yaratmak istiyorsanız, ışığın yoğunluğunu mekanın tarzı üzerinde yoğunlaştırıp masanın üzerine şamdanda mumlar koyabilirsiniz.
# Saydam abajur başlarını ve avizeleri natürel renklere boyayıp üzerlerine bir kat daha boya atarak hoş bir atmosfer sağlayabilirsiniz.
# Yemek için dolapların altına yerleştirilmiş ışıkları yakmak yeterlidir. Bu tarz bir aydınlatma, ortama hem bar havası verir hem de daha sıcak bir atmosfer yaratır.
# Mutfak işleri yaparken yararlanmak üzere, raflar ve dolapların altına düşük voltlu halojen spotlar kullanabilirsiniz.

İstikbal Kanepenin hikayesi

Temelleri 1957 yılında Sami Boydak ve Hacı Mustafa Boydak kardeşler tarafından atılan İstikbal’i, Türk tüketicilerinin ve yurtdışı piyasaların yoğun olarak tanıması son on yıla dayanıyor. 45 yıllık bir grubun son 10 yılda gösterdiği pazarlama ve imaj başarısının ardında ise yaş ortalaması henüz 35 olan genç bir ekip var. Dört kardeş; Hacı, Mustafa, Memduh, Bekir Boydak ve amcaoğulları Yusuf Boydak yaklaşık 12 yıl önce üniversiteden mezun oldular ve sadece kanepeyle anılan bir şirketi 500 milyon dolar ciro yapan bir gruba çevirdiler.

İstikbal’i gençlere bıraktılar, kanepeyi merkez üssü seçtiler

Mobilya üretiminde usta olan Sami ve Hacı Boydak kardeşler, 1990’ların başında şirket büyümesinin sadece üretimle olmayacağı, pazarlama ve imaj çalışmasının önemli olduğu, bunun da ancak genç bir ekip tarafından yapılacağı gerçeğini fark ettiler. İki kardeşin yaşları 23 ila 25 arasında değişen çocuklara şirketi devretmesi Türkiye iş dünyası için önemli bir yenilikti.

Şirket yönetimini 1990’ların başında devralan genç yöneticilerden Mustafa Boydak, bugünkü başarının sırrını bu dönemde aldıkları stratejik karara bağlıyor. Mustafa Boydak aldıkları stratejik kararı “tek ürün uzmanlığı” olarak açıklıyor: “Büro malzemeleri, yatak ve yemek odası ile koltuk takımları yapıyorduk, ancak hiçbirinde pazar liderliğini hedefleyen vasıflarda üretim yapmıyorduk. Önce küçüldük, ürün gruplarımızı daralttık ve kendimizi bir ürün grubuna konsantre ettik. O da kanepe. Kanepede başarılı olup pazar liderliğini yakaladık. Ondan sonra diğer ürün gruplarını buna ekledik.”

İstikbal Mobilya’nın pazarlamasından sorumlu Memduh Boydak, bugün ulaştıkları seviyeyi daha önce hayal bile edemediklerini belirterek, “Kardeşlerimin ve amcaoğullarımın küçüklüğü fabrikada geçti. Bazen yerleri süpürürdük, bazen de taşımaya yardım ederdik. 80’li yıllarda Türkiye ile birlikte büyüdük ve 90’larda ise kanepe yatırımlarımız, bize önemli kazançlar getirirken, tanıtımımızı da sağladı” diyor.

İstikbal Grubu’nda kız kardeşler şirket yönetimine karışmazken erkek genç Boydaklar ise seçilen uzmanlık alanına göre yetiştiriliyor. İşletme eğitimi alan Boydak kardeşlerin en küçükleri Bekir ve Memduh, pazarlama ve reklam odaklı yetiştirildiler; halen bayilerden ve imaj tanıtımlarından bu ikili sorumlu. Büyük ağabeyler Mustafa Boydak kablo ve finans sökterlerinde uzman olarak yetiştirilirken, Hacı Boydak ve amcaoğlu Yusuf Boydak genel şirket işletmecisi olarak yetiştirildiler.

Memduh Boydak 1980′li yılların kendileri için özel bir önemi olduğunu da vurgulayarak “Bu dönemde ihracat bir gurur sayılıyordu. Yine yatırımlarımızın karşılığını alabiliyorduk. Bütün ailenin çalışma azmini de unutmamak gerekiyor. Geçtiğimiz yılın 108 gününü yurtdışında geçiren kardeşlerimiz var” diyor

İstikbal Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Boydak’a “Bu kadar çok Boydak’ı birarada idare etmek zor olmuyor mu?” sorusunu yönelttiğimizde ise ilginç bir cevap aldık: “Biz babalarımızdan böyle gördük. Amcamla babam yaklaşık 25 sene ortaklık yaptı. Kayserili olup büyüklerine saygı göstermeyen yoktur. Aile özelliği yönetimde avantaj oluyor. Tartışma elbette ki olur ama bir biçimi vardır. Yönetim Kurulu’nda 4 biziz, 2 amcamızın çocukları var, bir de Nazif Türkoğlu var, aileden sayılır. 20 şirketimizin sadece 3’ü ailemizden. Bu oran bizim kurumsallaştığımızı gösterir.”

Sadece Almanya’da 800 İstikbal bayisi var

Bekir Boydak ise son yıllarda yaptıkları ihracat atağıyla bir Türk markasının yurtdışında kendi ismiyle de tercih edilebileceğini gösterdiklerini belirterek, “2000 yılında 40 milyon dolar olan ihracatımız vardı. Geçtiğimiz yıl 100 milyon dolara çıktık; bu yılki hedefimiz ise yaklaşık 150 milyon dolar. Dünyanın 60 ülkesine ihracat yapıyoruz. Sadece Almanya’da 800 tane İstikbal bayisi var. Kablo ve tekstilde ise ABD pazarını iyi kullanıyoruz” diyor.

Holdingleşme hazırlıkları yapan İstikbal Grubu, 2003’te yepyeni bir markayla mutfak mobilyası üretimine başlayacak. Döşemelik kumaş ve yatak kumaşı yatırımını tamamlayarak Avrupa’nın en büyük ilk 5’i arasına girmeyi hedefleyen İstikbal Grubu, günlük 50 bin metre yatak kumaşı üretmeyi hedefliyor.

İstikbal Grubu’nun genç yöneticilerinden Bekir Boydak ise istihdama katkı sağlayan özel sektör grupları içinde 6. sırada yer aldıklarını belirterek, “Bayilerimizle birlikte 100 bin kişilik bir aileyiz. Bizim bugünkü çalışmamız Boydak Ailesi için değil, Türkiye ekonomisi içindir” diyor.

İstikbal ismini dünya markası yapmaya ant içen Boydak Kardeşler, dünyaya Türk mobilya zevkini tanıtmayı hedefliyor. Son yıllarda İtalyan mobilyalarıyla yarışabildiklerini söyleyen Mustafa Boydak, şu hedefi koyuyor: “Bugüne kadar fiyat ve kalite ile rekabet ediyorduk. İlginç modellerimizle de, dünya piyasalarında söz sahibi olmak istiyoruz.”

Kayseri’den Türkiye yorumları…

İstikbal Grubu’nda, çalışanların yüzde 85’i Kayseri’de bulunuyor. Yine şirket kimliği “Kayserili” olarak biliniyor. Bu durumun İstanbul sermayesi ile rekabette dezavantaj olup olmadığını sorduğumuz Mustafa Boydak “Kayseri’de ciddi anlamda yetişmiş elamanımız var. İşçilerimiz sadakatli. Doğduğumuz topraklara en büyük vefamız bu olmalı. Anadolu–İstanbul sermayesi ayrımı bize yansımadı, bu yüzden de İstanbul sermayesinden hiç kötülük görmedik. Benim TÜSİAD üyesi olduğum da unutulmamalı” diyor.

“Kayseri gibi tipik bir Anadolu kentinden yorumlanan ile ihracat yapılan 60 ülkeden yorumlanan Türkiye arasında fark var mı?” sorusunu ise Mustafa Boydak şöyle cevaplıyor: “Kayseri’den Türkiye’ye bakınca biraz umutsuzlaşıyoruz; çünkü doğduğumuzdan beri enflasyon kelimesiyle yaşıyoruz. Yurtdışındaki müşterilerimiz ve ortaklarla Türkiye’yi yorumlarken ise coğrafi konumumuzun stratejik değerini fark ediyoruz. Türkiye kesinlikle hak ettiği yerde değil. Popülist politikalarla problemler çözülemez. Yabancı ortaklarımız Kayseri’yi görünce zihinlerindeki olumsuz Anadolu imajı kayboluyor.”

İstikbal’in Kayseri’ye neler kazandırdığını ise Memduh Boydak ilginç bir örnekle açıklıyor: “Kayseri’nin en çok istihdam kaynağı olan kuruluşuyuz. Eğer bugün her akşam Kayseri’ye uçak gelip gidiyorsa, bu biraz da bizim sayemizdedir. Değişik şehirlere de yatırım yapıyoruz ama gelecekte de ana üssümüz Kayseri olacaktır.”

Hacı Boydak ise İstikbal–Kayseri ilişkisinde ilginç bir anısını anlatıyor: “İstikbal’in daha marka olmadığı dönemlerde bizden mal alan firmalar Kayseri plakalı değil Ankara plakalı kamyonlarla taşıma yapmamızı isterlerdi. Çünkü Kayseri’nin malı kalitesizdir anlayışı vardı o zamanlar. Daha fazla nakliyatı göze alırlar ve Ankara plakalı kamyonları isterlerdi. Biz marka olduktan sonra Kayseri mobilya üssü oldu ve Kayseri’den mal almak ayrı bir prestij.”

“Finans ve kimya sektörü de önemli”

Çıkışlarını kanepe ile yapan İstikbal Grubu için finans sektörü bu dönemin en önemli yatırımları arasında yer alıyor. Anadolu Finans ile bankacılığa soyunan İstikbal Grubu, öncelikli olarak sanayi yatırımlarını desteklemek istiyor.

Kimya ve demirçelik yatırımlarının özellikle ihracat için büyük önem taşıdığını söyleyen Yusuf Boydak, grup olarak global ticaretin tüm gereklerini yapacaklarını belirtiyor ve ekliyor: “Kayserili bir firma olduğumuz için Anadolu sermayesi olarak tanımlanıyoruz. Oysa ki sadece Kayseri’ye getirdiğimiz yabancı ortaklar bile bizim ticaret anlayışımızı gösteriyor.”

KANEPEYLE ÇIKTILAR YOLA

Kayseri’deki 620 bin metrekaresi kapalı olmak üzere 850 bin metrekarelik alana sahip tesislerinde 8 bin kişinin çalıştığı İstikbal Şirketler Topluluğu, 9 sektörde faaliyet gösteriyor. Grubun İstikbal, Bellona ve Hukla ile mobilya, HES Kablo ile kablo, Anadolu Finans ile bankacılık sektörünün yanı sıra tekstil, kimya, metal, lojistik, pazarlama ve dış ticaret sektörlerinde faaliyet gösteren 20 şirketi bulunuyor. İstikbal Tesisleri’nde yılda 780 bin kanepe, 180 bin oturma grubu, 1 milyon yatak, 2 milyon ev tekstili, 1 milyon metreküp sünger, 20 bin ton çelik tel; Panel Mobilya Grubu’nda yıllık 5 milyon 200 bin metrekare toplam üretimle birlikte 70 bin takım yatak odası, 40 bin takım yemek odası ve vitrin, 55 bin takım genç odası, 900 bin adet aksesuar ve sandalye üretiliyor.

Aksiyon

Gala Modüler Mobilyası

Türkiye - İnegöl’de modüler mobilya üretimi yapan Gala Mobilya, dünyanın en büyük mobilya fuarına katılıyor. Ülkemizdeki ekonomik durgunluğun etkilerini minimuma indirmek için bir süredir ihracata yönelen Gala Mobilya, 14—20 Ocak 2002 tarihleri arasında Almanya’nın Köln kentinde düzenlenecek olan dünyanın en büyük mobilya fuarı Uluslararası Köln Mobilya Fuarı’na katılıyor.

Gala Modüler Mobilya Dış Ticaret Müdürü Ayhan Nuri Yılmaz, iç pazara olan bağımlılığın ve pazar dalgalanmalarının yarattığı talep düşüklüğünün etkilerinin azaltılması amacıyla son dönemde ihracata odaklandıklarını söyledi. Firma olarak ihracatın önemine inandıklarını, ihracat çalışmaları kapsamında bazı uluslararası fuarlara katılmayı kararlaştırdıklarını ifade eden Yılmaz, “İlk olarak geçtiğimiz Eylül ayında 66. Uluslararası Selanik Fuarı’na katıldık. Bu fuar ile önce Yunanistan, daha sonra da Balkan ülkelerine ihracat yapma konusunda olumlu neticeler aldık” diye konuştu.

Kriz ihracatla aşılır

Türkiye’deki ekonomik durgunluğun sadece iç pazara hitap eden firmaları güç durumda bıraktığını söyleyen Nuri Yılmaz, ihracat yapabilenlerin ise durgunluktan asgari oranda etkilendiklerini vurguladı. Bu kapsamda dünyanın en büyük fuarı Köln Messe’ye başvurduklarını ve başvurularının kabul edildiğini belirten Yılmaz, “286 bin metrekarelik bir alanda faaliyet gösteren fuara geçen yıl 47 ülkeden 1542 firmanın katıldığı ve fuarı 143 bin 851 kişinin ziyaret ettiği bilgisini aldık. Böyle bir ortamda dünya ülkeleriyle aynı fuarda yer alacağız. Ülkemizden sadece birkaç firmanın katıldığı bu fuar Gala Mobilya için bir dönüm noktasıdır” dedi.

Aksiyon

Dekoratif Tahta Dizaynları

… Eski devirlerden beri nice sanatkârın göznurunu sermaye etti kendisine. Bazen bir tabloda, bazen bir sandıkta, bazen bir masada hayat buldu. Eskiler ne derlerdi bilmiyoruz ama ona şimdilerde Fransızca ‘marküteri’ diyorlar. O bir el sanatı. Artık sosyetik güzellerin, sonradan görme zenginlerin mekanlarını süslese de tarihteki zarafetinden, şatafatından hiçbir şey kaybetmedi, aksine çok şey kazandı.

Güzelliği kadar zulmü ile de nam salan eski Mısır kraliçesi Kleopatra sarayının kendi güzelliğine ve ihtişamına yaraşır bir biçimde döşenmesini ister. Mısır’da el sanatlarıyla uğraşan bütün sanatçılara emir buyrulur, kraliçenin istediği sanat eserleri en kısa sürede yapılacaktır. Kleopatra’nın zulmünden korkan sanatçılar kraliçeyi memnun edebilmek için sarayın dört bir yanını göz estetiğine hitap eden sanat eserleriyle süslemek için olağanüstü çaba harcarlar.

Değişik değişik süsleme teknikleri bulunur ve kraliçeye özel olarak çalışılır. İsmi bilinmeyen bir Mısırlı zanaatkârın tasarısı tamamlanmış bir eşyanın üzerinde çeşitli geometrik şekilleri, öngördüğü motifleri yan yana getirerek mobilyalarda uygulaması sonucu ortaya çıkan ürünler kraliçenin takdirini toplar. Böylece Mısırlı sanatçıların kraliçe Kleopatra’yı memnun etmek için giriştiği çabalar sonucu marküteri sanatı ortaya çıkar.

Mısır’dan Osmanlı’ya

Kleopatra’nın sarayını süsleyen marküteri eşyalar daha sonra Mısırlı aristokratların evlerine girer. Mısırlılarla başlayan bu sanat dalı Rönesans döneminde ise güzel sanatların gelişmesinin hızla görüldüğü Fransa’da anıtsal örneklerde şahikalara çıkar. Önceleri Paris’te Louvce ve Versailles saraylarına giren marküteri mobilyalar giderek aristokrat kesimin malikanelerinde boy göstermeye başlar. Daha sonra Anadolu, İran ve Arabistan’a yayılan marküteri sanatı 1450 yılında İtalya’da marküteri atölyelerinin çoğalmasıyla yaygınlaşır. Bir saray sanatı olarak kullanılan marküteri, Osmanlı döneminde de boy gösterir. Osmanlıyı bir devlet iken imparatorluk haline getiren Fatih Sultan Mehmet Han bizzat kendisi marküteri çalışmaları yapar. Sonraki yıllarda marküteri atölyeleri ve aletlerinin çoğalmasıyla bir dönem sarayların baş köşesinde yerini alan marküteri eserler güncelliğini kaybetmeye başlar. 20. yüzyıla gelindiğinde ise duraklama dönemine giren marküteri sanatı günümüzde en yaygın olarak Fransa’da varlığını sürdürüyor. Osmanlı döneminde bir çok usta yetişmesine rağmen bir okulu bulunmayan marküteri sanatı Türkiye’de ise Erol Antik tarafından yapılmaya devam ediyor. Kupon sistemiyle çalışan Erol Antik marküteri sanatını kendine has yeni bir boyut geliştirerek geniş bir yelpazeye yaydı.

Nesilden nesile marküteri

Üç kuşak marküteri sanatıyla ilgilenen Tarakçı, marküteri tarzındaki süslemeleri 0.5 mm’den daha ince ve kalın olarak yüzlerce metre kesimlerin yan yana getirilmesi ile oluşturduklarını söylüyor. Zaman zaman yapılan marküteri çalışmalarında santimetrekarenin içinde, 100 adet hareketin meydana geldiği mozaiklerin de yer aldığını belirten Tarakçı bu sanatı en ince noktasında çalıştıklarını belirtiyor. Firma olarak aksesuar çalışmaları ile işe başladıklarını belirten Tarakçı, gelen talepler karşısında evde ve iş yerlerinde kullanılan bütün eşyalarda marküteri ve ona çok benzeyen parküteri sanatını uygulamaya başlamışlar. Tarakçı bu noktada şöyle diyor: “Banyo ve mutfak gibi ıslak bölgeler hariç evin herhangi bir köşesinde bulunan her türlü eşyada (sehpa, sandık, yemek masası, tablo….vs) biz bu sanatları uyguluyoruz.”

Güney Amerika, Afrika ve Hindistan kökenli kaplamalar kullanılarak yapılan marküteri çalışmalarında 1450’li yıllarda Floransalı ustalar kendi desenlerini çizerek çalıştıkları marküteri eserlerin yanısıra dönemin meşhur ressamlarının temalarından da yararlanmışlar. Günümüzde ise Erol Antik özellikle Osmanlı ve Selçuklu motiflerinin ağırlığını taşıyan fakat zenginleştirilmiş motiflerin bulunduğu çalışmalar yapıyor. Zaman zaman bir kibrit kutusunun üzerindeki bir şekil, zaman zaman ise bir ressamın resmindeki bir çizgi marküteri çalışmasına ilham kaynağı olabiliyor.

Şu anda sekiz kişi olarak çalışan ve yarım asırdır marküteri sanatını en zarif şekilde çalışmalarına yansıtan Tarakçı ailesi usta— çırak ilişkisiyle yetiştirdikleri elemanlarla bu sanatın unutulmasını engellemeyi amaçlıyorlar.

Email: rahimesezgin@hotmail.com

Aksiyon

Kadın Tasarımı Ahşaplar

Fabrikasyon, basma kalıp, hatta neredeyse birbirinin aynı eşyalarla donatılmış evlerden sıkılalı, insanlar yeniliklerin peşinde. Tümüyle kendi iç dünyasını yansıtan renk ve modellerden oluşmuş dekoratif ürünlere sahip olmaksa bir hobi olmaktan öte bir ihtiyaç halini aldı şimdilerde.

Ancak evde geçirdiği sürenin erkeğinkine oranla daha fazla oluşundan mı, ‘evi yapan dişi kuş’ rolünden mi, yoksa estetik ve sıradışılığa vurgun oluşundan mıdır bilinmez, kadınlar bu tür zevklere daha yüksek oranda sahip ve icraat yönünden de öne çıkan konumda. El becerilerini ya da hayal gücünü kullanarak evini farklı ve sevimli hale getirme uğraşındaki kadınların sayısı her geçen gün artıyor. Bu artış konusundaki tahminimizi somutlaştıran ise iç dekorasyon eğitimi veren kurumların başvuru listelerindeki kadın kursiyerlerin sayısal çokluğu.

Ahşap boyama ‘IN’

Kumaş boyama, geçtiğimiz dönemlerin en gözde el becerilerinden biriyken cam, seramik ve ahşap boyama bugün daha büyük değişiklikler peşindeki hanımların gözdesi. Dört yıldır Bakırköy’de iç dekorasyon eğitimi veren Semih Yener eğitim kurumunda senede yaklaşık 250 kadar hanım ahşap boyama konusunda kurs görüyor. Amerikan Plaid firmasına ait ürünlerin Türkiye’deki tek distribütörü olan Semih Yener kendi eğitim kurumunda bu ürünlerin kullanıldığı iç dekorasyon eğitimi verirken ürünlerin tanıtım ve satış işlemlerini de yürütüyor. Türkiye genelinde yüze yakın satış noktasının oluşturulduğu bu eğitim sistemi İstanbul dışındakiler için seminerler aracılığıyla yaygınlaştırılıyor.

Ancak İstanbul’daki ahşap boyama ilgilileri için yedi aylık kurslar düzenleniyor. Haftada bir gün altı ders saati içinde verilen ahşap boyama eğitimi hanımların yoğun ilgisini çekiyor. Geçen yıl tamamlanmış eğitim dönemi sonunda öğrencilerin oluşturduğu ürünler Bakırköy Kültür Merkezinde 11— 21 Eylül tarihleri arasında sergilenirken yoğun ilgiyle karşılaşmış. Sergi yeni öğrencilerin de yeni dönem kayıtlarını hızlandırmış. Bu yılki hedef 400 öğrenci.

Öğreticilere özel eğitim

Amerika’da bir yıllık eğitim sonunda ahşap boyama derslerini yürüten öğretmenlerden Nilay Başaran farklı bir sistemle gerçekleştirilen ahşap boyama işlemlerinin sanıldığından daha kolay öğrenildiğini belirtiyor. Özel bir resim ya da çizim kabiliyeti gerektirmeyen bu sistemde yirmiye yakın teknik sayesinde ahşap boyama ve resimleme yöntemleri kullanılıyor. Kursiyerler kurum bünyesinde hizmet veren ahşap atölyesinden istediği mobilyayı satın alarak ahşap boyama tekniklerini uygulayabiliyor. Bu mobilyaları sipariş usulüyle kendine has çizgi ve modelde edinmek de mümkün. Boyama için gerekli malzemeler pek ucuz sayılmaz ama sonuçta ortaya çıkan ve bir benzerini oluşturmanın mümkün olmadığı ürünlerin satış fiyatı yüksek olduğundan maliyetini katlayacak kadar iyi bir gelir sağlıyor. Milli Eğitim Talim Terbiye kurulundan onaylı kursun sonucunda açılan imtihanda başarı gösteren kursiyerlere sertifika verilerek öğretici statüsüne sahip kılınıyor.

Sadece bir hobi edinmek, zamanını değerlendirirken evine yeni bir görünüm kazandırmak için değil; bunu ticari amaçlı yapan hanımlar da Semih Yener eğitim kurumunun yolcularından. Nevi şahsına münhasır kavramını tanımlayan boyanmış ve desenlenmiş ahşap ürünler sandık, masa, sandalya, sepet, deri koltuk, aynanın yanısıra akla gelmeyen onlarca objeden oluşabiliyor. Sergide yoğun ilgi çeken ürünler yeni öğrencilerin kazanımını sağlamış.

“Kendime güvenimi artırdı”

İki yıldır kursa devam eden Ayşen Yağanoğlu da böyle bir sergiyi gezdikten sonra karar vermiş, ahşap boyama kursuna devam etmeye. Emekli hemşire ve kozmotolog olan Yağanoğlu bütün evi kursta öğrendikleri çerçevesinde değiştirdiğini söylüyor. Mutfak dolaplarından banyodaki seramiklere herşey yeniden şekil almış şimdi. Eşi ve çocukları dahil evdeki herkesin bu değişimden hoşnut olduğunu söyleyen Yağanoğlu bunun kendisine de güzel duygular yaşattığını söylüyor. Çevresindekilerin gördükleri karşısında bu kursa ilgi duyduğunu da söylüyor ayrıca. “Kendimi keşfettim, neler yapabildiğimi gördüm, yapamam sandığım şeyler karşısında başarı sağladım, bu da kendime güvenimi artırdı” diyen Yağanoğlu bu yolla hem aile bütçesine katkı sağladığını hem de eşe dosta hediye olarak götürdüğü küçük eşyaların beğeni kazandığını söylüyor.

Semih Yener el sanatları eğitim merkezi sıradışı ve estetik doyuma ulaştıran ürünlere imza atarak iyi hissetmeyi amaçlayan herkesin aradığını bulacağı bir yer. Ticarete dönük planlamalar kazanımları artırıyor. Neler yapabileceğini görüp kendine duyulan güvenin artmasıysa bu eğitimin promosyonu sanki. Öyle ya zevk aldığınız bir işi yapıyor olmak kaç meslekte geçerli bugün?..

Semih Yener Elsanatları Eğitim Merkezi: (0212) 543 44 72 —572 54 59

Aksiyon

Dar evler Dar Ofisler için Mobiya Seçimi

Türk Mobilya sektöründe yaşanan sert rekabet sektörün duayen isimlerini yeni arayışlara yöneltiyor. Türkiye’nin ilk mekanizmalı yataklı kanepe imalatçısı Seray, ürettiği ilginç ve kullanışlı modellerle tüketicinin karşısına çıkacak.

Seray’ın temelleri Osman Necmi Özkan tarafından 1953 yıllarında atılmıştı.

5 bölge müdürlüğü, 135 mağazası, yurtdışındaki satış noktaları ve Coorner’larıyla hızla büyüyen Seray, “shoowrom” tarzı dev mağazalarla tüketicinin tercihini kazanmayı hedefliyor.

Seray Halkla İlişkiler Müdürü Cemal Akkuş, Seray’ın Karadeniz kökenli bir aile şirketi olduğuna dikkat çekerek, kârının tamamını yatırıma dönüştüren Seray’ın dev bir marka haline gelmesinde altyapı yatırımlarına verdiği özenin önemli rol oynadığını söylüyor.

Tamamı çok fonksiyonlu olan ürünleriyle dikkat çeken Seray’ın en dikkat çekici özelliği, dar mekanlara geniş çözümler sunması. Pratikliğe ve mekana yönelik çözümleriyle Seray, mobilyada garanti veren ilk firma.

Kumaşlar için bir yıl, mobilya mekanizması içinse ömür boyu Seray garantisi bulunuyor. Seray’ın temel rengi sarı. Dekorasyona yönelik komple ürünler ve çözümler sunan Seray’da 400 kalem mal üretiliyor. Tüm bu ürünler, Ankara’daki Seray Tesisleri’nde tamamen hijyenik şartlarda üretiliyor.

Seray ilklere doymuyor

Seray markasıyla mobilyadaki ilkler ve yenilikler saymakla bitmiyor; ilk mekanizmalı yatak, ilk yer yatağına dönüşen kanepe, yuvarlak yatak olan kanepe, metal iskeletli ilk yataklı kanepe, kumaş yüzeyleri çıkarılarak yıkanabilen ilk yataklı kanepe ve koltuklar, mekanizmasız raylı sistem yataklı kanepe, ahşap lata sistemini yataklı kanepeye ilk uygulayan firma olan Seray, saymakla bitmeyen ilkleri oturma gruplarında hayata geçirmeye devam ediyor.

Aksiyon

Mobilyada yeni bakış açısı

Yurtdışındaki Yabancı mobilya firmalarının markaları Türkiye’yi hedef pazar seçmesi ile birlikte Türk mobilyalarının kalite artırımına gitmesi kaçınılmaz hale geldi. Rakip artık kendimiz değiliz.

Mobilya’nın öncü ülkesi İtalya ile rekabet tedecek ürünler ortaya koyma bazı firmalarımızın hedefi oldu.

Evini, bürosunu, yaşadığı mekanı güzelleştirmek rahat, konforlu, ergonomik bir ortamda yaşamak şüphesiz bir çok insanın hayallerini süsler. Fakat orta gelirli insanların bol olduğu ülkemizde bu hayali gerçekleştirmek hiç de kolay değil. Fiyat ve kalitenin uzlaştığı noktada tercihler netleşiyor.

Yılların birikimi ile modüler mobilya üretiminde faaliyet gösteren Ankara Mobilya 2000’li yıllara özel bir hazırlık safhasından geçerek hazırlandı. Sökülüp—takılabilir özelliği, ergonomik oluşu ve oldukça geniş renk seçeneği avantajları ile modüler mobilyanın, klasik mobilyaların yerini alacağını yıllar önce farkeden Ankara Mobilya, 2000’li yıllara kendisini hazırladı.

Mobilya üretiminde müşteri taleplerini dikkate aldıklarına dikkat çeken Ankara Mobilya’nın sahibi Ali Tevge, mutfak, banyo ve ofis mekanlarında tercih edilen modüler mobilya üretimine başladıklarını ve her geçen gün kalitelerini daha da artırmayı hedeflediklerini açıkladı.

Aksiyon

Mobilya Tekrar Başkentine

Çok Uzun bir süre Türkiye mobilyasının başkentliğini yapan Eskişehir , son günlerde eski günlerini yakalamaya çalışıyor.

Değişen gelenekler, günlük yaşamda konfor ve rahatlığın ön plana çıkması her seviyeden insanın yaşadığı mekanları özenle seçmesini, seçtiği mekanı özenle döşemesini gerektiriyor.Bu da seçilen mobilyaların tüketicinin imkanları nisbetinde kaliteli, kullanışlı ve günün modasına uygun olmasını beraberinde getiriyor.

Yirmi yıl öncesine kadar ülkemizde mobilya sektöründe en etkili şehir Eskişehir”di. Günümüzde ise mobilya denilince akla İnegöl, Kayseri, Samsun, Ankara gibi şehirler geliyor.

Arabacı Mobilya Grup (ARMOB) Fabrika Müdürü Mahmut Sadi Yıldız, bu durumu, “Eskişehirli mobilyacıların “Bu işi en iyi biz yaparız” hesabına kapılmaları ve teknolojiyi yakından takip etmemeleri Eskişehir mobilyasını bu duruma düşürmüştür” diyerek açıklıyor. Yıldız, kendilerinin Eskişehir mobilyasının Türkiye ve dünya pazarında kaybettiği itibarı yeniden kazandırmaya çalıştıklarını söylüyor.

Mobilya sektörünün tasarım, üretim, hizmet ve fiyat temelleri üzerine kurulduğunu belirten Yıldız, “Bir mobilya firmasının marka olabilmesi için bu dört altın kuralı yerine getirmesi gerekiyor. Her firma kendine özgün tasarımlar ortaya koymalı, üretimde kaliteli ürünleri seçmeli, satış sırası hizmetin yanında satış sonrası hizmete önem vermeli ve bunları yaparken de müşterilerinin bütçesine hitap etmelidir” diyor. Kendini geliştirmeyen ve teknolojiyi takip etmeyen firmaların ayakta duramayacağını belirten Yıldız, “Mobilya firmaları kendini geliştirme yerine yan mağazada gördükleri modelleri taklit etmeyi tercih ediyor. Bu da firmanın gelişmesini engelliyor. Eskişehir bu hastalığa kapıldığı için kendisini geliştiremedi. 1990″lı yıllarda Libya”ya ürün veren Eskişehirli mobilyacılar iç pazarı ihmal ettiler. Libya da ürün almayı kesince iç pazara dönen mobilyacılar umduklarını bulamadı” diyerek Eskişehir mobilyasının yaptığı hatalara değiniyor.

Eskişehir”de yaşanan sıkıntıları yerinde ve zamanında tespit eden ARMOB, mobilya sektörüne yeni bir anlayış kazandırmak için tasarımıyla, kaliteli üretimiyle farkı bir çizgi yakalamayı hedefliyor. Yıldız, “Avrupa standartlarında tasarlanan ürünleri yine Avrupa”dan onaylı malzemelerle imal ediliyoruz. Bağlantı elemanları başta olmak üzere çoğu hammaddeyi ithal olarak yurt dışından alıyoruz. Anadolu Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü ile anlaşmaya vardık bundan sonraki ürünlerimizi üniversite-sanayi işbirliği çerçevesinde gerçekleştireceğiz” şeklinde konuşuyor.

11 bin metrekare açık 4 bin 500 metrekare kapalı alan üzerinde faaliyet gösteren ARMOB, 2003 yılında Türkiye”de bayi ağını kurup 2004 yılında da dünya mobilya pazarında söz sahibi olan bir mobilya markası olmayı hedefliyor. Yönetim kadrosunu Türkiye”de ve dünyada söz sahibi modüler mobilya sektöründeki firmalardan transfer ettiklerini belirten Yıldız, “Fabrikamız aylık 5 bin takım mobilya üretim kapasitesine sahiptir. Yüzlerce çeşit ürünümüzün tamamında birinci sınıf sunta kullanıyoruz.

Mobilyalarımızı CNC teknolojisi ve Alman Ruster sistemine göre 1 yıl garantili olarak üretiyoruz. Bu sistemin avantajı ortak parça sistemini kullanarak verimliliği artırmak ve müşterilerimizin mobilyayı daha kolay montaj yapmalarını sağlamaktır” diye konuşuyor

Aksiyon

Kelebek Mobilya

Mobilya gibi pahalı eşya tercihlerindeki değişimi gözlemleyen mobilya sektörü artık değişen beklentilere göre gardını alıyor. Çünkü mobilyayı dolaba giysi koyup çıkarır gibi değiştirme imkanınız yok. Pahalı bir ürün; hem şık, hem dayanıklı hem de insan anatomisiyle uyumlu olması gerekiyor.

Görünümü ne kadar şık olursa olsun hiç kimse oturduğu zaman tahta taburenin üstünde duruyor hissine kapıldığı koltuklara para vermek istemiyor. Mobilya seçimini yönlendiren ikinci etken ise yumuşak olması, doğal olarak. Hatta, mümkünse minderler kuş tüyü olacak!…

Kelebek Mobilya”nın hiç satmayan ve çok satan koltuk takımlarını karşılaştıran bir araştırmasının sonuçlarına bakılırsa tasarımlar ne kadar hoş olursa olsun tercihleri maliyetler belirliyor. Kelebek Mobilya”nın çok satan koltuklarının daha ucuz oluşundan dolayı tercih edildiği tespit edilmiş. Daha az satan fakat modern tasarımlı ve kullanışlı koltuklarda indirime gidildiği zaman bu modeller de satılmaya başlanmış. Bu durumu Kelebek Mobilya Pazarlama ve Tasarım Müdürü Yıldırım Kaymal şu şekilde izah ediyor: “Koltuk tercihlerinde rahatlık hissi önemli bir belirleyici. Aynı zamanda kullanışlı olmalı. Bir dönem çok satan koltuk takımlarımız hem model hem de rahatlık olarak istenen düzeyde değildi. Ancak fiyatları makuldü. Modern tasarımlı ve kuş tüyü kullandığımız koltukların fiyatlarında satış kolaylığı sağladığımızda bu modellerin daha çok satıldığını gördük”.

İlk mobilya alanlar ucuzu tercih ediyor

Eskiyen mobilyaları yenileyenlerle ilk kez mobilya alanlar arasında ciddi farklar var. Yeni evlenenler daha kısa vadeli düşünüyor ve o anki bütçelerine uygun mobilyalara yöneliyor. Yıllar içinde kalite ve kullanım avantajları doğrultusunda bazı sıkıntılar yaşanabiliyor. İkinci kez mobilya alımında ise fiyattan ziyade kalite ve kalıcılığa dikkat ediliyor.

Tüketici eğilimlerini araştıran Kelebek Mobilya, yeni evlenenlerin ev eşyalarında birtakım alım kolaylığı sağlamayı hedefliyor bugünlerde. Kelebek Mobilya”nın belki de en önemli avantajlarından biri, yedek parça sisteminin olması. Mesela, kapağı çizilen ya da kullanılamayacak durumda olan gardrobunuzun kapağının aynısından bulabiliyorsunuz.

İkinci kolaylık sistemi ise, yatak odası ya da oturma odası gibi kavramlara yeni bir boyut getiriliyor olması. Yatak odası yerine sadece yatak üretilecek. Beğenilen parçaları birleştirip takım olarak tasarlamak ise tüketicilere kalacak.

Gücünü Düzce”den alıyor

Mevsimlere göre mobilya satışları farklı gelişiyor. Mesela, kış aylarında mutfak alıcısı olmuyor. İlkbaharda daha çok tek parça şeklinde satışlar oluyor. Sonbahar evliliklerin daha yoğun olduğu mevsim. Dolayısıyla kalıcı eşyalar bu mevsimde satılıyor. Koltuk takımları ise her mevsimde alıcı bulabiliyor.

Cumhuriyet tarihinin en eski sanayi kuruluşlarından biri olan Kelebek Mobilya, 1978 yılında dünyanın konusunda en iyi proje grupları ile teknik işbirliği yaparak ilk modüler mobilya fabrikasını Düzce”de kurdu. Avrupa”nın en modern ve büyük tesislerinden biri olarak işletmeye açılan Düzce”deki üretim, günümüzde en güncel teknolojileri kullanarak mobilya, mutfak, oturma grupları ve özel ahşap donanımları ile sürüyor. Genel Müdürlüğü İstanbul”da olan şirket 1990 yılında İMKB”de halka arz edildi.

Yurt içinde 150″ye yakın mağazadaki satışların yanısıra yaklaşık 20 ülkeye Kelebek ürünleri ihraç ediliyor. İtalyan tasarımcıların danışmanlık ettiği Kelebek mobilya, sektörün en eskilerinden olmasını önemli bir avantaj olarak görüyor.

Aksiyon

Sayfalar: 1 2 3 4 ... 35

Dekorasyon ve Mobilya Sitemiz Wordpress altyapisini kullanmaktadir.

eXTReMe Tracker