Bürotime

Kalitesi kadar çalışma şekline uygunluğuna ve kişiliği ne kadar yansıttığına dikkat edilen ofis mobilyalarının Türkiye”deki öncü ismiyse Tosunoğulları Mobilya. Özellikle Bürotime markasıyla sadece Türkiye”de değil dünyanın birçok ülkesinde tanınan Tosunoğulları Mobilya, prestije önem veren işyerlerinin yakından tanıdığı bir firma.

Tosunoğulları, Mobilya Bürotime markası Türk yerleşim zevkini de bütün dünyaya gösteriyor. Modüler ve modern tarzda tasarım ürünü olan Bürotime mobilyaları, Avrupa, Asya, Afrika ve Ortadoğu”daki 26 ülkeye ihraç ediliyor. Tosunoğulları Şirketi”nin Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Tosunoğlu, aralarında Almanya, Mısır, Rusya, Dubai, Kenya, Nijerya ve İsrail”in bulunduğu yirmi ülkede yerleşik bayi ağıyla tüketiciye ulaştıklarını söyledi.

Şu an üretimlerinin yüzde 30″unu yurtdışına pazarladıklarını anlatan Tosunoğlu, “Önümüzdeki yıl ihracat yaptığımız ülke sayısını 30″a çıkararak, üretimimizin yarısını dışarıya satmayı hedefliyoruz” diyor.

Tosunoğlu, Bürotime”in beş yıl önce piyasaya çıktığını anımsatarak, şöyle devam ediyor: “Biz daha 5 yıl önce markalaştık. Ancak bu zaman içerisinde Türkiye”deki ofis mobilyalarının fiyat kodeksini belirleyen konuma geldik.”

Türkiye”de 150″yi aşkın satış noktasında tüketiciyle buluştuklarını aktaran Tosunoğlu, ülke genelinde yaygın bayi ağıyla hizmet veren tek firma olduklarını belirtiyor. Sık sık Dubai, Almanya, Mısır, Sudan ve Nijarya gibi çeşitli ülkelerde yapılan fuarlara katıldıklarını söyleyen Tosunoğlu, nihai hedeflerinin Amerika”yı da içine alan bir dünya markası haline gelmek olduğunu açıklıyor.

Hüseyin Tosunoğlu, bir ay önce Konya 2. Organize Sanayii”ndeki fabrikalarından, 3. Organize Sanayii”ne taşındıklarını bildiriyor. Eski yerlerinde “Erkotime” markalı ofis koltuklarının üretimine geçtiklerine değinen Tosunoğlu, koltuk konusunda da oldukça iddialı olduklarını dile getiriyor.

Erkotime”in en kısa zamanda Bürotime gibi dünya pazarında yer edineceğine inandıklarını ifade ediyor. Modüler, fonksiyonel ve çağdaş çizgilerdeki tasarımlarıyla bilinen Bürotime modellerinin hepsinin patenti bulunuyor. İleri teknolojiye sahip bilgisayar kontrollü makinelerle üretilen mobilyaların, tasarım, arge ve paketleme çalışmaları, bayan personelin elinden geçiyor. Çalışan 210 personelin ise yüzde 25″ini kadınlar oluşturuyor. Bayiler sipariş miktarı ve çeşidi ne olursa olsun 72 saat içinde ürünleri teslim ediyor. Zira makinalar çift vardiya usulü, 24 saat çalışıyor.

Ev tekstilinde Kalite

Küçükçalık Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Küçükçalık, ülke olarak ağlamayı sızlanmayı bırakıp markalaşmaya doğru adım atılması gerektiğini söylüyor.

Dünyanın belli ülkelerinde ev tekstili sektörü öncelikli hâle geldi artık. Zira, hazır giyimde üreticiler, dolayısıyla da tüketiciler doyum noktasına ulaştı. Yakın gelecekte Türkiye, hem kendi markalarını dünyaya açacak hem de IKEA gibi çok önemli mağazalara ev sahipliği yapacak. 20 milyar dolarlık dünya pastasının henüz 1,5 milyar dolarını alan Türkiye bu sektörde dördüncü sırayı kapmış durumda. En büyük payı ise 3,7 milyarla Çin alıyor. Ev tekstilinin bu denli önemli hâle gelmesinin önümüzdeki günlerde iç piyasada da hareketliliğe sebep olması bekleniyor. Örneğin, Küçükçalık grubu “Premier” markasıyla ev tekstilinde atağa geçti bile. Küçükçalık Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Küçükçalık, tekstil sektöründe bugün en üst düzeye geldiklerini, bu sebeple markalaşmak istediklerini vurguluyor. Ancak bu sürecin daha sağlıklı işleyebilmesi için Türkiye’nin markalaşma süreciyle doğru orantılı yürümesi gerektiğini vurguluyor. Daha çok markanın çıkabilmesi için de öncelikle Türkiye’nin marka oluşturabilecek platforma gelmesi gerekiyor.

-Küçükçalık, daha çok ihracatla ön plana çıkan bir grup. Güzel güzel yurtdışına ihracat yapmak varken neden markalaşmaya karar verdiniz?

2005 yılından itibaren dünya pazarlarında maliyet ve marka mücadelesinin daha ön plana çıkması bekleniyor. Bu noktada üretim kalitesini oluşturan hammaddeden tasarıma kadar her konuya daha fazla önem vermek, sektördeki küresel yaklaşım ve değişimleri daha yakından takip etmek ve markalaşmayla pazarlamaya daha fazla yatırım yapmak gerekiyor. Türkiye, ev tekstili sektöründe genel profilin aksine önemli üretici gruplarının dahil olduğu, ileri teknolojiyi etkili bir şekilde kullanan ve özellikle de son yıllarda teknolojiyi modayla buluşturan önemli bir ülke. Her ne kadar konjonktürel olarak rekabet sorunları yaşasa da bornoz, havlu, yatak çarşafı gibi ürünlerde dünya pazarlarında ciddi kapasiteler oluşturmuş durumda. Ancak bu konuda çok fazla öne çıkmış marka bulunmuyor. Bu sağlıklı ortamı yakaladık ve iç piyasada markamızı canlandırmaya karar verdik.

-Üretim yapmakla iş bitmiyor, bundan sonra rekabetin şekli değişiyor anlaşılan.

Dünyada süratle genişleyen talebe bağlı olarak kat edilecek daha çok mesafe var. Sektörün kalite üretme konusunda bir sıkıntısı kalmasa da katma değeri artırma konusunda yapılacaklar henüz tükenmiş sayılmaz. Çağımız üretim faktörlerinin katma değer üretmeye yetmediği bir çağ. Malınız ne kadar kaliteli olursa olsun kalite tek başına tercih edilmenizi sağlamıyor. Farklı coğrafyalardaki tüketici gruplarının ihtiyaç ve beğenilerini karşılayacak düzeyde tasarlanmış olmalı.

-Daha düne kadar hep yurtdışına yönelmişken şimdi birden iç piyasaya dönüp markalaşmadan söz ediyorsunuz. Ne oldu da böyle bir karara vardınız. Markalaşmada geç kalmadınız mı?

Doğru, biz bugüne kadar hep malımızı sattık, markamızı satamadık. Küçükçalık, şimdiye kadar daha çok ülke dışına ağırlık verdi. Ağırlıklı olarak çalışmalarımız ihracat bazında oldu. Geçmiş yıllarda hemen hemen her üç yılda bir kriz yaşayan bir ülkeydik. Adeta memleketin sahibi yoktu. 2001 yılını hatırlamak bile istemiyorum. Kese kağıdı oyunu vardı Türkiye’de. Paranın güvenirliği yoksa kese kağıdından farkı yoktur. Para güvenilir olduğu zaman değerlidir. Bugüne kadar memleketi kese kağıdıyla soydular. Biz bütün yatırımlarımızı döviz bazında yapıyoruz. Döviz cinsinden borçlandığımız için gelirimizin de döviz cinsinden olması gerekiyordu. Bu nedenle hep ihracata dönük çalıştık. Bugün hesabını kitabını bilen yöneticiler var artık. Türkiye’de başlayan istikrar havası bizim de iç piyasada bir şeyler yapabileceğimizi gösterdi.

-Dünyada tekstil sektörü hangi noktaya doğru gidiyor?

Dünyada tekstil üretimi batıdan doğuya doğru bir hareket halinde. 1930’larda Amerikan bezi vardı. 1950’lerde de İngiliz kumaşı. Daha sonraki yıllarda Fransa’nın ağırlığı hissedildi. Erkek giyiminin tepeye vurduğu 1970’lerde İtalyan modası hakimdi. Bugün modanın merkezi Milano oldu. Şimdi şöyle bir baktığımızda 6-7 yıldır Türkiye, İtalya’ya mal satmaya başlamış. Ancak 25 yıl sessiz sedasız durmuş. Şimdi ise sektör, yavaş yavaş yine doğuya doğru yol almaya başladı. Bulgaristan ve Romanya’ya taşınıyoruz. Ülke olarak ağlamayı sızlamayı bırakıp markalaşmaya doğru adım atmalıyız. Bana gelişmekte olan bir ülkenin markasını gösterebilir misiniz?

-Evet; Galatasaray.

O gelişmişlik dönemimize denk geliyor. Gelişmekte olan ülkelerin markası yok; gelişmiş ülkelerin markası var. Bugün bakın Güney Kore’ye. 1997’nin Kore’siyle 2000’in Kore’si arasında çok fark var. 1997 yılında doğru düzgün araba yok iken 2000’li yıllara baktığınızda caddelerdeki otomobillerin hepsi kendi markalarından oluşmuş Amerikan tipi lüks arabalar. Kore’de bir tane yabancı araba göremezsiniz.

-Ev tekstilinde oluşturduğunuz Premier markası tüketiciyle nasıl buluşacak. Bu buluşma noktasında bir sloganınız olacak mı?

Şimdilik Olivium Alışveriş Merkezi’nde bir örnek mağazamız bulunuyor. Premier markasını Türkiye’nin bin ayrı noktasında tüketiciyle tanıştıracağız. Genelde gelişmiş ülkenin halkında kendine bir güven görürsününüz. Türkiye’de artık en çok ihtiyaç duyulan şey kimlik. İllâ ki markanızın bir kimliği olmalı. Kolunuzdaki saatlerin markasını silin kiloluk demir yığını görürsünüz. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Avrupa Birliği’ne girmek amaç değil, araç” diyor. Bizim bir kimliğimiz var demek istiyor. Biz de Premier’de kendi kimliğimizi, kendi zevklerimizi, kendi kültürümüzü yansıtmak istiyoruz. Artık bütün dünyada zevklerde bir globalleşme yaşanıyor. Ortak zevkler var. Onun için biz, “önce Akdenizliyiz” dedik

-Türk markası mı, yoksa dünya markası mı olacak?

Önce kendi memleketinde sonra da yurtdışında marka olacak. Amacımız insanlara sadece ürün satmak değil, aynı zamanda zevk satacağız.

-Müşteri profiliniz hangi kesimden olacak?

Ürünümüzü A gelir grubu kabullenecek, C grubu erişebilecek. Ama hedefimiz B gelir grubu olacak. Kalitemizden ödün vermeden her kesime hitap edeceğiz.

-Hazır perdeye Türkiye henüz alışık değil. Tüketici bu değişime uyum sağlayabilecek mi?

Doğru. Hâlâ ölçülerimizin bir standardı yok. Öte yandan perdenin dışında yatak ya da masa örtüsünde belli bir standart oluşmuş durumda. Önceden perde pahalı bir emtiaydı. Bugün pahalı değil artık. Son zamanlarda Türkiye’de de ürün çeşidinin artması ve fiyatların düşmesiyle birlikte pazarda derinlik oluşmaya başladı. Eskiden 8 yılda bir perde değiştirilirdi. Bu oran Avrupa’da 2,5, Amerika’da ise yılda birdi. Çünkü bu ülkelerde vatandaş hazır perde alıyor.

-Sizin evde kaç yılda bir değiştiriliyor?

Yeni taşındığım için bir buçuk yılda bir değiştirmiş olduk.

-Ev tekstilinde birçok marka yol aldı gidiyor. Markalaşma konusunda geç kaldığınızı düşünmüyor musunuz?

Ev tekstili sektöründe şu anda çok önemli bir marka yok. Dünyaya baktığınızda da ev tekstilinde çok önemli markaların olmadığını görürsünüz. Otomotivde bir sürü marka bulunur. Giyimde markadan geçemezsiniz; kravat markalarını sıralaya sıralaya bitiremezsiniz. Ev tekstilinde ise neden olmadığını henüz ben de çözebilmiş değilim.

-Mobilya markaları ev tekstiline doğru kayıyor. Çünkü birbirini tamamlayan ürünler. Sizin de mobilya sektörüne geçme durumunuz var mı?

Dünyaya baktığımızda örneğin “IKEA” marangozluktan gelmedir. Hâlâ bazı mobilya üretimlerini kendileri yapıyor. Evle ilgili her türlü ürünü konsept satıyorlar. Bu Türkiye’de henüz yok. Türkiye bu duruma artık hazır olmalı. Genel olarak dünyaya baktığınızda marka mağazaları bulunur. Gucci’yi her yerde bulabilirsiniz. Gucci olmuş ev tekstili markası diyemezsiniz. Onun için biz öncelikle markaya yatırım yapmak istiyoruz. Türkiye’de şu an bizden önce çıkmış markaya yatırım yapmış şirket yok denecek durumda. İç pazardaki tüketiciye bugüne kadarkinden daha farklı bir hizmet sunmak bizim öncelikli amacımız.

Aksiyon

Ev kazaları ve çözümleri

‘Kızımın burnuna boncuk kaçtı, nefesi çıkmıyor.” Telefondaki bu ses, beklenmedik bir anda meydana gelen ev kazasının telaşlandırdığı bir anneye ait. Gerçekten de dikkatsizlik ve tedbirsizlik neticesinde ortaya çıkan ev kazaları, daha çok 1-7 yaş arası bebekleri/çocukları hedef alıyor. Türkiye genelinde hizmet veren ‘Alo 112’ Acil Sağlık Hizmetleri, her yıl işte buna benzer 40 bin civarında ‘imdat’ ihbarına muhatap kalıyor. Sağlık Bakanlığı da büyükleri bu yüzden uyarıyor: “Tedbirinizi alın, ev canavarı olmayın!”

Ev, insanın kendini en güvende hissettiği mekan aslında. Ancak, uzmanlar, farklı görüşte. Onlara göre, açık unutulan bir ocak, fişe takılı bırakılan bir ütü, köşeli bir mobilya ya da ortalıkta duran küçük bir boncuk, kesici alet, ilaç ve tabanca her an tehlikeye dönüşebilir. Yani, özellikle günün büyük bölümünü evde geçiren, eşyaları karıştırma meraklısı bebek ve çocuklar büyük risk altında. Uzmanlar, en fazla rastlanan ev kazalarını boğulmalar, yanmalar, zehirlenmeler ve çeşitli şekillerde yaralanmalar olarak sıralıyor.

Boğulma vakaları, solunum yoluna yabancı cisim kaçması; bozuk para, toplu iğne, mücevher, düğme, boncuk ve tesbih yutulmasıyla gündeme geliyor. Ortalıkta bırakılan ilaçlar ile açıkta unutulan çamaşır suyu gibi temizlik malzemelerinin çocuklar tarafından içilmesi veya teneffüs edilmesi, zehirlenmelere sebep oluyor. Acil servislere yapılan başvuruların önemli bir bölümü ise yanık vakalarından. Kızgın soba, içi kaynar su dolu bardak, çaydanlık, tencere, ütü, kibrit, çakmak ve ocaklar, bir anda kâbusa dönüşebiliyor. Merdivenler, pencere ve mobilyalar da risk oluşturan diğer unsurlar olarak sayılıyor.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Daire Başkanı Dr. Fazıl İnan, en hayati vakaların solunum yolu tıkanıklıklarında yaşandığını, bunların ölümle bile sonuçlanabildiğini söylüyor. Üç yaş altında çocukların solunum yollarının çok dar olduğunu ifade eden İnan, bebek ve çocukların etrafta buldukları cisimleri ağızlarına aldıklarını aktarıyor. Kuruyemişler, mısır, şeker, sosis gibi küçük ve yuvarlak hatlı tüm besinlerin de istenmeyen durumlara yol açtığını vurguluyor.

Evde tedbir almak şart

Söz konusu kazalara maruz kalmamak, ilk etapta evde gerekli tedbirleri almayı ve daha dikkatli olmayı gerektiriyor. Elbette, ne kadar önlem alınsa da kazaların önünün kesilmeyeceği de bir gerçek. İşte, kaza meydana geldiği anda evde nelerin yapılacağı konusu burada önem kazanıyor. “Soluk borusuna kaçan cisimlerin, çocukların sırtına vurarak çıkarılması, yanan yerin soğuk suya tutulması” hemen herkesin ilk anda başvurabileceği basit yöntemler. Fakat, Türkiye’de henüz sağlıklı bir ilk yardım bilincinin oluştuğundan bahsedilmiyor. Buna dikkat çeken Fazıl İnan, “Bizim üzerinde durduğumuz husus ebeveynlerin ve bakıcıların ilk yardım eğitimi almaları gerektiği. Bazı durumlarda ilk müdahaleyi kendileri yapacakları için basit bir müdahale bile insan hayatını kurtarabilir” diyor. İnan, kulaktan duyma bilgilerle ilk yardımda bulunulmasının tehlike içerdiğine değiniyor diğer yandan.

Bu noktada, şu uyarılarda bulunuyor: “112 Acil Servisi aramadan önce yapılan bazı müdahaleler, ciddi sıkıntılara yol açabilir. Örneğin, temizlik malzemesi içen biri kusturulmamalı. Aksi halde, yemek borusunda ağır yanıklar, sindirim sisteminde kalıcı sakatlıklar oluşur. Yine, yanık vakalarında, yanan yere yoğurt, diş macunu, krem tarzı şeyler sürmek tehlikeli. Bunlar, tedaviyi güçleştirir. Yanan yere ayakkabı boyası bile sürenler var. Artık böyle şeylerden vazgeçilmeli.”

NELER YAPILMALI, NELER YAPILMAMALI

Ev kazalarının önlenmesinde en büyük görev, anne babalara düşüyor. O halde, Sağlık Bakanlığı’nın şu uyarılarına kulak vermeli:

Toplu iğne, mücevher, düğme, boncuk, tespih ve diğer tüm küçük cisimleri bebek ve çocukların ulaşamayacakları yerlerde bulundurun.

Bebek veya çocuğunuzun oynadığı oyuncakların yaşına uygun olmasına dikkat edin ve oyuncaklarını düzenli olarak kontrol edin.

Oyuncaklarda sivrilen ve parçalanmaya hazır hale gelen kısımlar, bebek ve çocuklar için önemli riskleri de beraberinde getiriyor.

Bebeklerin birkaç santimetre derinliğinde suda boğulabileceğini unutmayın. Bu nedenle içi su dolu küvet, leğen veya kovaları boş tutun.

Bebek ve küçük çocuklar yıkanırken kapı veya telefona cevap vermek için onları yalnız bırakmayın.

Bütün ilaç, kimyasal temizlik maddelerini ulaşamayacakları yerlerde ve orijinal kaplarda saklayın. Su, süt, yoğurt kaplarını bu maddelerin saklanması için kullanmayın.

Evinizde zehirli bitki bulundurmayın.

Hava gazı ve soba zehirlenmelerine karşı önlemlerinizi alın. Özellikle geceleyin, sobanızı yaktıktan sonra bebek ve çocuklarınızı, soba yanan odada uyumaya bırakmayın. Soba boru ve bacalarını düzenli olarak temizletin ve rüzgarlı havalarda çok daha dikkatli olun.

Eğer varsa, evdeki ateşli silahları çocukların ulaşamayacağı yerlere koyun. Çocukların, silahın varlığından bile haberi olmasın. Silahı, kesinlikle çocukların yanında temizlemeyin. Kurşunları, silahtan ayrı saklayın.

112 ACİL SERVİSE GELEN İHBARLARDAN BAZILARI

Çocuğum nefes alamıyor, yüzünde morarma var ne yapmam lazım?

Çocuklarım galiba sobadan zehirlendi, ayakta duramıyorlar. Kızımı ise uyandırmaya çalışıyorum ama uyanmıyor.

Çocuğumun bacağı birdenbire ters döndü ne yapmam lazım?

Kızımın burnuna boncuk kaçtı, nefesi çıkmıyor.

1 yaşındaki oğlum 100 bin lira yuttu, ayaklarından tutup sallıyorum ama çıkmıyor.

Aksiyon

Genç Odası Tasarımı Space

Orpak Modüler Mobilya; bebek, genç ve yetişkin yatak odaları ile tekil mobilyalar üreterek sektöre farklı açı getirmeyi amaçlıyor. Baby Club serisi ile bebeklere, Teen Club ile gençlere, Family Club ile de yetişkinlere yönelik yatak odası takımları üretirken Feast Line adı altında da yemek odası takımlarını tüketicilerin beğenisine sunuyor.

Orpak’ta var olan modellerin yanı sıra, 2006 koleksiyonunda özellikle genç kızları ve genç beyleri sevindirecek birbirinden renkli modeller, ön plana çıkan ürünler arasında. Orpak Modüler Mobilya yeni genç odası “space’i erkek müşterilerinin beğenisine sunuyor. Uzay konseptiyle hazırlanan takımın yatak, çalışma masası, dolap ve kitaplıktan oluşan parçaları sanki uzaydan gelmiş gibi. Kızlar için tasarlanan mobilya da kalplerle bezeli ve pembe ve. Takım iki kapılı dolap, karyola, komodin, kitaplık, çalışma masası, cibinlik ve şifonyerden oluşuyor.

Mobilyaların üretiminde ise MDF kullanılıyor.

Mobilyada Kadın Modası

‘Biz mobilyacıyız; ama uluslararası hazır giyim ve moda fuarlarını mutlaka izleriz. Bizim için her sezon, özellikle bayan giyiminde kullanılan renkler, figürler ve desenler önemlidir. Çünkü mobilya kadın giyimindeki trendlerden doğrudan etkilenen bir sektör.’ ALFEMO Genel Müdürü Ramazan Davulcuoğlu’nun bu sözleri, mobilya sektöründeki değişimi gözler önüne seriyor aslında. Eskiden olduğu gibi evladiyelik; yani bir ömür kullanılacak mobilya alınmıyor artık. Gelir düzeylerindeki artış, bunan bağlı olarak sosyo-kültürel gelişim, mobilya değiştirme hızını etkiliyor. Hatta mobilyayı moda kavramıyla tanıştırıyor.

Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de mobilya tüketiminde son sözün kadınlara ait olması, üreticileri farklı arayışlara yöneltiyor. ALFEMO Mobilya’nın, kadın giyim alışkanlıklarını izleme ve oradaki akımları koleksiyonlarına yansıtma çabası boşuna değil. Atölye tipi üretimden yola çıkan, fabrikasyonla da dünyaya açılan Türk mobilya sektörü, özgün ve sezonluk tasarımlarla markalaşma trendini başarıyla sürdürüyor. Bu kulvarda bir yerlere gelmek için sadece mobilya sektörünü izlemek yetmiyor; tüketici davranışlarını iyi gözlemlemek, kadın modasını güncel şekliyle bilmek ve bunu üretime yansıtabilmek, başarıya götüren önemli ayrıntılar haline geldi artık.

Bugün Türkiye’nin en başarılı mobilya markalarından olan ALFEMO’nun arkasında üç yetim kardeşin, yani Ali, Ramazan ve Şaban Davulcuoğlu’nun ilginç hikâyesi var. Yeşildağ perakende mağazalarının kurucusu olan baba Yusuf Davulcuoğlu’nun 1976’daki vefatı, onları çocukluklarında iş hayatıyla tanıştırmış. 16 yaşındaki büyük ağabey Ali Davulcuoğlu, işin başına geçerken kardeşleri okuldan artakalan zamanlarda ona omuz vermiş.

HAMALLIK VE PAZARLAMAYI BİRLİKTE YAPTILAR

O günlerin hikâyesini dinlerken, bu genç markanın öyküsünün ne kadar zorlu şartlarda başladığı bütün cesametiyle anlaşılıyor. Sabahları satış yapan Ali Bey, kardeşleri okuldan geldikten sonra teslimata gidermiş. Üç kardeş yıllarca hem pazarlamacılık hem de hamallığı beraber yürütmekten gocunmamış. Ramazan Bey, “İşe başladıktan ancak 5-6 yıl sonra eleman alabildik. Buna rağmen çabamıza değdi, ALFEMO’nun yanı sıra Yeşildağ bugün 13 mağazalık bir perakende zinciri oldu.” diyor. Halen Ali ve Ramazan Davulcuoğlu ALFEMO’yu yönetirken, mağazalar ise küçük kardeş Şaban Davulcuoğlu’nun kontrolünde.

Sadece 10 yıllık bir geçmişi olan ALFEMO’nun, kısa sürede tanınmasının ardında perakendecilikteki bu deneyimin önemli rolü olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ramazan Davulcuoğlu, “Müşteri odaklı olmayı mağazacılıktan öğrendik. İyi bir sanayici ve tüccar olmak gerekli; ama müşteri ne ister, bunu bilip müşteri adına empati yapıp, bütün iş süreçlerimizi müşteri memnuniyetine göre kurgulayabilmek önemli. O da mağazacılıktan gelen bir tecrübe.” diyor. Günümüzdeki mobilyacılık anlayışında iyi üretim yapmak yeterli olmuyor. Tanıtım ve reklâm, markaya yapılacak yatırım, işin vazgeçilmezleri arasında.

İzmir Torbalı’da dev tesislerde üretim yapan ALFEMO’nun çıkış hikâyesi, yaylı yatak işiyle başlıyor. Büyük bir yatak üreticisinin Ege Bölge bayiliğini alan Davulcuoğlu kardeşler, bu marka için üretim yapar. 1992-1996 arası, Türkiye’nin mobilyada öne çıktığı, kanepelerin yerini çekyat ve oturma gruplarının almaya başladığı yıllardır. Ramazan Bey, “O dönem sektörü hem içeride hem dışarıda iyi izledik ve modüler mobilyanın geleceği olduğunu görerek bu alanda yatırım kararı aldık. ALFEMO bir modüler mobilya üreticisi olarak 1997’de kuruldu ve 98’de üretime başladı.” diyerek ‘doğuş hikâyesini’ kısaca özetliyor.

Türkiye’de geleneksel mobilya üreticisi çok fazla; ancak modülerde fazla üretici yok. Modüler, “klasik mobilyada farklı ve özgün tasarımları içeren, modern mobilya” anlamına geliyor. Panelden üretildiği için panel mobilya da denilen modüler mobilya, modül modül satılabiliyor. Üretimden tasarıma kadar kendine özgü bir tarzı olan ALFEMO alt markalarla da çalışıyor. Şirketin halı markası olan Carpet Land gibi.

MARKA İŞÇİLİĞİ

ALFEMO, 1999’da İtalya ile yaşanan krizden etkilenen ve İtalyan sanılan markalardan. Bunun sebebi, isminin yaptırdığı çağrışım ve ürün yelpazesindeki İtalyan esintileri. Oysa ALFEMO, üzerinde uzun zaman çalışılmış, avantajları ve dezavantajları iyi hesaplanmış ve Türkiye’de görülmemiş bir titizlikle ortaya çıkarılmış bir marka ismi. Ülkemizde marka yatırımı yapan birçok sanayicinin atladığı ayrıntıları hesaplayarak markalarını belirlemiş Davulcuoğlu kardeşler. Ç ve ş gibi uluslararası alanda zorluk çıkaran harfler içeren markalardan çok çeken sanayicilerin düştüğü sıkıntıya düşmek istememişler. Mobilya tüketiminde son kararı kadınlar verdiği için, ismin feminen çağrışımı olması, ağzı doldurması, dış pazarlarda sorun çıkarmaması; ancak doğrudan da yabancı bir isim olmaması, hep inceden inceye planlanmış ayrıntılar. Bütün bu çalışmalar, İstanbul merkezli büyük bir ajansın kontrolünde gerçekleşmiş.

Dünyadaki mobilya pazarının toplam büyüklüğü 250 milyar dolar. Türkiye’deki rakam ise 4-5 milyar dolar civarında; ancak kayıt dışılığın fazlalığı, gerçek rakamların bilinmesini engelliyor. Türkiye’deki pazar büyüklüğünde fabrikasyon üretimin yüzde 50’yi bile bulmaması, bu sektörün en azından yarısının, halen atölye tarzı üretimle yola devam ettiğinin göstergelerinden. Türk mobilyacılar için iyi bir pazar olan Almanya’da kişi başına yıllık mobilya tüketimi 350-400 Avro civarında. Türkiye’deki rakam ise 40-50 Avro. Avrupa’nın satın alma gücü yüksek olmasına rağmen, yaşlı ve doymuş bir nüfus var. Buna rağmen tüketim bizimle kıyaslanmayacak oranda fazla.

EVLİLİK SEKTÖRÜ ONLARDAN SORULUYOR!

Mobilyacıların en ciddi takip ettiği konu, kuşkusuz evlilikler. Hatta bu alandaki istatistiklere bile hâkimler. Diğer bir önemli konu ise gayrimenkul alım ve satımları. Çünkü her yeni ev sahibi, mobilyacılar için potansiyel müşteri. Ramazan Davulcuoğlu hemen kendilerini yakından ilgilendiren istatistiklerden bahsediyor: “Türkiye’de yılda 500 bin evlilik gerçekleşiyor. 2006’da ise bu rakam 600 bini bulacak. Geçen yıl Türkiye’de 1,5 milyon gayri menkul alım satımı yapıldı.”

Davulcuoğlu’na göre bu rakamlar, iç pazar anlamında da Türkiye’nin önünün açık olduğunun göstergesi. Bunlara bir de her geçen yıl büyüyen ‘yenileme pazarını’ eklemek gerekiyor. Çünkü Türkiye’de mobilya değiştirme süresi 5 yıla kadar indi. Mobilya eskisine göre çok daha hızlı tüketilen bir ürün artık. Dış pazarlar ise büyümeye devam ediyor. 2005 yılını 800 milyon dolar ihracat ile kapatan sektörün bu yıl 1 milyar doları aşması bekleniyor.

“Sektörün en önemli sorunu nedir?” denildiğinde ise Ramazan Davulcuoğlu sözü hemen tasarıma ve taklit ürünlere getiriyor. Şu ifadeleri manidar: “Tekstil ve hazır giyimde Türkiye’nin yaşadığı sıkıntıları bu sektörde de yaşamamak için tasarım çok önemli.” Çünkü tasarım doğru yapıldığında, bu, markalaşma için büyük fırsatlar doğuruyor. Markalaşmak ise satılan malın katma değerinin yükselmesi demek. Mobilya sektöründe halen büyük firmalar tasarım odaklı çalışıyor, hatta bazılarının tasarım ekipleri var. ALFEMO’da ise tasarım ve AR-GE hayati öneme sahip. Bu sebeple AR-GE direktörlüğü kurulmuş.

HAYAT FABRİKASYONA GELMİYOR

İnsanların sürekli farklılık aradığını ve bu ihtiyaçlara en hızlı ve kaliteli cevabı veren üreticinin kazanacağını belirten Davulcuoğlu şöyle devam ediyor: “Fabrikasyon üretim önemli; ama hayat fabrikasyona gelmiyor. İnsanlar farklılık arıyor. Toplumun beklentileri daha farklı artık. Sadece dış pazar değil iç pazarda da farklılaşma önemli bir kavram.” Oysa sektörde halen fiyata dayalı rekabet var; ucuz ürünlerle ciddi pazar kapma yarışı yaşanıyor. Bu da firmaların geleceği adına olumsuz bir gelişme olarak kayıtlara geçiyor.

Davulcuoğlu’na göre sektörün diğer bir sorunu ise KDV oranlarının yüksekliği. Bunu kayıt dışılığı besleyen unsurlardan biri olarak değerlendiriyor. KDV indirimi yapılacak olursa, maliyenin oradan kaybettiği rakamı, kayıt içine alacağı işletmelerle rahatlıkla kapatabileceği görüşünde. KDV yüksek olunca faturasız satış oranı da yükseliyor ve bu durum en fazla işi kitabına uygun yapan üreticileri vuruyor. Geçen yılı 100 milyon YTL ciro ile kapatan ALFEMO, yurtdışındaki mağaza ağını da her geçen gün büyütüyor. İran ve Romanya’da şimdiden 20’şer mağazaya ulaşmış şirket. Sırada ise İsviçre ve Azerbaycan var. Davulcuoğlu, “Yurtdışında hızlı değil; ama sağlam adımlarda mağazalaşmaya devam edeceğiz” diyor.

Aksiyon

Hintli Hindistan Dekorasyonu

Hindistan ve Güneydoğu Asya’dan getirilen, Hint motifleriyle süslenmiş el dokuması, ipek, pamuklu ve keten kumaşlardan yapılan şalların yanı sıra kemer, kaftan, sabahlık, ev elbiseleri ayrıca değişik ev eşyalarının da yer aldığı birçok ürünü Indian Summer mağazasında bulabilirsiniz.
Mağazada satışa sunulan ürünlerin en önemli özelliği ise tek olması. Geçtiğimiz yıl sonunda Judy Akavi tarafından Nişantaşı Maçka’da açılan Indian Summer mağazasında el yapımı cashmere şallar, gece çantaları, renkli boncuklarla süslenmiş kemerler ile zümrüt gibi değerli taşlarla bezenmiş altın küpeleri de bulmak mümkün.
Ayrıca Hint motifleriyle süslü ipek, keten kumaşlardan yapılan ev eşyaları, yastık, yorgan, amerikan servis gibi A’dan Z’ye her şeyi bulabileceğiniz mağaza, sevdiklerinize hediye almak istediğinizde de ‘özel’ alternatifler sunuyor. Indian Summer, Hindistan ve

Güneydoğu Asya’ya özgü tarzda yaptığı özel sunum ve paketlemesiyle de göz dolduruyor. Renkli kâğıtlara özenle sardığı her ürünü daha sonradan çanta olarak da kullanılabilecek sepetlere koyarak müşterinin beğenisine sunuyor. Değerli taşlarla süslenmiş küpeler 240-1800 YTL. Şallar ve fularlar 45-480, kemerler 75- 325, ev elbiseleri ve sabahlıklar 65-125, ipek kaftanlar 550 YTL. Duvar aynaları 590-690, şifonyer üzerine konulan ayaklı aynalar 250, yorganlar 70-250 YTL.

Aksiyon

Türk Ofis Mobilyaları Dünya Piyasasında

Kategorisi: Mobilya | 2 Yorumlar

Türkiye’nin ofis mobilyaları konusunda ilk 5 arasında olduğunu ifade eden Kartal, “ABD, İtalya, Almanya ve İspanya’dan sonra Türkiye gelmekte.

Türkiye özellikle son 2 yılda ofis mobilyaları sektöründeki müthiş atağıyla inanılmaz bir çıkış yaşıyor. Bu çıkışın sebepleri hakkında görüşlerini aldığımız sektörün önde gelen isimlerinden Asil Ahşap Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Kartal, çıkışın en önemli sebebini kullanılan teknoloji ve ürünlerin zamanında teslim edilmesi olarak özetliyor.

Son zamanlarda Malezya da bu sektörün önemli ülkeleri arasına girmiştir. Yakın bir zamanda ciddi bir tehlike Çin olabilir. Özellikle oradaki maliyetlerin çok düşük olması bizi ve diğer tüm ülkeleri olumsuz etkileyebilir” diyor.

Kendi stiline göre Axis

Asil Ahşap firmasının en genç markası olan Axis’in, farklı çizgisiyle sektöre yeni bir soluk getirdiğini belirten Dursun Kartal, “Bir kişinin hangi Axis modeli aldığına ve beğendiğine bakarak kişiliğiyle ilgili ipuçları elde etmek mümkün.

Axis birbirine zıt görülen maddeleri de sanatsal bir bakış açısıyla ele alıp harmanlamış ve ortaya ilginç ürünler çıkmış. Yatırımları hakkında da bilgi veren Kartal, 5 bin metrekare büyüklüğündeki fabrikayı genişletmeyi hedeflediklerini belirtiyor. Ayrıca Dursun Kartal Axis’in yeni hedeflerinin Antalya, Ankara, İzmir ve Trabzon gibi büyükşehirlerde yeni showroom’lar açmak olduğunu ifade ediyor.

Ekonomik krizden çok fazla etkilenmediklerinin altını çizen Kartal, “Bizim öngörümüz ve hedefimiz ihracat gücümüzü süratle artırarak iç piyaslardaki daralmadan en az etkilenmektir.

Esasında bu kriz bizi daha hızlı ihracata yönlendirmesi açısından belki de hayırlı olmuştur. Her şeye rağmen krizin bütçelerimizi daralttığını da inkar edemeyiz. Biz Axis’te çalışan personelimizin hiçbirini kriz sebebiyle işten çıkarmadık” diyor.

Modern Bit Pazarı Eskidji

Kategorisi: Magazin | 1 Comment

Istanbul Yenibosna ’daki Eskidji Bit Pazarı, kapsamlı bir alışveriş merkezine dönüşüyor.

Elektronik eşyadan mobilya, kıyafet ve bilgisayara; beyaz eşyadan hediyelik ürünlere, otomobil ve müzik sistemlerine kadar birçok ürün kredi kartına farklı taksit seçenekleriyle piyasa değerinin epey altında tüketiciye sunuluyor.

Topkapı Füze Çarşısı esnafı da burada hizmet vermeye başladı.

Kapalı, modern ortamda faaliyetlerini sürdüren çarşıda çocuklar için eğlence alanları, büfeler ve bin araçlık ücretsiz otopark bulunuyor. Nezih bir ortamda kışın üşümeden, yazın terlemeden alışveriş imkanı sunan mekan, ‘Modern Ucuzluk Merkezi’ olarak anılıyor.

21 bin dönüm alanda kurulu 670 mağazanın bulunduğu merkez hafta içi sabah 10.00 ile akşam 19.00, hafta sonu 10.00 ile 22.00 arasında açık.

Çekyat üreticilerimiz dünya pazarında

ÇOCUK VE KADINLARIN ETKİSİ

Mobilya üreticilerinin son yıllarda tüketimdeki etkilerini keşfettiği iki grup, kadınlar ve çocuklar. Özellikle çocuklar birçok markanın satışında etkili, baba ve annenin tercihlerini onlar yönlendiriyor. Günümüz çocukları beğendiği, sevdiği bir markayı ailesine aldırıyor. Bu gerçeği gören Çilek Mobilya, tasarladığı ürünleri önce, fabrikaya gruplar halinde getirdiği çocuklara göstererek onların fikirlerini alıyor ve üretimi buna göre şekillendiriyor. Türk halkının çocuklarına çok duyarlı olduğunu belirten Muzaffer Çilek, “Kendimde olmadı, çocuğumda olsun diyor, çocukları için para harcıyor.” diyor. Ramazan Davulcuoğlu ise yapılan araştırmaların mobilya seçiminde kadınların erkeklere oranla çok daha fazla söz sahibi olduğunu ortaya çıkardığını hatırlatıyor: “Araştırmalara göre nereden bakarsanız bakın kadının mobilya seçiminde etkisi yüzde 80-85 seviyelerinde görünüyor ki; bizler bunu dikkate alarak çözümler üretmeliyiz.”

Son yıllardaki hızlı büyüme ve gelişmesiyle dikkati çeken mobilya sektöründe, 2007 fırsatlar yılı olarak görülüyor. Yılın ilk üç ayındaki daralmaya rağmen özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlanmasından sonra işlerin açılacağını düşünen mobilyacılar, devam eden konut inşaatlarının bitmesinin de sektöre büyük hareket getireceği kanaatinde. 2 Mayıs’ta Türkiye’nin en büyük mobilya fuarında bir araya gelecek olan üreticiler, yeni ürünleri de görücüye çıkaracak.

Mobilya, diğerleri kadar öne çıkmasa da aslında ülkemizde istihdamın yükünü çeken, ihracat ve dış pazarlardaki payını her geçen gün artıran ve en hızlı büyüyen sektörlerden. Yüksek teknolojili üretime rağmen, emek yoğun olma özelliğine sahip. Sektördeki markalı üreticilerin sayısı da hızla artıyor. Bu markalar iç pazardaki etkinliklerinin yanı sıra, birçok farklı ülkede açtıkları mağazalarla da dikkati çekiyor. Üretimdeki hızlı gelişim yan sanayileri de geliştirerek, önemli bir istihdam sahası haline getiriyor. Üreticilerin bundan sonraki hedefi, sektörü Türkiye ekonomisinin lokomotifi yapmak.

ANADOLU’NUN ÇEKYAT DEVRİMİ

Mobilya üretimi aslında Anadolu insanının ilk sanayileşme tecrübelerinden. İstanbul ve Marmara Bölgesi eksenli fabrikaların dumanının tütmeye başladığı zaman dilimi, Kayseri’de ağaç doğrama işlerinin mütevazı atölyelerde yapılmaya başladığı dönemdir, aynı zamanda. Bu atölyelerin kurucuları, Kayseri, İnegöl ve Ankara gibi mobilya üretiminde öne çıkan merkezlerin ilk kuşak sanayicileri. Sektörün bugünkü iddiasının başlangıcı ise Türkiye’nin dışa açılmaya başladığı 1980’lerin sonları.

O güne kadar mobilya kavramı denilince akla sofa, sedir, kanepe gibi tek amaçlı kullanıma uygun ürünler gelirken, mobilyacıların ‘çekyat devrimi’ dedikleri çok amaçlı ürünlerin piyasaya çıkışı, günümüzdeki markalaşma, tasarım ve ihracat seviyesinin de katalizörü olur. Hem oturma hem yatmaya yarayan ve misafir ağırlama konusunda derin bir kültüre sahip Türk insanı için, hayatı kolaylaştıran en önemli icat olan çekyatlar ilk piyasaya çıkışlarının üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen, üreticilerin vazgeçilmezi unvanını koruyor bugün. Türkiye”nin en büyük mobilya üreticisi konumundaki Boydak Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Boydak’a göre çekyat evrensel bir tasarım: “Amerika’da hiç bilinmezken biz çekyatı orada pratik bir yaşam ürünü olarak pazara sunduk ve büyük beğeni topladı. İngilizcedeki adı klip klap oldu ve şimdi 800 noktada satıyoruz. Almanya’da da aynı etkiyi yaptı ve çekyata büyük talep var.”

Çekyatı dünyaya da sevdiren üreticiler, son yıllarda tüketicinin değişen alışkanlıklarına uyum sağlamak için önemli yatırımlar yapıyor. İnsanlar artık eskisi gibi ‘evladiyelik’ mobilya almıyor. Değiştirme sıklıkları 5 yıla kadar inmiş durumda. Büyük şehirlerin küçük ölçekli yaşam alanlarına uygun, kullanışlı ürünler işin diğer boyutu. Yaş gruplarına, mekânlara ve tüketici beklentilerine yönelik uzmanlaşma kadar, ihracat yaptıkları ülkelerdeki insanların beğenilerini de yakından izliyor üreticiler ve buna uygun ürün tasarlıyor. Bütün bunlar yılda yüzde 8 gibi çok hızlı bir büyüme anlamına geliyor. İşte bir yönüyle bu büyümenin getirdiği fırsatları, problemlerle birlikte yaşıyor sektör. Türkiye ekonomisindeki normalleşmenin ve makro göstergelerdeki iyileşmenin henüz tam olarak microya yani halka yansımamış olmasının sonuçlarının aslında en fazla etkilediği sektör mobilya. Evladiyelik alma dönemi geride de kalmış olsa mobilya toplumun geneli için pahalı bir yatırım ve doğal olarak işlerin yolunda gitmediği dönemde hane halkının gündemine giremiyor. Peki, sektörün temel sorunları ve çözüm önerileri neler, sorusunun cevabıyla birlikte bu dosyada, fırsatları ve sektörün geleceğini de değerlendirdik…

MOBİLYACILAR DA KDV İNDİRİMİ İSTİYOR

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne bağlı 52 sektör meclisi bulunuyor. Uzun yıllardır bünyede bulunmasına rağmen bu meclislere özellikle son bir yıldır büyük önem veriliyor. Temel hedef bu meclislerin öncülüğünde Türk sanayisinin önünü açmak, ekonominin normalleşme sürecine uyum sağlamaları yönünde katkı yapmak ve standartları uluslararası noktaya taşımak. TOBB mobilya sektör kurulu başkanı Davut Doğan, sektörün sorunlarına yönelik hazırladıkları bir raporu Başbakan’a sunacaklarını belirtiyor. Raporda ilk temas edilen husus, tekstilde olduğu gibi KDV indirimi beklentisi. Doğan, bu talebin tekstil hammaddesi kullanılan ürünler için geçerli olduğunu ve bu ürünlerdeki yüzde 18’lik KDV’nin yüzde 8’e çekilmesi gerektiğini vurguluyor.

İstihdama önemli katkısı olan sektörün çelişkisi, teknik ara eleman konusunda ciddi sıkıntı yaşaması. Bunun temel sebebi de meslek liselerine öğrenci gitmemesi. 8 yıllık kesintisiz eğitimin imam hatiplerle birlikte bütün meslek okullarını vurmasından etkilenen tek sektör mobilya değil elbette. Koç Holding’e ‘meslek lisesi memleket meselesi’ reklâmını yaptıracak kadar önemli bir problem bu ve her geçen gün iş dünyasını daha fazla etkiliyor. Hacı Boydak teknik eleman sıkıntısının had safhada olduğunu belirterek, “Meslek liselerinin yeniden tercih edilen cazip okullar haline gelmesi ülkemizin geleceği açısından hayatî önem taşıyor. Düz liseden aldığımız gençleri yetiştiremiyoruz. Zaten onlar da ilk fırsatta gidip bir alışveriş merkezinde tezgâhtar olarak çalışmayı tercih ediyor. Bu kan kaybını durdurmamız lazım” diyor. Davut Doğan ise sektör kurulunun bu konuda ilginç bir önerisinden bahsediyor: “Şu anda meslek lisesinde okumanın cazibesi yok. Cazip hale getirmek için, askerlik avantajı da dâhil olmak üzere bir dizi öneride bulunuyoruz. Burada okuyanlara daha kısa bir askerlik imkânı verilebilir. Devlet burs da verebilir. Türkiye’de binlerce gencin sırf askerlik avantajı için yüksek öğretime devam ettiğini unutmamak lazım.”

Mobilya Sanayicileri Derneği Başkanı Memduh Boydak, bu iki önemli soruna birkaç ilave daha yapıyor. Aynen meslek liseleri gibi bütün iş kollarını vuran diğer bir sorun istihdam üzerindeki vergi yükü. Bu meseleyi herkesin konuştuğu halde çözüm noktasında bir türlü harekete geçilemediğinden dert yanan Boydak, bu vergiler uluslararası standartlara çekilmediği sürece sektördeki kayıt dışının süreceği ve üreticilerin küresel pazarda rekabet edemez hale geleceği uyarısını yapıyor. Türkiye’de 500 lira ücret alan bir çalışanın işverene maliyeti 1400 YTL’yi buluyor. Boydak, geçtiğimiz yılın OECD verilerine göre Türkiye’nin istihdam vergilerinde dünya şampiyonu olduğunu hatırlatarak, bunun sanayicileri yeni işçi alımı konusunda çok temkinli davranmaya sevk ettiğine ve düzelen ekonomiye rağmen istihdamın artmadığına dikkati çekiyor. Yani az kişiye çok iş yaptırılıyor. Firma istihdam yerine sürekli verimliliğe yükleniyor. Bu durum kayıt dışını besliyor, kayıt dışı da haksız rekabeti… Döviz kurlarının düşük gitmesi de ihracatçının diğer bir ortak sorunu. Müşteri kaybetmemek için önceki bağlantılarına sadık kalan ihracatçılar, yüzde 10 kâr planlayarak yaptığı anlaşmadan, şimdi yüzde 15 zarar ediyor.

TEKSTİLDEKİ KRİZ BİZE DERS OLDU

Sorunlardan bahsetmişken dikkatlerden kaçan ancak sektörü olumsuz etkileyen iki önemli noktaya daha temas etmek gerekiyor. Bunlardan birincisi taklit ürünler. Tasarım ekibi istihdam etmeyen birçok küçük üretici, büyük şirketlerin ciddi yatırımla ortaya çıkardığı özgün tasarımların aynısını süratle üreterek, pazara sunuyor ve istedikleri gibi fiyat kırarak haksız rekabete yol açıyor. Bunun için denetimlerin sıklaştırılması ve bu tip firmalara ağır yaptırımlar getirilmesi şart. Gözlerden kaçan ikinci önemli sorun, sektördeki navlun (taşıma) maliyetlerinin yüksekliği. Büyük hacimli mamul üreten mobilyacılar, özellikle ihracatta çok yüksek taşıma bedelleri ödüyor. Örneğin, Rusya’ya gidecek bir TIR 20 bin dolara doldurulurken, 6 bin dolar taşıma ücreti ödeniyor.

Mobilya sektöründe, irili ufaklı üreticiler ve perakende mağazalarla beraber 60 bin şirket bulunuyor. 170 ülkeye ihracat yapan sektör, 6 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip. Yıllık ihracat ise 1 milyar doları buluyor. Hızla büyüyen sektör üreticiler için büyük fırsatları da beraberinde getiriyor. Memduh Boydak’a göre değişen tüketici alışkanlıkları üreticiler için en büyük fırsat: “Mobilya değiştirme sıklığı artıyor. Eskiden insanlar sadece ihtiyaçlarını alırken şimdi zevk ve tatmin de satın alıyor. Ayrıca Türkiye’nin etrafında, uçakla 3 saat mesafede 1,5 milyar nüfus yaşıyor. İşini iyi yapan üreticiler için bu büyük bir dış pazar imkânıdır. Maalesef sektörde henüz dış pazarlardaki bu imkânları değerlendirebilecek oyuncu sayısı az. MOSDER’in bir misyonu da, sektörün biraz daha kurumsallaşması ve dış pazarlara yönelebilmesidir.”

Hacı Boydak, üç saatlik mesafedeki 1,5 milyarlık pazar meselesine bir ekleme yaparak, son yıllarda komşu ülkelerle siyasi düzlemde kurulan dostane ilişkilerin doğrudan ticarete yansıdığına işaret ediyor. “Yunanistan’da eskiden İstikbal markasıyla mal satmak hayaldi, şimdi 16 mağazamız var. Yakında yenileri de açılacak.” diyen Boydak, inşaatı devam eden 1 milyona yakın konutun sahiplerine devredilmesiyle birlikte sektörde ciddi hareketlenme yaşanacağı kanaatinde.

Çilek Mobilya Genel Müdürü Muzaffer Çilek, tam bu noktada tekstilde yaşanan krize atıf yaparak, “Hazır giyim sektöründe markalaşma geç başladı, fasonculuk uzun sürdü. Şimdi bu gecikmenin sancıları yaşanıyor. Mobilya sektörü daha az fasonculukla çalışan ve markalaşmaya daha önce başlayan bir sektör. Bu fırsatı iyi kullanmak lazım.” diyor. Tüketici alışkanlıkları konusuna da bir ekleme yapan Çilek, günümüz insanının artık evde daha fazla vakit geçirmek istediğine işaret ederek, bu sebeple evlerin iç dizaynına daha fazla önem vermeye başladığını söylüyor: “Klasik mobilyaya çocuk, genç ve çalışma odalarıyla, banyo ve mutfak mobilyaları da eklendi. Mobilya kavramı yerini ev modasına bırakıyor. Türk halkı zevkleri gelişmiş bir halktır, o açıdan evini kendi dekore etmeyi sever. Üretimdeki çeşitlilik bu açıdan da büyük ilgi görüyor.”

ÖZGÜN TASARIM MALİYETİ DÜŞÜRÜR

Son yıllarda sektörde özgün tasarımlar noktasında ciddi atılımlar yaşanıyor. Büyük firmaların başlattığı tasarım ve Ar-Ge ekibi kurma çalışmaları yavaş yavaş sektör geneline yayılıyor. MOSDER’in, çeşitli üniversitelerle birlikte üç yıldır düzenlediği ‘ev mobilyası tasarım yarışmalarına’ bu işe meraklı gençler büyük ilgi gösteriyor. Derece alan tasarımlar, kendi standartlarına uygun bulan firmalar tarafından üretim sürecine de sokulabiliyor. Sadece 0-24 yaş aralığına yönelik ürünleri ve özgün tasarımlarıyla dikkati çeken Çilek Mobilya’nın Genel Müdürü Muzaffer Çilek, “Özgün tasarım çok önemli. Rekabet edebilmek için de şart. Bu hem maliyetleri düşürüyor hem daha yüksek fiyata satış imkânı veriyor.” diyor. MOSDER’in ev mobilyasına yönelik tasarım yarışmasını, çocuk mobilyasına uyarlayan Çilek, Yaratıcı Çocuklar Derneği ve Mimar Sinan Üniversitesi ile birlikte çocuk odası tasarım yarışmaları düzenliyor. 5-14 yaş arası çocukların katıldığı bu yarışmadaki başarılı projeler daha sonra üretim süreçlerinde değerlendiriliyor.

Hacı Boydak’a göre özgün tasarımlar kadar sektörün dünyadaki yenilikleri sürekli izlemesi, uluslararası fuarlarda bulunması da çok önemli: “Hem sürekli değişen modayı iyi izlemek, hem de sektördeki teknik yenilikleri hemen tespit edip kendi işinde kullanmak gerekiyor. Bunları yapmadan dünya ile rekabet edemeyiz.” İthalata bağımlı olmadığı için katma değeri yüksek bir sektör olan mobilyanın diğer bir özelliği de hammadde ve kullanılan malzemenin maliyeti ile iyi tasarımlı bir ürünün fiyatı arasındaki ciddi fark. Bu özellik ülke ekonomisinin büyümesi için etkili bir faktör.

Tasarım noktasındaki bilinçlenmenin sevindirici olduğunu söyleyen ALFEMO Mobilya Genel Müdürü Ramazan Davulcuoğlu, markalaşma konusunda temkinli. Pazar araştırması yapmadan herkesin marka olma sevdasına düşmesini eleştiriyor: “Marka olma birçok beceriyi bir araya getirebilmeye bağlı. Bu ayrıntı ihmal edilerek markalaşma yoluna gidiliyor. Ayrıca sektörün yan sanayiciye de şiddetle ihtiyacı var.”

Davulcuoğlu’nun altını çizdiği yan sanayi meselesi de, sektör adına önemli ve üzerinde durulması gereken bir konu. Üretimdeki hızlı gelişme, tasarım ve markalaşma yan sanayiye olan ihtiyacı daha da arttırıyor. Artık pek çok sektör ürünlerinde kullandığı malzemeyi diğer firmalara ürettiriyor. Yan sanayiye yönelen firmalar da farklı kollarda uzmanlaşıyor. Okandan Cam, büyük üreticilerin mobilyalarında kullandığı cam malzemesini üreten bir firma. Şirket Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Okandan, üreticilerin kırılmayan veya kırıldığında insan vücuduna zarar vermeyecek cam ürünleri tercih ettiğini belirtiyor. Camın artık modern mobilya tasarımlarının vazgeçilmezi haline geldiğini vurgulayarak, “Sürekli tasarımlarını geliştiren büyük üreticiler her türlü ebat ve farklı renklerde cam talep ediyor. Bu açıdan sürekli üretimimizi geliştiriyoruz ve talebe yetişmekte zorlanıyoruz” diyor. Okandan cam sektördeki büyümenin nasıl yeni iş kolları ve istihdam alanları oluşturduğunun en güzel örneği.

Sonuç olarak mobilya, her geçen gün büyüyen ekonominin yükselen aktörlerinden. Reel sektörün yakaladığı ivmeye hükümet de sahip çıkarsa, mobilyacılar Başbakan Erdoğan’ın 10 bin dolar millî gelir hedefinin önemli taşıyıcılarından olabilir.

AVRUPA SERT AMERİKA POFUDUK SEVİYOR

Mobilya tüketimindeki alışkanlıklar coğrafyalara göre farklılık gösteriyor. Her kültür kendi beğenisine uygun ürünler talep ediyor. İhracatçı firmaların dış pazardaki başarısı, bu beğenilere hitap edebilmekten geçiyor. Özellikle tasarımda, renk ve desenlerde dünyadaki ilgiler çok farklı, tabii ölçüler de. Bazı ülkelerdeki mobilya ölçüleri birbirinden çok ayrılıyor ve bunu dikkate almayan üreticinin o pazarda başarı şansı yok. Hacı Boydak, Avrupa’da oturumu sert mobilyalar satılırken, Amerika’da pofuduk diye tabir edilen yumuşak ürünlerin ilgi gördüğünü söylüyor. Toplumsal alışkanlıkları iyi bilmek de önemli bir pazarlama stratejisi; ancak Boydak, bazı tasarımların evrensel özelliklere sahip olmasının da önemine dikkat çekiyor; çekyatlarda olduğu gibi… İnsanların hayatını kolaylaştıran ergonomik, estetik ve ekonomik ürünlerin her dönem pazar bulma şansı yüksek.

Muzaffer Çilek, yurtdışına açılacak firmaların dikkat edeceği en önemli konunun, o ülkenin mobilya üzerine belirlediği teknik standartları iyi öğrenmek olduğunun altını çiziyor. İkinci önemli konu ise ölçüler. Kimi ülkelerde daha minyon, kimi ülkelerde daha geniş ölçüler talep görüyor. Örnek vermek gerekirse, Arap ülkeleri ve Avrupa’da geniş karyola ve gardıroplar, Kore ve Japonya’da ise daha dar ölçüler tercih ediliyor.

Kaynak: Aksiyon Dergisi

Mobilyalar Sergisi

Sergi, yeni ofis mobilyalarıyla birlikte, kavramsal sanatın çeşitli örneklerini de barındırıyor; vardığımız her evrenin kabulleri, kabullerin de redleri içinde barındırdığını, bu çatışmanın değişimi belirleyeceğini söylüyor. De Stjil hareketinin kurucusu Theo Van Doesburg, fotoğraf ve resmi birarada kullanan Man Ray, sanatta herkesin potansiyel katılımcı olduğunu düşünen Joseph Beuys ve daha pek çok sanatçının söyleyecek bir sözü var bu sergide.

Koleksiyon’un sahibi Faruk Malhan, kalemle 25 yıllık dövüşünün sonunda bu noktaya gelmiş: Saflık, sadelik… Bu, yarattığı ofis mobilyalarının, şık, işlevsel, hafif, sağlıklı ve ekolojik olmalarını engellemiyor. Yığılmış, kara kuru ofislerden, spagetti gibi kablo yığınlarından çok uzakta, insanın ruhunu dinlendiren havaları var. Koleksiyon içinde pek çok yeniyi de barındırıyor. Bir kere böyle ‘‘kavramsal’’ bir sergiyle tanıtım Türkiye’de ilk kez yapılıyor. Tasarımların ölçüleri ve geometrileri çok yeni. Ayrıca kalıpları, sadece bu koleksiyon için özel olarak yine aynı tasarımcı ekip tarafından üretilmiş. Faruk Malhan, yeni koleksiyonuyla ilgili sorularımızı cevapladı.

Yeni mobilya koleksiyonunuzu, birçok felsefi, sanatsal metnin yeraldığı kavramsal bir sergiyle sunmayı neden seçtiniz?

- Belli bir birikimin ve fikir oluşumlarının, yaratıcı sürecin, özellikle 1900′lerden itibaren toplumda ne kadar yer aldığını anlatmak istedim. Burada yaptığımız bizim dehamızın ürünü değil, bugüne kadar yaratılmış şeylerin toplamı. Sunduğumuz ürünlerin altında yatan bir minimumlar manzumesi var. Kelimelerle anlatmak zor ama bana göre işin şiirsel bir tarafı bulunuyor. Bundan minimalizm modasını kastetmiyorum. Anlatmaya çalıştığım, çağın başında ‘‘az çoktur’’ diye ortaya çıkan ve bunun üzerine bir mimari, sanat, hatta bir toplum inşa etmeye çalışan düşünceler, düşler olmuş. Ürünün üzerindeki kalabalığın azalması, dekoratif ürünlerin kalkması, estetiğin yalnız fonksiyonla ve yapıyla olması, süslemenin estetik olmaması, bu ürünün ana hatlarını oluşturuyor.

Mesaj nedir burada?

- Koleksiyon’un düşüncesinde olan dünya kaynaklarını az kullanmak, hırpalamamak. Bu bir boyutu. Bir başka boyutu ise her eklediğimiz bir miktar daha ağırlaştırıyor yaptığımız işi. Evlerde çok görüyoruz bunu, biz kayboluyoruz o mobilyanın içinde. Oysa sadeleşmiş, basitleşmiş haliyle varoluş diye bir şey var.

Siddhartha’nın sergiye adını vermesi de bu safa, sadeye ulaşma düşüncesinden dolayı herhalde?

- Siddhartha bir Hint mitolojisi kahramanı. Saraydaki çocuk, süslü maddi bir dünya içindedir. Ama bu dünyanın sanal olduğuna inanır, kaçar. Fakirliğe, kötülüklere, karışır, her türlü dünyevi beğeninin, hazzın içinden geçer. Uzun bir yolculuk içinde arınır. Belli bir saflığa doğru gider, Buda sürecine girer. Koleksiyona bir isim koymamız gerekiyordu; bu sadelikten yola çıkarak Siddhartha koyduk.

‘‘Varoluşun en saf hali’’, bir ofis mobilyasında nasıl oluşabiliyor?

- Bir küçük çocuğa bir masa çizdirin, onun çizdiği şeydir masa. Fazlası değil. Bir masanın varoluşunun en saf hali yani. Bizim masamız bu işte.

Peki Zen Yolu’yla ofis mobilyasının ilişkisi nasıl doğuyor?

- Zen Yolu, bir Japon şairin 16. yüzyılda yazdığı bir şiir (Gel, gidip/yağan karı seyredelim/üzerinde yuvarlandığımız). Ne kadar sade! Ondan sonra kimler çıktı, neler yazdı. Ama o şiirin bu kadar ‘‘az’’ olması ve kendini iyi bir etkiyle koruması çok önemli. İlişki böyle kuruldu.

SÜS ÜRÜNÜN İÇİNİ BOŞALTIR

Mesleki olarak nasıl geliniyor bu sadelik duygusuna?

- Mimarlık okurken, temel derslerimizden biri temel tasarımdı. Orada hep söylenen ‘‘less is more, don’t do too much’’tı (Az çoktur, daha fazlasını yapma). Biz oradan geldik. Farklı ekoller de var tabii, süslemeye dayalı.

Türkiye’de özellikle geçerli olan o süslemeler değil midir? Yani bu koleksiyon sizin için riskli görünmüyor mu?

- Evet riskli! Ama o süsleme merakı yavaş yavaş geçiyor. Ürünün içini boşaltan o süslemedir. O süslemeyi kaldırdığınızda ürünün kendisi kalır. Bizimki bir demir alma. Biz kurtuluşu kendimize dönmekte gördük. Neysek o olalım. Hiç başka türlü kurtulma çabası göstermeyelim. Yani pazara uyum göstermek, genel kabul edilen şeyleri yapmakta görmedik kurtuluşu. Ferahlamayı, açılmayı, temel değerlerimize dönmeyi seçtik. Ülkemizde belli bir beğeni düzeyi olan insanların alım güçleri sınırlı. Alım güçleri sınırsız olan insanların ise beğenileri başka yerde. Bu çatışma içinde biz alım gücüne yaklaştık. Daha uygun fiyatla daha geniş kitlelere ürün satmaya başladık. Bu yıl kriz yılı olmasına rağmen, önümüzdeki ay İzmir’de büyük bir bayi açılıyor. Gaziantep’te yeni açıldı. Eskişehir’de açıldı. Yatırımcılar bu kokuyu almasa para yatırmaz.

Bu koleksiyon anlatılırken çağın değerlerine çok vurgu yapılıyor. Bu değerler karmaşasında çağın hangi değerlerini kastediyorsunuz?

- Calvino’nun Amerika Dersleri’ndeki liste bizim için de geçerli. Bunun içinde, hız, değişim, çok görüşlülük ağır basıyor bizim için.

Bireyselleşen hayatlarda evler artık sığınak haline geldi diye düşünüyorsunuz, peki ya ofisler?

- Ofiste parametre çok. İnsanlar azalıyor ama işler yürüyor. İşin tanımı, işgücünün yapısı değişiyor; el emeğinden, bedensel koşuşturmadan daha çok düşünceye kayıyor. Araç ve gereçler değişiyor. Teybiniz küçücük, ofisteki ekranınıza dünyayı sığdırıyorsunuz. Bu değişime yanıt verebilmesi gerekir mobilyanın. Çalışanların ruhsal huzurunu ve bedensel konforunu amaçlamalı. Çevreye zarar vermemeli.

Hürriyet

Sayfalar: 1 2 3 4 5 ... 35

Dekorasyon ve Mobilya Sitemiz Wordpress altyapisini kullanmaktadir.

eXTReMe Tracker