Çekyat üreticilerimiz dünya pazarında

ÇOCUK VE KADINLARIN ETKİSİ

Mobilya üreticilerinin son yıllarda tüketimdeki etkilerini keşfettiği iki grup, kadınlar ve çocuklar. Özellikle çocuklar birçok markanın satışında etkili, baba ve annenin tercihlerini onlar yönlendiriyor. Günümüz çocukları beğendiği, sevdiği bir markayı ailesine aldırıyor. Bu gerçeği gören Çilek Mobilya, tasarladığı ürünleri önce, fabrikaya gruplar halinde getirdiği çocuklara göstererek onların fikirlerini alıyor ve üretimi buna göre şekillendiriyor. Türk halkının çocuklarına çok duyarlı olduğunu belirten Muzaffer Çilek, “Kendimde olmadı, çocuğumda olsun diyor, çocukları için para harcıyor.” diyor. Ramazan Davulcuoğlu ise yapılan araştırmaların mobilya seçiminde kadınların erkeklere oranla çok daha fazla söz sahibi olduğunu ortaya çıkardığını hatırlatıyor: “Araştırmalara göre nereden bakarsanız bakın kadının mobilya seçiminde etkisi yüzde 80-85 seviyelerinde görünüyor ki; bizler bunu dikkate alarak çözümler üretmeliyiz.”

Son yıllardaki hızlı büyüme ve gelişmesiyle dikkati çeken mobilya sektöründe, 2007 fırsatlar yılı olarak görülüyor. Yılın ilk üç ayındaki daralmaya rağmen özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlanmasından sonra işlerin açılacağını düşünen mobilyacılar, devam eden konut inşaatlarının bitmesinin de sektöre büyük hareket getireceği kanaatinde. 2 Mayıs’ta Türkiye’nin en büyük mobilya fuarında bir araya gelecek olan üreticiler, yeni ürünleri de görücüye çıkaracak.

Mobilya, diğerleri kadar öne çıkmasa da aslında ülkemizde istihdamın yükünü çeken, ihracat ve dış pazarlardaki payını her geçen gün artıran ve en hızlı büyüyen sektörlerden. Yüksek teknolojili üretime rağmen, emek yoğun olma özelliğine sahip. Sektördeki markalı üreticilerin sayısı da hızla artıyor. Bu markalar iç pazardaki etkinliklerinin yanı sıra, birçok farklı ülkede açtıkları mağazalarla da dikkati çekiyor. Üretimdeki hızlı gelişim yan sanayileri de geliştirerek, önemli bir istihdam sahası haline getiriyor. Üreticilerin bundan sonraki hedefi, sektörü Türkiye ekonomisinin lokomotifi yapmak.

ANADOLU’NUN ÇEKYAT DEVRİMİ

Mobilya üretimi aslında Anadolu insanının ilk sanayileşme tecrübelerinden. İstanbul ve Marmara Bölgesi eksenli fabrikaların dumanının tütmeye başladığı zaman dilimi, Kayseri’de ağaç doğrama işlerinin mütevazı atölyelerde yapılmaya başladığı dönemdir, aynı zamanda. Bu atölyelerin kurucuları, Kayseri, İnegöl ve Ankara gibi mobilya üretiminde öne çıkan merkezlerin ilk kuşak sanayicileri. Sektörün bugünkü iddiasının başlangıcı ise Türkiye’nin dışa açılmaya başladığı 1980’lerin sonları.

O güne kadar mobilya kavramı denilince akla sofa, sedir, kanepe gibi tek amaçlı kullanıma uygun ürünler gelirken, mobilyacıların ‘çekyat devrimi’ dedikleri çok amaçlı ürünlerin piyasaya çıkışı, günümüzdeki markalaşma, tasarım ve ihracat seviyesinin de katalizörü olur. Hem oturma hem yatmaya yarayan ve misafir ağırlama konusunda derin bir kültüre sahip Türk insanı için, hayatı kolaylaştıran en önemli icat olan çekyatlar ilk piyasaya çıkışlarının üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen, üreticilerin vazgeçilmezi unvanını koruyor bugün. Türkiye”nin en büyük mobilya üreticisi konumundaki Boydak Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Boydak’a göre çekyat evrensel bir tasarım: “Amerika’da hiç bilinmezken biz çekyatı orada pratik bir yaşam ürünü olarak pazara sunduk ve büyük beğeni topladı. İngilizcedeki adı klip klap oldu ve şimdi 800 noktada satıyoruz. Almanya’da da aynı etkiyi yaptı ve çekyata büyük talep var.”

Çekyatı dünyaya da sevdiren üreticiler, son yıllarda tüketicinin değişen alışkanlıklarına uyum sağlamak için önemli yatırımlar yapıyor. İnsanlar artık eskisi gibi ‘evladiyelik’ mobilya almıyor. Değiştirme sıklıkları 5 yıla kadar inmiş durumda. Büyük şehirlerin küçük ölçekli yaşam alanlarına uygun, kullanışlı ürünler işin diğer boyutu. Yaş gruplarına, mekânlara ve tüketici beklentilerine yönelik uzmanlaşma kadar, ihracat yaptıkları ülkelerdeki insanların beğenilerini de yakından izliyor üreticiler ve buna uygun ürün tasarlıyor. Bütün bunlar yılda yüzde 8 gibi çok hızlı bir büyüme anlamına geliyor. İşte bir yönüyle bu büyümenin getirdiği fırsatları, problemlerle birlikte yaşıyor sektör. Türkiye ekonomisindeki normalleşmenin ve makro göstergelerdeki iyileşmenin henüz tam olarak microya yani halka yansımamış olmasının sonuçlarının aslında en fazla etkilediği sektör mobilya. Evladiyelik alma dönemi geride de kalmış olsa mobilya toplumun geneli için pahalı bir yatırım ve doğal olarak işlerin yolunda gitmediği dönemde hane halkının gündemine giremiyor. Peki, sektörün temel sorunları ve çözüm önerileri neler, sorusunun cevabıyla birlikte bu dosyada, fırsatları ve sektörün geleceğini de değerlendirdik…

MOBİLYACILAR DA KDV İNDİRİMİ İSTİYOR

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne bağlı 52 sektör meclisi bulunuyor. Uzun yıllardır bünyede bulunmasına rağmen bu meclislere özellikle son bir yıldır büyük önem veriliyor. Temel hedef bu meclislerin öncülüğünde Türk sanayisinin önünü açmak, ekonominin normalleşme sürecine uyum sağlamaları yönünde katkı yapmak ve standartları uluslararası noktaya taşımak. TOBB mobilya sektör kurulu başkanı Davut Doğan, sektörün sorunlarına yönelik hazırladıkları bir raporu Başbakan’a sunacaklarını belirtiyor. Raporda ilk temas edilen husus, tekstilde olduğu gibi KDV indirimi beklentisi. Doğan, bu talebin tekstil hammaddesi kullanılan ürünler için geçerli olduğunu ve bu ürünlerdeki yüzde 18’lik KDV’nin yüzde 8’e çekilmesi gerektiğini vurguluyor.

İstihdama önemli katkısı olan sektörün çelişkisi, teknik ara eleman konusunda ciddi sıkıntı yaşaması. Bunun temel sebebi de meslek liselerine öğrenci gitmemesi. 8 yıllık kesintisiz eğitimin imam hatiplerle birlikte bütün meslek okullarını vurmasından etkilenen tek sektör mobilya değil elbette. Koç Holding’e ‘meslek lisesi memleket meselesi’ reklâmını yaptıracak kadar önemli bir problem bu ve her geçen gün iş dünyasını daha fazla etkiliyor. Hacı Boydak teknik eleman sıkıntısının had safhada olduğunu belirterek, “Meslek liselerinin yeniden tercih edilen cazip okullar haline gelmesi ülkemizin geleceği açısından hayatî önem taşıyor. Düz liseden aldığımız gençleri yetiştiremiyoruz. Zaten onlar da ilk fırsatta gidip bir alışveriş merkezinde tezgâhtar olarak çalışmayı tercih ediyor. Bu kan kaybını durdurmamız lazım” diyor. Davut Doğan ise sektör kurulunun bu konuda ilginç bir önerisinden bahsediyor: “Şu anda meslek lisesinde okumanın cazibesi yok. Cazip hale getirmek için, askerlik avantajı da dâhil olmak üzere bir dizi öneride bulunuyoruz. Burada okuyanlara daha kısa bir askerlik imkânı verilebilir. Devlet burs da verebilir. Türkiye’de binlerce gencin sırf askerlik avantajı için yüksek öğretime devam ettiğini unutmamak lazım.”

Mobilya Sanayicileri Derneği Başkanı Memduh Boydak, bu iki önemli soruna birkaç ilave daha yapıyor. Aynen meslek liseleri gibi bütün iş kollarını vuran diğer bir sorun istihdam üzerindeki vergi yükü. Bu meseleyi herkesin konuştuğu halde çözüm noktasında bir türlü harekete geçilemediğinden dert yanan Boydak, bu vergiler uluslararası standartlara çekilmediği sürece sektördeki kayıt dışının süreceği ve üreticilerin küresel pazarda rekabet edemez hale geleceği uyarısını yapıyor. Türkiye’de 500 lira ücret alan bir çalışanın işverene maliyeti 1400 YTL’yi buluyor. Boydak, geçtiğimiz yılın OECD verilerine göre Türkiye’nin istihdam vergilerinde dünya şampiyonu olduğunu hatırlatarak, bunun sanayicileri yeni işçi alımı konusunda çok temkinli davranmaya sevk ettiğine ve düzelen ekonomiye rağmen istihdamın artmadığına dikkati çekiyor. Yani az kişiye çok iş yaptırılıyor. Firma istihdam yerine sürekli verimliliğe yükleniyor. Bu durum kayıt dışını besliyor, kayıt dışı da haksız rekabeti… Döviz kurlarının düşük gitmesi de ihracatçının diğer bir ortak sorunu. Müşteri kaybetmemek için önceki bağlantılarına sadık kalan ihracatçılar, yüzde 10 kâr planlayarak yaptığı anlaşmadan, şimdi yüzde 15 zarar ediyor.

TEKSTİLDEKİ KRİZ BİZE DERS OLDU

Sorunlardan bahsetmişken dikkatlerden kaçan ancak sektörü olumsuz etkileyen iki önemli noktaya daha temas etmek gerekiyor. Bunlardan birincisi taklit ürünler. Tasarım ekibi istihdam etmeyen birçok küçük üretici, büyük şirketlerin ciddi yatırımla ortaya çıkardığı özgün tasarımların aynısını süratle üreterek, pazara sunuyor ve istedikleri gibi fiyat kırarak haksız rekabete yol açıyor. Bunun için denetimlerin sıklaştırılması ve bu tip firmalara ağır yaptırımlar getirilmesi şart. Gözlerden kaçan ikinci önemli sorun, sektördeki navlun (taşıma) maliyetlerinin yüksekliği. Büyük hacimli mamul üreten mobilyacılar, özellikle ihracatta çok yüksek taşıma bedelleri ödüyor. Örneğin, Rusya’ya gidecek bir TIR 20 bin dolara doldurulurken, 6 bin dolar taşıma ücreti ödeniyor.

Mobilya sektöründe, irili ufaklı üreticiler ve perakende mağazalarla beraber 60 bin şirket bulunuyor. 170 ülkeye ihracat yapan sektör, 6 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip. Yıllık ihracat ise 1 milyar doları buluyor. Hızla büyüyen sektör üreticiler için büyük fırsatları da beraberinde getiriyor. Memduh Boydak’a göre değişen tüketici alışkanlıkları üreticiler için en büyük fırsat: “Mobilya değiştirme sıklığı artıyor. Eskiden insanlar sadece ihtiyaçlarını alırken şimdi zevk ve tatmin de satın alıyor. Ayrıca Türkiye’nin etrafında, uçakla 3 saat mesafede 1,5 milyar nüfus yaşıyor. İşini iyi yapan üreticiler için bu büyük bir dış pazar imkânıdır. Maalesef sektörde henüz dış pazarlardaki bu imkânları değerlendirebilecek oyuncu sayısı az. MOSDER’in bir misyonu da, sektörün biraz daha kurumsallaşması ve dış pazarlara yönelebilmesidir.”

Hacı Boydak, üç saatlik mesafedeki 1,5 milyarlık pazar meselesine bir ekleme yaparak, son yıllarda komşu ülkelerle siyasi düzlemde kurulan dostane ilişkilerin doğrudan ticarete yansıdığına işaret ediyor. “Yunanistan’da eskiden İstikbal markasıyla mal satmak hayaldi, şimdi 16 mağazamız var. Yakında yenileri de açılacak.” diyen Boydak, inşaatı devam eden 1 milyona yakın konutun sahiplerine devredilmesiyle birlikte sektörde ciddi hareketlenme yaşanacağı kanaatinde.

Çilek Mobilya Genel Müdürü Muzaffer Çilek, tam bu noktada tekstilde yaşanan krize atıf yaparak, “Hazır giyim sektöründe markalaşma geç başladı, fasonculuk uzun sürdü. Şimdi bu gecikmenin sancıları yaşanıyor. Mobilya sektörü daha az fasonculukla çalışan ve markalaşmaya daha önce başlayan bir sektör. Bu fırsatı iyi kullanmak lazım.” diyor. Tüketici alışkanlıkları konusuna da bir ekleme yapan Çilek, günümüz insanının artık evde daha fazla vakit geçirmek istediğine işaret ederek, bu sebeple evlerin iç dizaynına daha fazla önem vermeye başladığını söylüyor: “Klasik mobilyaya çocuk, genç ve çalışma odalarıyla, banyo ve mutfak mobilyaları da eklendi. Mobilya kavramı yerini ev modasına bırakıyor. Türk halkı zevkleri gelişmiş bir halktır, o açıdan evini kendi dekore etmeyi sever. Üretimdeki çeşitlilik bu açıdan da büyük ilgi görüyor.”

ÖZGÜN TASARIM MALİYETİ DÜŞÜRÜR

Son yıllarda sektörde özgün tasarımlar noktasında ciddi atılımlar yaşanıyor. Büyük firmaların başlattığı tasarım ve Ar-Ge ekibi kurma çalışmaları yavaş yavaş sektör geneline yayılıyor. MOSDER’in, çeşitli üniversitelerle birlikte üç yıldır düzenlediği ‘ev mobilyası tasarım yarışmalarına’ bu işe meraklı gençler büyük ilgi gösteriyor. Derece alan tasarımlar, kendi standartlarına uygun bulan firmalar tarafından üretim sürecine de sokulabiliyor. Sadece 0-24 yaş aralığına yönelik ürünleri ve özgün tasarımlarıyla dikkati çeken Çilek Mobilya’nın Genel Müdürü Muzaffer Çilek, “Özgün tasarım çok önemli. Rekabet edebilmek için de şart. Bu hem maliyetleri düşürüyor hem daha yüksek fiyata satış imkânı veriyor.” diyor. MOSDER’in ev mobilyasına yönelik tasarım yarışmasını, çocuk mobilyasına uyarlayan Çilek, Yaratıcı Çocuklar Derneği ve Mimar Sinan Üniversitesi ile birlikte çocuk odası tasarım yarışmaları düzenliyor. 5-14 yaş arası çocukların katıldığı bu yarışmadaki başarılı projeler daha sonra üretim süreçlerinde değerlendiriliyor.

Hacı Boydak’a göre özgün tasarımlar kadar sektörün dünyadaki yenilikleri sürekli izlemesi, uluslararası fuarlarda bulunması da çok önemli: “Hem sürekli değişen modayı iyi izlemek, hem de sektördeki teknik yenilikleri hemen tespit edip kendi işinde kullanmak gerekiyor. Bunları yapmadan dünya ile rekabet edemeyiz.” İthalata bağımlı olmadığı için katma değeri yüksek bir sektör olan mobilyanın diğer bir özelliği de hammadde ve kullanılan malzemenin maliyeti ile iyi tasarımlı bir ürünün fiyatı arasındaki ciddi fark. Bu özellik ülke ekonomisinin büyümesi için etkili bir faktör.

Tasarım noktasındaki bilinçlenmenin sevindirici olduğunu söyleyen ALFEMO Mobilya Genel Müdürü Ramazan Davulcuoğlu, markalaşma konusunda temkinli. Pazar araştırması yapmadan herkesin marka olma sevdasına düşmesini eleştiriyor: “Marka olma birçok beceriyi bir araya getirebilmeye bağlı. Bu ayrıntı ihmal edilerek markalaşma yoluna gidiliyor. Ayrıca sektörün yan sanayiciye de şiddetle ihtiyacı var.”

Davulcuoğlu’nun altını çizdiği yan sanayi meselesi de, sektör adına önemli ve üzerinde durulması gereken bir konu. Üretimdeki hızlı gelişme, tasarım ve markalaşma yan sanayiye olan ihtiyacı daha da arttırıyor. Artık pek çok sektör ürünlerinde kullandığı malzemeyi diğer firmalara ürettiriyor. Yan sanayiye yönelen firmalar da farklı kollarda uzmanlaşıyor. Okandan Cam, büyük üreticilerin mobilyalarında kullandığı cam malzemesini üreten bir firma. Şirket Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Okandan, üreticilerin kırılmayan veya kırıldığında insan vücuduna zarar vermeyecek cam ürünleri tercih ettiğini belirtiyor. Camın artık modern mobilya tasarımlarının vazgeçilmezi haline geldiğini vurgulayarak, “Sürekli tasarımlarını geliştiren büyük üreticiler her türlü ebat ve farklı renklerde cam talep ediyor. Bu açıdan sürekli üretimimizi geliştiriyoruz ve talebe yetişmekte zorlanıyoruz” diyor. Okandan cam sektördeki büyümenin nasıl yeni iş kolları ve istihdam alanları oluşturduğunun en güzel örneği.

Sonuç olarak mobilya, her geçen gün büyüyen ekonominin yükselen aktörlerinden. Reel sektörün yakaladığı ivmeye hükümet de sahip çıkarsa, mobilyacılar Başbakan Erdoğan’ın 10 bin dolar millî gelir hedefinin önemli taşıyıcılarından olabilir.

AVRUPA SERT AMERİKA POFUDUK SEVİYOR

Mobilya tüketimindeki alışkanlıklar coğrafyalara göre farklılık gösteriyor. Her kültür kendi beğenisine uygun ürünler talep ediyor. İhracatçı firmaların dış pazardaki başarısı, bu beğenilere hitap edebilmekten geçiyor. Özellikle tasarımda, renk ve desenlerde dünyadaki ilgiler çok farklı, tabii ölçüler de. Bazı ülkelerdeki mobilya ölçüleri birbirinden çok ayrılıyor ve bunu dikkate almayan üreticinin o pazarda başarı şansı yok. Hacı Boydak, Avrupa’da oturumu sert mobilyalar satılırken, Amerika’da pofuduk diye tabir edilen yumuşak ürünlerin ilgi gördüğünü söylüyor. Toplumsal alışkanlıkları iyi bilmek de önemli bir pazarlama stratejisi; ancak Boydak, bazı tasarımların evrensel özelliklere sahip olmasının da önemine dikkat çekiyor; çekyatlarda olduğu gibi… İnsanların hayatını kolaylaştıran ergonomik, estetik ve ekonomik ürünlerin her dönem pazar bulma şansı yüksek.

Muzaffer Çilek, yurtdışına açılacak firmaların dikkat edeceği en önemli konunun, o ülkenin mobilya üzerine belirlediği teknik standartları iyi öğrenmek olduğunun altını çiziyor. İkinci önemli konu ise ölçüler. Kimi ülkelerde daha minyon, kimi ülkelerde daha geniş ölçüler talep görüyor. Örnek vermek gerekirse, Arap ülkeleri ve Avrupa’da geniş karyola ve gardıroplar, Kore ve Japonya’da ise daha dar ölçüler tercih ediliyor.

Kaynak: Aksiyon Dergisi

Mobilyalar Sergisi

Sergi, yeni ofis mobilyalarıyla birlikte, kavramsal sanatın çeşitli örneklerini de barındırıyor; vardığımız her evrenin kabulleri, kabullerin de redleri içinde barındırdığını, bu çatışmanın değişimi belirleyeceğini söylüyor. De Stjil hareketinin kurucusu Theo Van Doesburg, fotoğraf ve resmi birarada kullanan Man Ray, sanatta herkesin potansiyel katılımcı olduğunu düşünen Joseph Beuys ve daha pek çok sanatçının söyleyecek bir sözü var bu sergide.

Koleksiyon’un sahibi Faruk Malhan, kalemle 25 yıllık dövüşünün sonunda bu noktaya gelmiş: Saflık, sadelik… Bu, yarattığı ofis mobilyalarının, şık, işlevsel, hafif, sağlıklı ve ekolojik olmalarını engellemiyor. Yığılmış, kara kuru ofislerden, spagetti gibi kablo yığınlarından çok uzakta, insanın ruhunu dinlendiren havaları var. Koleksiyon içinde pek çok yeniyi de barındırıyor. Bir kere böyle ‘‘kavramsal’’ bir sergiyle tanıtım Türkiye’de ilk kez yapılıyor. Tasarımların ölçüleri ve geometrileri çok yeni. Ayrıca kalıpları, sadece bu koleksiyon için özel olarak yine aynı tasarımcı ekip tarafından üretilmiş. Faruk Malhan, yeni koleksiyonuyla ilgili sorularımızı cevapladı.

Yeni mobilya koleksiyonunuzu, birçok felsefi, sanatsal metnin yeraldığı kavramsal bir sergiyle sunmayı neden seçtiniz?

- Belli bir birikimin ve fikir oluşumlarının, yaratıcı sürecin, özellikle 1900′lerden itibaren toplumda ne kadar yer aldığını anlatmak istedim. Burada yaptığımız bizim dehamızın ürünü değil, bugüne kadar yaratılmış şeylerin toplamı. Sunduğumuz ürünlerin altında yatan bir minimumlar manzumesi var. Kelimelerle anlatmak zor ama bana göre işin şiirsel bir tarafı bulunuyor. Bundan minimalizm modasını kastetmiyorum. Anlatmaya çalıştığım, çağın başında ‘‘az çoktur’’ diye ortaya çıkan ve bunun üzerine bir mimari, sanat, hatta bir toplum inşa etmeye çalışan düşünceler, düşler olmuş. Ürünün üzerindeki kalabalığın azalması, dekoratif ürünlerin kalkması, estetiğin yalnız fonksiyonla ve yapıyla olması, süslemenin estetik olmaması, bu ürünün ana hatlarını oluşturuyor.

Mesaj nedir burada?

- Koleksiyon’un düşüncesinde olan dünya kaynaklarını az kullanmak, hırpalamamak. Bu bir boyutu. Bir başka boyutu ise her eklediğimiz bir miktar daha ağırlaştırıyor yaptığımız işi. Evlerde çok görüyoruz bunu, biz kayboluyoruz o mobilyanın içinde. Oysa sadeleşmiş, basitleşmiş haliyle varoluş diye bir şey var.

Siddhartha’nın sergiye adını vermesi de bu safa, sadeye ulaşma düşüncesinden dolayı herhalde?

- Siddhartha bir Hint mitolojisi kahramanı. Saraydaki çocuk, süslü maddi bir dünya içindedir. Ama bu dünyanın sanal olduğuna inanır, kaçar. Fakirliğe, kötülüklere, karışır, her türlü dünyevi beğeninin, hazzın içinden geçer. Uzun bir yolculuk içinde arınır. Belli bir saflığa doğru gider, Buda sürecine girer. Koleksiyona bir isim koymamız gerekiyordu; bu sadelikten yola çıkarak Siddhartha koyduk.

‘‘Varoluşun en saf hali’’, bir ofis mobilyasında nasıl oluşabiliyor?

- Bir küçük çocuğa bir masa çizdirin, onun çizdiği şeydir masa. Fazlası değil. Bir masanın varoluşunun en saf hali yani. Bizim masamız bu işte.

Peki Zen Yolu’yla ofis mobilyasının ilişkisi nasıl doğuyor?

- Zen Yolu, bir Japon şairin 16. yüzyılda yazdığı bir şiir (Gel, gidip/yağan karı seyredelim/üzerinde yuvarlandığımız). Ne kadar sade! Ondan sonra kimler çıktı, neler yazdı. Ama o şiirin bu kadar ‘‘az’’ olması ve kendini iyi bir etkiyle koruması çok önemli. İlişki böyle kuruldu.

SÜS ÜRÜNÜN İÇİNİ BOŞALTIR

Mesleki olarak nasıl geliniyor bu sadelik duygusuna?

- Mimarlık okurken, temel derslerimizden biri temel tasarımdı. Orada hep söylenen ‘‘less is more, don’t do too much’’tı (Az çoktur, daha fazlasını yapma). Biz oradan geldik. Farklı ekoller de var tabii, süslemeye dayalı.

Türkiye’de özellikle geçerli olan o süslemeler değil midir? Yani bu koleksiyon sizin için riskli görünmüyor mu?

- Evet riskli! Ama o süsleme merakı yavaş yavaş geçiyor. Ürünün içini boşaltan o süslemedir. O süslemeyi kaldırdığınızda ürünün kendisi kalır. Bizimki bir demir alma. Biz kurtuluşu kendimize dönmekte gördük. Neysek o olalım. Hiç başka türlü kurtulma çabası göstermeyelim. Yani pazara uyum göstermek, genel kabul edilen şeyleri yapmakta görmedik kurtuluşu. Ferahlamayı, açılmayı, temel değerlerimize dönmeyi seçtik. Ülkemizde belli bir beğeni düzeyi olan insanların alım güçleri sınırlı. Alım güçleri sınırsız olan insanların ise beğenileri başka yerde. Bu çatışma içinde biz alım gücüne yaklaştık. Daha uygun fiyatla daha geniş kitlelere ürün satmaya başladık. Bu yıl kriz yılı olmasına rağmen, önümüzdeki ay İzmir’de büyük bir bayi açılıyor. Gaziantep’te yeni açıldı. Eskişehir’de açıldı. Yatırımcılar bu kokuyu almasa para yatırmaz.

Bu koleksiyon anlatılırken çağın değerlerine çok vurgu yapılıyor. Bu değerler karmaşasında çağın hangi değerlerini kastediyorsunuz?

- Calvino’nun Amerika Dersleri’ndeki liste bizim için de geçerli. Bunun içinde, hız, değişim, çok görüşlülük ağır basıyor bizim için.

Bireyselleşen hayatlarda evler artık sığınak haline geldi diye düşünüyorsunuz, peki ya ofisler?

- Ofiste parametre çok. İnsanlar azalıyor ama işler yürüyor. İşin tanımı, işgücünün yapısı değişiyor; el emeğinden, bedensel koşuşturmadan daha çok düşünceye kayıyor. Araç ve gereçler değişiyor. Teybiniz küçücük, ofisteki ekranınıza dünyayı sığdırıyorsunuz. Bu değişime yanıt verebilmesi gerekir mobilyanın. Çalışanların ruhsal huzurunu ve bedensel konforunu amaçlamalı. Çevreye zarar vermemeli.

Hürriyet

Hotel odaları mobilya ve dekorasyonları

Darmadağınık bıraktığınız otel odalarının, arkanızdan toparlamak için giren housekeeperlara kişiliğinizle ilgili ne çok ipucu verdiğini hiç düşündünüz mü?

Otel odaları ile evinizin odalarını aynı özende mi kullanıyorsunuz? Unutkanlık katsayınız mı daha büyük, israf katsayınız mı? Odadan hatıra götürme alışkanlığınızın boyutlarını, tabağınıza doldurduğunuz yemeklerle kıyaslayabilir misiniz? Otel odaları kişilikler ile milliyetler arasında ne tür benzerlikler kurar? Kimbilir belki de siz oteli satın aldığını sananlar grubundansınızdır. Belki odanızın sırlarını terbiyesi ile ciddiyeti arasında bir yerlerde saklayan housekeeperlere bir günaydınızı, bir gülümsemenizi, bir bahşişinizi esirgeyenlerdensinizdir? Hatta bir kez kullandığınız havluları asmak yerine yerlere atarak dünyanın ömrünü kısaltıyorsunuzdur da farkında değilsinizdir? Peki otelleri ayakta tutan housekeeping mesleği hakkında ne biliyorsunuz? Sadece oda temizliğini anlıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Bana inanmazsanız Housekeeperlar Derneği Başkanı Meltem Mısırlıoğlu’nu dinleyin. Hem mesleğin inceliklerini öğrenin, hem insanların dünyasına onun açtığı farklı pencereden bakın. Hazır yaz sezonu başlamışken, hangi tesiste kalalım planları yaparken…

- Housekeeping kapsamına neler giriyor?

- Housekeeping çok fazla taşın altından çıktığı için iyi bir housekeeperın daha yatırım safhasında işe alınması lazım. Otelin proje aşamasında bazı aksaklıklar olabiliyor. Asansör yeri yanlış seçiliyor. Yanlış yerlerde pirinçler, cam kubbeler kullanılabiliyor. Çamaşırhane, depo unutulabiliyor. Önceden houskeeperın fikri alınması lazım. Bina işletmeye açıldıktan sonra bunları düzeltmek ve bakımını yapmak çok zor çünkü. Halıların üzerinde ya da küvetlerin içinde harç karılan yerler gördük. Otel daha işletmeye açılmadan malzemelerin canına okunuyor. Bazı dekorasyon malzemeleri çok şık görünebilir ama ömrünü ve temizliğini de düşünmek lazım. Otel açıldıktan sonra müşteri memnuniyeti ve emniyeti çok önemli. Müşterinin özel yaşamına hiç kimse housekeeping kadar yakın değil. Odadan bir şey kaybolduğunda ilk kulağı çekilen kişi housekeperdır. Müşteri her türlü mücevherini parasını ortada bırakabilir, kapısını açık bırakabilir. Elektrik kaçağı, yangın ihtimali en çok olan yerler otellerdir. Müşterinin yanan bir sigarasının tutuşması, bir elektrikli ocağı odasında kullanması, ayrıca kötü niyetli kişilere karşı da housekeeperın çok uyanık olması lazım.

- Beni bunların içinde en çok müşteri memnuniyeti ilgilendiriyor. Mesela o mum gibi gergin yatakları hiç sevmiyorum.

- Siz daha önce bizim otelimizde kaldınız ve benden bir başka tarz yatak yapmamı istediyseniz sonraki gelişlerinizde artık yatağınız hep o şekilde yaparız. Otellerde mum gibi görünsün diye çarşaf ve battaniyeler yatağın altına sokulur, içine girerken sıkıntı çekersiniz. Siz öyle yatakta yatmak istemiyorsanız biz onu ayak payı bırakarak katlayabiliriz; battaniyeyi göğsünüze çekerken zorlanmazsınız.

- Odalarda tüketilen malzemeler sizin sorumluluğunuzda. Peki malzeme bilginiz ne durumda?

- Bir housekeeperın malzeme bilgisinin tam olması lazım. Tabii müşteri konforunu bozmayacak şekilde tasarruflu olacaksınız. Açık bırakılan muslukları kapatacak, ışıkları söndüreceksiniz. Doğru bir temizlik bilgisine sahip olmak, işi daha kısa sürede nasıl yapabileceğinizi planlamak zorundasınız. Biraz kimyadan anlayacaksınız. Yani asiti ve nötr bakım ürününlerini nerede, ne miktarda, nasıl kullanacağınızı bileceksiniz. Aynı zamanda tekstil, çiçek ve makine bilginizin de çok iyi olması lazım. Yani derya gibi olacaksınız.

- Otelleri nedense hep israf mekanları olarak görürüm.

- Haklısınız. Özellikle yiyecek içecekte. Bir anımı anlatayım. Bir tencere firmasının bayiler toplantısı oldu. 900 yataklı bir tesis. Bin 100 kişi ekstra yataklarla tamamen onlara açıldı. Tek tük yabancı müşteriler de var. Müthiş bir açık büfe hazırlandı. Türklüğümden utandığım ilk gündür. Her boy servis tabağı tepeleme doldurulmuş. Benim oturduğum masada tesadüf bir Alman çift var. Sadece bir elma, bir bardak bira, biraz peynir ve bir dilim ekmek almışlar. Yer yarılsın içine gireyim. Bir tek tabağı bile yemeleri mümkün değil. Aklınıza gelebilecek her tip tatlı tek tabakta. Profitrollerle çikolatalı pastalar onun üstünde dondurma onun üstünde revani onun üstünde baklava yani tam bir çöplük.

- Tabakları tencere olarak düşündüler herhalde.

- Ve hiçbirini yemediler tabii. O günkü ezikliğimi anlatamam. Gerçekten otellerde sarfiyat çok fazla. Sınıfınız yükseldikçe, lüksünüz arttıkca israfınız da artıyor. Oda başına yılda birtakım havlu, çarşaf, nevresim, yastık sakata ayrılıyor.

- Dağınık bırakıp gidilen otel odaları müşterilerin karakteri hakkında sizlere neler söyler?

- İnsan ilişkileri anlamında Japonlar bir numara. Çok nazik, çok zarif, sevecen ama o kadar da ürkek insanlar. Standartları çok farklı. Son derece mekanik problemleri var. Kapıları açmayı beceremezler. Bizim otelimizde kart sistemi yok. Normal anahtarlar var. Asla bilmiyorlar açmasını. Herhalde ülkelerinde teknolojinin çok ileri olmasından dolayı böyle oluyor. Mini bar anahtarını oda kilidine sokmaya çalışıyorlar. Öte yandan siz açarsınız kapılarını, deli olurlar, ne yapacaklarını şaşırırlar. Bahşiş vermeye çalışırlar, zorla çay, kahve içirirler. Çünkü kapısını açmışsınızdır. Yirmi defa eğilip kalkarlar. Buna rağmen kendi çamaşırlarını kendileri yıkarlar. Yiyeceklerini yanlarında getirirler. Krakerler, cikletler, şekerler ama hepsi deniz ürünü. Arada bir bahşiş olsun diye elemanımıza hediye ederler. Ama yemek mümkün değil tabii. Kuzey Avrupa ülkesi vatandaşları ile Fransızlar da çok zarifler. Bir Fransız’ın odasında dağınıklılık göremezsiniz. Daha girer girmez jilet gibi giysilerini asar. Hatta yatağında yattığını bile fark etmezsiniz. O kadar böyle kıl gibi girer kıl gibi çıkarlar yataklarından.

- Kimlerin yatağı dağınık peki?

- Amerikalılar, İtalyanlar ve İsrailliler çok dağınıklar. Özellikle Amerikalılar’ın yatak kullanımı çok pis. Yani yiyecek içeçekler de giriyor yatakların içine. Havluların ayakkabı siliminde kullanımına en fazla Amerikalılar’da rastlıyoruz. Bir de Türkler’de. Çevreyi koruma anlayışıyla, daha az deterjan kullanımı için havluların birden fazla kullanımını öneren uyarılar Türkler tarafından hoş karşılanmıyor. Parasını ödedim. Havlunun her gün değişmesini isterim mantalitesi var. Genel olarak Türk otel müşterileri ne yazık ki kabalar. Tabii çok iyi insanlar da var, ama genelde oteli satın almış gibi davranıyorlar.

- Otellerde hatıra eşya alma alışkanlığı mı daha yaygın, el uzunluğu mu?

- Bütün Akdeniz ülkesi insanlarında daha fazla sabun, şampuanı yanımda götüreyim düşüncesi var. Artık ona el uzunluğu değil, hatıra götürmek diyoruz. Ama normal sınırların ötesinde istenebiliyor. Türkler de buna dahil. Araplar’ın da dağınıklığı çok fazla. Odanın kapısını açarsınız adım atacak yer yoktur. Çünkü çoluk çocuk gelmişlerdir ve işte ne kadar özel eşyaları, oyuncaklar varsa her şey halının üstündedir. Hem temizlik hem de güvenlik anlamında çok zordur. O tip müşterilerimiz ayrıldıktan sonra odaları kapatmak zorunda kalıyoruz. Halıları yıkanıyor, perdeleri değişiyor. Eğer zarar verdiyse mutlaka tazmin ediyoruz. Kurutma makinesini açık bırakanlar, halıyı yakanlar oluyor. En kötüsü içkili bir şekilde küvetin içinde uyuyan, suyu açık bırakıp, kontroldan çıkanlar. Bir keresinde otelimizde düğünleri olan bir çiftin akşam konaklayacakları suite gündüzden girmeyi başarıp, arkadaşlarına sürpriz yapmak amacıyla halıya, yataklara şarap dökerek, kuştüyü yastıkları parçalayarak, yatak örtüsü ve perdeleri keserek, her yeri sprey boya ve traş köpüğüyle kaplayarak bir tablo oluşturmuşlardı. Kendilerinden verdikleri zarar doğrultusunda ikibin dolar alındı.

- Böyle nahoş olaylar yaşamak size hayatın çok ilginç yönlerini de öğretiyor olsa gerek.

- Doğru. Bir müşterimizin eşi gecenin bir saatinde başka bir şehirden telefonla arıyor. Bulamayınca o kızgınlıkla taksiye atlıyor otele geliyor. O kadar gerilmiş ve sinirlenmiş bir durumda ve aldatıldığı şüphesi içinde ki otel odasına girip yerle bir etmişti. Televizyonu bile kırmıştı. Odanın tekrar adam olması birbuçuk ay sürdü. Sonradan çok özür diledi ve zararı ödedi. Bütün otel çalışanlarını ahlaksızlıkla suçlamış, hakaretler savurmuştu. Halbuki adamın bir suçu yoktu.

- Türk müşterilerin başka hangi alışkanlıklarınan şikayetsiniz?

- Kadınlardan şikayetimiz makyajlarını havlulara silmeleri. Bir de temizlenmeden yattıklarında yastıkların makyaja bulanması. Onları yıkamak için çok fazla deterjan gidiyor. Ayrıca ağartıcı kullanıyorsunuz, bu da havlunun ömrünü yiyor. En kötüsü tabii ayakkabı silmeleri. O kadar feci bir şey ki. Her otel odasının kapısı arkasında bir adet “rahatsız etmeyin” kartı vardır. Rahatsız edilmek istemeyen insan onu o kapıya asması gerekmektedir. Dünyanın her yerinde mini barcıların, çamaşırcıların ve temizleyicilerin 9.30′a kadar odalara girmesi gerekir. Hem o levhayı koymazsınız kapınıza, hem de kapınız vuruldu diye kıyametleri kopartırsınız. En büyük kıyamet de Türkler’den gelir. Sen benim kim olduğumu biliyor musun, benim kapımı nasıl açarsın diye elemanların üstüne yürüyenler, seni mahvedeceğim diye tehdit edenler var.

- Minibar alışkanlıklarımız nasıl?

- Her millette kaçak içeyim, ödemeyeyim düşüncesi var. Bunun dışında musluk başları, tuvalet kağıtları borusu, küçük ekran televizyonları bile götürenler oluyor. Amerikalılar çok tuvalet kağıdı götürüyor. Battaniye, yastık, bornoz, küçük sabunlanma bezleri korkunç bir şekilde gidiyor. Zaten gitmeye çok yatkın olan sabun, şampuan, kağıt, kalem, kibriti saymıyorum. Bazen kül tablasına da hoşgörü gösterebiliyoruz ama onun dışında havlu çok sık gidiyor. Genellikle otellerin götürülmeye en yatkın olan malzemeleri için bazı otelerde kartlar yazıyor arkadaşlarımız. “Bornozu beğendiyseniz tıpkısını almak için housekeepingi arayın” gibi. Eğer odadan çıkar çıkmaz arkasından girip gördüysek havlunun yastığın gittiğini derhal resepsiyona haber veriyoruz. Tabii çok emin olmak lazım bunu yapabilmek için. Belki başka bir odayla beraber kalınıyordur. Yastığını ona vermiştir, odaya girip de sadece yastığın biri yok gibi bakarsanız siz de mahcup olursunuz. Gece sohbet etmişler, uzun süre oturmuşlar, hava serinlemiş belki yan odadan battaniye getirmiş veya gece orada kalmış olabilir. Suçlamak için çok emin olmak lazım.

- Herhalde bu meslek size çok ilginç unutkanlık öyküleri de yaşatmıştır.

- Evet. Unutulan eşyaların da sorumluluğu bize ait. Her otelin kendi prosedürüne göre belli bir süre saklanıyor. Benim otelimde altı ay çok değerli olmayan, bir sene de değerli eşyalar bekler. Türkler’de daha çok ziynet eşyası unutuluyor. Ya kül tablasına koyuyor, çöpe atıyor veya yastığın içinde unutabiliyor. Çok dikkatli olmamız lazım. Fransız bir çift otelde 10 gün konaklayıp gitti. Odalarında pahalı bir kürk unuttukları anlaşıldı. Beyefendinin adresi bulundu, kendisine sormadan kürk postalandı. Birkaç ay sonra kendisinden bir mektup geldi, baştan sona küfürle doluydu. Otel yönetimi çok şaşırdı. Çünkü doğru bir şey yaptıklarına inanıyordu. Mektubun sonunda olay anlaşıldı. Beyefendi tatile hanım arkadaşı ile gelmişti. Kürk ise eşinin eline geçmişti. Boşandılar. Tüm otel çalışanları çok üzüldü ama yapılacak bir şey yoktu. Unutulan eşya adresi yollanmadan bir süre bekletilmesi ancak talep olursa yollanmalıdır. Doğrusu budur.

- Önemsiz zannettiğiniz için attığınız, sonra başınıza iş açan eşyalar da oldu mu?

- İş hayatımın ilk yılları idi. Bir Kraliyet Ailesi mensubunu birkaç gün özenle ağırladık. Ayrıldığında odalarına bakan kat görevlisi bir torba yiyecek getirdi ve ne yapacağımızı sordu. Kontrol etmeyi atlayıp istersen götürebilirsin dedim ve otelden çıkarmasını sağladım. 2 gün sonra bir faks geldi. Yiyecekler isteniyordu. Çok şaşırmıştım. Dillere destan Kraliyet Ailesi mensubu yiyecek istiyordu. Faks masama geldiğinde büyük bir hata yaptığımı anladım. Yiyeceklerin tamamı Rus havyarı imiş. Yapacağım tek şey bulup satın almak ve kendilerine yollamaktı. Maaşımın tamamını yatırıp havyarları aldım ve yolladım. Bu da bana hem ders hem tecbüre oldu. Bir de bigudi öyküm var. Amerikalı bir iş kadını otelden ayrıldıktan 1 hafta sonra telefon etti. Bir adet bigudisini kaybetmişti. Kayıtları kontrol ettik. Bigudi bizde idi. Fakat çok şaşırmıştık. Bir bigudi telefon parasına değmez diye düşündük. Hanımefendinin telefondaki mutluluğunu anlatmak mümkün değil. Merak edip sorduk neden bu kadar önemli diye. Bigudiler saçına özel yapılmış. Tekrar bulabilmesi mümkün değilmiş. Özetle işimiz sorumluluk, ciddiyet, altyapı istiyor. Başkalarına önemsiz gibi görünen tüm detayları fark etmek, ciddiye almak durumundasınız. Düşünün karşınızda yüzlerce insanın oluşturduğu bir topluluk var. Hepsi kendi lisanını konuşuyor. Öylesine dikkatli olmalısınız ki sesleri karıştırmadan aynı anda dinleyecek ve taleplere cevap vereceksiniz.

- Teşekkür ederim.

Sabah

Doğuş Mobilyacı Firma Söyleşisi

Doğuş Mobilya’nın tarzı nedir?

Klasik mobilya üreticileri arasında Doğuş’un haklı bir ünü vardır. Çünkü kuruluşundan bu yana klasik tarzın tüm inceliklerini ürünlerinde başarıyla yansıtan bir firma. Ancak son iki yıldır rustik ve klasik mobilyadan moderne geçiş yapmış durumdayız. Şuanda ürünlerimizin yüzde 70’i modern geri kalanı klasik ve rustik tarzda… Pek çok müşterimiz klasiği bırakmamamızı söylüyor ama bu gidişatla klasiği bırakıp tamamen modern olacağız.

30 yılı aşkın bir süre klasik mobilya üreten bir firma olarak neden klasik tarzdan moderne geçiş yapıyorsunuz?

Çünkü günümüz müşteri portföyü yediden yetmişe moderne kayıyor. Klasik mobilya müşterisi her geçen gün azalıyor. Modern tarza yönelik talep artışı pek çok klasik mobilya üreticisi gibi bizi de modern tarzda ürünler ortaya koymaya yöneltmektedir.

Ürünlerinizin tasarımında nelere dikkat ediyorsunuz?

Tasarımlarımızda genellikle rahatlığa, kullanılabilirliğe önem veriyoruz. Kişiye özel tasarımlarımızda ise müşterimizin zevkini, beklentilerini ve ihtiyaçlarını göz önünde bulunduruyoruz. Mobilyayı kullanacak kişi neye önem veriyorsa, hangi amaçla kullanacaksa ona göre tasarım yapıyoruz. Günümüz tüketicileri son derece bilinçli. Neyi, nasıl kullanmak istediğini çok iyi biliyor. Satın almak istediği ürünün tasarımını kafasında yapıyor. Mağazaya geldiğinde sahip olmak istediği mobilyayı çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu noktada bize müşterinin kafasındaki ürünü gerçeğe dönüştürmek kalıyor. Kendi tasarımlarımızın yanı sıra satın aldığımız hazır modeller de var ve bu ürünler üzerinde bile müşteri istekleri doğrultusunda değişiklikler yapıyoruz.

Hedefleriniz?

Mobilya sektörünün içinde bulunduğu durum geleceğe yönelik çok fazla hedef saptamamızı engelliyor. Çünkü mevcut durum uzun vadeli planlar yapma olanağı tanımıyor bizlere. Şuan sadece yaptığımız işi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Ayrıca ürünlerimizi daha geniş kitlelere ulaştırmak için mağaza sayımızı artırmayı hedefliyoruz.

Satış sonrası hizmet konusundaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Bence; firmalar için satış sonrası hizmet, satıştan daha önemli olmalıdır. ‘Her şey satışa kadar’ anlayışını tamamen yıkmalıyız. Satışını yaptığı ürünlerle ilgili mesuliyetinin sadece satışa kadar sanan firmalar, tüketicinin sektöre duyduğu güvene darbe vurmaktadır. Tüketicinin güvenin sadece satış sonrası hizmetle kazanabiliriz.

Doğuş Mobilya olarak müşterilerinizle ilişkileriniz nasıl?

Satıştan sonra mutlaka müşterilerimizle iletişim kurarak, üründen memnun kalıp kalmadıklarını öğreniyoruz. Ürünle ilgili bir sorun yaşamaları halinde bu sorunun giderilmesi tüm olanaklarımızı seferber ediyoruz.. Ayrıca özel günlerde tüm müşterilerimize tebrik kartı gönderiyoruz. Bu durum güven tazeliyor. Tüm firmaların mutlaka yapması gerekiyor.

İmalat parkınızı hakkında bilgi verir misiniz?

İmalathanemiz Bayrampaşa’da yaklaşık 1000 metrekarelik kapalı alan üzerine kurulu. Cilahane ve atölye olmak üzere iki bölüm var. Yaptığımız ürünlerin cilasını da kendi bünyemizde yapıyoruz. Atölyemizdeki üretim faaliyetini; devamlı giden ve bant usulü çalıştığımız ürünlerin imalatı ile müşteri talepleri doğrultusunda yani dekorasyon tarzı ürünlerin imalatı olmak üzere ikiye ayırabiliriz.

Ağırlıklı olarak ürünlerinizde hangi malzemeleri tercih ediyorsunuz?

Ağırlıklı olarak masif üzerine müşteri isteğine göre her türlü kaplama yapıyoruz. Cilayı kendi atölyemizde yapıyoruz. Cila malzemesi olarak ithal malzeme kullanıyoruz. Kaliteyi her zaman yüksek tutuyoruz.

Dekorasyon hizmetiniz hakkında bilgi verir misiniz?

Bünyemizdeki iç mimari ekibimizle müşterilerimizin istekleri doğrultusunda her türlü yaşam mekanını yeni baştan yaratabiliyoruz. Dekorasyon hizmetinde bizim için en önemli nokta müşterinin isteklerinin gerçekleşmesidir.

Doğuş Mobilya’yı piyasadaki diğer firmalardan farklı kılan nedir?

Güven… Yaklaşık 40 yıl boyunca mobilya sektörünün içerisinde yer alan bir firma olarak hem müşterilerimizin hem de sektördeki diğer firmaların güvenini kazanmış durumdayız. Herkes bilir ki ağzımızdan çıkan söz her zaman yerine getirilir. Şu tarihte şunu yapacağız dediğimizde mutlaka yaparız.

Kaynak: mobilyadekorasyon.com

Modelsan Tanıtım

Modelsan Firmasının tanıtımı yer almaktadır:

Ahşap üzerine 1980 yılından beri Bolu Organize Sanayi Bölgesinde 8000 m2 açık alan, 2500m2 kapalı alana sahip olan fabrikamızda mutfak dolabı, banyo dolabı, portmanto, gardolabı, genç odası, mobilya kapı, amerikan panel kapı, laminant kapı üretimi yapmaktadır.
Tüm toplu konut, okul, hastane (bayındırlık, milli eğitim ve toki’ye bağlı ) ve özel villa inşaatlarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere üretim yapılmaktadır.

Yıllık üretim kapasitesi:
Panel kapı : 34.000 Adet
Mutfak dolabı : 11.600 m2
Banyo dolabı : 23.000 m2
Bilinçli kullanılan ağaç zayi olmaz ilkesi ile yola çıkan firmamız istenilen miktarda ve TSE normlarına uygun mamulleri üstün teknoloji ile üretmektedir.

MODELSAN Dekorasyon Mobilya, TSE (Türk Standartları Enstitüsü) Kapasite Raporu ve İmalat Yeterlilik Belgesiyle üretim kalitesini belgelendirmiştir.

Kalite politikası MODELSAN müşteri memnuniyeti sağlamak için mevcut kaynakları etkin bir şekilde kullanarak talep edilen ürünleri hedeflenen kalitede zamanında ve hatasız olarak sunmayı ilke edinmiştir.

Toplu iş yaptığımız firmaları öğrenmek için referanslarımızı inceleyebilirsiniz:

EMAY İNŞAAT A.Ş.
Düzce (toki) Kalıcı Konut İnşaatı
558 Daire Amerikan Panel Kapı İmalatı

MAS İNŞAAT
Malatya (toki) Akçadağ 208 konut
Mobilya İmalatı

ALVER İNŞAAT
Ankara 110 Derslik Okul İnşaatları
Laminant Kapı, Laminant Dolap, Laboratuar Tezgahları İmalatı

KILIÇ İNŞAAT A.Ş.
Bolu Okul İnşaatı
180 Derslik Laminant Kapı Ve Laboratuar Masaları İmalatı

KILIÇ İNŞAAT A.Ş.
Bolu Mudurnu (valilik)
86 Daire Lojman İnşaatı
Mutfak Portmanto, Gardolap ve Kapı İmalatı

SAKALAR İNŞAAT (ZAFER SAKA)
Kadıköy Moda Kız Lisesi İnşaatı
Laminant Kapı, Laboratuar Masaları, Laminant Askılıkları Ve Konferans Salonu Dekorasyon İmalatı

SAKALAR İNŞAAT (ZAFER SAKA)
Ziyagökalp İlköğretim Okulu İnşaatı
Laminant Kapı, Laboratuar Masaları, Laminant Askılıkları Dekorasyon İmalatı

SAKALAR İNŞAAT (ZAFER SAKA)
Bozkurt İlköğretim Okulu İnşaatı
Laminant Kapı, Laboratuar Masaları, Laminant Askılıkları Dekorasyon İmalatı

SAKALAR İNŞAAT MİM (KASIM SAKA)
Yenibosna İlköğretim Okulu İnşaatı
Laminant Kapı, Laboratuar Masaları, Laminant Askılıkları Dekorasyon İmalatı

SAKALAR İNŞAAT (YAVUZ SAKA)
İstanbul/Üsküdar Marmara Üni. İlahiyat Fak. Kültür Merkezi İnşaatı
Kapı İmalatı

YAKUP EKŞİ İNŞAAT
Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Laminant Kapı Kompakt Laminant ve Mobilya Dekorasyon İmalatı

REMAY İNŞAAT
Düzce Valiliği Mobilya ve Dekorasyon İmalatı

EKŞİOĞLU İNŞAAT
Düzce Adliye Lojmanları İnşaatı
67 Daire Mutfak, Portmanto Gardolap ve Laminant Kapı İmalatı

REMAY İNŞAAT
Bolu Kültür Merkezi İnşaatı
Mobilya Dekorasyon İmalatı

E.V.K İNŞAAT TURİZM A.Ş.
İstanbul/Üsküdar 160 Daire
Amerikan Panel Kapı, Profil Mutfak Dolap İmalatı

SADIKOĞLU İNŞAAT
İstanbul/ Kadıköy, Feneryolu, Fenerbahçe, Kızıltoprak, Suadiye, Caddebostan İnşaatları
140 Daire Mobilya Kapı, Mutfak Dolabı, Portmanto, Gardolap ve Banyo Dolabı İmalatı

ADE YAPI TURİZM İTHALAT İHRACAT A.Ş.
Bolu Sağlık Müdürlüğü Ve Lojman İnşaatları
Kapı ve Mutfak İmalatı

DEMİRCİOĞLU İNŞAAT
İstanbul/Kozyatağı İnşaatı
Kapı, Mutfak ve Banyo Dolapları İmalatı

DEMİRLİ İNŞAAT
İstanbul/Feneryolu İnşaatı
Kapı, Mutfak ve Banyo Dolabı İmalatı

HİCRET İNŞAAT
İstanbul/Koz Yatağı İnşaatı
Amerikan Panel Kapı, Profil Mutfak Dolabı İmalatı

CEM İNŞAAT
Bolu Sağlık Ocakları İnşaatı
Laminant Kapı, Laminant Dolap ve Hastane Dekorasyon İmalatı

HASAN İSMAİLOĞLU
İstanbul/Nışantaşı İnşaatı
Mobilya İmalatı

HLB SADIKOĞLU İNŞAAT SAN.TİC.LTD.ŞTİ
İstanbul/Göztepe İnşaatı
Mobilya Dekorasyon İmalatı

KÖKSALLAR İNŞAAT
İstanbul/Ümraniye İnşaatı
Mobilya Dekorasyon İmalatı

YILDIZLAR İNŞ A.Ş.
Düzce 1000 öğrencilik yurt inşaatı
1500 ad laminat kapı imalatı

EKŞİOĞLU KARDEŞLER İNŞ ( Hızır ekşi )
Düzce Gümüşova Adliye Sarayı
Kapı mutfak dolabı kompakt laminat imalatı

EKŞİOĞLU KARDEŞLER İNŞ ( Hızır ekşi )
Düzce kooperatif inşaatı 130 daire
Amerikan panel Kapı mutfak dolabı imalatı

HİCRET İNŞAAT
İstanbul/ Kadıköy fikirtepe 20 daire İnşaatı
Amerikan Panel Kapı, Mutfak Dolabı İmalatı

EKŞİOĞLU SEMBOL
İstanbul/ Kadıköy kayışdağı İnşaatı
Amerikan Panel Kapı, Mutfak Dolabı İmalatı

YEŞİL KONAK İNŞ
İstanbul kayışdağı inşaatı
Amerikan Panel Kapı, Mutfak Dolabı İmalatı

GÜLİSTAN İNŞ
İstanbul Küçükyalı inşaatı
Amerikan Panel Kapı, Mutfak Dolabı İmalatı

MODELSAN DEKORASYON MOB SAN TİC LTD ŞTİ

Fabrika:
Organize Sanayi Bölgesi 6.Cad. No:41 BOLU
Tel: +90 374 243 92 64 / +90 374 243 92 18
Fax: +90 374 243 92 97

İstanbul Büro:
Hızırbey Cad. Dereboyu 2.Bülbül Sokak No:11/4 Fikirtepe / Kadıköy / İSTANBUL
Tel: +90 216 340 00 76 / +90 216 327 65 35
Fax: +90 216 325 70 70

Velux Çatı Penceresi

Velux bugün 40′tan fazla ülkede 9.500 çalışanıyla temsil ediliyor. Ürünlerinin dizaynı ve işlevselliği ile evlere kattığı stil ve konfor Velux’ü konusunda global pazar lideri yaptı.

Velux güneş tüneli, bu geleneği sürdüren ve yıllarca sorunsuz kullanıma olanak veren yüksek kalitesi ile Türkiye’de ilk kez Velux tarafından sunuluyor. Çatı penceresi uygulamasının mümkün olmadığı ve güneş ışığının ulaşamadığı yaşam alanlarına dışarıdan doğal aydınlık sağlamak amacıyla kullanılıyor. İhtiyaca uygun olarak esnek veya sert ışık taşıyıcı boru ile 2 farklı modelde piyasaya sunulacak.

Güneş tünelleri, çatıda entegre siyah poliüretan eteklikleri ve kir tutmaz katmanlı, 4 mm güçlendirilmiş camdan oluşuyor. Montajı oldukça kolay olan güneş tünelleri, 2 ya da 6 metre uzunluğa kadar uygulama imkanı ve yüksek yansıtıcılı iç yüzeye sahip boruları ile optimum ışık çözümü sunuyorlar.

Oda içindeki kısım, gün ışığının odaya maksimum yayılımını sağlayan saydam yüzey ve tavan ile bütünlük sağlayan beyaz çerçeveye sahip. Arzu edilirse, ayrıca temin edilen ampul kiti ile gerekli olduğunda güneş tünelleri spot olarak da kullanılabiliyor.

En çok tercih edilen pivot açılım Velux GGL ve GGU çatı pencerelerinin tüm elektrik aksamı üzerinde bulunan modeli Integra, elle ulaşılamayan veya konforun önem taşıdığı konumlar için ideal seçim. Bu model üstte bulunan açma-kapama barı sayesinde pencerenin altını rahatça kullanabilme olanağı sağlıyor.

Sisteme pencerelerin ilk yağmur damlasında otomatik olarak kapanmasını sağlayan yerleşik yağmur sensörü de dahil. Bu modellerde lamine edilmiş yalıtımlı cam kullanılıyor. U değeri: 1.1 (bütün pencere için 1.4), ses geçirgenliği 35 dB.

GGL Integra 2 kat vernikli, lamine edilmiş İskandinav çamından, GGU Integra ise aynı çam üzerine beyaz poliüretan kaplı olarak üretiliyor. GGU Integra, beyazdan vazgeçmek istemeyenler için tasarlanmış, her yerde kullanılabilen ve bakım gerektirmeyen bir pencere.

Vekux çatı pencereleri ve güneş tünelleri 15o – 90o eğimdeki tüm çatı ve çatı malzemeleri ile uyumlu. Tüm Velux çatı pencerelerinde hem pencereyi, hem de havalandırma kapağını açmak için ergonomik olarak tasarlanmış açma-kapama barı kullanılıyor.

Havalandırma kapağı pencere kapalıyken, oda içinde, pencere genişliğine bağlı olarak saatte 12 – 31 m³ arası hava değişimi sağlıyor. Kapak içindeki hava filtresi tozun ve böceklerin odaya girişini engelliyor ve yıkanabiliyor. Ayrıca tüm pencereler 180 derece döndürülerek kolayca temizlenebiliyor. Güvenlik sağlamak, ısı ve ışık miktarını ayarlamak için dekoratif perde seçenekleri, gölgelik ve panjur seçenekleri mevcut.

Velux çatı pencerelerinin ortak özelliği; gelişmiş kalite kontrol sistemi ile ürünlerinde uluslararası standart ve kalite sunabilmesi. Teknik yenilikler, en kaliteli malzemelerin kullanılması ve 65 yıllık tecrübe ile Velux dünya çapında tercih edilen bir marka.

Ayrıntılı bilgi için www.velux.com.tr adresini ziyaret ediniz.

Alüminyum Radyatör

Artık banyolardaki bir lavabo, bir küvet ya da jakuzi kadar bulunduğu mekanın dekorasyonu tamamlayacak ve onunla bütünleşecek bir anlayışla üretiliyorlar. Aynı şey salonlar, mutfaklar, yatak odaları, hatta ofis ortamları vb. yaşam alanları için de geçerli.

Isıtes, bu kabul ve anlayış doğrultusunda, üretimin her aşamasında bilgisayar donanımlı modern tezgahlarını kullanarak kendi tasarımlarını kullanıcıların beğenisine sunuyor.

Dünyadaki tüm ısı otoritelerinin fikir birliği içinde olduğu bir gerçek de radyatör imalatında şu ana kadar kullanılan metaller içinde ısı iletimini en iyi sağlayan metalin alüminyum olması.

Alüminyum, bu özelliği ile radyatör imalatında verimlilik adına tercih edilen bir metal. Uzun ömürlülüğü yanı sıra, hafif olması, yapılara aşırı yük getirmemesi, taşınması ve montajının da çok kolay olması tercih sebeplerini arttırıyor.

Isıtes, diğer ürünlerinde olduğu gibi alüminyum radyatörde de 17 ayrı model ile kullanıcılara değişik alternatifler sunuyor. Bu modellerden en yenisi Galaxy Serisi. Galaxy serisi alüminyum radyatörler, dilimli olarak üretiliyor. Gelen talep doğrultusunda, krom kaplama, mat satine kaplama ve tüm ral renklerinde üretiliyor. Aynı grup içinde de karışık renk tercihlerine cevap veriyor.

Galaxy serisi radyatörler, duvara ya da zemine monte edilebilecek tarzda değişik bağlantı seçenekleri sunuyor. Bu özelliği ile de iç mekan dekorasyonlarına çok iyi uyum sağlayabiliyor.

Isıtes’in Yeni Nesil Galaxy serisi alüminyum radyatörleri’ni, her türlü yaşam alanında kullanılacak tarzda tasarlıyor olması da kullanıcıya büyük rahatlık sağlıyor. Isıtes, sahip olduğu kalite anlayışı ile üretilen radyatörlerin seçiminde ve seçimi yapılan radyatörün yaşam alanına uygunluğunda hiçbir sıkıntıya ya da aksamaya meydan bırakmıyor.

Isıtes’in tüm ürünlerini olduğu gibi, yeni nesil Galaxy Serisi Alüminyum Radyatörleri’nin Türkiye Geneli’nde dağıtım ve pazarlamasını İkizler yapı malzemeleri Ltd.Şti. yapıyor.

Kaynak:evdose.com

Mobilyacılara ödül

Bu haberimiz milliyet gazetesinden:

İzmir de bu yıl 18inci kez düzenlenen Mobilya ve Dekorasyon Fuarında, sektöre emek verenler taçlandırıldı. Kültürpark İhtisas Fuar Alanı 1-B Salonunda düzenlenen etkinliğe, katılımcı 160 firma temsilcisinin yanı sıra sektörün önde gelen isimleri katıldı.

Organizasyonu gerçekleştiren Efor Fuarcılık, meslekte 50nci yıllarını dolduran mobilyacı ve marangozlara ustaya saygı ödülü verdi. İsmail Hakkı Gönç, Azmi Yılmazgil, İbrahim Altan Örür, Yılmaz Döler, Rahmi Evirgen, İrfan İzbudak ve Mehmet Zeki Akderyanın plaketlerini, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Mehmet Ali Susam,
,
Mobilyacılar Odası Başkanı Mustafa Kara ile Efor Fuarcılık Genel Müdürü Nuray Eyigele sundu. Mobilyacılar Odası da en iyi üç standı belirledi.
Bu dalda ödüller İlker Mobilya, Hazım Mobilya ve Bahtiyar Mobilyanın oldu.

Dekorasyonda Yalnışlar

Küre şeklindeki lavabolar
Tasarım açısından güzel gözükseler de aslında kullanışsızdırlar. Etrafa gereğinden fazla su sıçrar ve misafirlere kötü bir izlenim bıraktırır.

Mutfakta cam dolaplar
Görsel açıdan hoş gözükse de, aslında kimsenin içindeki bardakları düzenli bir şekilde dizmeye zamanı yoktur. Bu da evin dağınık izlenimi bıraktırır.

Bol çıkıntılı mutfak masası
Ev sahibi vücudunu durmadan çıkıntılara çarpmasını önler. Kim bir bardak almaya çalışırken bacağını masaya çarpmak ister ki?

Cam pervazları esgeçmeyin
Cam çerçevelerinin etrafındaki alçıpanlar evi ucuz gösterir.

Bina yapımında beton blok kullanmayın
Çirkin görünmesinin yanı sıra üç senede bir bakımının yapılmasını gerektirir. Aksi takdirde su sızdırıp, sorun çıkartır.

Evlerde Yaza Hazırlık

Odanızın havasını değiştirmek istiyorsanız eğer işe aydınlatma elemanlarınızı değiştirerek başlayabilirsiniz. Yeni ampuller takarak ya da lamba iplerini süsleyerek bunu başarabilirsiniz. Lamba iplerini süslemek için boncuklar kullanabilir ve bu boncukları da Tahtakale’den çok ucuza alabilirsiniz.Birbirinden pratik ve bir o kadar da hesaplı önerilerle evinizi yaza hazırlayacak aynı zamanda da evinizde yaşadığınız zamanı bir o kadar da keyiflendirecek önerilerle sizi yansıtacak bir ev oluşturabilirsiniz.

Aydınlatma elemanları demişken abajurlarınız için de yapabileceğiniz yenilikler var. Abajur şapkalarınızı çeşitli işlemeler, resimler veya renkli kumaşlarla kaplayıp eskisinden çok daha renkli ve keyifli bir aksesuar yaratabilirsiniz.

Evinizde eğer şömineniz varsa havalar ısındığına göre artık bir işe yaramayacaktır. Ama yaratıcı fikirlerinizle ona dekoratif bir görünüm verip, işlev kazandırabilirsiniz. Nasıl mı? İçini çakıl taşları ile doldurabilir, önüne yerleştireceğiniz boy boy mumlarlarda mevsime uygun bir görünüm elde edebilirsiniz.

Evinizde baharın geldiğini hissetmek istiyorsanız, bunun için yapmanız gereken en önemli şey saksı çiçeklerini çoğaltmak olduğunu biliyorsunuz. Çiçeklerinizin saksılarını evinize uygun seçerseniz evinizde hem baharı, hem yeniliği yaşayabilirsiniz. Evinizde modern bir görünüm oluşturmak istiyorsanız, parlak ve metal olan saksıları kullanmanızı önerebiliriz.

Salonunuzun veya odanızın bir duvarını canlı bir renge boyayarak keyifli bir ortam hazırlayabilirsiniz. Ayrıca zeminde kullandığınız halınızı da yenileyerek odanıza taze ve yeni bir görünüm verebilirsiniz. Küçük çocuğunuz ya da beslediğiniz bir hayvan var ise yıkanabilir bir model tercih etmeniz size kolaylık sağlayacaktır.

Kanepeleriniz artık gözünüze eskisi kadar hoş görünmüyor ama yenileyebilecek durumda da değilsiniz. Öyleyse elinizdeki materyali değerlendirin. Üzerine yeni yastıklar ve örtüler hazırlayın. Özellikle peluş ve işlemeli yastıklar bu yıl çok fazla kullanılıyor. Ayrıca elinizde bulunan yastıkları da boncuklar ve pullarla süsleyerek yepyeni bir havaya sokabilirsiniz.

Mutfakta nasıl bir yenilik yapabilirim diyorsanız, işe dolaplarınızın kulplarını değiştirmekle başlayabilirsiniz. Tarzınıza göre klasik, modern, tahta, metal, plastik kulp seçeneklerinden mutfağınıza en uygun olanı kullanabilirsiniz. Ayrıca mutfağınızda kendinize küçük bir bahçe hazırlayabilirsiniz. Küçük saksılar içinde nane ve fesleğen ekip, gerektiğinde kullanabilirsiniz. Bu size büyük bir keyif verecektir.

Küçük puflar ve rengarenk kocaman yastıklarla evinizin havasını yenileyebilirsiniz. Kanapede otururken ayağınızı pufa uzatabilir, yerde kitap okumayı seviyorsanız da yastıkları kullanabilirsiniz.

Keyifli ve eğlenceli kutular yaparak ortalıkta duran ufak tefek eşyalardan da kurtulabilirsiniz. Yapışkanlı kaplama kağıtları ile kutulara dekoratif bir görünüm de kazandırmış olacaksınız.

Banyonuz için de küçük ama sevimli değişiklikler yapabilirsiniz. Banyo perdenizi yenileyebilirsiniz. Desenli veya düz bir perde yardımıyla banyonuzun havasının bir anda değiştiğini göreceksiniz. Ayrıca banyonuza uygun renkli havlular kullanarak bu havayı daha da güzelleştirebilirsiniz.

En çok beğendiğiniz fotoğraflarınızı bir araya getirerek kendinize bir galeri hazırlayabilirsiniz. Resimleriniz için kullanacağınız farklı formlu ve uygun materyallerden yapılmış çerçeveleri kullanabilirsiniz.

Sayfalar: 1 2 3 4 ... 20

Dekorasyon ve Mobilya Sitemiz Wordpress altyapisini kullanmaktadir.

eXTReMe Tracker