Saraylı Yıldız Porselen

Kategorisi: Seramik | 1 Comment

700 yıllık bir geleneğin devamı niteliğindeki Yıldız Porselen Fabrikası, önümüzdeki günlerde atölye bahçesindeki denize nazır “showroom”u ve halka açık kafeteryasıyla tarihinde ilk kez düzenli bir tanıtım sürecine giriyor.

Beşiktaş”ta Yıldız Korusu içinde bulunan nefis Boğaz manzaralı Yıldız Porselen Fabrikası geleneksel porselen üretimi ve desenleriyle bir müze niteliğinde. O yüzden buraya ister fabrika ister atölye deyin , başına mutlaka “müze” ibaresini eklemeniz işlevine daha uygun düşecek.

Yıldız Porselen işletmesi geçmişten günümüze uzanan köklü bir porselen ve motif kültürünü barındırıyor. En önemli özelliği saray dekorunu tüm antik form ve orijinalliğiyle günümüze taşıyor olması. Dünyada ve Türkiye”de üretilen porselenler arasında orijinal Türk motifleriyle ayrıcalıklı bir üne sahip.

Dünyanın birçok ülkesindeki müze ve koleksiyonlarda Yıldız porselenlerine rastlamak mümkün. Hatta bu porselenlerin yapımında bulunan ustalar televizyon seyrederken bile herhangi bir film karesinde kendi işledikleri porselenlere rastlayabiliyor.

Kahve ve çay fincanları, aşure ve boza takımları, şekerlikler, güllü süslemeler, çini duvar panoları ve çini şömineye kadar mekan dekoruna saraylı havası katan geniş bir ürün yelpazesi var. Kültürümüzün önemli taşıyıcısı konumundaki bu atölye-müzedeki üretimin büyük bölümü sipariş üzerine yapılmasına rağmen işletme birçok talihsizlik yaşayarak bugüne gelmiş.

II. Abdülhamid”in kaderi peşlerini bırakmıyor

Sarayların porselen dekor ve sofralık eşya üretimini karşılamak üzere kurulan Yıldız Porselen Atölyesi geçen yüzyıl içinde çeşitli badireler atlatmış. Dünyanın göz bebeği porselenleriyle yoğun siparişler almasına rağmen zarar eden bir kurum olmuş zaman zaman. Hatta öyle zamanlar yaşamış ki, neredeyse 20 yıla yakın bir dönem içinde fabrikanın duvarlarının boya badana görmediği olmuş. İçerideki üretimi görmek için can atan turistlere eşlik eden atölye çalışanları, etrafın düzensiz ve bakımsız olmasından eziklik duyuyor.

Amerika, Almanya, Katar, Kuveyt ve Arabistan gibi ülkeler başta olmak üzere, yurtiçinde Paşabahçe mağazalarına ve saraylardaki satış reyonlarına üretim yapan Yıldız Porselen, ülke ve dünya çapındaki ününe rağmen hak ettiği itibara yeni yeni kavuşuyor. Beşiktaş”taki Yıldız Korusu içinde tarihi bir mekanda nevi şahsına münhasır bir üretim yapan atölyenin normal büyüklükte bir oturma odası kadar teşhir salonu var. Yeni çevre düzenlemesi ve tadilat işlemlerinden sonra fabrikanın denize nazır kesiminde geniş çaplı bir showroom yapılıyor. Dekorasyonu devam eden binanın üst katı ise halka açık kafeterya olarak düzenleniyor.

Fabrikanın şimdiki teşhir salonunda birbirinden nefis görünümlü vazolar, semaverler, çini tabaklar ve paha biçilmez güzellikte çiniler bulunuyor. Sultan II. Abdülhamid tuğralı çay takımları oldukça zarif. Krem rengi çay fincanları üzerine koyu kahve renginde tuğra deseni işlenmiş. Orijinaline uygun olarak yapılan çay takımının fiyatı 600 milyon.

Çeyiz için onca gereksiz eşyanın alındığını ve hiç kullanılmadığını düşünürsek, geleneksel el sanatlarına ilgi duyanların ellerinin altında bulunması gereken birçok orijinal porselen eşya için burası nostaljik bir adres.

Sarayın porselen ihtiyacını karşılamak üzere 1890 yılında II. Abdülhamid tarafından yaptırılan Yıldız Çini Fabrikası o dönemin saray ve çevresinin porselen ihtiyacını karşılıyordu. Fransa”dan ithal edilen teknolojiyle yaptırılan Yıldız Porselen Fabrikası”nın çok da iç açıcı bir tarihi yok. Öyle ki, ürünleri dünyanın hemen her ülkesinde müzelerde yer almış ve dünyanın elit kesiminin gözdesi olmuşken neredeyse yarım yüzyıl kapalı bırakılmış bu fabrika. Diğer yarım yüzyıllık süre içinde ise küçük bir müze-atölye şeklinde ayakta kalma mücadelesi veriyor. Türk çini tarihinin devamını sağlayan önemli bir kurum olan Yıldız porselenin kaderi, kurucusu II. Abdülhamid”in saltanat dönemiyle özdeş kabul ediliyor. Sultan tahttan indirilince çini fabrikasının kapısına mühür vuruluyor. On yıldan fazla kapalı kalan fabrika savaş döneminde sadece telgraf tellerini birbirine bağlayan fincanları üretiyor. Savaş bitince kapatılan fabrika 1957 yılında yeniden çalıştırılmak üzere Sümerbank”a devrediliyor. 1995″ten beri de TBMM”ye bağlı olarak Milli Saraylar Daire Başkanlığı bünyesinde hizmet veriyor.

Sadece bir ressam var

Yıldız Porselen”e nostaljik desenler kazandıran tek bir ressam var. 0n sekiz yıldır burada eşsiz tasarımlara şekil veren ressam Cem Acar”la sadece işaretle konuşabiliyoruz. Acar, aynı zamanda işitme engelli. Kuş deseni çizdiği kahve fincanlarının takımı olan porselen tepsiye de aynı desenleri çizdiğini gösteriyor. Çay takımı ise gerçekten görmeye değer. Fabrikadaki bütün üretim el ile yapılıyor. Çalışanların çoğu yirmi yıldır burada. Müdür Kaya Okçuoğlu çalışanların çoğunun emekliliğinin geldiğini söylüyor ama emeklilikten ziyade onore edilmelerini arzu ediyor.

Buradaki çalışanlar herhangi bir tarihi eserin çini ve porselenlerini aslına uygun şekilde tamir edecek ya da yeniden yapabilecek birikime sahip. Ancak çiniler el yapımı olursa tamiratın süresi uzuyor. Bu yüzden günümüzde el yapımı porselenlere geniş çaplı tadilat yapmak pek de mümkün değil. Çünkü böyle bir çalışma için atölyelerin uzman kapasiteleri yeterli değil. Bu alanda çalışan daha çok kişiye ihtiyaç olduğunu belirten Okçuoğlu, birçok tarihi caminin ya da başka eserlerin el yapımı çini ile süslenmiş olmasını ise geçmiş dönemlerde halk içinde bu sanatın oldukça yaygın olmasıyla ilintiliyor.

Yıldız Porselen atölye ve müzesinde uzman kadroyu her yıl artırmayı hedefleyen Okçuoğlu, üretimi artırmaya ve ülke çapında daha çok tanınmaya yönelik projeler geliştirmiş. Fabrikaya her yıl üç eleman alıp yetiştirmeyi uygun görüyor. İşe yeni başlayan kişilerin güzel sanatlar resim bölümü mezunu olması tercih sebebi. Her ne kadar okulda bu işi öğrenseler dahi burada işe başlayanlardan tam kapasite verim alınması için en az iki yıl geçmesi gerekiyor. Porselene hayat veren ellerin ustalığı ve tasarım kabiliyeti için ise en az on yıllık bir deneyim aranıyor.

Yıldız Porselenin dekor bölümünde kırk kişi çalışıyor. Masaların üzerinde sadece desen kağıtları, boyalar ve porselen parçaları bulunmuyor. Çoğu menekşe olan canlı çiçekler de buradaki sanatçıların porselenle aynı dili yakalamasına aracılık ediyor. Eğer kötü bir gün geçirmişse usta, renkler koyuya doğru gidiyor. “Duygularımızı, ruhumuzdaki güzellikleri porselene aktarıyoruz” diyor tasarımcı Tülin Yavuz. Yirmi bir yıldır burada günlerin nasıl geçtiğini hiç anlamadığını belirtiyor.

Makinalar kırk beş yıllık

113 çalışanı olan fabrikanın makinaları ise kırk beş yıllık. Çalışanların eski olanı makbul ise makinaların da mı eskisi makbul diye soruyoruz biraz gülümseyerek. Makinaların eski teknoloji olması önceki yönetimlerin buraya verdiği değerin göstergesi. Çünkü bilhassa sofralık porselen üretiminde, mesela fincanlarda, hayli zayiat verilmesine yol açıyor eski makinalar. Porselen hata kabul etmiyor. Tornadan çıkan fincanların ağız uçlarında milimetrik farklılık olması fırınlanma sonrasında o fincanın hasarlı çıkacağı anlamına geliyor. Geçmiş dönemlerde yok yere oldukça fazla zarar edildiğini belirten Müdür Kaya Okçuoğlu, işletmenin kendisini yenilemesini hızlandırmak adına İSO 9001 belgesi için çalışma yapıyor.

Dolayısıyla yakın bir zamanda milyarlarca zarar eden kurum için yeni hükûmet ile yeni bir dönem başlamış. İki yıl öncesine kadar insanlar burayı biletli olarak ziyaret edebiliyordu. Şimdilerde ise çalışanları, tarihi atmosferi ve işleviyle yerli ve yabancı herkesi büyüleyen bu atölyeyi daha çok kişi parasız olarak gezip görsün ve burada çayını kahvesini içebilsin isteniyor. Showroom binasının üst katı bu amaçla kafe olarak düzenleniyor.

Yıldız Porselen”in giriş kapısının hemen yanında satış bölümü bulunuyor. Ayrıca bütün saraylarda satış reyonları var. Paşabahçe”nin bütün mağazalarına ürün veren Yıldız Porselen”in aynı zamanda önemli taliplerinden biri Paşabahçe.

Yıldız Porselen”in müşteri kitlesi yarı yarıya yabancılardan oluşuyor. Başta Amerika olmak üzere Almanya ve Arap ülkeleri bu koleksiyona özel bir hayranlık besliyor. Özellikle Katar, Kuveyt ve Arabistan”da bu porselenin meraklısı aileler evlerini müzeye çevirmiş. Amerika”da yaşayan Türkler için de burasının uğrak mekanlar arasında olduğunu belirtiyor Okçuoğlu. Çinili duvarlar, şömineler ve tablolar daha çok yurtdışından sipariş ediliyor. Perakende alıcılar vazo şekerlik, çay ve kahve takımlarını daha çok tercih ediyor. Arap ülkeleri ise saray vazoları ve duvar çinileri gibi daha çok büyük ebatlı ve gösterişli ürünleri tercih ediyor.

Yeni belediye başkanları bilecek

Yüzyıllık tasarımların yapıldığı fabrikanın tanıtım işleri şimdiye kadar çalışanların gayretiyle gerçekleşmiş. Ürünleri paketleyip naylon poşete koymak yerine üzerinde ürünün resmi olan kağıt poşetler imal ediliyor. Broşürler ve daha köklü tanıtımlar için start veriliyor. Çiçeği burnunda belediye başkanlarının da Yıldız Porselen”den haberdar olmaları için ayrıntılı broşürler hazırlanıp adreslerine yollanacak. Siparişler şimdilik kapasiteyi aşmış olsa da ülkedeki tüm kurumların buradan haberdar olması için bu tarz tanıtımların gerekli olduğuna inanılıyor. Yurtdışı gezilerde ülkeyi temsil eden önemli hediyelik eşya konumundaki Yıldız Porselen, çeyiz sandıklarının da vazgeçilmezleri arasında yerini alıyor.

Bunca özel ve değerli üretimi olmasına rağmen bu tarihi mekan yüzyıl içinde bir nevi doğal akışına terk edilmiş. Dünya çapındaki ünüyle eşdeğer bir önemle tanıtım çalışması içine girilmemiş. Anlayacağınız Yıldız Porselen şimdiye kadar kendi saraylı imajı ve tarihinden gelen sanatsal değeriyle dünyadaki prestijini muhafaza etmiş. Yıldızı yeni parlamaya başlamış gibi.
Kaynak: Aksiyon

Linens Perde Söyleşi

Hayatımızın içinde tuzluk, biberlik, bardak, döşemelik kumaş, peçete, havlu, halı ve tabii ki perde gibi küçük ayrıntılar, hiçbir zaman acil ihtiyaç listesinde yer almasalar da, bir evin olmazsa olmazlarıdır. Ev hayatına artık her zamankinden daha fazla önem veren günümüz insanı için, bu özel alanı renklendirecek detayların önemi artıyor. Ev dekorasyonuna yönelik çalışan mağazaların da…

Son yıllarda ‘ev güzellik merkezi’ kavramı ile sektörde öne çıkan Linens Mağazaları’nın en önemli iddiası insanlara ürün değil, yaşam tarzı satmak. Genel Müdür Şule Zorlu, bu sebeple ‘trend firmaları’ ile çalıştıklarını söylüyor. Yani ticarî gelişmeleri izlemek kadar, modayı iyi bilmenin de önemi büyük artık. Yurtiçinde 102, yurtdışında ise 21 mağazaya ulaşan Linens’ler Ukrayna, Arnavutluk, Kazakistan’daki mağazaların sayısını arttırmayı; Gürcistan, Mısır ve Libya pazarlarına da girmeyi hedefliyor. Bir ev güzellik mağazasının yabancı ülkelere yatırım yapması aslında son derece riskli bir iş. Çünkü her ülkenin kendine has bir ev döşeme kültürü ve temel alışkanlıkları var. Onları iyi bilmeden yapılacak yatırımların başarı şansı çok az.

Buna en iyi örnek perde kültürü. Perde Türk kültüründe, evdeki mahremiyetin tamamlayıcısı gibi bir işleve sahip. Dışarıdan içerinin görünmesini engelleme gibi bir misyonu var perdelerin. Batı kültüründe ise perde sadece evi daha güzel göstermek için kullanılan bir aksesuardan ibaret. Başta Rusya olmak üzere, eski Doğu Blok’u ülkelerinde ise yakın zamana kadar perdenin hiç kullanılmadığını ve pencerelerin gerektiğinde gazete ile örtüldüğünü öğreniyoruz Şule Zorlu’dan. Bu sebeple dış yatırımlarda pazar araştırması kadar, kültür ve gelenek araştırmalarına da bütçe ayırdıklarını aktarıyor.

BAKİR PAZARLARDA DAHA BAŞARILIYIZ

Dış pazarlardaki bu sosyolojik araştırmaların şaşırtıcı sonuçları da oluyor elbette. Müşterilerin perdeyi hazır değil de, terzi dikimi olarak talep ettiği kültürlerde Linens’in daha başarılı olduğunu vurguluyor. Rusya ve hinterlandındaki ülkelerde, Soğuk Savaş sonrası ev güzellik kavramının önem kazanması ilginç bir ayrıntı. Dışa açılma ve liberalleşmenin, pencereyi gazete ile kapatma anlayışını değiştirdiğini söylüyor Zorlu. Değişen sadece bu değil elbette. Serbestleşen ortamda bireysellikle birlikte ‘ev’ kavramı da öne çıkıyor. Özellikle komünizm sonrası ortaya çıkmaya başlayan orta sınıfın ev güzellik kavramına önem vermeye başlamasından sonra bu ülkelerde perde satışlarının da hatırı sayılır düzeyde arttığını belirtiyor. Dış pazar olarak önceliği bu ülkelere verdiklerini belirtiyor; çünkü ev güzellik kültürü olmayan ancak buna talep olan ülkelere, sadece ürün değil kültür de taşıdıklarını düşünüyor: “Biz bakir alanlarda olmayı tercih ediyoruz. Çünkü evlerini güzelleştirmek istiyorlar; ancak ne yapacakları konusunda bir fikri yok bu insanların. Onlara bu kültürü götürüyoruz. Yerleşmiş markaların ve yaygın alışkanlıkların olduğu pazarlarda kalıcı olmak daha zor.”

PERDE HER ORTAMIN HAVASINI DEĞİŞTİREBİLİR

Batı ülkelerinde, alışkanlıkların yaygınlığı kadar, ölçülerdeki farklılıkların da pazarın yeni aktörlerini zorladığını belirten Şule Zorlu, çarşaf ve yastık ölçülerinin bile Türkiye’den farklı olduğunu belirtiyor. Çarşaf desenlerindeki farklılıklar aslında kültürel kodlara atıf yapıyor. Mesela Almanlar kare yastık kullanır, biz dikdörtgen yastık kullanırız. Aynı şekilde yatak ölçüleri de bizden oldukça farklı. Bu durum Türkiye pazarına girmeyi düşünen Batılı firmaları da zorluyor doğal olarak. Zorlu, dışa açılmayı düşünen yerli yatırımcılar kadar, Avrupa ülkelerinden gelecek yatırımcıların da kültürel farklılıklara göre üretim yapmadığı sürece Türkiye pazarında zorlanacakları görüşünde.

Bizim kültürümüzde ev güzellik kavramındaki en kritik ürün kuşkusuz perde. Şule Zorlu, “Kadını nasıl saçsız düşünemiyorsak, bir evi de perdesiz düşünemeyiz.” diyor. Bir ev için en önemli ayrıntı perde. Her mekânın havasını hemen değiştirebilecek kadar etkili bir aksesuar. Şule Hanım’a göre perdeden sonra halı geliyor. Döşemesi, perdesi, yatak örtüsü ve halısı olmadan bir evin olamayacağını belirterek, bunlarda iddialı olduklarını belirtiyor. Onları ise masa üstü grupları izliyor.

BİZİM YAPTIĞIMIZ EV KUAFÖRLÜĞÜ

Aslında Türkiye’de insanlar bu ihtiyaçlarını yıllardır çeyiz ve düğüncü mağazalarından karşılıyor. Özellikle düğün organizasyonu yaklaşan aileler için çeyiz mağazaları bütün ihtiyaçların bir arada bulunabileceği mekânlar. Ev güzellik merkezleri ise yeni dönemin yükselen değeri.

Şule Zorlu, bu noktadaki değişimi, mesleki gözlemleriyle yorumluyor: “Günümüzde insanlar, sadece evlenirken evlerini güzelleştirme düşüncesinden vazgeçiyor. Dünyada ve Türkiye’de aileler artık evlerine daha fazla düşkün. Dışarıdaki hayatın sıkıntılarından dolayı eve sığınan insanlar, evlerinde daha fazla vakit geçiriyor. Daha evcimen toplumlara doğru gidiyoruz. Hal böyle olunca da evi daha keyifli ve yaşanılabilir bir mekân haline getirme çabası ortaya çıkıyor. Küçük ayrıntılarla güzelleşen bir ev istiyorlar. Burada artık o güzelliği müşterinin ayağına götürmek lazım. Ev güzellik merkezi kavramını bir kuaför gibi düşünün. İnsan güzelleşmek, bakımlı olmak ve en önemlisi kendini daha iyi hissetmek için kuaföre gidiyor; biz de evlerin kuaförüyüz aslında. Bir masa örtüsü, bir yastık, bir çarşaf, bir perde değişikliği evi önemli ölçüde farklılaştırır. Eskiden Türkiye’de insanlar 10 yılda bir perde değiştirirdi, şimdi 6 yılda bir değiştiriyor. Sürenin kısalmasında katkımız olduğuna inanıyorum.”

Perdeyle bu kadar ilgili bir insan olarak Şule Zorlu’nun tercihi ise dümdüz ve yerleri süpüren uzun perdeler. Günümüz modası olan pencere hizasındaki perde ölçüsünü şık bulmuyor. “Perde perde gibi olmalı, zengin göstermeli; ancak abartısı fazla olmamalı.” diyor.

Ev güzellik merkezlerinin en büyük müşteri kitlesini kadınlar oluşturuyor. Bu durum Linens için de geçerli. Çalışan kadınların önceliği giyim kuşama verdikten sonra evine bütçe ayırmaya başladığını belirtiyor Şule Zorlu. Çalışmayan kadınlar içinse ev güzelliği en önemli egemenlik alanı. Elektronik ve beyaz eşyada sesini çıkarmasa da ev dekorasyonunun, çalışmayan kadının bağımsız karar verdiği tek alan olduğunu vurguluyor. Müşteri kitlesini ise doğal olarak kadınlar oluşturuyor. Yaptıkları işin aslında sosyoloji ile ne kadar ilişkili olduğunu söylediklerinden çıkarmak mümkün: “Bizde insanlar birbirinin evini çok izler, çok merak eder. Özellikle kadınlar komşu ve arkadaşlarının evlerindeki gelişmeleri iyi gözlemler. Bize gelen müşterilerin önemli kısmı, komşusunda, arkadaşında gördüğünün aynısını isteyenler. Bir müşteri arkadan yüz müşteri getirebiliyor. Kadınlar bu gibi şeyleri çok iyi izliyor ve çok konuşuyor. Yansıması da bize oluyor.” Şule Hanım’ın gruptaki ev tekstil yatırımlarına getirdiği yeniliklerden biri de mağazalarda satılan her ürünün, müşteri kaynaklı hasarlara karşı sigortalanması. Buna göre Linens’ten aldığınız bir ürün, kullanıcı hatasıyla dahi hasar görse bir yıl içinde aynısıyla değiştirilebiliyor. Mesela çarşafı yırtsanız, perdede çıkmayan bir leke olsa, nevresim ütülerken yansa bile bunlar sigorta kapsamında. Bunun karşılığında müşteriden herhangi bir ek ücret talep edilmiyor. Daha çok elektronik ürünlerde görülen sigorta işleminin ev tekstiline kayması aslında bir tür pazarlama stratejisi. Müşteri çekmek için kullanılan bir yöntem. Zorlu, bu kadar iddialı bir uygulamayı bir tür reklâm gibi düşündüklerini, tanıtıma ayıracakları bütçenin bir kısmını bunun için kullandıklarını ve bir sigorta şirketiyle anlaştıklarını belirtiyor. Linens’te bu şekilde 10 ayda 1400 ürün aynısıyla değiştirilmiş. Sigortalanan ürün sayısı ise bir milyon. Değiştirmenin bu kadar az olmasını, müşterinin bu sistemi istismar etmediğinin de bir göstergesi olarak değerlendiriyor.

MARKAYA YATIRIM YAPANLAR KAZANDI

Tekstil sektörünün ciddi sıkıntı yaşadığı bir dönemde mağaza sayısını artırma, ürünleri sigortalama gibi iddialı yatırımlara devam etmelerini ise markaya yaptıkları yatırımla açıklıyor Zorlu. Bütün sektörde olduğu gibi ev tekstilinde de kayıt dışı sorunu çok fazla. Bu durum haksız rekabeti beraberinde getiriyor. Bir dönem herkesin girdiği yüksek kârlara sahip bir sektör olan tekstil, yaşanan kriz sonrası iş dünyasının önemli bir bölümünde artık bir an önce terk edilmesi gereken bir yatırım alanı olarak algılanıyor. Böyle bir dönemde ürünü ve hizmeti iyi olanın ayakta kalacağının altını çizen Zorlu’ya göre doğru olan, sürekli olarak markaya yatırım yapmak. Markaya yatırım yapmanın en önemli yollarından biri, ürünü müşteriye doğru anlatabilmek.

Reklâmlar kadar bu noktada pazarlamacılara da büyük iş düşüyor. Bu sebepten olsa gerek, “Benim Linens markam her yerde iş yapar, yeter ki doğru insanlarla yönetilebilsin.” diyor. Linens Akademi’nin kuruluş amacı da, doğru pazarlamacıları bulmak ve onlara işin inceliklerini anlatabilmek. Her ay, bir haftalık sürede ev tekstil grubuna yeni katılan isimlere burada işin incelikleri anlatılıyor. Eğitim süreçleri ürün bilgisinden mağaza dekorasyonuna kadar değişen geniş bir alanı kapsıyor. Şule Hanım, organizasyonun kurulması, mağazaların doğru yerde açılması, iç dekorasyonlarının yapılması ve ekibin tamamlanması gibi bütün ayrıntıların işin ancak yüzde 49’u olduğunu vurguluyor. Geriye kalan yüzde 51 ise sadece satış ve pazarlama. Bir ürün satılmadığı sürece, kaliteli ve garantili olması önemli değil. Bu sebeple o, “Ürünü satamıyorsam Linens mağazası bir müzeden öteye gitmez, insanlar gelir gezer ve giderler.” diyor. Kendisi ise pazarlama ve satış sürecini yerinde gözlemleyebilmek için yurtiçi ve yurtdışındaki bütün mağazaları tek tek gezmeyi ihmal etmiyor. Bir şirket yöneticisinin zamanının minimum yüzde 30’unu sahada geçirmesi gerektiğine inanıyor.

GARSONLUK YAPMAMA BABAM İZİN VERMEDİ!

Şule Zorlu, Zorlu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu’nun üç çocuğundan biri. Bir kız ve bir erkek kardeşi daha var. Birçok büyük şirkette olduğu gibi bir hissedar veya hissedar adayı olarak onun hikâyesi de şirketin alt kademelerinde başlıyor. Ortaokul öğrencisiyken, şimdiki Zorlu Plaza’nın olduğu yerde bulunan Emprime Fabrikası’na yaz aylarında gelmeye başlar. Şirket macerasının başlangıcı da grubun ilk göz ağrılarından olan bu fabrikadır: “Ben fabrikada büyüdüm diyebilirim. O zamanlar yazları giderdim sürekli. Hatta bazen yemekhaneden bardak çalar, onunla bahçedeki havuzdan kurbağa yakalardım. Fabrikadaki görevim ise iplik sökmekti.”

1993-99 arası eğitim için Amerika’da bulunan Şule Hanım, grubun hızlı büyüdüğü ve bir Anadolu sermayesinin İstanbul’un sanayi devlerinin arasına girdiği bu geçiş sürecini yaşayamadığını söylüyor. Yani küçük bıraktığı şirket, dönüşte karşısına bir dev olarak çıkmış. Bu açıdan ilk yetişmeye ve işi öğrenmeye başladığı dönemdeki Emprime Fabrikası’nın onun hayatında büyük önemi var. En ilginç hatıralarından biri de, Amerika’daki öğrencilik yıllarına ait. Bu ülkede birçok öğrenci gibi boş zamanlarında bir lokantada garsonluk yapmak ister; ancak babasının vetosuyla karşılaşır. Buna rağmen orada çalışan arkadaşlarına yardım etmekten geri duramaz. Bunun gerekçesini de hiper aktif olmasına bağlıyor: “Asla boş oturamıyorum. Çoğu zaman yemek yemek yerine iş yapmayı tercih ederim. Hatta ekibime ofisimde öğle yemeği ısmarlar, yemekle geçecek o vakte de bir toplantı sokuşturmayı başarırım.”

DENİZBANK’TA KIYAFET UYARISI ALDIM

Gruptaki ilk ciddi iş deneyimine şimdilerde yüzde 75’i Dexia Grubu’na satılan Denizbank’ta başlar Şule Zorlu. Kozyatağı şubesinde memurluktur ilk görevi. Patron kızı olmasına rağmen bankaya geldiği ilk gün yöneticisinden kıyafet uyarısı alır. Bir daha açık ayakkabı ile işe gelmemesi söylenir. Bu deneyimden olsa gerek finans ve bankacılık sektörünü, aynen askeriye gibi çok disiplinli bir çalışma alanı olarak nitelendiriyor. “Denizbank yıllarında size torpil yapıldı mı?” sorumuza, ailenin bir bireyi olduğu gerçeğini değiştirememekle beraber kendisine ayrıcalık tanınmasına kesinlikle karşı çıktığını vurguluyor. Tabii gerekçesini de ekleyerek: “Birdenbire büyük basamakları çıkamazsınız. Ben sorumluluk almayı, organizasyon yapmayı ve o süreçte bizzat çalışmayı çok severim. Bu sebeple grupta alt seviyelerde çalışarak kariyerime başlamayı ben istedim. Çünkü bir şirketin sermayedarı olarak yetişiyorsanız, çalışanlarınızın neler yaşadıklarını, neler hissettiklerini, davranış özelliklerini yaşayarak görmek zorundasınız. Yoksa işin başına geçtiğinizde onlarla empati kuramazsınız.”
Kaynak: Aksiyon

Türk Mobilya Sektörü

Mobilya Sanayicileri Derneği (Mosder) Başkanı ve Boydak Holding Yönetim Kurulu Üyesi Memduh Boydak, Türk mobilya sanayisinin henüz yolun başında olmasına rağmen, Köln ve Milano’da düzenlenen fuarlara en büyük rakip olarak İstanbul’u göstererek, “İmob Mobilya Fuarı, Köln ve Milano’dan sonra dünyanın en önemli fuarı oldu. Fuar maliyetlerinin yüksek oluşundan ve pazar değişikliklerinden dolayı Köln Mobilya Fuarı’na ilgi azaldı. Milano Mobilya Fuarı bile Moda’da olmasa da potansiyelde Türkiye’yi en büyük rakibi olarak görüyor. Fuar takvimini İstanbul’u bekleyerek açıklıyor” diye konuştu.

“Alanımızı yarıya indirdik”
Memduh Boydak Almanya’nın Köln şehrinde düzenlenen dünyanın en büyük mobilya fuarları arasında gösterilen “imm Cologne 07”de gazetemize mobilya sektörünü değerlendirdi. “imm Cologne 2007”nin dünyanın en büyük fuarlar arasında bulunduğunu kaydeden Mosder Başkanı Memduh Boydak, bu sene Köln’deki fuarda Türkiye’yi temsil eden Türk firmasının geçen yıla göre bir miktar arttığını ancak önceki yıllarda 50’nin üzerinde olan katılımın bu yıl 20’nin altında kaldığını söyledi. Mobilya fuarlarının Köln’den Valencia, Milano ve İstanbul’a kaydığını keydeden Boydak, “Biz bile İstikbal olarak geçen yıl bin metrekare olan alanımızı bu yıl 575 metrekare’ye düşürdük. 2010 yılına kadar İstanbul mobilya fuarının dünyanın en önemli fuarları arasına girecek. Buradan yola çıkarsak, uluslararası mobilya sektörünün önümüzdeki dönemde Köln, İstanbul ve Milano üçgeni içinde hareket edeceğini düşünüyoruz” dedi.

“Mosder’i geç kurmuşuz”
2006 Eylül ayında Mosder Başkanı seçilen Memduh Boydak, mobilya sektörünün geldiği son noktayı da değerlendirerek şunları söyledi: “İşin içine girdikten sonra anladık ki Mosder’i biz geç kurmuşuz. 10 yıl önce kurmuş olsaydık daha faydalı olurdu. Mosder kurulmadan önce biz meslektaşlarımızla sadece selamlaşıyorduk. Şimdi sorunları beraber konuşuyoruz. Ancak mobilya sektörü Türkiye’de henüz gelişmesini tamamlamadı. Finansman, tasarım ve pazarlama gibi temel sorunları aşarsak, sektörü belli bir noktaya getirebiliriz. Bugün 12 milyon nüfuslu Avusturya’nın 2 milyar euronun üzerinde mobilya ihracatı söz konusu. Türkiye’nin ise 2005 verilerine göre 855 milyon dolarlık mobilya ihracatı var.”

“Günübirlik İstanbul’a geliriz eşlerimiz bilmez”
Boydak grubunun hem yönetim kurulu üyeliğini hem de Genel Müdürlüğü’nü yürüten Memduh Boydak, Yönetim Kurulu üyelerinin Boydak Holding’in merkezinin Kayseri’de kalması yönünde kararlı olduğunu söyledi. Boydak, “Holdingimizin merkezi Kayseri’de ancak biz İstanbul’dan da ayrılmıyoruz. Buralarda ana ofislerimiz var. ABD’de 500 büyük şirkete baktığımızda üçte ikisinin bölgelerinde doğup büyümüş ve oradan yönetiliyorlar. Ama New York’ta ofisleri bulunuyor. Kayseri’ye günde 5 tane uçak geliyor. Bazı günler aniden İstanbul’a günü birlik gelip dönüyoruz. Eşlerimizin bile haberi olmuyor. Akşam işimizden geliyor gibi İstanbul’dan geliyoruz” dedi.

Endişe duymuyoruz
Türkiye Finans Katılım Bankası’nı kurarak Ülker ile başlayan ortaklığın ileride gıda sektörüne de kayıp kaymayacağını sorduğumuz Memduh Boydak, “Patronlarımız bize ‘ilk üçün içinde olmayacağınız ve yönlendiremeyeceğiniz sektörlere girmeyin’ diyorlar. Koç Grubu’nun da böyle olduğunu zannediyorum. Onlar da birinci olmayacakları işe girmezler. Biz kendi işimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Ancak buradan hiçbirşey yapmayız diye bir yorum çıkarılmamalı” diye cevap verdi. Arçelik gibi beyaz eşya devinin mobilya sektörüne girmesini ve İkea gibi dünya mobilya markasının Türkiye’de büyüme kararı almasını değerlendiren İstikbal Yönetim Kurulu Başkanı Memduh Boydak, her hangi bir kaygılarının olmadığını söyledi.

İpek 10 bin m2’lik 20 mağaza açacak
İpek Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Aslan, Türkiye’nin mobilya sektöründe son 10 yılda büyük bir gelişme kaydettiğini, merdiven altında, standardı olmayan kopyacı ve devamlılığı olmayan bir üretim anlayışından markalı üretime gelindiğini söyledi. Saffet Aslan, “Bunu duayenler ve ağırlıklı olarak Mosder üyeleri yaptı. Türk tüketicisinin alım gücüne bakarsak henüz mobilya pazarı Türkiye’de istenen seviyeye gelmedi. Mesela Almanya’da 50 milyar dolarlık mobilya pazarı varken, Türkiye’de daha yeni 4-5 milyar dolara çıktı” dedi. Aslan, İpek grubu olarak mobilyadan sonra maden işine de girdiklerini şimdi çinko çıkarıp işlediklerini söyledi. Kayseri’de açtıkları iki alışveriş merkezine ilave olarak “İpek Saray” adıyla Türkiye çapında zincir mağazalar açacaklarını belirten Aslan, “İstanbul’da arsa bakıyoruz. Acele etmeden uygun bir arsa bulabilirsek alışveriş merkezleri açacağız” dedi. Aslan mobilyada da mağaza konsepti 10 bin metrekare ve üzeri mağaza zincirini başlattıklarını belirterek. “Bunlardan biri Ankara’da açıldı. Mersin ve Adana’da da bayileri içine alarak iki mağaza açtık. Türkiye genelinde 10 bin metrekarelik 20 mağaza açmayı hedefliyoruz” diye konuştu.

Doğtaş 15 milyon euro ile mutfak da üretecek
Doğtaş Genel Müdür İsmail Doğan faaliyetleri hakkında şu bilgileri verdi: “Türkiye genelinde 400 satış noktası, 42 ülkeye de ihracat yapıyoruz. Ağırlıklı olarak Avrupa ve doğu bloku ülkelerine satış yapıyoruz. İran büyük bir potansiyel bizim için. Kendimize özgü ürünlerimizle İtalyan firmalara da ürünümüzü rahatlıkla satabiliyoruz. Avrupa’da mobilyada gerek teknoloji gerek işçilik maliyetlerinden dolayı üretim doğuya kayıyor. Türkiye de kendisini ispatladı. Yaklaşık 10-12 markalı firmamız oluştu. Daha önce Türk imajı denince ucuz mobilyası akla geliyordu. Bunları aşıyoruz. Biz Çanakkale Biga’da 200 bin metrekare açık, 80 bin metrekare kapalı alanda üretim yapıyoruz. Yatak, yemek ve genç odaları üretiyoruz. Burada üniversitelerle işbirliği yaparak yarışlar düzenliyoruz. Bu gençlerin kafasından çok iyi fikirler çıkıyor. Birinci olanlara burs verip yurtdışı eğitim aldırıyoruz. İçinde bulunmuş olduğumuz devir inovasyon yani yenilikçi modasının hakim olduğu bir devirdir. Çanakkale bize komşularımıza daha kolay ulaşmamızı sağlıyor. Yunanistan bizden ciddi miktarda ürün alıyor. Özellikle biz fuarda genç konsepte önem verdik. Kız grubunda Brest ve Örümcek Adam karakterlerinin isim ve logosunu kullanan dünyadaki tek üretici biziz. 15 milyon eoruluk bir yatırımla mutfak mobilyası üretimine başlayacağız.

20 bin dolara Çilek mağazası
Köln’deki mağazasında basın kokteyli düzenleyen Çilek Mobilya’nın Dış Ticaret Koordinatörü Muharrem Çilek, Türkiye’de sadece çocuklara ve gençlere yönelik mobilya konseptini ilk defa ortaya atan Çilek Mobilya’nın dünya çapında franchise’ni verdiklerini, önümüzdeki dönemde sadece Avrupa’da 30 magaza açılacağını söyledi. Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Çilek’in kardeşi olan Muharrem Çilek, Türkiye’deki büyümesinin yanısıra aynı mağaza konseptini yurtdışında yerleştirmeye başladıklarını belirterek şöyle konuştu: “Yurtdışında halen 41 mağazamız var. Güney Afrika Cumhuriyeti’nden Japonya’ya Mısır’dan Panama’ya kadar her yerde mağazamız var. Franchise olarak (yani isim hakkını vererek) yurtdışında gelişme göstermek istiyoruz. Franchise bedeli almıyoruz. İstediğimiz standartta ve dekorasyonda kurulacak bir mağazası olan ve bu işi severek yapmak isteyen herkese kapımız açık. Böyle bir mağazanın maliyeti de 300 metrekaresi ortalama maliyeti 20 ile 50 bin dolar arasında değişiyor. Bu tamamen ülkenin şartlarına göre değişiyor. Köln’de 18 ay önce açtığımız bu mağaza diğer mağazalara öncülük etti. Köln’de açtığımız depodan bütün Avrupa ülkelerine mal sevkiyatını yapabiliyoruz. Almanya Belçika Hollanda üçgeninde 30 tane daha mağaza açmayı planlıyoruz. Bu mağazalar 200 ile 500 metrekare arasında değişiyor.”

Cilalı Mobilyalar

Büyük sektörlerden olan inşaat son birkaç yılda patlamasıyla beraber yeni ev alanlar evlerini dekore etme telaşına düştüler. Bu sayede de dekorasyon eşyaları satan dükkanlar altın çağını yaşamaya başladı. Yüzlerce seçenek arasından kendilerine uygun eşyaları seçmeye çalışan ev sahiplerinin en çok zorlandığı konu başlığı ise küçük ayrıntıların büyük farklar yarattığı dekorasyon. Bu hafta ev modasının her mevsim değiştiği günümüz dünyasında demode bir evde yaşamamak için dikkat edilmesi gerekenleri sıralıyoruz. Ev dekorasyonu uzmanları, dekorasyondaki son modayı doğal maddelerin kullanıldığı kaplamalar olarak gösteriyor. Dekoratörler, ahşap,çamur ve kilden oluşan yer ve yüzey kaplamalarının 2007′de dekorasyon malzemelerinde bolca göreceğimiz görüşünde. Duvar renklerinde ise açık ve parlak renklerin moda olacağını belirten dekoratörler, mobilyalarda cilalı ve parlak modellerin ön plana çıkacağının altını çiziyor. Ağır mobilya ürünleri yeniden moda olurken, parlak taşlarla süslü şöminelerin de son akımlar arasında olduğunu vurgulanıyor. Kanepelerin üzerine geniş ve süslü örtülerin örtüleceği 2007 yılında görkemli cam avizeleri de yeniden moda olacak. Yapay ürünler dönüyor Doğal maddelerin yerine yapay ürünler geri dönecek. Örneğin zeminler çamurdan yapılmış killerle kaplanacak. 2007 yılına, geri dönüşümden kazanılmış ahşaplarla kaplanan mobilyalar damgasını vuracak. Dekoratörler, değişen gündelik hayata uygun odaların da bulunduğu bir ev organize etmenin önemine işaret ederken, bunların arasında fazla seyahat eden ev sahiplerinin ihtiyaçları doğrultusunda evlerine gardırop odası yapmanın önemine dikkat çekiyor. Çoğunlukla çatı altına atılıp da bir daha bulunamayan seyahat çantaları için özel bir gardırop yapılmasının kullanışlı olacağını belirten uzmanlar, bu odanın yanı sıra her evde mutlaka çamaşır odasının da bulunmasının yararlı olacağı düşüncesinde. 2007 dekorasyonunda son modalar bunlar.

Fatih ATALAY - Sabah

Mobilya ve Dekorasyonda Parlak Siyah

Ahşaptan griye
Çetin bir rekabetle karşı karşıya olan ve yeni tasarımlar geliştirme konusunda yatırım yapmak zorunda kalan üreticiler mümkün olan her alanda, buna renk de dahil, üretimi standartlaştırıyor. Herhangi bir alana uzun süre tek bir rengin ağırlığını koymasının nedeni bu.
20′nci yüzyılın başlarında radyo ve pikap gibi ilk elektronik cihazların kasası ahşaptan yapılıyordu. İnsanlar evlerinde elektrikli cihaz bulundurmaya alışık değildi ve bazıları bunları kullanmaktan çekiniyordu. Korkutucu cihazları ahşap kutulara gizleyen üreticiler onlara tanıdık bir görüntü vermeye çalışıyordu.
Braun ilk “çağdaş” ürünü 1956 SK4 pikapının üzerine ahşap şeritler yerleştirmişti. Kapağı şeffaf plastik ve yanları ahşaptı. Beyaza kaçan gri 1960 ve 70′lerde elektronik ürünlerin rengi haline geldi. Braun sonra ahşaptan vazgeçti ve bu rengi benimsedi.
Bir süre sonra beyaza kaçan grinin yerini mat siyah almaya başladı. 1980′ler boyunca mat siyah modanın zirvesine oturdu. Braun’un ET44 hesap makinesinden Sony Walkman ve Comme des Garçons ile Yoşi Yamamoto’nun koleksiyonlarına kadar her şey bu renkteydi.
1990′ların “kablolu” döneminde e-posta ve internet gibi yeni teknolojilerden tüm faydayı sağlamamız için çok sayıda yeni dijital ürün ortaya çıktı. Apple 1998′de renkli iMac’i üreterek eski renkte bilgisayarların sonunun geldiğinin sinyallerini verdi.
Apple daha sonra gümüş ve beyaz gibi fütüristik renklere yöneldi. Kısa süre sonra tüm TV setleri ve cep telefonları gümüş renge boyanmış plastikten yapıldı.
Apple hâlâ gümüş ve beyaz renkleri seviyor ama skalasına parlak siyahı da ekledi. Siyah iPod’la bu trendi uygulamaya başlayıp geçtiğimiz sonbaharda siyah MacBook’la serüvenine devam etti.

iPod’dan LCD televizyona

Yeni Apple cep telefonu da aynen Sony PSP gibi parlak siyah olacak.
Yeni siyahın yükselişi biraz da teknolojik değişimin ürünü. Apple ekibi cilanın o tatlı pırıltısını elde etmek için donuk alt tabakanın üzerine bir reçine tabakası monte etmenin bir yolunu bulduktan sonra Apple’ın parlak siyah iPod’u üretildi.
İtalyan modaevi Prada ile Kore’nin elektronik eşya ve cep telefonu markası LG Electronics işbirliği sonucunda üretilen LG Prada KE850 cep telefonu da siyah ve sade tasarımıyla dikkat çekiyor. Panasonic’in piyasaya yeni sürdüğü Viera model plazma LCD televizyonları da parlak siyah renkte.

Parlak siyah aynı zamanda iç mimar ve tasarımcıların, markaların koleksiyonlarında da yer buluyor. Alev Ebüzziya’nın Koleksiyon için tasarladığı Tigris serisindeki çanaklar fonksiyonelliğinin yanı sıra parlak siyah renkleriyle de çağdaş sanat eseri gibi görünüyor.
Derin Mobilya’nın sahibi Aziz Sarıyer “Renklerde orta çizgiyi siyah ve beyaz tayin eder. Konu renkler olursa bence tavırsızlığın rengi siyahtır” diyor. Parlak siyahın yükselişini önceden hisseden Derin’in 2007 Milano sergisindeki standının rengi de parlak siyahtı.
1980′lerde mat siyah ve 1990′larda gümüş nasıl dönemlerini yansıtıyorsa, parlak siyah da bugünü yansıtıyor. Savaş, terörizm ve çevre krizlerinin yaşandığı bir dönem için yerinde bir seçim olan yeni siyah karanlık olduğu kadar baştan çıkarıcı da.

Müzayede Dekor ve Mobilyaları

Türkiyede ‘de yurtdışında çok yaygın olan ‘interior sale’ satışlarının bir benzeri olacak müzayedede sanatsal değer taşıyan ve geleceğin antikaları olmaya aday yüzlerce mobilya, aksesuar ve dekoratif eşya satışa sunulacak.

Frank Hudson, Taylor King, Sherrill, Harrison Gıl, John Richard, Harris Fine, Tetrad, Chelsea House, Trowbridge, Bradburn Gallery, Speer Collectibles, Theodore Alexander, Richmond Ligting, Clockhouse gibi ünlü firmaların, İngiliz, Chippendale, Regency ve Victorian stili klasik ve demi klasik tarzda tamamen el yapımı kanepe, koltuk, konsol, yemek odaları, sehpa ve abajurlardan oluşan mobilyalar satışa sunulacak.

Antik Palace’ta gerçekleşecek müzayedede Ferruh Başağa, Ömer Uluç, Burhan Doğançay, Hüseyin Bilişik, Abdurrahman Öztoprak, Devrim Erbil, Ertuğrul Ateş, Zekai Ormancı, Ekrem Kahraman, Ali Candaş, Ali Atmaca ve Lütfü Günay gibi Çağdaş Türk ressamlarına ait tablolar ve antikalar ile dekoratif eserler de satışa sunulacak.

Müzayedede satışa sunulacak mobilyalar, tablolar ve diğer eserler Antik Palace’da görülebilir.

Adres: Süleyman Seba Cad. Talimyeri sok. No:2 Maçka
Telefon: (0212) 236 24 60

Evist Mobilya Firması

İstanbul Kadıköy’ de Koşuyolu semtinde yer alan tekstil dekorasyon mağazası ‘Evist’, Murat Adalı ve Enis Ergin ortaklığında kuruldu.

700 metrekarelik bir villanın üç katının teşhir alanına ayrıldığı ‘Evist’te, Adalı, Sihir, Art Life, Bürosit mobilya grupları, butik aksesurlar, perdelik kumaş, zincir perde ve döşemelik kumaş çeşitleri yer alıyor.

Zengin duvar kağıdı ve ünlü markaların kumaş seçeneklerinin sunulduğu mağazada, Hint ipekleri, Nepal halıları, Norveçli Alloc ve Alman Gründorf parke ürünleri de bulunuyor.

Farklı tasarımlar ve genç bir bakış açısının hakim olduğu mağazada, kristal aydınlatma çeşitleri, yatak takımı, vazo, yastık gibi aksesuarlarda zengin bir alternatif seçeneği de mevcut.

Bütün dekorasyon uygulamalarının yapıldığı, heykel ve tabloların da satıldığı ‘Evist’te kış bahçesi projesi de yapılıyor.

Adres: Muhittin Üstündağ Cad. No:81 Koşuyolu
Telefon: 0 216 545 53 05

Dekorasyon ve Sağlık

Ev dekorasyonunun sağlıkta yeri çok önemldiri. Mesela astım hastalarını en çok rahatsız eden şey, havanın soğuk ve kuru olmasıdır.

Ayrıca, kışın ev, işyeri gibi kapalı mekanların havası da hem ısıtmaya ve hem de pencerelerin kapalı olmasına bağlı olarak daha kurudur. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçüusta, yazdı.

İnsanlar kışın zamanlarının neredeyse tamamına yakınını kapalı mekânlarda geçirdikleri için, bu ortamların havasının kirli olması ve allerjenlerle daha yoğun karşılaşmaları da astım krizlerini tetikleyen önemli nedenlerdir.

Kışın en çok rahatsızlık yaratan allerjenler

-Ev akarlar
-Evcil hayvanlar
-Küf mantarları’dır.

Bunlar ev ortamında yılın her mevsiminde bulunmakla beraber, kış aylarında bu allerjenlerin miktarlarında önemli artışlar olur.

Kış aylarındaki astım krizlerinin diğer önemli bir nedeni de grip ve soğuk algınlığı gibi diğer viral infeksiyonlardır.

Astımlılar rahat bir kış geçirmek için nelere dikkat etmelidir?

-Gripten korunmak için her yıl ekim-kasım aylarında grip aşısı yaptırılmalıdır. Grip ve diğer solunum yolları salgınları sırasında zorunlu olmadıkça toplum içine girilmemelidir.

-Dışarıda dolaşırken, ağız ve burun önüne bir kaşkol tutularak solunan havanın ısınması ve nemlenmesi sağlanmalıdır.

-Soğuk havada astım krizine girenler, sokağa çıkmadan 15-20 dakika önce nefes açıcı spreylerini kullanmalıdır.

-Astımlılar için, ideal ısınma sistemi kaloriferdir. Katalitik ve borusuz sobalar uygun ısınma araçları değildir. Odun ve kömür sobalarının tütmemesi için gerekli önlemler alınmalıdır.

-Evde gazla çalışan ısınma, yemek pişirme araçlarından gaz kaçağı olup olmadığı kontrol ettirilmelidir.

-Ev düzenli olarak temizlenmelidir. Duvardan duvara halılar, özellikle de beton üzerinde bulunanlar kaldırılmalıdır.

-Yatak takımları haftada bir sıcak su ile yıkanmalı, yatık ve şilteler özel kılıflarla kaplanmalıdır. Kuştüyü yastık kullanılmamalıdır. Yatak odasında kumaş kaplı mobilya (koltuk, kanepe, sandalye…) olmamalıdır.

-Kedi, köpek… gibi hayvanlar mümkünse, ev dışında beslenmeli ve kesinlikle yatak odasına alınmamalıdır. Hayvan, haftada bir yıkanarak barındırdığı allerjenler azaltılmalıdır.

-Evde sigara içilmemelidir.

Ev tekstili ve Yatak Odası

KMG Araştırma tarafından yapılan Ev Tekstili Tüketici Harcamaları Raporu’na göre, geçen yılın tamamında yüzde 2.7 oranında küçülen ev tekstili harcamaları, 2006 yaz döneminde ise yüzde 7.5 oranında büyümeyi başardı.

Ciroda en büyük payı yatak odası harcamaları alırken, yatak odası harcamalarını halı ve kilim kategorisi izledi.

3.4 MİLYON PARÇA HALI: Halı-kilim-yol halısı, perde, banyo ev tekstili ürünleri, yatak odası ev tekstili ürünleri ve oturma odası-salon ev tekstili ürünleri gibi kategorilere ayırarak incelenen sektörde ’yatak odası ev tekstili’ kategorisi 456 milyon dolarla en yüksek ciro ve payı oluşturuyor. Çok yakın bir payla yatak odası harcamalarını izleyen halı ve kilim kategorisinde ise 310 milyon dolarlık bir ciro yapıldığı görülüyor. 2006 yılı verilerine göre 2006’da 3.4 milyon parça halı satın alındığı belirtiliyor. KMG Araştırma’nın sözkonusu araştırma için Türkiye’yi temsilen toplam 34 ilde 6 bin 100 hanede yaklaşık 25 bin tüketici ile görüştüğü bildirildi. KMG Araştırma Perakende Ölçüm ve Araştırmaları Koordinatörü Renan Burduroğlu, “Ev tekstili pazarı markalaşma fırsatlarının bol olduğu ve dolayısıyla tüketici markalı-markasız ürün tercihlerinin çok detaylı incelenmesi gereken bir pazar olarak öne çıkıyor” dedi.

MARKALAŞMA DÜŞÜK: Ev tekstili olarak adlandırdırılan sektör içinde halı-kilimden oturma odası-salon tekstil ürünlerine kadar çeşitli ürün kategorilerinin yer aldığını belirten Burduroğlu, sözlerini söyle sürdürdü: “Türkiye’de doğrudan ya da dolaylı yolla ev tekstili ürün satışı yapan birçok marka ve mağaza mevcut. Ancak bu markaların ve mağazaların büyük bir kısmı yalnızca ev tekstili ürünlerinin değil, mobilya, aydınlatma gibi farklı ürün gruplarının da perakendecisi. Özellikle son dönemde alım kanalları içinde tekil mağazalarda görülen daralmaya karşın açık pazarlardaki artış, markasız ürüne yönelme eğilimine işaret ediyor.” Yapı itibariyle ev tekstili pazarı dönemsel/sezonsal olarak farklılıklar gösteriyor. Ev tekstili alışverişleri yaz dönemlerinde artarken kış dönemlerinde azalıyor. Yazları artış gösteren alımların en büyük nedeni ise taşınma, dekorasyon ve evlilik hazırlığı gibi durumların bu dönemde daha çok tercih edilmesi.

Hürriyet

Koçtaş Yapı Market Zinciri

İstanbulda Hızlı büyümesini sürdüren Koçtaş, 11. mağazası için İzmit’i seçti. 2007 yılının ilk mağazasını İzmit’te açan Koçtaş, evlerini güzelleştirmek isteyen İzmitlilere binlerce seçeneği bir arada, fiyat avantajı ve uygun ödeme koşulları ile sunuyor.

Koçtaş İzmit mağazasının 22 Mart 2007 Perşembe günü yapılan açılış törenine Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç, Koç Holding Gıda ve Perakende Grubu Başkanı Ömer Bozer ve Koçtaş Genel Müdürü Levent Çakıroğlu katıldı. Koçtaş, Sefa Sirmen Bulvarı’nda, toplam 7.000 m2’lik kapalı alan üzerinde faaliyet gösterecek olan mağazasında on binlerce ürününü İzmitlilere de uygun fiyat ve ödeme koşulları ile sunuyor.

Koçtaş İzmit Mağazası’nın 22 Mart 2007 tarihinde gerçekleştirilen açılış törenine Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç, Koç Holding Gıda ve Perakende Grubu Başkanı Ömer Bozer, Koçtaş Genel Müdürü Levent Çakıroğlu katıldı.

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç, Koçtaş’ın kuruluşundan bu yana gösterdiği hızlı büyümeyi bundan sonra da sürdüreceğini belirterek şunları söyledi:

“İlk Koçtaş 1996’da İzmir Bornova’da kurulmuştu. İlk mağazamızın açılışından 11 yıl sonra, 11’inci mağazamızı da İzmit’te açıyoruz. Koçtaş 2 yıldan bu yana çok hızlı bir büyüme sürecine girdi. 2005 yılında Edremit ve Şişli’de; 2006 yılında da Kuşadası, Ankara ve Yenibosna’da Koçtaş mağazaları açtık. Koçtaş İzmit ile birlikte, 2 yıl içinde mağaza sayımızı 2 kattan fazla artırmış olduk. Ev geliştirme sektöründe liderliğimizi pekiştirdik. Çok kısa bir zaman sonra Bursa mağazamızı açacağız ve onu diğer mağazalarımız takip edecek. Böylelikle Koçtaş kalitesini Türkiye’deki tüm evlere götürmeyi hedefliyoruz.”

Koçtaş İzmit mağazası Sefa Sirmen Bulvarı, Outlet Center karşısında, toplam 7.000 m2 kapalı alan üzerinde faaliyet gösteriyor.

Halen İstanbul’da Kartal, Şişli ve Yenibosna’da, Ankara, İzmir Bornova ve Balçova’da, Antalya, Edremit, Kuşadası ve Bodrum’da mağazaları bulunan Koçtaş, güçlü yerel tedarik zinciri ve uluslararası satın alma gücü sayesinde, yerli ve ithal çok sayıda markanın ürünlerini uygun fiyat ve kolay ödeme avantajıyla tüketicilere sunuyor.

Güler yüz, en uygun fiyatlar ve on binlerce ürünün adresi: Koçtaş

Mağazada, dekoratif ürünlerden mobilyaya, ev tekstili ürünlerinden mutfak, banyo ve seramiğe, bahçe mobilyalarından aydınlatma ürünlerine, genç odasından hazır perdeye, halıdan boyaya ve parkeye kadar on binlerce ürün satılmakta.

Evini güzelleştirmek, kullandığı ürünlerle yaşam standardını yükseltmek isteyen tüketiciler, dilerlerse Koçtaş’tan anahtar teslimi ev yenileme hizmeti alabiliyorlar. Tespit için keşif, projelendirme ve sunulan projenin bütçelendirilmesini yapan Koçtaş, uygulama aşamasında da kapsamlı hizmet vererek tüketiciye komple çözümler sunuyor. Koçtaş’ın uzman, güler yüzlü kadrosu, ev dekorasyonuyla ilgili tüm karar süreçlerinde müşterilere destek oluyor, ürün ve hizmetlerle ilgili tüm sorularını yanıtlıyor. Her evin, kendine özgü bir hikayesi olduğuna inanan Koçtaş, global trendleri yakından takip ederek, ev dekorasyonunda ön plana çıkan detayları belirliyor.

Sayfalar: 1 ... 2 3 4 5 6 ... 20

Dekorasyon ve Mobilya Sitemiz Wordpress altyapisini kullanmaktadir.

eXTReMe Tracker