Yaz Mevsiminde Dekorasyon ve Mobilya Önerileri

2007′nin dekorasyon trendleriyle ilgili ipuçları
# Parlak, canlı renkler ve geometrik desenler sezonun modası.
# Duvar rengi olarak kese kağıdı rengi, bej, açık kahve popüler. Evin dört bir yanını çeşit çeşit, renk renk duvar kağıtlarıyla da kaplayabilirsiniz. Duvar kağıdı seçeneklerine göz atmak için www.studionommo.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
# Koltuk kumaşlarında ağırlıklı olarak kadife ve deri kullanılıyor.
# Altın ve gümüş, ev aksesuvarlarında öne çıkan renkler.
# Etnik modası hâlâ devam ediyor.
# Sezonun tarzını yakalamak için eski ve yeni eşyaları bir arada kullanın. Eşya sayınızı mümkün olduğunca az tutun.
# Avizeler geri döndü. Ama bu sefer kristalleri ve camları olabildiğince renkli.
# Halılarda modern tasarımlar dikkat çekiyor. Geometrik desenli modeller ve pelüşe benzer tüylü shaggy halılar çok satıyor. En çok tercih edilen renkler ise kahve, yeşil, bordo ve krem.

Modern ve klasik çizgiler
İsveçli mobilya ve ev aksesuvarları markası IKEA, basit ama işlevsel ürün arayanlar için yaratılmış. Üstelik fiyatları oldukça ekonomik. Özellikle, modern ve klasik çizgileri bir araya getiren Stockholm serisi urban cool’lara göre.
Siyah-beyaz, kahverengi, bej ve kırmızı renk gruplarından oluşan seride koltuk, sandalye, puf, masa, sehpa, kitaplık, dolap gibi mobilya ürünleri, tekstil ürünleri, aydınlatma ürünleri ve aksesuvarlar bulunuyor.

Rengarenk, eğlenceli tasarımlar
Karınca’da farklı tasarımcıların imzasını taşıyan rengarenk, eğlenceli ürünler var. Kurbağa desenli bahçe masası, kalp yastık satıştaki ürünlerden ikisi. Budun Design Company de tıpkı Karınca gibi değişik form, renk ve malzemelerden yola çıkarak tasarlanan ürünleri satışa sunuyor.

Dünyaca ünlü markaların koleksiyonları
Christofle, Gaia&Gino, Missoni, Prada, Ralph Lauren ve Versace gibi moda markalarının ev koleksiyonları urban cool’ları Beymen Home’da bekliyor. Mağazanın ürün grubu mutfaktan banyoya, aksesuvardan mobilyaya kadar uzanıyor.

Haz veriyor
Kanyon’daki Haaz Design Store’da tasarım dünyasına yön veren, birbirinden ünlü tasarımcıların mobilyaları ve objeleri satılıyor. Lamba, vazo, biblo, dergilik, askı alışverişinizi bu mağazadan yapabilirsiniz.

Ev için her şey burada
“Ev ve Yaşam için Her Şey” sloganından yola çıkan Mudo Concept urban cool’lara evleri, bahçeleri, balkonları veya ofisleri için yüzlerce alternatif sunuyor. Concept mağazalarında klasikten moderne her zevke hitap eden ürünler var.

Dönem mobilyaları
Nişantaşı Vakko Dekor koleksiyonu, New York’lu sahne ve iç mekan tasarımcısı Antony Todd direktörlüğündeki ekip tarafından yurtdışından toplanan 18, 19 ve 20′inci yüzyıl dönem mobilyalarından oluşuyor. Mobilyalar, Osmanlı eserleri uzmanı Serdar Gülgün danışmanlığında seçilen Vakko kumaşları ile kaplanıyor.

Artık herkes evinde daha çok vakit geçiriyor. Kendimizi en iyi ifade ettiğimiz, kendi dünyamızı yansıttığımız en uygun yer de evlerimiz oluyor. Evlere verilen değer ve gösterilen özen gittikçe artıyor.
Konu ev dekorasyonu olunca seçenekler de eskiye oranla çok daha fazla. Her zevke ve her bütçeye uygun, modernden klasiğe, ikinci elden dünyaca ünlü tasarımlara kadar sayısız seçeneğiniz var! Sayısı her geçen gün artan alışveriş ve dekorasyon merkezlerinden yararlanabileceğiniz gibi, Horhor, Çukurcuma gibi antika cennetlerine de bakabilirsiniz. İkinci el mobilya alışverişi içinse Dank!’a gidebilirsiniz. Önümüzdeki ay Adressistanbul’da açılacak, ev dekorasyonunun ünlü markası Habitat’a da uğramayı unutmayın.
Siz de kendi eviniz için değişik fikirler arıyor, dekorasyonda değişiklikler yapmak istiyor ya da bahar aylarıyla birlikte evinizi değiştirmeyi düşünüyorsanız işte sizin için derlediğimiz urban cool adresler!

“Modern dekorasyonu ruhsuz buluyorum”
Bennu Gerede (Fotoğrafçı)

Çok modern dekorasyonları fazla steril ve ruhsuz buluyorum. Teşvikiye’de, eski, yüksek tavanlı bir evde oturuyorum. Anneanneme ait olan bu evi eski eşimle bir yılda onarmış ve yenilemiştik. Evin dekorasyonunda sadelik hakim. Yerler kalın ve koyu renk rabıta ile döşeli. Her yatak odası farklı renklerde ve konseptte. Biri siyah, Çin odası gibi. Uzakdoğu havası var. Öbürü kırmızı. Daha ağırbaşlı ve Osmanlı’yı çağrıştırıyor. Çocukların odası ise rengarenk.
Evin kapılarını Çukurcuma’dan aldık. Doğu’dan gelen eski kapılar tamir edildi ve Mardin kapılarının desenleriyle boyandı. Eşyalarımın çoğu vefat eden babamdan kalma. Evin aydınlatma ürünlerini Mood ve B&B Italia’dan aldım.

“Evimdeki eşyalar pembe, gri ve beyaz renkte”
Pamela Spence (Şarkıcı)

Modern dekorasyonu seviyorum. İki katlı evimi de buna göre döşedim. Antikadan da hoşlanırım ama evde uyumsuzluk yaratmasın diye eski eşyalardan uzak durdum. Evdeki eşyalar beyaz, gri ve pembe renkte. Dekorasyon alışverişimi geniş ürün seçeneği sundukları için Ikea, Modoko, Tepe Home, Koçtaş ve Mudo Concept’ten yapıyorum.

Milliyet

Eviniz ve Bebeğiniz.

Bebeğiniz için hem sağlıklı hem de kullanışlı mobilyalar bulabileceğiniz bir diğer adres ise Mothercare. 0-10 yaş grubu çocukların ve ebeveynlerin gereksinimlerini karşılamaya yönelik ürünler sunan İngiliz markası, çocukların sağlıklı gelişimine yönelik tasarlanmış ve Avrupa Güvenlik normları doğrultusunda hazırlanmış ürünleriyle dikkat çekiyor.

Masif bebek mobilyalarında akçağaç, kayın, çam ve meşenin kullanıldığı Mothercare’de boyalar ve cilalar da standartlara uygun olarak, koku yapmayan ve bakteri barındırmayan özelliklere sahip.

Mobilyalarda kullanılan renkler ise bebeğin gözlerini yormayacak, bebek üzerinde olumlu ve sakinleştirici etki uyandıracak olan, ağacın doğal renkleri ve beyaz-krem olarak seçiliyor. Anne ve bebeğin ihtiyaçlarına yönelik ürünlerin satıldığı EBebek mağazalarında da bebek mobilyaları bulabilirsiniz. EBebek. com için özel olarak üretilen Bebilya marka bebek mobilyaları, bebeğin konforu, sağlığı ve güvenliğini ön planda tutuyor. Bu mobilyalar ergenliğe kadar kullanılabilme özelliğine sahip.

Mağazada ayrıca, yüzde 100 doğal ve ladin ağacından yapılan Stylewood marka bebek mobilyaları da satılıyor. Tüm ürünleri el yapımı olan bu markadaki mobilyalar da zararlı kimyasallar içermiyor.

Ayrıca ahşap, değişik desen ve renkleriyle estetik, sıcak bir görünüm sağlıyor. Ev dekorasyonu konusunda aradığınız hemen her şeyi bulabileceğiniz IKEA mağazalarında, bebek odaları için de çeşitli mobilya ve aksesuarlar var. Masif ahşap bebek odalarının yanı sıra bebekler için beyaz renkli mobilyalar bulunuyor.

İsterseniz tek tek, isterseniz takım halinde alabileceğiniz mobilyaların haricinde, IKEA’da bebek odası için perde, nevresim takımı gibi tekstil ürünleri yer alıyor. Aydınlatma, halı ve oyuncak gibi çeşitli aksesuarlar da cabası…

Kelebek Mobilya

Mobilya gibi pahalı eşya tercihlerindeki değişimi gözlemleyen mobilya sektörü artık değişen beklentilere göre gardını alıyor. Çünkü mobilyayı dolaba giysi koyup çıkarır gibi değiştirme imkanınız yok. Pahalı bir ürün; hem şık, hem dayanıklı hem de insan anatomisiyle uyumlu olması gerekiyor.

Görünümü ne kadar şık olursa olsun hiç kimse oturduğu zaman tahta taburenin üstünde duruyor hissine kapıldığı koltuklara para vermek istemiyor. Mobilya seçimini yönlendiren ikinci etken ise yumuşak olması, doğal olarak. Hatta, mümkünse minderler kuş tüyü olacak!…

Kelebek Mobilya”nın hiç satmayan ve çok satan koltuk takımlarını karşılaştıran bir araştırmasının sonuçlarına bakılırsa tasarımlar ne kadar hoş olursa olsun tercihleri maliyetler belirliyor. Kelebek Mobilya”nın çok satan koltuklarının daha ucuz oluşundan dolayı tercih edildiği tespit edilmiş. Daha az satan fakat modern tasarımlı ve kullanışlı koltuklarda indirime gidildiği zaman bu modeller de satılmaya başlanmış. Bu durumu Kelebek Mobilya Pazarlama ve Tasarım Müdürü Yıldırım Kaymal şu şekilde izah ediyor: “Koltuk tercihlerinde rahatlık hissi önemli bir belirleyici. Aynı zamanda kullanışlı olmalı. Bir dönem çok satan koltuk takımlarımız hem model hem de rahatlık olarak istenen düzeyde değildi. Ancak fiyatları makuldü. Modern tasarımlı ve kuş tüyü kullandığımız koltukların fiyatlarında satış kolaylığı sağladığımızda bu modellerin daha çok satıldığını gördük”.

İlk mobilya alanlar ucuzu tercih ediyor

Eskiyen mobilyaları yenileyenlerle ilk kez mobilya alanlar arasında ciddi farklar var. Yeni evlenenler daha kısa vadeli düşünüyor ve o anki bütçelerine uygun mobilyalara yöneliyor. Yıllar içinde kalite ve kullanım avantajları doğrultusunda bazı sıkıntılar yaşanabiliyor. İkinci kez mobilya alımında ise fiyattan ziyade kalite ve kalıcılığa dikkat ediliyor.

Tüketici eğilimlerini araştıran Kelebek Mobilya, yeni evlenenlerin ev eşyalarında birtakım alım kolaylığı sağlamayı hedefliyor bugünlerde. Kelebek Mobilya”nın belki de en önemli avantajlarından biri, yedek parça sisteminin olması. Mesela, kapağı çizilen ya da kullanılamayacak durumda olan gardrobunuzun kapağının aynısından bulabiliyorsunuz.

İkinci kolaylık sistemi ise, yatak odası ya da oturma odası gibi kavramlara yeni bir boyut getiriliyor olması. Yatak odası yerine sadece yatak üretilecek. Beğenilen parçaları birleştirip takım olarak tasarlamak ise tüketicilere kalacak.

Gücünü Düzce”den alıyor

Mevsimlere göre mobilya satışları farklı gelişiyor. Mesela, kış aylarında mutfak alıcısı olmuyor. İlkbaharda daha çok tek parça şeklinde satışlar oluyor. Sonbahar evliliklerin daha yoğun olduğu mevsim. Dolayısıyla kalıcı eşyalar bu mevsimde satılıyor. Koltuk takımları ise her mevsimde alıcı bulabiliyor.

Cumhuriyet tarihinin en eski sanayi kuruluşlarından biri olan Kelebek Mobilya, 1978 yılında dünyanın konusunda en iyi proje grupları ile teknik işbirliği yaparak ilk modüler mobilya fabrikasını Düzce”de kurdu. Avrupa”nın en modern ve büyük tesislerinden biri olarak işletmeye açılan Düzce”deki üretim, günümüzde en güncel teknolojileri kullanarak mobilya, mutfak, oturma grupları ve özel ahşap donanımları ile sürüyor. Genel Müdürlüğü İstanbul”da olan şirket 1990 yılında İMKB”de halka arz edildi.

Yurt içinde 150″ye yakın mağazadaki satışların yanısıra yaklaşık 20 ülkeye Kelebek ürünleri ihraç ediliyor. İtalyan tasarımcıların danışmanlık ettiği Kelebek mobilya, sektörün en eskilerinden olmasını önemli bir avantaj olarak görüyor.

Aksiyon

Ev tekstilinde Kalite

Küçükçalık Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Küçükçalık, ülke olarak ağlamayı sızlanmayı bırakıp markalaşmaya doğru adım atılması gerektiğini söylüyor.

Dünyanın belli ülkelerinde ev tekstili sektörü öncelikli hâle geldi artık. Zira, hazır giyimde üreticiler, dolayısıyla da tüketiciler doyum noktasına ulaştı. Yakın gelecekte Türkiye, hem kendi markalarını dünyaya açacak hem de IKEA gibi çok önemli mağazalara ev sahipliği yapacak. 20 milyar dolarlık dünya pastasının henüz 1,5 milyar dolarını alan Türkiye bu sektörde dördüncü sırayı kapmış durumda. En büyük payı ise 3,7 milyarla Çin alıyor. Ev tekstilinin bu denli önemli hâle gelmesinin önümüzdeki günlerde iç piyasada da hareketliliğe sebep olması bekleniyor. Örneğin, Küçükçalık grubu “Premier” markasıyla ev tekstilinde atağa geçti bile. Küçükçalık Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Küçükçalık, tekstil sektöründe bugün en üst düzeye geldiklerini, bu sebeple markalaşmak istediklerini vurguluyor. Ancak bu sürecin daha sağlıklı işleyebilmesi için Türkiye’nin markalaşma süreciyle doğru orantılı yürümesi gerektiğini vurguluyor. Daha çok markanın çıkabilmesi için de öncelikle Türkiye’nin marka oluşturabilecek platforma gelmesi gerekiyor.

-Küçükçalık, daha çok ihracatla ön plana çıkan bir grup. Güzel güzel yurtdışına ihracat yapmak varken neden markalaşmaya karar verdiniz?

2005 yılından itibaren dünya pazarlarında maliyet ve marka mücadelesinin daha ön plana çıkması bekleniyor. Bu noktada üretim kalitesini oluşturan hammaddeden tasarıma kadar her konuya daha fazla önem vermek, sektördeki küresel yaklaşım ve değişimleri daha yakından takip etmek ve markalaşmayla pazarlamaya daha fazla yatırım yapmak gerekiyor. Türkiye, ev tekstili sektöründe genel profilin aksine önemli üretici gruplarının dahil olduğu, ileri teknolojiyi etkili bir şekilde kullanan ve özellikle de son yıllarda teknolojiyi modayla buluşturan önemli bir ülke. Her ne kadar konjonktürel olarak rekabet sorunları yaşasa da bornoz, havlu, yatak çarşafı gibi ürünlerde dünya pazarlarında ciddi kapasiteler oluşturmuş durumda. Ancak bu konuda çok fazla öne çıkmış marka bulunmuyor. Bu sağlıklı ortamı yakaladık ve iç piyasada markamızı canlandırmaya karar verdik.

-Üretim yapmakla iş bitmiyor, bundan sonra rekabetin şekli değişiyor anlaşılan.

Dünyada süratle genişleyen talebe bağlı olarak kat edilecek daha çok mesafe var. Sektörün kalite üretme konusunda bir sıkıntısı kalmasa da katma değeri artırma konusunda yapılacaklar henüz tükenmiş sayılmaz. Çağımız üretim faktörlerinin katma değer üretmeye yetmediği bir çağ. Malınız ne kadar kaliteli olursa olsun kalite tek başına tercih edilmenizi sağlamıyor. Farklı coğrafyalardaki tüketici gruplarının ihtiyaç ve beğenilerini karşılayacak düzeyde tasarlanmış olmalı.

-Daha düne kadar hep yurtdışına yönelmişken şimdi birden iç piyasaya dönüp markalaşmadan söz ediyorsunuz. Ne oldu da böyle bir karara vardınız. Markalaşmada geç kalmadınız mı?

Doğru, biz bugüne kadar hep malımızı sattık, markamızı satamadık. Küçükçalık, şimdiye kadar daha çok ülke dışına ağırlık verdi. Ağırlıklı olarak çalışmalarımız ihracat bazında oldu. Geçmiş yıllarda hemen hemen her üç yılda bir kriz yaşayan bir ülkeydik. Adeta memleketin sahibi yoktu. 2001 yılını hatırlamak bile istemiyorum. Kese kağıdı oyunu vardı Türkiye’de. Paranın güvenirliği yoksa kese kağıdından farkı yoktur. Para güvenilir olduğu zaman değerlidir. Bugüne kadar memleketi kese kağıdıyla soydular. Biz bütün yatırımlarımızı döviz bazında yapıyoruz. Döviz cinsinden borçlandığımız için gelirimizin de döviz cinsinden olması gerekiyordu. Bu nedenle hep ihracata dönük çalıştık. Bugün hesabını kitabını bilen yöneticiler var artık. Türkiye’de başlayan istikrar havası bizim de iç piyasada bir şeyler yapabileceğimizi gösterdi.

-Dünyada tekstil sektörü hangi noktaya doğru gidiyor?

Dünyada tekstil üretimi batıdan doğuya doğru bir hareket halinde. 1930’larda Amerikan bezi vardı. 1950’lerde de İngiliz kumaşı. Daha sonraki yıllarda Fransa’nın ağırlığı hissedildi. Erkek giyiminin tepeye vurduğu 1970’lerde İtalyan modası hakimdi. Bugün modanın merkezi Milano oldu. Şimdi şöyle bir baktığımızda 6-7 yıldır Türkiye, İtalya’ya mal satmaya başlamış. Ancak 25 yıl sessiz sedasız durmuş. Şimdi ise sektör, yavaş yavaş yine doğuya doğru yol almaya başladı. Bulgaristan ve Romanya’ya taşınıyoruz. Ülke olarak ağlamayı sızlamayı bırakıp markalaşmaya doğru adım atmalıyız. Bana gelişmekte olan bir ülkenin markasını gösterebilir misiniz?

-Evet; Galatasaray.

O gelişmişlik dönemimize denk geliyor. Gelişmekte olan ülkelerin markası yok; gelişmiş ülkelerin markası var. Bugün bakın Güney Kore’ye. 1997’nin Kore’siyle 2000’in Kore’si arasında çok fark var. 1997 yılında doğru düzgün araba yok iken 2000’li yıllara baktığınızda caddelerdeki otomobillerin hepsi kendi markalarından oluşmuş Amerikan tipi lüks arabalar. Kore’de bir tane yabancı araba göremezsiniz.

-Ev tekstilinde oluşturduğunuz Premier markası tüketiciyle nasıl buluşacak. Bu buluşma noktasında bir sloganınız olacak mı?

Şimdilik Olivium Alışveriş Merkezi’nde bir örnek mağazamız bulunuyor. Premier markasını Türkiye’nin bin ayrı noktasında tüketiciyle tanıştıracağız. Genelde gelişmiş ülkenin halkında kendine bir güven görürsününüz. Türkiye’de artık en çok ihtiyaç duyulan şey kimlik. İllâ ki markanızın bir kimliği olmalı. Kolunuzdaki saatlerin markasını silin kiloluk demir yığını görürsünüz. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Avrupa Birliği’ne girmek amaç değil, araç” diyor. Bizim bir kimliğimiz var demek istiyor. Biz de Premier’de kendi kimliğimizi, kendi zevklerimizi, kendi kültürümüzü yansıtmak istiyoruz. Artık bütün dünyada zevklerde bir globalleşme yaşanıyor. Ortak zevkler var. Onun için biz, “önce Akdenizliyiz” dedik

-Türk markası mı, yoksa dünya markası mı olacak?

Önce kendi memleketinde sonra da yurtdışında marka olacak. Amacımız insanlara sadece ürün satmak değil, aynı zamanda zevk satacağız.

-Müşteri profiliniz hangi kesimden olacak?

Ürünümüzü A gelir grubu kabullenecek, C grubu erişebilecek. Ama hedefimiz B gelir grubu olacak. Kalitemizden ödün vermeden her kesime hitap edeceğiz.

-Hazır perdeye Türkiye henüz alışık değil. Tüketici bu değişime uyum sağlayabilecek mi?

Doğru. Hâlâ ölçülerimizin bir standardı yok. Öte yandan perdenin dışında yatak ya da masa örtüsünde belli bir standart oluşmuş durumda. Önceden perde pahalı bir emtiaydı. Bugün pahalı değil artık. Son zamanlarda Türkiye’de de ürün çeşidinin artması ve fiyatların düşmesiyle birlikte pazarda derinlik oluşmaya başladı. Eskiden 8 yılda bir perde değiştirilirdi. Bu oran Avrupa’da 2,5, Amerika’da ise yılda birdi. Çünkü bu ülkelerde vatandaş hazır perde alıyor.

-Sizin evde kaç yılda bir değiştiriliyor?

Yeni taşındığım için bir buçuk yılda bir değiştirmiş olduk.

-Ev tekstilinde birçok marka yol aldı gidiyor. Markalaşma konusunda geç kaldığınızı düşünmüyor musunuz?

Ev tekstili sektöründe şu anda çok önemli bir marka yok. Dünyaya baktığınızda da ev tekstilinde çok önemli markaların olmadığını görürsünüz. Otomotivde bir sürü marka bulunur. Giyimde markadan geçemezsiniz; kravat markalarını sıralaya sıralaya bitiremezsiniz. Ev tekstilinde ise neden olmadığını henüz ben de çözebilmiş değilim.

-Mobilya markaları ev tekstiline doğru kayıyor. Çünkü birbirini tamamlayan ürünler. Sizin de mobilya sektörüne geçme durumunuz var mı?

Dünyaya baktığımızda örneğin “IKEA” marangozluktan gelmedir. Hâlâ bazı mobilya üretimlerini kendileri yapıyor. Evle ilgili her türlü ürünü konsept satıyorlar. Bu Türkiye’de henüz yok. Türkiye bu duruma artık hazır olmalı. Genel olarak dünyaya baktığınızda marka mağazaları bulunur. Gucci’yi her yerde bulabilirsiniz. Gucci olmuş ev tekstili markası diyemezsiniz. Onun için biz öncelikle markaya yatırım yapmak istiyoruz. Türkiye’de şu an bizden önce çıkmış markaya yatırım yapmış şirket yok denecek durumda. İç pazardaki tüketiciye bugüne kadarkinden daha farklı bir hizmet sunmak bizim öncelikli amacımız.

Aksiyon

Mobilyada Kadın Modası

‘Biz mobilyacıyız; ama uluslararası hazır giyim ve moda fuarlarını mutlaka izleriz. Bizim için her sezon, özellikle bayan giyiminde kullanılan renkler, figürler ve desenler önemlidir. Çünkü mobilya kadın giyimindeki trendlerden doğrudan etkilenen bir sektör.’ ALFEMO Genel Müdürü Ramazan Davulcuoğlu’nun bu sözleri, mobilya sektöründeki değişimi gözler önüne seriyor aslında. Eskiden olduğu gibi evladiyelik; yani bir ömür kullanılacak mobilya alınmıyor artık. Gelir düzeylerindeki artış, bunan bağlı olarak sosyo-kültürel gelişim, mobilya değiştirme hızını etkiliyor. Hatta mobilyayı moda kavramıyla tanıştırıyor.

Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de mobilya tüketiminde son sözün kadınlara ait olması, üreticileri farklı arayışlara yöneltiyor. ALFEMO Mobilya’nın, kadın giyim alışkanlıklarını izleme ve oradaki akımları koleksiyonlarına yansıtma çabası boşuna değil. Atölye tipi üretimden yola çıkan, fabrikasyonla da dünyaya açılan Türk mobilya sektörü, özgün ve sezonluk tasarımlarla markalaşma trendini başarıyla sürdürüyor. Bu kulvarda bir yerlere gelmek için sadece mobilya sektörünü izlemek yetmiyor; tüketici davranışlarını iyi gözlemlemek, kadın modasını güncel şekliyle bilmek ve bunu üretime yansıtabilmek, başarıya götüren önemli ayrıntılar haline geldi artık.

Bugün Türkiye’nin en başarılı mobilya markalarından olan ALFEMO’nun arkasında üç yetim kardeşin, yani Ali, Ramazan ve Şaban Davulcuoğlu’nun ilginç hikâyesi var. Yeşildağ perakende mağazalarının kurucusu olan baba Yusuf Davulcuoğlu’nun 1976’daki vefatı, onları çocukluklarında iş hayatıyla tanıştırmış. 16 yaşındaki büyük ağabey Ali Davulcuoğlu, işin başına geçerken kardeşleri okuldan artakalan zamanlarda ona omuz vermiş.

HAMALLIK VE PAZARLAMAYI BİRLİKTE YAPTILAR

O günlerin hikâyesini dinlerken, bu genç markanın öyküsünün ne kadar zorlu şartlarda başladığı bütün cesametiyle anlaşılıyor. Sabahları satış yapan Ali Bey, kardeşleri okuldan geldikten sonra teslimata gidermiş. Üç kardeş yıllarca hem pazarlamacılık hem de hamallığı beraber yürütmekten gocunmamış. Ramazan Bey, “İşe başladıktan ancak 5-6 yıl sonra eleman alabildik. Buna rağmen çabamıza değdi, ALFEMO’nun yanı sıra Yeşildağ bugün 13 mağazalık bir perakende zinciri oldu.” diyor. Halen Ali ve Ramazan Davulcuoğlu ALFEMO’yu yönetirken, mağazalar ise küçük kardeş Şaban Davulcuoğlu’nun kontrolünde.

Sadece 10 yıllık bir geçmişi olan ALFEMO’nun, kısa sürede tanınmasının ardında perakendecilikteki bu deneyimin önemli rolü olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ramazan Davulcuoğlu, “Müşteri odaklı olmayı mağazacılıktan öğrendik. İyi bir sanayici ve tüccar olmak gerekli; ama müşteri ne ister, bunu bilip müşteri adına empati yapıp, bütün iş süreçlerimizi müşteri memnuniyetine göre kurgulayabilmek önemli. O da mağazacılıktan gelen bir tecrübe.” diyor. Günümüzdeki mobilyacılık anlayışında iyi üretim yapmak yeterli olmuyor. Tanıtım ve reklâm, markaya yapılacak yatırım, işin vazgeçilmezleri arasında.

İzmir Torbalı’da dev tesislerde üretim yapan ALFEMO’nun çıkış hikâyesi, yaylı yatak işiyle başlıyor. Büyük bir yatak üreticisinin Ege Bölge bayiliğini alan Davulcuoğlu kardeşler, bu marka için üretim yapar. 1992-1996 arası, Türkiye’nin mobilyada öne çıktığı, kanepelerin yerini çekyat ve oturma gruplarının almaya başladığı yıllardır. Ramazan Bey, “O dönem sektörü hem içeride hem dışarıda iyi izledik ve modüler mobilyanın geleceği olduğunu görerek bu alanda yatırım kararı aldık. ALFEMO bir modüler mobilya üreticisi olarak 1997’de kuruldu ve 98’de üretime başladı.” diyerek ‘doğuş hikâyesini’ kısaca özetliyor.

Türkiye’de geleneksel mobilya üreticisi çok fazla; ancak modülerde fazla üretici yok. Modüler, “klasik mobilyada farklı ve özgün tasarımları içeren, modern mobilya” anlamına geliyor. Panelden üretildiği için panel mobilya da denilen modüler mobilya, modül modül satılabiliyor. Üretimden tasarıma kadar kendine özgü bir tarzı olan ALFEMO alt markalarla da çalışıyor. Şirketin halı markası olan Carpet Land gibi.

MARKA İŞÇİLİĞİ

ALFEMO, 1999’da İtalya ile yaşanan krizden etkilenen ve İtalyan sanılan markalardan. Bunun sebebi, isminin yaptırdığı çağrışım ve ürün yelpazesindeki İtalyan esintileri. Oysa ALFEMO, üzerinde uzun zaman çalışılmış, avantajları ve dezavantajları iyi hesaplanmış ve Türkiye’de görülmemiş bir titizlikle ortaya çıkarılmış bir marka ismi. Ülkemizde marka yatırımı yapan birçok sanayicinin atladığı ayrıntıları hesaplayarak markalarını belirlemiş Davulcuoğlu kardeşler. Ç ve ş gibi uluslararası alanda zorluk çıkaran harfler içeren markalardan çok çeken sanayicilerin düştüğü sıkıntıya düşmek istememişler. Mobilya tüketiminde son kararı kadınlar verdiği için, ismin feminen çağrışımı olması, ağzı doldurması, dış pazarlarda sorun çıkarmaması; ancak doğrudan da yabancı bir isim olmaması, hep inceden inceye planlanmış ayrıntılar. Bütün bu çalışmalar, İstanbul merkezli büyük bir ajansın kontrolünde gerçekleşmiş.

Dünyadaki mobilya pazarının toplam büyüklüğü 250 milyar dolar. Türkiye’deki rakam ise 4-5 milyar dolar civarında; ancak kayıt dışılığın fazlalığı, gerçek rakamların bilinmesini engelliyor. Türkiye’deki pazar büyüklüğünde fabrikasyon üretimin yüzde 50’yi bile bulmaması, bu sektörün en azından yarısının, halen atölye tarzı üretimle yola devam ettiğinin göstergelerinden. Türk mobilyacılar için iyi bir pazar olan Almanya’da kişi başına yıllık mobilya tüketimi 350-400 Avro civarında. Türkiye’deki rakam ise 40-50 Avro. Avrupa’nın satın alma gücü yüksek olmasına rağmen, yaşlı ve doymuş bir nüfus var. Buna rağmen tüketim bizimle kıyaslanmayacak oranda fazla.

EVLİLİK SEKTÖRÜ ONLARDAN SORULUYOR!

Mobilyacıların en ciddi takip ettiği konu, kuşkusuz evlilikler. Hatta bu alandaki istatistiklere bile hâkimler. Diğer bir önemli konu ise gayrimenkul alım ve satımları. Çünkü her yeni ev sahibi, mobilyacılar için potansiyel müşteri. Ramazan Davulcuoğlu hemen kendilerini yakından ilgilendiren istatistiklerden bahsediyor: “Türkiye’de yılda 500 bin evlilik gerçekleşiyor. 2006’da ise bu rakam 600 bini bulacak. Geçen yıl Türkiye’de 1,5 milyon gayri menkul alım satımı yapıldı.”

Davulcuoğlu’na göre bu rakamlar, iç pazar anlamında da Türkiye’nin önünün açık olduğunun göstergesi. Bunlara bir de her geçen yıl büyüyen ‘yenileme pazarını’ eklemek gerekiyor. Çünkü Türkiye’de mobilya değiştirme süresi 5 yıla kadar indi. Mobilya eskisine göre çok daha hızlı tüketilen bir ürün artık. Dış pazarlar ise büyümeye devam ediyor. 2005 yılını 800 milyon dolar ihracat ile kapatan sektörün bu yıl 1 milyar doları aşması bekleniyor.

“Sektörün en önemli sorunu nedir?” denildiğinde ise Ramazan Davulcuoğlu sözü hemen tasarıma ve taklit ürünlere getiriyor. Şu ifadeleri manidar: “Tekstil ve hazır giyimde Türkiye’nin yaşadığı sıkıntıları bu sektörde de yaşamamak için tasarım çok önemli.” Çünkü tasarım doğru yapıldığında, bu, markalaşma için büyük fırsatlar doğuruyor. Markalaşmak ise satılan malın katma değerinin yükselmesi demek. Mobilya sektöründe halen büyük firmalar tasarım odaklı çalışıyor, hatta bazılarının tasarım ekipleri var. ALFEMO’da ise tasarım ve AR-GE hayati öneme sahip. Bu sebeple AR-GE direktörlüğü kurulmuş.

HAYAT FABRİKASYONA GELMİYOR

İnsanların sürekli farklılık aradığını ve bu ihtiyaçlara en hızlı ve kaliteli cevabı veren üreticinin kazanacağını belirten Davulcuoğlu şöyle devam ediyor: “Fabrikasyon üretim önemli; ama hayat fabrikasyona gelmiyor. İnsanlar farklılık arıyor. Toplumun beklentileri daha farklı artık. Sadece dış pazar değil iç pazarda da farklılaşma önemli bir kavram.” Oysa sektörde halen fiyata dayalı rekabet var; ucuz ürünlerle ciddi pazar kapma yarışı yaşanıyor. Bu da firmaların geleceği adına olumsuz bir gelişme olarak kayıtlara geçiyor.

Davulcuoğlu’na göre sektörün diğer bir sorunu ise KDV oranlarının yüksekliği. Bunu kayıt dışılığı besleyen unsurlardan biri olarak değerlendiriyor. KDV indirimi yapılacak olursa, maliyenin oradan kaybettiği rakamı, kayıt içine alacağı işletmelerle rahatlıkla kapatabileceği görüşünde. KDV yüksek olunca faturasız satış oranı da yükseliyor ve bu durum en fazla işi kitabına uygun yapan üreticileri vuruyor. Geçen yılı 100 milyon YTL ciro ile kapatan ALFEMO, yurtdışındaki mağaza ağını da her geçen gün büyütüyor. İran ve Romanya’da şimdiden 20’şer mağazaya ulaşmış şirket. Sırada ise İsviçre ve Azerbaycan var. Davulcuoğlu, “Yurtdışında hızlı değil; ama sağlam adımlarda mağazalaşmaya devam edeceğiz” diyor.

Aksiyon

Çekyat üreticilerimiz dünya pazarında

ÇOCUK VE KADINLARIN ETKİSİ

Mobilya üreticilerinin son yıllarda tüketimdeki etkilerini keşfettiği iki grup, kadınlar ve çocuklar. Özellikle çocuklar birçok markanın satışında etkili, baba ve annenin tercihlerini onlar yönlendiriyor. Günümüz çocukları beğendiği, sevdiği bir markayı ailesine aldırıyor. Bu gerçeği gören Çilek Mobilya, tasarladığı ürünleri önce, fabrikaya gruplar halinde getirdiği çocuklara göstererek onların fikirlerini alıyor ve üretimi buna göre şekillendiriyor. Türk halkının çocuklarına çok duyarlı olduğunu belirten Muzaffer Çilek, “Kendimde olmadı, çocuğumda olsun diyor, çocukları için para harcıyor.” diyor. Ramazan Davulcuoğlu ise yapılan araştırmaların mobilya seçiminde kadınların erkeklere oranla çok daha fazla söz sahibi olduğunu ortaya çıkardığını hatırlatıyor: “Araştırmalara göre nereden bakarsanız bakın kadının mobilya seçiminde etkisi yüzde 80-85 seviyelerinde görünüyor ki; bizler bunu dikkate alarak çözümler üretmeliyiz.”

Son yıllardaki hızlı büyüme ve gelişmesiyle dikkati çeken mobilya sektöründe, 2007 fırsatlar yılı olarak görülüyor. Yılın ilk üç ayındaki daralmaya rağmen özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlanmasından sonra işlerin açılacağını düşünen mobilyacılar, devam eden konut inşaatlarının bitmesinin de sektöre büyük hareket getireceği kanaatinde. 2 Mayıs’ta Türkiye’nin en büyük mobilya fuarında bir araya gelecek olan üreticiler, yeni ürünleri de görücüye çıkaracak.

Mobilya, diğerleri kadar öne çıkmasa da aslında ülkemizde istihdamın yükünü çeken, ihracat ve dış pazarlardaki payını her geçen gün artıran ve en hızlı büyüyen sektörlerden. Yüksek teknolojili üretime rağmen, emek yoğun olma özelliğine sahip. Sektördeki markalı üreticilerin sayısı da hızla artıyor. Bu markalar iç pazardaki etkinliklerinin yanı sıra, birçok farklı ülkede açtıkları mağazalarla da dikkati çekiyor. Üretimdeki hızlı gelişim yan sanayileri de geliştirerek, önemli bir istihdam sahası haline getiriyor. Üreticilerin bundan sonraki hedefi, sektörü Türkiye ekonomisinin lokomotifi yapmak.

ANADOLU’NUN ÇEKYAT DEVRİMİ

Mobilya üretimi aslında Anadolu insanının ilk sanayileşme tecrübelerinden. İstanbul ve Marmara Bölgesi eksenli fabrikaların dumanının tütmeye başladığı zaman dilimi, Kayseri’de ağaç doğrama işlerinin mütevazı atölyelerde yapılmaya başladığı dönemdir, aynı zamanda. Bu atölyelerin kurucuları, Kayseri, İnegöl ve Ankara gibi mobilya üretiminde öne çıkan merkezlerin ilk kuşak sanayicileri. Sektörün bugünkü iddiasının başlangıcı ise Türkiye’nin dışa açılmaya başladığı 1980’lerin sonları.

O güne kadar mobilya kavramı denilince akla sofa, sedir, kanepe gibi tek amaçlı kullanıma uygun ürünler gelirken, mobilyacıların ‘çekyat devrimi’ dedikleri çok amaçlı ürünlerin piyasaya çıkışı, günümüzdeki markalaşma, tasarım ve ihracat seviyesinin de katalizörü olur. Hem oturma hem yatmaya yarayan ve misafir ağırlama konusunda derin bir kültüre sahip Türk insanı için, hayatı kolaylaştıran en önemli icat olan çekyatlar ilk piyasaya çıkışlarının üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen, üreticilerin vazgeçilmezi unvanını koruyor bugün. Türkiye”nin en büyük mobilya üreticisi konumundaki Boydak Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Boydak’a göre çekyat evrensel bir tasarım: “Amerika’da hiç bilinmezken biz çekyatı orada pratik bir yaşam ürünü olarak pazara sunduk ve büyük beğeni topladı. İngilizcedeki adı klip klap oldu ve şimdi 800 noktada satıyoruz. Almanya’da da aynı etkiyi yaptı ve çekyata büyük talep var.”

Çekyatı dünyaya da sevdiren üreticiler, son yıllarda tüketicinin değişen alışkanlıklarına uyum sağlamak için önemli yatırımlar yapıyor. İnsanlar artık eskisi gibi ‘evladiyelik’ mobilya almıyor. Değiştirme sıklıkları 5 yıla kadar inmiş durumda. Büyük şehirlerin küçük ölçekli yaşam alanlarına uygun, kullanışlı ürünler işin diğer boyutu. Yaş gruplarına, mekânlara ve tüketici beklentilerine yönelik uzmanlaşma kadar, ihracat yaptıkları ülkelerdeki insanların beğenilerini de yakından izliyor üreticiler ve buna uygun ürün tasarlıyor. Bütün bunlar yılda yüzde 8 gibi çok hızlı bir büyüme anlamına geliyor. İşte bir yönüyle bu büyümenin getirdiği fırsatları, problemlerle birlikte yaşıyor sektör. Türkiye ekonomisindeki normalleşmenin ve makro göstergelerdeki iyileşmenin henüz tam olarak microya yani halka yansımamış olmasının sonuçlarının aslında en fazla etkilediği sektör mobilya. Evladiyelik alma dönemi geride de kalmış olsa mobilya toplumun geneli için pahalı bir yatırım ve doğal olarak işlerin yolunda gitmediği dönemde hane halkının gündemine giremiyor. Peki, sektörün temel sorunları ve çözüm önerileri neler, sorusunun cevabıyla birlikte bu dosyada, fırsatları ve sektörün geleceğini de değerlendirdik…

MOBİLYACILAR DA KDV İNDİRİMİ İSTİYOR

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne bağlı 52 sektör meclisi bulunuyor. Uzun yıllardır bünyede bulunmasına rağmen bu meclislere özellikle son bir yıldır büyük önem veriliyor. Temel hedef bu meclislerin öncülüğünde Türk sanayisinin önünü açmak, ekonominin normalleşme sürecine uyum sağlamaları yönünde katkı yapmak ve standartları uluslararası noktaya taşımak. TOBB mobilya sektör kurulu başkanı Davut Doğan, sektörün sorunlarına yönelik hazırladıkları bir raporu Başbakan’a sunacaklarını belirtiyor. Raporda ilk temas edilen husus, tekstilde olduğu gibi KDV indirimi beklentisi. Doğan, bu talebin tekstil hammaddesi kullanılan ürünler için geçerli olduğunu ve bu ürünlerdeki yüzde 18’lik KDV’nin yüzde 8’e çekilmesi gerektiğini vurguluyor.

İstihdama önemli katkısı olan sektörün çelişkisi, teknik ara eleman konusunda ciddi sıkıntı yaşaması. Bunun temel sebebi de meslek liselerine öğrenci gitmemesi. 8 yıllık kesintisiz eğitimin imam hatiplerle birlikte bütün meslek okullarını vurmasından etkilenen tek sektör mobilya değil elbette. Koç Holding’e ‘meslek lisesi memleket meselesi’ reklâmını yaptıracak kadar önemli bir problem bu ve her geçen gün iş dünyasını daha fazla etkiliyor. Hacı Boydak teknik eleman sıkıntısının had safhada olduğunu belirterek, “Meslek liselerinin yeniden tercih edilen cazip okullar haline gelmesi ülkemizin geleceği açısından hayatî önem taşıyor. Düz liseden aldığımız gençleri yetiştiremiyoruz. Zaten onlar da ilk fırsatta gidip bir alışveriş merkezinde tezgâhtar olarak çalışmayı tercih ediyor. Bu kan kaybını durdurmamız lazım” diyor. Davut Doğan ise sektör kurulunun bu konuda ilginç bir önerisinden bahsediyor: “Şu anda meslek lisesinde okumanın cazibesi yok. Cazip hale getirmek için, askerlik avantajı da dâhil olmak üzere bir dizi öneride bulunuyoruz. Burada okuyanlara daha kısa bir askerlik imkânı verilebilir. Devlet burs da verebilir. Türkiye’de binlerce gencin sırf askerlik avantajı için yüksek öğretime devam ettiğini unutmamak lazım.”

Mobilya Sanayicileri Derneği Başkanı Memduh Boydak, bu iki önemli soruna birkaç ilave daha yapıyor. Aynen meslek liseleri gibi bütün iş kollarını vuran diğer bir sorun istihdam üzerindeki vergi yükü. Bu meseleyi herkesin konuştuğu halde çözüm noktasında bir türlü harekete geçilemediğinden dert yanan Boydak, bu vergiler uluslararası standartlara çekilmediği sürece sektördeki kayıt dışının süreceği ve üreticilerin küresel pazarda rekabet edemez hale geleceği uyarısını yapıyor. Türkiye’de 500 lira ücret alan bir çalışanın işverene maliyeti 1400 YTL’yi buluyor. Boydak, geçtiğimiz yılın OECD verilerine göre Türkiye’nin istihdam vergilerinde dünya şampiyonu olduğunu hatırlatarak, bunun sanayicileri yeni işçi alımı konusunda çok temkinli davranmaya sevk ettiğine ve düzelen ekonomiye rağmen istihdamın artmadığına dikkati çekiyor. Yani az kişiye çok iş yaptırılıyor. Firma istihdam yerine sürekli verimliliğe yükleniyor. Bu durum kayıt dışını besliyor, kayıt dışı da haksız rekabeti… Döviz kurlarının düşük gitmesi de ihracatçının diğer bir ortak sorunu. Müşteri kaybetmemek için önceki bağlantılarına sadık kalan ihracatçılar, yüzde 10 kâr planlayarak yaptığı anlaşmadan, şimdi yüzde 15 zarar ediyor.

TEKSTİLDEKİ KRİZ BİZE DERS OLDU

Sorunlardan bahsetmişken dikkatlerden kaçan ancak sektörü olumsuz etkileyen iki önemli noktaya daha temas etmek gerekiyor. Bunlardan birincisi taklit ürünler. Tasarım ekibi istihdam etmeyen birçok küçük üretici, büyük şirketlerin ciddi yatırımla ortaya çıkardığı özgün tasarımların aynısını süratle üreterek, pazara sunuyor ve istedikleri gibi fiyat kırarak haksız rekabete yol açıyor. Bunun için denetimlerin sıklaştırılması ve bu tip firmalara ağır yaptırımlar getirilmesi şart. Gözlerden kaçan ikinci önemli sorun, sektördeki navlun (taşıma) maliyetlerinin yüksekliği. Büyük hacimli mamul üreten mobilyacılar, özellikle ihracatta çok yüksek taşıma bedelleri ödüyor. Örneğin, Rusya’ya gidecek bir TIR 20 bin dolara doldurulurken, 6 bin dolar taşıma ücreti ödeniyor.

Mobilya sektöründe, irili ufaklı üreticiler ve perakende mağazalarla beraber 60 bin şirket bulunuyor. 170 ülkeye ihracat yapan sektör, 6 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip. Yıllık ihracat ise 1 milyar doları buluyor. Hızla büyüyen sektör üreticiler için büyük fırsatları da beraberinde getiriyor. Memduh Boydak’a göre değişen tüketici alışkanlıkları üreticiler için en büyük fırsat: “Mobilya değiştirme sıklığı artıyor. Eskiden insanlar sadece ihtiyaçlarını alırken şimdi zevk ve tatmin de satın alıyor. Ayrıca Türkiye’nin etrafında, uçakla 3 saat mesafede 1,5 milyar nüfus yaşıyor. İşini iyi yapan üreticiler için bu büyük bir dış pazar imkânıdır. Maalesef sektörde henüz dış pazarlardaki bu imkânları değerlendirebilecek oyuncu sayısı az. MOSDER’in bir misyonu da, sektörün biraz daha kurumsallaşması ve dış pazarlara yönelebilmesidir.”

Hacı Boydak, üç saatlik mesafedeki 1,5 milyarlık pazar meselesine bir ekleme yaparak, son yıllarda komşu ülkelerle siyasi düzlemde kurulan dostane ilişkilerin doğrudan ticarete yansıdığına işaret ediyor. “Yunanistan’da eskiden İstikbal markasıyla mal satmak hayaldi, şimdi 16 mağazamız var. Yakında yenileri de açılacak.” diyen Boydak, inşaatı devam eden 1 milyona yakın konutun sahiplerine devredilmesiyle birlikte sektörde ciddi hareketlenme yaşanacağı kanaatinde.

Çilek Mobilya Genel Müdürü Muzaffer Çilek, tam bu noktada tekstilde yaşanan krize atıf yaparak, “Hazır giyim sektöründe markalaşma geç başladı, fasonculuk uzun sürdü. Şimdi bu gecikmenin sancıları yaşanıyor. Mobilya sektörü daha az fasonculukla çalışan ve markalaşmaya daha önce başlayan bir sektör. Bu fırsatı iyi kullanmak lazım.” diyor. Tüketici alışkanlıkları konusuna da bir ekleme yapan Çilek, günümüz insanının artık evde daha fazla vakit geçirmek istediğine işaret ederek, bu sebeple evlerin iç dizaynına daha fazla önem vermeye başladığını söylüyor: “Klasik mobilyaya çocuk, genç ve çalışma odalarıyla, banyo ve mutfak mobilyaları da eklendi. Mobilya kavramı yerini ev modasına bırakıyor. Türk halkı zevkleri gelişmiş bir halktır, o açıdan evini kendi dekore etmeyi sever. Üretimdeki çeşitlilik bu açıdan da büyük ilgi görüyor.”

ÖZGÜN TASARIM MALİYETİ DÜŞÜRÜR

Son yıllarda sektörde özgün tasarımlar noktasında ciddi atılımlar yaşanıyor. Büyük firmaların başlattığı tasarım ve Ar-Ge ekibi kurma çalışmaları yavaş yavaş sektör geneline yayılıyor. MOSDER’in, çeşitli üniversitelerle birlikte üç yıldır düzenlediği ‘ev mobilyası tasarım yarışmalarına’ bu işe meraklı gençler büyük ilgi gösteriyor. Derece alan tasarımlar, kendi standartlarına uygun bulan firmalar tarafından üretim sürecine de sokulabiliyor. Sadece 0-24 yaş aralığına yönelik ürünleri ve özgün tasarımlarıyla dikkati çeken Çilek Mobilya’nın Genel Müdürü Muzaffer Çilek, “Özgün tasarım çok önemli. Rekabet edebilmek için de şart. Bu hem maliyetleri düşürüyor hem daha yüksek fiyata satış imkânı veriyor.” diyor. MOSDER’in ev mobilyasına yönelik tasarım yarışmasını, çocuk mobilyasına uyarlayan Çilek, Yaratıcı Çocuklar Derneği ve Mimar Sinan Üniversitesi ile birlikte çocuk odası tasarım yarışmaları düzenliyor. 5-14 yaş arası çocukların katıldığı bu yarışmadaki başarılı projeler daha sonra üretim süreçlerinde değerlendiriliyor.

Hacı Boydak’a göre özgün tasarımlar kadar sektörün dünyadaki yenilikleri sürekli izlemesi, uluslararası fuarlarda bulunması da çok önemli: “Hem sürekli değişen modayı iyi izlemek, hem de sektördeki teknik yenilikleri hemen tespit edip kendi işinde kullanmak gerekiyor. Bunları yapmadan dünya ile rekabet edemeyiz.” İthalata bağımlı olmadığı için katma değeri yüksek bir sektör olan mobilyanın diğer bir özelliği de hammadde ve kullanılan malzemenin maliyeti ile iyi tasarımlı bir ürünün fiyatı arasındaki ciddi fark. Bu özellik ülke ekonomisinin büyümesi için etkili bir faktör.

Tasarım noktasındaki bilinçlenmenin sevindirici olduğunu söyleyen ALFEMO Mobilya Genel Müdürü Ramazan Davulcuoğlu, markalaşma konusunda temkinli. Pazar araştırması yapmadan herkesin marka olma sevdasına düşmesini eleştiriyor: “Marka olma birçok beceriyi bir araya getirebilmeye bağlı. Bu ayrıntı ihmal edilerek markalaşma yoluna gidiliyor. Ayrıca sektörün yan sanayiciye de şiddetle ihtiyacı var.”

Davulcuoğlu’nun altını çizdiği yan sanayi meselesi de, sektör adına önemli ve üzerinde durulması gereken bir konu. Üretimdeki hızlı gelişme, tasarım ve markalaşma yan sanayiye olan ihtiyacı daha da arttırıyor. Artık pek çok sektör ürünlerinde kullandığı malzemeyi diğer firmalara ürettiriyor. Yan sanayiye yönelen firmalar da farklı kollarda uzmanlaşıyor. Okandan Cam, büyük üreticilerin mobilyalarında kullandığı cam malzemesini üreten bir firma. Şirket Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Okandan, üreticilerin kırılmayan veya kırıldığında insan vücuduna zarar vermeyecek cam ürünleri tercih ettiğini belirtiyor. Camın artık modern mobilya tasarımlarının vazgeçilmezi haline geldiğini vurgulayarak, “Sürekli tasarımlarını geliştiren büyük üreticiler her türlü ebat ve farklı renklerde cam talep ediyor. Bu açıdan sürekli üretimimizi geliştiriyoruz ve talebe yetişmekte zorlanıyoruz” diyor. Okandan cam sektördeki büyümenin nasıl yeni iş kolları ve istihdam alanları oluşturduğunun en güzel örneği.

Sonuç olarak mobilya, her geçen gün büyüyen ekonominin yükselen aktörlerinden. Reel sektörün yakaladığı ivmeye hükümet de sahip çıkarsa, mobilyacılar Başbakan Erdoğan’ın 10 bin dolar millî gelir hedefinin önemli taşıyıcılarından olabilir.

AVRUPA SERT AMERİKA POFUDUK SEVİYOR

Mobilya tüketimindeki alışkanlıklar coğrafyalara göre farklılık gösteriyor. Her kültür kendi beğenisine uygun ürünler talep ediyor. İhracatçı firmaların dış pazardaki başarısı, bu beğenilere hitap edebilmekten geçiyor. Özellikle tasarımda, renk ve desenlerde dünyadaki ilgiler çok farklı, tabii ölçüler de. Bazı ülkelerdeki mobilya ölçüleri birbirinden çok ayrılıyor ve bunu dikkate almayan üreticinin o pazarda başarı şansı yok. Hacı Boydak, Avrupa’da oturumu sert mobilyalar satılırken, Amerika’da pofuduk diye tabir edilen yumuşak ürünlerin ilgi gördüğünü söylüyor. Toplumsal alışkanlıkları iyi bilmek de önemli bir pazarlama stratejisi; ancak Boydak, bazı tasarımların evrensel özelliklere sahip olmasının da önemine dikkat çekiyor; çekyatlarda olduğu gibi… İnsanların hayatını kolaylaştıran ergonomik, estetik ve ekonomik ürünlerin her dönem pazar bulma şansı yüksek.

Muzaffer Çilek, yurtdışına açılacak firmaların dikkat edeceği en önemli konunun, o ülkenin mobilya üzerine belirlediği teknik standartları iyi öğrenmek olduğunun altını çiziyor. İkinci önemli konu ise ölçüler. Kimi ülkelerde daha minyon, kimi ülkelerde daha geniş ölçüler talep görüyor. Örnek vermek gerekirse, Arap ülkeleri ve Avrupa’da geniş karyola ve gardıroplar, Kore ve Japonya’da ise daha dar ölçüler tercih ediliyor.

Kaynak: Aksiyon Dergisi

MUTFAK MOBİLYASI VE DOLABININ GENEL FONKSİYONLARI

Genelde mutfak tasarımında dikkat edilmesi gereken mutfağın rahat ve kullanışlı olması bakımından ev sahibinin ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamalı, mutfakta bulunan cihazları ve tencere, tabak, çatal, kaşık gibi malzemelerinde en iyi şekilde kendi bünyesinde bulundurması gerekir. Bu amaçla mutfağı genel anlamda 11 fonksiyona ayırmak mümkündür. Ancak zaman ilerledikçe ve teknoloji geliştikçe bu fonksiyonlarda arttırılabilinir.

1. Yiyecekleri Soğutma Koruma

Evimize aldığımız bazı yiyeceklerin uzun süre dayanması mümkün olmadığından bozulan yiyecekleri soğukta tutmak suretiyle belli bir süre de olsa, bu yiyecekleri korumak mümkün Bu amaçla ülkemizde buzdolabı diye adlandırdığımız. Elektrikle çalışan motoru vasıtasıyla soğuk havayı içinde muhafaza eden dolaplardır. 60/62-110-180 arasında olduğu gibi mutfak alt dolaplarının yanına konan türleri de vardır.

2. Kuru Yiyecekleri Depolama

Bunun için evimizde olarak ayırdığımız oda içerisine odacık veya mutfak dolabına uyacak kızaklı, raylı derin kuru erzak konulmak için yapılmış dolaplardır. Bu dolaplar ahşap veya ahşap ürünlerinden yapılmaktadır.

3. Tabak bardak tencere vb. gibi yerleştirme

Bu tür malzemelerin yerleri genelde farklıdır. Mesela tabaklar üst dolaplarda, bardaklar bardaklık olarak yapılan ve üst dolabın altına yerleştirilen yerlerde olduğu gibi camlı kapak içlerinde muhafaza edilir. Tencereler için alt dolaplarda yer ayrılır. Alt dolaplarda tencere için yer yoksa üst dolap içerisine de konulabilir. Bunların yerleştirilmesini mutfak tasarımı yapan kişi tasarım gereği bir arada düşünebildiği gibi farklı yerlerde düşünebilir.

4. Servis takımlarını yerleştirme

Servis takımları hepimizin de bildiği gibi çatal, bıçak, kaşık ve kepçe gibi takımlardır. Bunlar genelde çekmece içerisine yerleştirilir. Fakat bazı mutfak tasarımlarında makaralı raflar da yapılabilmektedir. Kepçe türü malzemeleri de çekmece veya tezgah üstü duvarda asılacak şekilde de yapılabilir.

5. Elektrikli mutfak eşyalarını yerleştirme

Teknolojinin gelişmesiyle mutfağımızda, elektrikle çalışan bir çok cihaz yer almıştır. Bunlardan bazıları fritöz, blender, sıkacaklar, kesecekler, robotlar ve kahve makinalarıdır. Bu cihazlardan mutfak içinde veya tezgah üstünde, insanın gözüne hoş gelmeyecek biçimde yerleştirilmesi doğru olmadığı gibi dolap içerisine veya büyük cihazları alt dolaplara yerleştirmek mümkün.

MUTFAK DOLABI İMALATINDA KULLANILAN ÖZEL KAPLAMA GEREÇLERİ

Laminat

Ilk olarak 1948 yılında ülkemize gelen laminat “Formika” ürünüdür ve bu nedenle laminatın ismi dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkçe okunuşu formika olarak kalmıştır. Daha sonra Bolu’da kurulan laminat fabrikası ürünleri piyasada formika ürünleri piyasada formika adı altında satılmaya başlamış ve ilk kavram kargaşası ortaya çıkmıştır.

Laminatın başlıca özellikleri; uzun ömürlü, çizilmeye, darbeye, suya ve su buharı ile rutubete,ısıya, yanmaya, güneş ışınlarına, asit ve bazlara karşı mukavemetlidirler. Postforming kalite oranı radius (yarıçap) dönebilir. Zarif profiller üretebilir, renk değiştiirmesi problemi yoktur,cila-boya gerektirmez, tasarımda sonsuz seçenek ve kombinasyon sağlar. Renk,doku,tekstür olabilirlğinin sonsuzluğu sebebiyle teknik, ekonomik ve estetik açılardan çok cazip avantajlar sağlayan laminat HPL (yüksek basınç laminatı) ve CPL (devamlı laminat) olarak iki ayrı sistemle üretilir. HPL çok katlı preslerde 70-100 bar basınç altında, 130°C’de yaklaşık 50 dakika süreyle preslenerek elde edilir. CPL 15-45 bar basınç altında preslenir.

Laminatın kullanım yerleri ise ofis mobilyası, hastane mobilyası, kapılar, tuvalet ve duş kabinleri, mutfak ve banyo dolapları, mutfak ve laboratuvar tezgahları, okul sıraları, modern mobilya, lambri, bina dış cephe kaplamaları, sokak büfe duvarları, tüm ıslak hacimlerde laminatlar kullanılır.

P.V.C (Polivinil Klorür):

Çoğunlukla,plastik halinde veya sert kırılgan tipleri üretelir.

P.V.C. daha çok mutfak ve banyo mobilyalarında kullanılır. Bu mobilyaların tablaların yüzeylerinde, tablaların kenarlarında, çekmecelerde ve süpürgeliklerde kullanılır.

P.V.C. ’nin tabla yüzeyine işlenmesi şu şekilde olur. Genelde M.D.F. üzerinde çalışır. M.D.F. üzerine açılan kanallar üzerine Balon presler vasıtasıyla tüm yüzeyine kenarlar da dahil olmak üzere yapıştırılır.

P.V.C. ’nin masif yerine kullanılmasının nedenleri şunlardır:

1. Masifi boyamak gerekir
2. Masifi işlemek gerekir
3. Uygun masifi bulmak zor olur
4. Homojen desen bulmak zor olur
5. Hammaddelerin azalması ve pahalılaşması
6. Nemli ortamlarda masifin istenilen neticeyi vermemesi.

Hotel odaları mobilya ve dekorasyonları

Darmadağınık bıraktığınız otel odalarının, arkanızdan toparlamak için giren housekeeperlara kişiliğinizle ilgili ne çok ipucu verdiğini hiç düşündünüz mü?

Otel odaları ile evinizin odalarını aynı özende mi kullanıyorsunuz? Unutkanlık katsayınız mı daha büyük, israf katsayınız mı? Odadan hatıra götürme alışkanlığınızın boyutlarını, tabağınıza doldurduğunuz yemeklerle kıyaslayabilir misiniz? Otel odaları kişilikler ile milliyetler arasında ne tür benzerlikler kurar? Kimbilir belki de siz oteli satın aldığını sananlar grubundansınızdır. Belki odanızın sırlarını terbiyesi ile ciddiyeti arasında bir yerlerde saklayan housekeeperlere bir günaydınızı, bir gülümsemenizi, bir bahşişinizi esirgeyenlerdensinizdir? Hatta bir kez kullandığınız havluları asmak yerine yerlere atarak dünyanın ömrünü kısaltıyorsunuzdur da farkında değilsinizdir? Peki otelleri ayakta tutan housekeeping mesleği hakkında ne biliyorsunuz? Sadece oda temizliğini anlıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Bana inanmazsanız Housekeeperlar Derneği Başkanı Meltem Mısırlıoğlu’nu dinleyin. Hem mesleğin inceliklerini öğrenin, hem insanların dünyasına onun açtığı farklı pencereden bakın. Hazır yaz sezonu başlamışken, hangi tesiste kalalım planları yaparken…

- Housekeeping kapsamına neler giriyor?

- Housekeeping çok fazla taşın altından çıktığı için iyi bir housekeeperın daha yatırım safhasında işe alınması lazım. Otelin proje aşamasında bazı aksaklıklar olabiliyor. Asansör yeri yanlış seçiliyor. Yanlış yerlerde pirinçler, cam kubbeler kullanılabiliyor. Çamaşırhane, depo unutulabiliyor. Önceden houskeeperın fikri alınması lazım. Bina işletmeye açıldıktan sonra bunları düzeltmek ve bakımını yapmak çok zor çünkü. Halıların üzerinde ya da küvetlerin içinde harç karılan yerler gördük. Otel daha işletmeye açılmadan malzemelerin canına okunuyor. Bazı dekorasyon malzemeleri çok şık görünebilir ama ömrünü ve temizliğini de düşünmek lazım. Otel açıldıktan sonra müşteri memnuniyeti ve emniyeti çok önemli. Müşterinin özel yaşamına hiç kimse housekeeping kadar yakın değil. Odadan bir şey kaybolduğunda ilk kulağı çekilen kişi housekeperdır. Müşteri her türlü mücevherini parasını ortada bırakabilir, kapısını açık bırakabilir. Elektrik kaçağı, yangın ihtimali en çok olan yerler otellerdir. Müşterinin yanan bir sigarasının tutuşması, bir elektrikli ocağı odasında kullanması, ayrıca kötü niyetli kişilere karşı da housekeeperın çok uyanık olması lazım.

- Beni bunların içinde en çok müşteri memnuniyeti ilgilendiriyor. Mesela o mum gibi gergin yatakları hiç sevmiyorum.

- Siz daha önce bizim otelimizde kaldınız ve benden bir başka tarz yatak yapmamı istediyseniz sonraki gelişlerinizde artık yatağınız hep o şekilde yaparız. Otellerde mum gibi görünsün diye çarşaf ve battaniyeler yatağın altına sokulur, içine girerken sıkıntı çekersiniz. Siz öyle yatakta yatmak istemiyorsanız biz onu ayak payı bırakarak katlayabiliriz; battaniyeyi göğsünüze çekerken zorlanmazsınız.

- Odalarda tüketilen malzemeler sizin sorumluluğunuzda. Peki malzeme bilginiz ne durumda?

- Bir housekeeperın malzeme bilgisinin tam olması lazım. Tabii müşteri konforunu bozmayacak şekilde tasarruflu olacaksınız. Açık bırakılan muslukları kapatacak, ışıkları söndüreceksiniz. Doğru bir temizlik bilgisine sahip olmak, işi daha kısa sürede nasıl yapabileceğinizi planlamak zorundasınız. Biraz kimyadan anlayacaksınız. Yani asiti ve nötr bakım ürününlerini nerede, ne miktarda, nasıl kullanacağınızı bileceksiniz. Aynı zamanda tekstil, çiçek ve makine bilginizin de çok iyi olması lazım. Yani derya gibi olacaksınız.

- Otelleri nedense hep israf mekanları olarak görürüm.

- Haklısınız. Özellikle yiyecek içecekte. Bir anımı anlatayım. Bir tencere firmasının bayiler toplantısı oldu. 900 yataklı bir tesis. Bin 100 kişi ekstra yataklarla tamamen onlara açıldı. Tek tük yabancı müşteriler de var. Müthiş bir açık büfe hazırlandı. Türklüğümden utandığım ilk gündür. Her boy servis tabağı tepeleme doldurulmuş. Benim oturduğum masada tesadüf bir Alman çift var. Sadece bir elma, bir bardak bira, biraz peynir ve bir dilim ekmek almışlar. Yer yarılsın içine gireyim. Bir tek tabağı bile yemeleri mümkün değil. Aklınıza gelebilecek her tip tatlı tek tabakta. Profitrollerle çikolatalı pastalar onun üstünde dondurma onun üstünde revani onun üstünde baklava yani tam bir çöplük.

- Tabakları tencere olarak düşündüler herhalde.

- Ve hiçbirini yemediler tabii. O günkü ezikliğimi anlatamam. Gerçekten otellerde sarfiyat çok fazla. Sınıfınız yükseldikçe, lüksünüz arttıkca israfınız da artıyor. Oda başına yılda birtakım havlu, çarşaf, nevresim, yastık sakata ayrılıyor.

- Dağınık bırakıp gidilen otel odaları müşterilerin karakteri hakkında sizlere neler söyler?

- İnsan ilişkileri anlamında Japonlar bir numara. Çok nazik, çok zarif, sevecen ama o kadar da ürkek insanlar. Standartları çok farklı. Son derece mekanik problemleri var. Kapıları açmayı beceremezler. Bizim otelimizde kart sistemi yok. Normal anahtarlar var. Asla bilmiyorlar açmasını. Herhalde ülkelerinde teknolojinin çok ileri olmasından dolayı böyle oluyor. Mini bar anahtarını oda kilidine sokmaya çalışıyorlar. Öte yandan siz açarsınız kapılarını, deli olurlar, ne yapacaklarını şaşırırlar. Bahşiş vermeye çalışırlar, zorla çay, kahve içirirler. Çünkü kapısını açmışsınızdır. Yirmi defa eğilip kalkarlar. Buna rağmen kendi çamaşırlarını kendileri yıkarlar. Yiyeceklerini yanlarında getirirler. Krakerler, cikletler, şekerler ama hepsi deniz ürünü. Arada bir bahşiş olsun diye elemanımıza hediye ederler. Ama yemek mümkün değil tabii. Kuzey Avrupa ülkesi vatandaşları ile Fransızlar da çok zarifler. Bir Fransız’ın odasında dağınıklılık göremezsiniz. Daha girer girmez jilet gibi giysilerini asar. Hatta yatağında yattığını bile fark etmezsiniz. O kadar böyle kıl gibi girer kıl gibi çıkarlar yataklarından.

- Kimlerin yatağı dağınık peki?

- Amerikalılar, İtalyanlar ve İsrailliler çok dağınıklar. Özellikle Amerikalılar’ın yatak kullanımı çok pis. Yani yiyecek içeçekler de giriyor yatakların içine. Havluların ayakkabı siliminde kullanımına en fazla Amerikalılar’da rastlıyoruz. Bir de Türkler’de. Çevreyi koruma anlayışıyla, daha az deterjan kullanımı için havluların birden fazla kullanımını öneren uyarılar Türkler tarafından hoş karşılanmıyor. Parasını ödedim. Havlunun her gün değişmesini isterim mantalitesi var. Genel olarak Türk otel müşterileri ne yazık ki kabalar. Tabii çok iyi insanlar da var, ama genelde oteli satın almış gibi davranıyorlar.

- Otellerde hatıra eşya alma alışkanlığı mı daha yaygın, el uzunluğu mu?

- Bütün Akdeniz ülkesi insanlarında daha fazla sabun, şampuanı yanımda götüreyim düşüncesi var. Artık ona el uzunluğu değil, hatıra götürmek diyoruz. Ama normal sınırların ötesinde istenebiliyor. Türkler de buna dahil. Araplar’ın da dağınıklığı çok fazla. Odanın kapısını açarsınız adım atacak yer yoktur. Çünkü çoluk çocuk gelmişlerdir ve işte ne kadar özel eşyaları, oyuncaklar varsa her şey halının üstündedir. Hem temizlik hem de güvenlik anlamında çok zordur. O tip müşterilerimiz ayrıldıktan sonra odaları kapatmak zorunda kalıyoruz. Halıları yıkanıyor, perdeleri değişiyor. Eğer zarar verdiyse mutlaka tazmin ediyoruz. Kurutma makinesini açık bırakanlar, halıyı yakanlar oluyor. En kötüsü içkili bir şekilde küvetin içinde uyuyan, suyu açık bırakıp, kontroldan çıkanlar. Bir keresinde otelimizde düğünleri olan bir çiftin akşam konaklayacakları suite gündüzden girmeyi başarıp, arkadaşlarına sürpriz yapmak amacıyla halıya, yataklara şarap dökerek, kuştüyü yastıkları parçalayarak, yatak örtüsü ve perdeleri keserek, her yeri sprey boya ve traş köpüğüyle kaplayarak bir tablo oluşturmuşlardı. Kendilerinden verdikleri zarar doğrultusunda ikibin dolar alındı.

- Böyle nahoş olaylar yaşamak size hayatın çok ilginç yönlerini de öğretiyor olsa gerek.

- Doğru. Bir müşterimizin eşi gecenin bir saatinde başka bir şehirden telefonla arıyor. Bulamayınca o kızgınlıkla taksiye atlıyor otele geliyor. O kadar gerilmiş ve sinirlenmiş bir durumda ve aldatıldığı şüphesi içinde ki otel odasına girip yerle bir etmişti. Televizyonu bile kırmıştı. Odanın tekrar adam olması birbuçuk ay sürdü. Sonradan çok özür diledi ve zararı ödedi. Bütün otel çalışanlarını ahlaksızlıkla suçlamış, hakaretler savurmuştu. Halbuki adamın bir suçu yoktu.

- Türk müşterilerin başka hangi alışkanlıklarınan şikayetsiniz?

- Kadınlardan şikayetimiz makyajlarını havlulara silmeleri. Bir de temizlenmeden yattıklarında yastıkların makyaja bulanması. Onları yıkamak için çok fazla deterjan gidiyor. Ayrıca ağartıcı kullanıyorsunuz, bu da havlunun ömrünü yiyor. En kötüsü tabii ayakkabı silmeleri. O kadar feci bir şey ki. Her otel odasının kapısı arkasında bir adet “rahatsız etmeyin” kartı vardır. Rahatsız edilmek istemeyen insan onu o kapıya asması gerekmektedir. Dünyanın her yerinde mini barcıların, çamaşırcıların ve temizleyicilerin 9.30′a kadar odalara girmesi gerekir. Hem o levhayı koymazsınız kapınıza, hem de kapınız vuruldu diye kıyametleri kopartırsınız. En büyük kıyamet de Türkler’den gelir. Sen benim kim olduğumu biliyor musun, benim kapımı nasıl açarsın diye elemanların üstüne yürüyenler, seni mahvedeceğim diye tehdit edenler var.

- Minibar alışkanlıklarımız nasıl?

- Her millette kaçak içeyim, ödemeyeyim düşüncesi var. Bunun dışında musluk başları, tuvalet kağıtları borusu, küçük ekran televizyonları bile götürenler oluyor. Amerikalılar çok tuvalet kağıdı götürüyor. Battaniye, yastık, bornoz, küçük sabunlanma bezleri korkunç bir şekilde gidiyor. Zaten gitmeye çok yatkın olan sabun, şampuan, kağıt, kalem, kibriti saymıyorum. Bazen kül tablasına da hoşgörü gösterebiliyoruz ama onun dışında havlu çok sık gidiyor. Genellikle otellerin götürülmeye en yatkın olan malzemeleri için bazı otelerde kartlar yazıyor arkadaşlarımız. “Bornozu beğendiyseniz tıpkısını almak için housekeepingi arayın” gibi. Eğer odadan çıkar çıkmaz arkasından girip gördüysek havlunun yastığın gittiğini derhal resepsiyona haber veriyoruz. Tabii çok emin olmak lazım bunu yapabilmek için. Belki başka bir odayla beraber kalınıyordur. Yastığını ona vermiştir, odaya girip de sadece yastığın biri yok gibi bakarsanız siz de mahcup olursunuz. Gece sohbet etmişler, uzun süre oturmuşlar, hava serinlemiş belki yan odadan battaniye getirmiş veya gece orada kalmış olabilir. Suçlamak için çok emin olmak lazım.

- Herhalde bu meslek size çok ilginç unutkanlık öyküleri de yaşatmıştır.

- Evet. Unutulan eşyaların da sorumluluğu bize ait. Her otelin kendi prosedürüne göre belli bir süre saklanıyor. Benim otelimde altı ay çok değerli olmayan, bir sene de değerli eşyalar bekler. Türkler’de daha çok ziynet eşyası unutuluyor. Ya kül tablasına koyuyor, çöpe atıyor veya yastığın içinde unutabiliyor. Çok dikkatli olmamız lazım. Fransız bir çift otelde 10 gün konaklayıp gitti. Odalarında pahalı bir kürk unuttukları anlaşıldı. Beyefendinin adresi bulundu, kendisine sormadan kürk postalandı. Birkaç ay sonra kendisinden bir mektup geldi, baştan sona küfürle doluydu. Otel yönetimi çok şaşırdı. Çünkü doğru bir şey yaptıklarına inanıyordu. Mektubun sonunda olay anlaşıldı. Beyefendi tatile hanım arkadaşı ile gelmişti. Kürk ise eşinin eline geçmişti. Boşandılar. Tüm otel çalışanları çok üzüldü ama yapılacak bir şey yoktu. Unutulan eşya adresi yollanmadan bir süre bekletilmesi ancak talep olursa yollanmalıdır. Doğrusu budur.

- Önemsiz zannettiğiniz için attığınız, sonra başınıza iş açan eşyalar da oldu mu?

- İş hayatımın ilk yılları idi. Bir Kraliyet Ailesi mensubunu birkaç gün özenle ağırladık. Ayrıldığında odalarına bakan kat görevlisi bir torba yiyecek getirdi ve ne yapacağımızı sordu. Kontrol etmeyi atlayıp istersen götürebilirsin dedim ve otelden çıkarmasını sağladım. 2 gün sonra bir faks geldi. Yiyecekler isteniyordu. Çok şaşırmıştım. Dillere destan Kraliyet Ailesi mensubu yiyecek istiyordu. Faks masama geldiğinde büyük bir hata yaptığımı anladım. Yiyeceklerin tamamı Rus havyarı imiş. Yapacağım tek şey bulup satın almak ve kendilerine yollamaktı. Maaşımın tamamını yatırıp havyarları aldım ve yolladım. Bu da bana hem ders hem tecbüre oldu. Bir de bigudi öyküm var. Amerikalı bir iş kadını otelden ayrıldıktan 1 hafta sonra telefon etti. Bir adet bigudisini kaybetmişti. Kayıtları kontrol ettik. Bigudi bizde idi. Fakat çok şaşırmıştık. Bir bigudi telefon parasına değmez diye düşündük. Hanımefendinin telefondaki mutluluğunu anlatmak mümkün değil. Merak edip sorduk neden bu kadar önemli diye. Bigudiler saçına özel yapılmış. Tekrar bulabilmesi mümkün değilmiş. Özetle işimiz sorumluluk, ciddiyet, altyapı istiyor. Başkalarına önemsiz gibi görünen tüm detayları fark etmek, ciddiye almak durumundasınız. Düşünün karşınızda yüzlerce insanın oluşturduğu bir topluluk var. Hepsi kendi lisanını konuşuyor. Öylesine dikkatli olmalısınız ki sesleri karıştırmadan aynı anda dinleyecek ve taleplere cevap vereceksiniz.

- Teşekkür ederim.

Sabah

Çok Özel Bir Beton

Agilia dikey
Agilia dikey perde ve kolon uygulamarı: Agilia dikey; inşaatlarda kolonlar ve perdeler gibi dikey uygulamalarda, yoğun donatılı kalıplarda vibrasyon gerektirmeden ve segrasyona uğramadan kendiliğinden yerleşiyor.
# Uygulama aşamasında döküm teknikleriyle ilgili teknik destek Lafarge profesyonelleri tarafından sağlanıyor.

Avantajları
# Agilia, beton dökümü ve yerleştirmesi sırasında oluşabilecek işçilik ve uygulama hatalarını minimize ediyor.
# Özel formülasyonu sayesinde segregasyon problemi yaşatmıyor. Döküm sırasında vibrasyona gerek olmaması sebebi ile; vibrasyon işçiliğinden, vibratör yatırım maliyetinden, vibrasyon için harcanan zaman ve enerjiden tasarruf sağlıyor.
# Düşük su /çimento oranı ve boşluksuz yapısı sayesinde çevre şartlarının yapı üzerinde sebep olduğu korozyon etkilerini minimize ediyor, beton içindeki donatıyı tamamen sardığı için korozyon etkilerine karşı koruyor.
# Akıcı, ince kıvamı ve homojen yapısı sayesinde en karmaşık kalıplarda, en sık donatılarda ve yapısal bütünlüğü sağlayan kolon kiriş bağlantı noktalarında mükemmel sonuç veriyor. Boşluk oluşma riskini ortadan kaldırıyor. Kalıp yüzeyinin şeklini yansıtarak özel yüzey dizaynlarına olanak sağlıyor.
# Yüksek kalitede yüzey pürüzsüzlüğü sağlayarak, inşaat kalitesini yükseltiyor. Aynı zamanda düzeltme ve tamir nedeniyle oluşabilecek maliyeti ve zaman kaybını da minimize ediyor.
# Ekipmanların kullanımında ve beton döküm süresinde optimizasyon sağlanması ile projenin tamamlanması için gerekli süreyi azaltıyor.

Yapılar Agilia ile güçleniyor
Homojenitesi ile boşluksuz bir yapı oluşturması, en sıkı donatılı kalıplarda bile vibrasyon gerektirmeden kendiliğinden sıkışması sayesinde Agilia güçlendirme projeleri için mükemmel çözüm sağlıyor. Agilia, Lafarge özel pompa hizmetleri ile kalıbın her noktasına ulaştırılabiliyor.

Agilia yatay: Agilia yatay; inşaatlarda döşeme, zemin ve saha betonu gibi yatay uygulamalarda, kendiliğinden seviyelenmesi sayesinde, hızlı ve kolay uygulanıyor.

Avantajları
# Betonun dökümü ve yerleştirilmesi hızlı ve kolay tamamlanıyor, uygulama sırasında işgücünü en aza indiriyor.
# Yüksek kalitede yüzey düzgünlüğü sayesinde mastarlama işçiliği süresinde ve maliyetinde tasarruf sağlıyor.
# Yüksek kalitede yüzey düzgünlüğü sayesinde parke, seramik, halı gibi zemin kaplamaları beton üzerine direkt uygulanabiliyor, şap ihtiyacını ortadan kaldırıyor.
# Lafarge tarafından temin edilen üçayaklar, kot verilmesinin daha sağlıklı ve daha hızlı olmasına yardımcı oluyor.

Agilia temel
Agilia temel, inşaatlarda, temel ve saha betonu gibi uygulamalarda kendiliğinden yerleşmesi, sıkışması, seviyelenmesi sayesinde beton dökümünün hızlı ve kolay tamamlanmasına, uygulama sırasında iş gücünün en aza inmesine olanak sağlıyor.

Avantajları
# Hızlı döküm olanağı sayesinde Agilia dökümü kısa sürede tamamlanıyor.
# Kütle betonlarında oluşacak, soğuk derz ve kot problemlerine çözüm sağlıyor.
# Standart betona göre daha fazla su geçirimsizlik özelliği bulunuyor.
kaynak:evdose.com

Evlerde Yaza Hazırlık

Odanızın havasını değiştirmek istiyorsanız eğer işe aydınlatma elemanlarınızı değiştirerek başlayabilirsiniz. Yeni ampuller takarak ya da lamba iplerini süsleyerek bunu başarabilirsiniz. Lamba iplerini süslemek için boncuklar kullanabilir ve bu boncukları da Tahtakale’den çok ucuza alabilirsiniz.Birbirinden pratik ve bir o kadar da hesaplı önerilerle evinizi yaza hazırlayacak aynı zamanda da evinizde yaşadığınız zamanı bir o kadar da keyiflendirecek önerilerle sizi yansıtacak bir ev oluşturabilirsiniz.

Aydınlatma elemanları demişken abajurlarınız için de yapabileceğiniz yenilikler var. Abajur şapkalarınızı çeşitli işlemeler, resimler veya renkli kumaşlarla kaplayıp eskisinden çok daha renkli ve keyifli bir aksesuar yaratabilirsiniz.

Evinizde eğer şömineniz varsa havalar ısındığına göre artık bir işe yaramayacaktır. Ama yaratıcı fikirlerinizle ona dekoratif bir görünüm verip, işlev kazandırabilirsiniz. Nasıl mı? İçini çakıl taşları ile doldurabilir, önüne yerleştireceğiniz boy boy mumlarlarda mevsime uygun bir görünüm elde edebilirsiniz.

Evinizde baharın geldiğini hissetmek istiyorsanız, bunun için yapmanız gereken en önemli şey saksı çiçeklerini çoğaltmak olduğunu biliyorsunuz. Çiçeklerinizin saksılarını evinize uygun seçerseniz evinizde hem baharı, hem yeniliği yaşayabilirsiniz. Evinizde modern bir görünüm oluşturmak istiyorsanız, parlak ve metal olan saksıları kullanmanızı önerebiliriz.

Salonunuzun veya odanızın bir duvarını canlı bir renge boyayarak keyifli bir ortam hazırlayabilirsiniz. Ayrıca zeminde kullandığınız halınızı da yenileyerek odanıza taze ve yeni bir görünüm verebilirsiniz. Küçük çocuğunuz ya da beslediğiniz bir hayvan var ise yıkanabilir bir model tercih etmeniz size kolaylık sağlayacaktır.

Kanepeleriniz artık gözünüze eskisi kadar hoş görünmüyor ama yenileyebilecek durumda da değilsiniz. Öyleyse elinizdeki materyali değerlendirin. Üzerine yeni yastıklar ve örtüler hazırlayın. Özellikle peluş ve işlemeli yastıklar bu yıl çok fazla kullanılıyor. Ayrıca elinizde bulunan yastıkları da boncuklar ve pullarla süsleyerek yepyeni bir havaya sokabilirsiniz.

Mutfakta nasıl bir yenilik yapabilirim diyorsanız, işe dolaplarınızın kulplarını değiştirmekle başlayabilirsiniz. Tarzınıza göre klasik, modern, tahta, metal, plastik kulp seçeneklerinden mutfağınıza en uygun olanı kullanabilirsiniz. Ayrıca mutfağınızda kendinize küçük bir bahçe hazırlayabilirsiniz. Küçük saksılar içinde nane ve fesleğen ekip, gerektiğinde kullanabilirsiniz. Bu size büyük bir keyif verecektir.

Küçük puflar ve rengarenk kocaman yastıklarla evinizin havasını yenileyebilirsiniz. Kanapede otururken ayağınızı pufa uzatabilir, yerde kitap okumayı seviyorsanız da yastıkları kullanabilirsiniz.

Keyifli ve eğlenceli kutular yaparak ortalıkta duran ufak tefek eşyalardan da kurtulabilirsiniz. Yapışkanlı kaplama kağıtları ile kutulara dekoratif bir görünüm de kazandırmış olacaksınız.

Banyonuz için de küçük ama sevimli değişiklikler yapabilirsiniz. Banyo perdenizi yenileyebilirsiniz. Desenli veya düz bir perde yardımıyla banyonuzun havasının bir anda değiştiğini göreceksiniz. Ayrıca banyonuza uygun renkli havlular kullanarak bu havayı daha da güzelleştirebilirsiniz.

En çok beğendiğiniz fotoğraflarınızı bir araya getirerek kendinize bir galeri hazırlayabilirsiniz. Resimleriniz için kullanacağınız farklı formlu ve uygun materyallerden yapılmış çerçeveleri kullanabilirsiniz.

Sayfalar: 1 2 3 ... 7

Dekorasyon ve Mobilya Sitemiz Wordpress altyapisini kullanmaktadir.

eXTReMe Tracker